Site İçi Arama

hukuk

Magna Carta Nedir? Türk Milleti Kendi Magna Carta’sını Neden Yazamıyor?

Magna Carta; İngiliz Kralı John’un İngiliz lordlarına 15 Haziran 1215 tarihinde verdiği hakları gösteren belgedir, sözleşmedir. Bu belge kral ile lordlar arasındaki ilişkinin hukuki çerçevesini çizmiştir. Magna Carta, lordların haklarını hukuki olarak garanti altına almıştır. Böylece zamanla bu belge, İngiliz anayasal özgürlüklerinin temeli haline gelmiştir. Hukuk Devleti dediğimiz şey böylece ortaya çıkabilmiştir. Bir avuç lord Kral John’a karşı bunu başarabilmiştir. Kanunun yüceliğinin deklare edilmesi ve bunun bir metinle tasdik edilmesi, Magna Carta’nın görkemini bugün bile bize gösteriyor.

İnsan dünyayı var etmedi ama bu gidişat yok edeceğini gösteriyor. İlk insandan günümüze birçok olaya şahit oldu insanoğlu. Her bir olay bir başka olayın doğru ya da yanlış meydana gelmesinde en etkili baş rol oyuncusu oldu. Ölümlü ya da ölümsüz her türlü gelişme, derinden etkiledi insanlığı. Bugün de yaşanmakta olan kötülükler, neden sonuç ilişkisiyle insanlığı var oluşundan itibaren ayağına dolanıyor. Bu döngünün, kötü yazgının değişmesi beklenmiyor. Bununla yaşamayı öğreneceğiz ya da mutsuzluk içinde bu dünyadan sıramız geldikçe göç edip gideceğiz. 

Bununla birlikte insanoğlu var oluşundan itibaren büyük aşama kaydetti. Göçebe avare yaşayan insan, avcılıkla ve toplayıcılıkla yaşamını sürdüre telaşında oldu. Zamanla yerleşik hayata geçti. Medenileşti. Sayısız icadı ve keşfi gerçekleştirdi! 

Öte yandan insanlık tarihi, sadece insanların gurur duyacağı olayları kendisine konu etmiyor. Tarih, aynı zamanda savaşların, doğal felaketlerin, yıkımların da öyküsünü yazıyor. Ateşin kontrol altına alınmasından, yazının bulunmasına, Buda’nın doğumundan, son peygamber Hz. Muhammed'in İslam’ı tebliğine, ABD’nin kurulmasından, birinci ve ikinci dünya savaşlarına kadar, ilk insanın uzaya çıkışından, kopya koyunun doğumuna kadar ve daha saymadığım birçok şey sonuçlarıyla tarihin akışını değiştirdi. Yepyeni gelişmelerin yaşanmasına yol açtı. 

Bu aşamaların en önemlileri arasında yer alan Magna Carta (Great Charter-Büyük Sözleşme) üzerinde biraz oturup düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Batı toplumlarının medeniyete yürüyüşünde önünü açtığına inandığım bu basit belgenin bir benzerini biz Türk toplumu olarak henüz bu çağda üretebilmiş değiliz. Böyle bir belge uğruna hayatını adayacak insanlar da aramızdan pek çıkmıyor. 

Peki Avrupa’da nasıl çıkmış? Nedir Magna Carta dedikleri şey?

Avrupa’da kralın yetkilerini sınırlayan bu anlayış sayesinde bugün Hukuk devleti dediğimiz anlayış ortaya çıktı. Yani 1215 yılında yazılı metne dökülen bu anlayış muktedirlere karşı halkın birleştiği zaman nasıl hakların kazanıldığını gösteren en anlamlı belge olarak tarihe geçti. 

Magna Carta; İngiliz Kralı John’un İngiliz lordlarına 15 Haziran 1215 tarihinde verdiği hakları gösteren belgedir, sözleşmedir. Bu belge kral ile lordlar arasındaki ilişkinin hukuki çerçevesini çizmiştir. Magna Carta, lordların haklarını hukuki olarak garanti altına almıştır. Böylece zamanla bu belge, İngiliz anayasal özgürlüklerinin temeli haline gelmiştir. Hukuk Devleti dediğimiz şey böylece ortaya çıkabilmiştir. Bir avuç lord Kral John’a karşı bunu başarabilmiştir. Kanunun yüceliğinin deklare edilmesi ve bunun bir metinle tasdik edilmesi, Magna Carta’nın görkemini bugün bile bize gösteriyor. 

