Asgari Ücretle de Kalkınmak Mümkündür, Türkiye’nin Doğusu Ülkemizin Devasa Fabrikası Olmalıdır
Türkiye’nin yıllardır çözemediği birçok sorunun ortak bir kök nedeni var; işsizlik. İşsizliğin olduğu yerde göç vardır, yoksulluk vardır, sosyal gerilim vardır. Bu nedenle kalkınmayı konuşurken önce şunu kabul etmeliyiz; iş ve aş olmadan hiçbir reform kalıcı olmaz.
Asgari ücret, yıllardır Türkiye’de tartışılan bir sorun başlığı olarak öne çıkıyor. Oysa mesele asgari ücretin kendisi değil; bu ücretle çalışan milyonların nerede ve nasıl istihdam edildiğidir. Doğru bir sanayi politikasıyla, emek yoğun sektörleri Doğu’ya yönlendirerek, makul bir sürede; 1–2 milyon kişiye asgari ücret düzeyinde iş imkânı sağlamak mümkündür. Bu ülke kalkınması için bir yük değil, gerçek bir fırsat olabilir. Türkiye’nin doğusundaki yeni fabrikalar sadece iş yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda ülkeye ekonomik denge getirecektir.
Türkiye’nin yıllardır çözemediği birçok sorunun ortak bir kök nedeni var; işsizlik. İşsizliğin olduğu yerde göç vardır, yoksulluk vardır, sosyal gerilim vardır. Bu nedenle kalkınmayı konuşurken önce şunu kabul etmeliyiz; iş ve aş olmadan hiçbir reform kalıcı olmaz.
Bir ülkede insanlar çalışıyorsa, üretiyorsa ve geçimini sağlayabiliyorsa; eğitim de düzelir, şehirler de gelişir, demokrasi de güçlenir. Türkiye’nin temel meselelerinin kök nedeni ideolojik değil, iktisadidir.
Bugün ülkemizde çalışanların büyük kısmı asgari ücret veya ona çok yakın gelirlerle hayatını sürdürüyor. Asgari ücret artık istisnai bir ücret olmaktan çıkmış, fiilen ülkenin yaygın ücreti haline gelmiştir. O halde gerçekçi olalım; bu gerçeği yok saymak yerine, kalkınmanın bir aracına dönüştürmek zorundayız.
Burada kilit soru şudur; asgari ücretle çalışan bu büyük kitle nerede ve hangi şartlarda istihdam edilmektedir, edilmelidir?
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da işsizlik oranları yüksek, genç nüfus fazla ve göç baskısı çok güçlüdür. Batı’da ise nüfus yoğunluğu artmakta; konut krizi, altyapı sorunları ve sosyal gerilim derinleşmektedir. Yıllardır süren Doğu’dan Batı’ya göç ne Doğu’yu kalkındırmış ne de Batı’yı rahatlatmıştır.
Oysa çözüm net ve aslında da tekdir: ağırlıklı olarak asgari ücretle çalışan sanayi kollarını ülkemizin Doğu’suna kaydırmak ve yönlendirmek.
Tekstil, hazır giyim, ayakkabı, basit montaj ve gıda işleme gibi emek yoğun sektörler; yüksek teknoloji gerektirmeden, doğru planlama ve teşviklerle Doğu’ya rahatlıkla kaydırılabilirler veya Doğu’da rahatlıkla kurulabilirler. Bugün Mısır’a, Bangladeş’e giden yatırımlar, doğru altyapı ve kararlı bir sanayi politikasıyla Diyarbakır’a, Van’a, Şanlıurfa’ya gidebilirlerdi.
Hayal satmaya gerek yok; rakamlar yeterince güçlü. Bugün Türkiye’de yalnızca imalat sanayinde 4 milyonu aşkın ücretli çalışan bulunuyor. Bunun yaklaşık 1 milyonu tekstil ve hazır giyim, 700–800 bini gıda sanayi, yarım milyonu mobilya ve ağaç ürünleri, yüz binlercesi de ayakkabı, ambalaj ve basit montaj gibi emek yoğun sektörlerde istihdam ediliyor. Bu tablo şunu gösteriyor; mesele yeni bir yapı icat etmek değil, mevcut üretim kapasitesini doğru coğrafyaya kaydırmak ve yönlendirmektir.
Gerçekçi bir planlamayla, orta vadede 1 ila 2 milyon kişinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da asgari ücret düzeyinde istihdam edilmesi, abartılı değil; ulaşılabilir bir hedeftir.
Somut düşünelim. Doğu’da 1 milyon kişiye asgari ücretli iş sağlandığında, her ay bölgeye milyarlarca liralık düzenli gelir girecektir. Bu para yalnızca maaş değildir; bu para bölgedeki esnafa gidecek, kiraya gidecek, ulaşıma gidecek, eğitime gidecektir. Şimdi bu etkiyi 2 milyon, hatta 3 milyon kişiyle çarpın. Doğudan Batıya göçün yavaşlayacağını, yerel ekonominin canlanacağını ve sosyal yardıma olan ihtiyacın azalacağını görmek zor değildir, hayal olmayacaktır.
Özellikle tekstil sektörü bu açıdan stratejiktir. Türkiye’nin ihracatında önemli paya sahip olan bu sektör, aynı zamanda kadın istihdamı için büyük bir fırsattır. Doğu’da kurulacak tekstil ihtisas organize sanayi bölgeleri, yüz binlerce kadını üretime katabilir. Bu, yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir dönüşüm anlamına da gelir.
Burada devlete önemli bir rol düşmektedir. Devlet artık yalnızca teşvik veren bir aktör değil; gerektiğinde öncü yatırımcı olarak, büyük sanayi projelerine yeni bir vizyonla giren bir girişimci olmalıdır. Geçmişin hatalarından ders alan, şeffaf, verimli ve bölgesel kalkınmayı esas alan bir sanayi politikası ile bu pekâlâ mümkündür.
Sonuç olarak; asgari ücret, doğru yerde ve doğru sektörlerde kullanıldığında bir yoksulluk göstergesi değil, bir kalkınma aracı olacaktır. Doğu’da üretim artarsa Batı da rahatlar. İnsanlar doğdukları yerde doyacaklar, ülke dengelenecektir. Türkiye’nin ihtiyacı olan en öncelikli şey daha fazla iş ve daha fazla aş olmalıdır.
Kaynakça
- Doğudan Batıya Göç Tersine Dönüştürülemez mi?
- https://strasam.org/siyaset/kamu-politikalari/dogudan-batiya-goc-tersine-donusturulemez-mi-3878
- Devlet Yeniden Büyük Firmalar ile Ama Bu Kez Farklı Bir Vizyonla Tekrar Sanayici Olmalıdır
- https://strasam.org/strateji/turkiye-ekonomisi/devlet-yeniden-buyuk-firmalar-ile-ama-bu-kez-farkli-bir-vizyonla-tekrar-sanayici-olmalidir-3912