Site İçi Arama

egitim

Hayatın Matematiği, Boğaziçi Düşü/yor mu? (Bölüm 3):

1923 sonrası Robert Koleji, Türkiye’nin batıya açılma ve modernleşme süreciyle paralel olarak 1971 yılına kadar yüksek akademik başarısını sürdüren ve güçlendiren bir kurum olma özelliğini korur.

Boğaziçi Üniversitesi, Robert Kolej’in (1863) 108 yıllık akademik mirasını devraldığında tarih 1971 idi. 

Yıllarca Türkiye akademik eğitimde ilk sıralarda yer alan bu üniversitenin ruhunu anlayabilmek için zamanla yoğrulmuş ‘’belleğine’’ kısaca dokunmak gerekiyor.

ROBERT KOLEJ

1863 yılında Amerika Birleşik devletleri dışında kurulan ilk Amerikan okulu olma özelliğini taşıyan kolej, başlangıçta bir misyonerlik ruhu ve Hristiyan değerleri eğitim anlayışında etkili olsa da zamanla laik bir eğitim modeline doğru evrilir.

Sunduğu kaliteli eğitim ve mezunlarının Osmanlı bürokrasisinde ve entelektüel yaşamında önemli roller üstlenerek Osmanlı yetkililerinin de saygısını kazanır.

1908 yılında Robert Kolej ilk öğrenci konseyini kurar. Okul yönetiminin öğrenci katılımına yönelik bu adımında, Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesi (1908) ve daha özgür bir siyasi atmosferin oluşması ve buna paralel siyasi gelişmelerin etkisinin olduğunu görüyoruz.

İlk Öğrenci Konseyi, öğrencilere kendi sorunları ve okul topluluğuyla ilgili kararlar alma süreçlerinde aktif olarak katılma fırsatı sunarak, liderlik ve sorumluluk duygularını geliştirmelerini amaçlar. Böylelikle okul ortamını daha demokratik, kapsayıcı ve öğrenci odaklı hale getirme yolunda ilk adımla atılır.

1914-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti, savaşta Almanya’nın müttefiki olarak İngiltere ve ABD’ye karşı konumlanmış olmasına rağmen, Robert Koleji kapatılmaz ve eğitim faaliyetlerine devam eder.

Osmanlı’nın çöküş sürecine de tanıklık eden bu kurum farklı kimliklere sahip öğrencilerle çok kültürlü, entelektüel bir merkez olmayı sürdürür.

1923 Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Robert Koleji, eğitim politikalarında köklü değişiklikler yaşar. Kurumun misyonerlik faaliyetleri büyük ölçüde kısıtlanır ve eğitim anlayışı Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve Milli Eğitim ilkelerine uyumlu hale getirilir.

1923 sonrası Robert Koleji, Türkiye’nin batıya açılma ve modernleşme süreciyle paralel olarak 1971 yılına kadar yüksek akademik başarısını sürdüren ve güçlendiren bir kurum olma özelliğini korur.

 

Kaynak: ChatGPT (OpenAI)

(Veriler, Türkiye Cumhuriyeti arşivleri, Robert Koleji mezuniyet kayıtları, akademik yayınlar ve ikincil kaynaklara dayalı tahmini analizler içerir.)

Yıl 1971

1950’lerden itibaren üniversite düzeyinde eğitim veren Robert Koleji,1971 yılında Boğaziçi Üniversitesine dönüşür.

O yıl Türkiye, askeri muhtıralar ve ideolojik çatışmaların arasında yönünü bulmaya çalışırken -tam da bu karmaşanın ortasında- Boğaziçi Üniversitesi yeni adıyla sahneye çıkar. Bu dönemde hem akademik özerklik hem de uluslararası standartlarda eğitim ideali ile eleştirel, katılımcı ve çoğulcu yeni bir kimlik inşa etmeye çalışır. Resmi olarak devlet ile bütünleşirken, düşünsel olarak özgürlükçü geleneğinden ödün vermez!

80’li yıllar

12 Eylül darbesinin kısıtlamalarına rağmen, Üniversite akademik özgürlük konusunda taviz vermez.1982’de YÖK düzenlemesiyle tüm üniversiteler merkezileştirilirken, Boğaziçi kendi geleneğini korumayı başarır.

Bu dönemde;

-Türkiye’nin ilk Bilgisayar Mühendisliği açılır. (1981)

-Kandilli Rasathanesi uluslararası sismik ağın önemli bir aktörü olur.

-TÜBİTAK Bilim Ödülleri’nin neredeyse yarısı Boğaziçi Üniversitesine gider.