Burada öne çıkarılması gereken esas temanın, bir halk birleştiğinde yapabileceklerine dikkat çekmek olmalıdır. İnsan haklarının, anayasacı hareketlerin ve genel olarak demokrasi mücadelesinin esin kaynağı olan Latince ismiyle Magna Carta’nın, bir giriş ve 63 maddeden oluştuğu kabul edilir. Son bölümde kralın fermana bağlı kalmasını sağlamak üzere 25 barondan oluşan bir kurula yer verir ve kurul, kralın fermanı ciddi bir biçimde ihlal ettiğine ilişkin bir kanaate sahipse, ona karşı savaş açma hakkına sahip kılınır. Bu sözleşme belgesinin en önemli özelliği, artık kral iradesinin tek başına belirleyici olmaktan çıktığının tescil edilmesidir. Bu iradenin üstünde toplumsal olarak desteklenen soyut bir hukuka atıf yapmasıdır. 

Magna Carta’nın 39. Maddesi ise tam bir bireysel hak ve özgürlük anıtı gibi yazılmıştır: “Hiçbir özgür kişi, kendi denklerinin hukuken geçerli bir hükmü ya da ülke yasalarının gerektirdiği durular dışında tutuklanamaz, hapse atılamaz, mallarından ve yasal haklarından yoksun bırakılamaz, sürgüne gönderilemez.”

İddia ediyorum, Magna Carta’nın öngördüğü hukuk devleti, bireysel hak ve özgürlüklere tanınan güvence, bugünün Türkiye’sinde eser miktarda dahi bulunmamaktadır. Bizde gücü ele geçiren herkes tiranlaşma eğilimine sahiptir. Çünkü gördüğü, örnek aldığı odur. Ailelerde babalar, o yoksa abiler, o da yoksa nadiren anneler tiran gibi ailesini yönettiğini sanır. Okulda müdürler, sınıflarda öğretmenler, şantiyelerde ustalar, fabrikada ustabaşları, askerde onbaşılar, devlette daire başkanları, başkanlar, genel müdürler, siyasi partilerde genel başkanlar, hükümetlerde bakanlar ve hepsinin üstündeki cumhurbaşkanı koskoca Türkiye’yi adeta tiran gibi yönetmek ister. Hiç kimse kendisine sınır konmasına razı olmaz. Örneğin, Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanının iradesi dışına çıkamaz. 25 kişiyi temsilen bugünün Türkiye’sindeki Anayasa Mahkemesi üyeleri, siyasi iradenin en tepesinin gözlerinin içine bakarak karar verme eğilimine girmiştir. Hâl böyle olunca hukuk devleti de olamıyoruz. Baştan aşağıya doğru, gücü yeten yetene zulmediyor. Bu şekilde yaşarmış gibi yaşayıp gidiyoruz. 

Hukuk devleti, tiranlaşan yöneticilere karşı direnişin meşruluğunu baştan onaylayan sistemdir. Bu da ancak ezildiğini kabul eden, hakkını arayan, haklarını çiğnetmeyen, kendisi de hak yemeyen, yedirtmeyen bir toplum yapısı ile gerçekleştirilebilir. Bunun için mücadele edebilecek bireyler ister. En tepedeki yöneticiden aşağıya doğru tüm yöneticilerin keyfi yetkilerini sınırlamak için ayağa kalkmak, cesaretle dimdik durabilmek ister. 

Dimdik durmaya var mısınız? Değilseniz, tebaa gibi yaşamaya devam edeceğiz. Dimdik durabildiğimiz an, biz de Türk toplumu olarak kendi Magna Carta’mızı yazmaya muktedir olacağız, iktidar ile eşit düzlemde buluşup, karşılıklı yerlerimizi belirleyip, aramıza çizgiyi çekeceğiz. İşte o zaman gerçek hukuk devletinde yaşamaya, hakikaten çağdaş uygarlık seviyesi yolculuğumuzda mesafe kat etmeye başlayabileceğiz. Bu olmada, bizden olmaz. Bunu siz de biliyorsunuz, hem de iliklerinize kadar. Damarlarınızdaki asil kan, boşa akıp gitse de durumuz budur.

Saygı dolu sevgiyle.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 15.10.2023
  • Süre : 3 dk
  • 1052 kez okundu

Google Ads