Mumcu'ya Uğur’lar Olsun
"Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır" başlıklı yazısıyla Kim Dergisine geçiş yaparken, "Anayasa Mahkemesine Saldıranlara: Anayasaya Saygı" başlıklı yazısıyla Akşam Gazetesinde incelemeleri yayımlanmaya başladı.
Coğrafya bazen kaderdir, ama o kaderin içinde "doğruyu söylemek" her yiğidin harcı değildir. Bazı topraklar gerçeği fısıldayanları değil, yalanı alkışlayanları sever. İşte tam da bu iklimde, kalemini kâğıda değil, vicdanına banarak yazan bir isim geçti bu dünyadan, esasında ülkemizden.
O, hayatı boyunca konforlu yalanların rüzgârına kapılmak yerine, fırtınalı hakikatin ortasında durmayı yani zor olanı seçti. Onun yazın hayatı, sadece bir gazetecilik faaliyeti değil, aynı zamanda adeta bir "temizlik" operasyonuydu. Çıkar gruplarının, karanlık odakların ve halkın sırtından geçinenlerin ayaklarına bastı. Kötü çarkların dişlileri arasına cesurca gerektiğinde çomağını sokabilecek cesareti gösterdi. Bu cesareti, onu sistemin dışına itmeye çalışanlar tarafından "Sakıncalı Piyade" sıfatıyla damgalanmasına neden oldu. Ancak o, bu sıfatı bir utanç abidesi olarak değil, onurlu bir madalya gibi göğsünde taşıdı.
Saplantısız bir ideolojik duruşa sahip olması, sorumlu bir kalem erbabı oluşu, onun en belirgin özelliği idi. Onu diğer meslektaşlarından ayıran en temel özelliği ise, ideolojisinin kör bir saplantıya dayanmamasıydı. O, önce araştırır, belgeleri konuşturur, parçaları birleştirir ve ancak ondan sonra kaleme alırdı. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya karşı açtığı savaş, bugün bile basın dünyasının en büyük prensibidir. Onun pusulası her zaman "halkı uyandırma" göreviydi. Bir aydın sorumluluğuyla, toplumun üzerine serpilmiş ölü toprağını kaldırmayı kendine şiar edinmişti.
22 Ağustos'ta Kırşehir'de doğan, 24 Ocak’ta hunharca katledilen bu ‘ölümsüz’ gazeteci, bizlerden biriydi, tapu kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey ile Nadire Hanımın dört çocuğunun üçüncüsüydü. Ankara Ulus'taki Devrim İlkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler'deki Ulubatlı Hasan İlkokulunda tamamlamıştı. Ankara Deneme Lisesinden sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Yazmaya öğrencilik yıllarında başladı. Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülünü almıştı. 27 Mayıs ortamında "İnsanlar sadece konuştuklarından değil sustuklarından da sorumludurlar" diyerek Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde yazdığı makalelerle bir yandan Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimlerini, tam bağımsız bir Türkiye'yi savundu. Yazılarının başlıkları birer manifesto gibiydi.
"Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır" başlıklı yazısıyla Kim Dergisine geçiş yaparken, "Anayasa Mahkemesine Saldıranlara: Anayasaya Saygı" başlıklı yazısıyla Akşam Gazetesinde incelemeleri yayımlanmaya başladı. 12 Mart'ın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan payına düşeni aldı. Bir süre gözaltında tutuldu. Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada, orduya hakaret etme savıyla tutuklandı. Mamak Askeri Cezaevinde bir yıla yakın kalmayı takiben Tuzla Piyade Okulu’na sonrasında Patnos’a uzanan askerlik hayatı başladı. Askerlik sonrasında tekrar yazın hayatına döndü. Yazılarında hem sorunları dile getirdi hem de hukuka aykırı ve yasadışı uygulamaların üstüne gitti. Onlarca kitap, neredeyse binlerce makale, hatta tiyatro oyunları yazdı. Kâğıda dökülen düşünceleriyle, Türk insanını aydınlatmaya, aydınlık bir Türkiye inşa etmek için çabalamaya devam etti.
Kırılan kalemler ve ölümsüz fikirler. Maalesef, bu coğrafyanın karanlık bir geleneği vardır: Susturamadıkları fikri, o fikrin sahibini yok ederek yok edeceklerini sanırlar. 24 Ocak 1993 tarihinde bir Pazar günü arabasına yerleştirilen bir bombayı patlatarak onun da kalemini kırdılar, sesini kesmek istediler. Ancak unuttukları bir şey vardı; fikirler kurşun geçirmez. O, bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, yazdığı her satır bugün hala karanlık köşeleri aydınlatmaya devam ediyor.
Dürüstlüğün bedelini canıyla ödeyen, kalemini satmayan ve eğilip bükülmeyen tüm hakikat savaşçılarına selam olsun. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Uğur Mumcu bir değerdir. Bizlerin ona karşı vefa duygumuz devam etmelidir. Uğur Mumcu bedenen öldü ama yılmaz, cesur söylemleri ilk günkü gibi dimdik ayakta duruyor. Uğurlar olsun.