1990-2000’li yıllar

Soğuk Savaş’ın sona erdiği dönemde Türkiye, koalisyon hükümetlerinin sıkça değiştiği ve siyasi istikrarsızlığın hakim olduğu bir süreçten geçiyordu. Dönemin en kritik olaylarından biri de 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi olur.

1990’lı yıllarda Türkiye karmaşık ve zorlu bir dönemden geçerken, Boğaziçi Üniversitesi bilim diplomasisinde hem Türkiye’nin elçisi olur hem de küresel sahnede öne çıkmaya başlar.

Erasmus’un ilk protokollerini imzalayarak, Sorbonne ve Berkeley ile kardeş kampüs olur. SCI indeksindeki yayın sayısında Türkiye liderliğini hiç bırakmaz.. O yıllarda  Endüstri Mühendisliği mezunları Silikon Vadisi’nde Apple ve Intel’e katılır.

Tüm bu yıllar boyunca Boğaziçi’nin yükselişi; şansa değil, sağlam bir iradeye dayandığını gösteriyor.

Yine başarısının en büyük göstergesi de yıllar içinde hızla artan yayın sayısı 1992 yılında 108 olan yayın sayısı 2000 yılında 201’e ulaşıyor.

2000 Akademik Performans Raporuna göre;

Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye yükseköğretiminde ‘’akademik başarı’’ denince akla gelen referans kurumdur. Bu statü; nitelikli öğrenci kabulü, uluslararası standartlarda araştırma kültürü ve kurumsal özerklik ilkelerinin 50 yıllık tutarlı uygulamayla inşa edilmiştir. (Kaynak; YÖK,TÜBİTAK-ULAKBIM verileri)

Peki, 2000 yılından sonra neler oluyor?

2000 yılından sonra da yayın sayısında artışlar devam ediyor.

2000-2003 arasında WOS yayınları 7,5 kat

Toplam yayınlar 6,9 kat

Ortalama yıllık büyüme %8-10 

Peki, bu büyüme 2012 yılından sonra Boğaziçi Üniversitesi’nin dünya sıralamasına nasıl yansımıştır? Bakalım!

2000-2023 yıları arasında ortalama  %8-10 büyüme sağlayan, toplam yayınların 6,9 kat arttıran Boğaziçi, dünya sahnesindeki sıralaması 2015’te hızla gerilmeye başlıyor.

O zaman soru şu:

“Boğaziçi’nin artan yayınlarına rağmen neden uluslararası görünürlüğü azalıyor?’’

Aslında bu soru küresel yükseköğretimin temel bir gerçeğine dokunuyor.

Demokratik ortamdan uzaklaşan bir eğitim kurumun niceliksel büyümesi niteliksel bir üstünlüğe dönüşmüyor.

Akademik özgürlüğün zayıflaması ile birlikte; yaratıcılık ve yenilikçilikte meydana gelen azalma, akademik yayın kalitesinin düşmesi nitelikli akademisyen ve öğrenci kaybı, öğrenci katılımının ve sivil toplumla ilişkilerin zayıflaması, uluslararası sıralamalarda gerilemenin olmaması mümkün değildir.

 Boğaziçi Üniversitesi, yalnızca Türkiye’nin en köklü akademik kurumlarından biri olmakla kalmayıp aynı zamanda özgür düşünce, eleştirel akademi ve kurumsal özerkliğin simgesi olarak da uzun yıllar boyunca özel bir konuma sahipti. Ancak son yıllarda yaşanan idari atamalar, akademik yapının dönüşümü, öğrencilerin karar alma süreçlerinden dışlanması, kurumsal aidiyet duygusunda zayıflamalara ve akademik performansta geçici bir duraklamaya neden olmuştur.

Bu durum, üniversitenin yerel ve küresel ölçekteki itibarı üzerinde de ölçülebilir negatif etkiler yaratmıştır.

Yine de şu vurguyu yapmalıyım:

Boğaziçi’nin karşı karşıya kaldığı bu geçici başarısızlık süreci bir süre sonra, küresel akademik rekabet ortamında, özgür ve özerk yapısını yeniden inşa edecektir. Sadece kendi kimliğini değil, aynı zamanda Türkiye’deki yükseköğretim sisteminin demokratikleşme potansiyelini de güçlendirecektir.

Bu yazıyı Boğaziçi Üniversitesi’nin özgür akademik geleceği için mücadele eden tüm akademisyen ve öğrencilere ithaf ediyorum.

Araştırmacı Yazar Hülya ŞENER
Araştırmacı Yazar Hülya ŞENER
Tüm Makaleler

  • 19.06.2025
  • Süre : 4 dk
  • 921 kez okundu

Google Ads