Site İçi Arama

savaslar

ABD/İsrail-İran Savaşının Kazananları ve Kaybedenleri

Tuhaf başlayan savaşın, ateşkesinin de tuhaf olması, gayet doğal. Bakalım gerçek bir ateşkes ve anlaşma olacak mı? ABD hegemonyası kazanmadan bu savaşı bitirmez. Kazanamazsa, hegemonyası biter. İki tarafın da bu savaşı kazandığını deklare etmesi başka, kazanması başka.

Başlarken bitirme amacıyla bir tarafın tüm üst düzey lider kadrosunun imhasıyla başlayan ABD/İsrail-İran savaşının 40’ıncı gününde, her iki tarafın taleplerinin görüşülebilmesi için iki haftalık bir ateşkes devreye girdi. Her iki taraf derken, bir tarafta ABD, diğer tarafta İran var. Nedense İsrail’in ismi, ABD ile birlikte hareket ediyor olmasına rağmen, savaşın sona ermesi adına pek de fazla anılmıyor. Bu da ateşkes ve anlaşmanın geçerliliğine oldukça gölge düşürüyor. Ayrıca savaş başladığında, daha doğrusu ABD/İsrail hegemonyası İran’a saldırdığında da, taraflar arası görüşmeler devam etmekteydi. Bu sebeple, ABD/İsrail’in ateşkese uyup uymayacağı ayrı bir muamma olarak ortaya çıkıyor. Keza, İran da “Anlaşma sağlandı”haberleri gelmesine rağmen, Tel-Aviv’e füze göndermekten çekinmiyor. Belki de, İran sadece füze değil, “Ben hala canlıyım, ayaktayım, oyun oynarsanız, anlaşma deyip bomba yağdırırsanız, vatandaşlarınız sığınaktan çıkamaz.” mesajı gönderiyor İsrail’e. İsrail de ateşkesin tarafı değilmiş gibi, Beyrut’u bombalamaya devam ediyor. Ateşkes ilanı var, ancak patlamalar, bombalamalar azalmadan devam ediyor. Güvenilmezlik, karşılıklı olarak, had safhada.

Tuhaf başlayan savaşın, ateşkesinin de tuhaf olması, gayet doğal. Bakalım gerçek bir ateşkes ve anlaşma olacak mı? ABD hegemonyası kazanmadan bu savaşı bitirmez. Kazanamazsa, hegemonyası biter. İki tarafın da bu savaşı kazandığını deklare etmesi başka, kazanması başka.

Asimetrik güçlerin mücadelesinden tam bir sonuç çıkmayınca İran tarafından 10, ABD tarafından 15 maddelik birbirinden tamamen farklı talepler ortaya kondu. Birbiriyle uyumsuz, karşı tarafın kabul etme ihtimali zayıf bu taleplerin bir şekilde karşılıklı yontulması şart. Maksimalist taleplerin karşı tarafça kabul edileceğini sanmak da başka bir tuhaflık. Dolayısıyla bir anlaşmaya varmak zor gözüküyor. Hele ki her iki taraf kazanmayı sahiplenmiş ve kaybetmeyi karşı tarafa yüklemişken kolay kolay bir anlaşmaya varılmasını beklemek, açıkçası çok büyük iyimserlik olur. Karşılıklı olarak “Yaşasın, biz kazandık, kazanıyoruz!” açıklamaları, taraflar tarafından bir taraftan kendi iç ve dış kamuoylarını manipüle etmek için kullanılırken, diğer taraftan savaşın gidişatı ve sonucunun hala belli olmadığı gerçeğini gösteriyor. Tam anlamıyla bir ateşkes ya da yazılı bir anlaşma olana dek, ara ara mola verilse bile, taraflardan birinin kaybetmeyi kabul etmesine kadar, devam etmesi çok daha muhtemel bir savaş izliyoruz. 

Peki, tüm bu algı yönetimi içeren açıklamaları bir tarafa bırakırsak, elimizdeki kamuoyuna açık bilgiler ve yaşananlar doğrultusunda bu savaşın kazananları ve kaybedenleri kimler?

İrdeleyelim.

Aslında bu savaşta kazananı bulmanın en kolay yolu, kaybedenleri bulmaktan geçiyor. Kaybedenleri bulur, sıralarsak, kazananlar da doğrudan ortaya çıkacaktır.

Önce, ABD/İsrail-İran savaşının kaybedenlerine bir bakalım. 

1. ABD ve Trump:

ABD, İran rejimi değişti diyor, ama değişen bir rejim yok. Devrim muhafızları ve dini lider, her ne kadar tüm üst düzeyiyle etkisiz hale gelse de, ülkeyi yönetmeye devam ediyor. 

Körfez ülkelerini koruyan ABD’nin, İran’ın saldırlarını durduramaması, bu ülkelerin ABD’den vazgeçmesine, kendilerini korumak için bölgesel ve küresel başka aktörlere yönelmesine sebep olabilir ki bu ABD için çok önemli bir kayıp olur.

Bu yılın Kasım ayında yapılacak seçimlerde, halkın desteğini ve senatoda çoğunluğunu kaybetmesi durumunda Trump’ın azil süreci başlayabilir ki, bu da Trump için yolun sonunun başlangıcı olabilir.

Öte yandan, borsa manüplasyonları ile Trump’ın kendisi ve yakınlarına haksız büyük kazançlar elde ettiği iddiaları da araştırılmaya değer. Trump, sanki devletini kaybettirirken, kendisini kazandırıyor.

2.İsrail ve Netanyahu:

İsrail halkı, Netanyahu’nun kendilerine sunduğu savaşla yaşamı tercih etmediğini protestolarla gösteriyor. Dünyanın en sevilmeyen ülke ve liderliği, 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşıyla Rusya ve Putin’e aitti. 2026 yılında, bu kötü liderliği ABD ve Trump ile paylaşmaya başlayan İsrail ve Netanyahu, ne yaparsa yapsın bu savaştan kazanarak çıkmamıştır. Demokratik bir ülkede her gün siren sesi duyan ve sığınaklara giden halk, ilk seçimde bu iktidarı değiştirmelidir.

3. ABD desteğindeki körfez ülkeleri:

Sırtını ABD korumasına dayanmış, doğal kaynak zengini körfez ülkeleri, okyanus ötesinden korunmak diye bir şey olmadığını bu savaşta gördüler. Komşularınla iyi ve barış içinde geçinmenin gerekliliğini anlamışlardır herhalde. Öte yandan, önümüzdeki süreçte bu ülkeler, ABD’nin yerine başka bir süper gücün ve bir/birkaç bölgesel gücün desteğini arayabilirler ki, ister ABD ile ister başkasıyla olmak, kaybetmeleri demektir.

4.İran ve liderliği:

Bazı yorumcular İran’ın kazandığını savunuyorlar, ancak ben aynı görüşte değilim. İran’ın taleplerinin gerçekleşme oranı, kazandığı veya kaybettiğini çok daha fazla netleştirecektir. 
İran’ın bu savaşta füze kapasitesi, nükleer tesisleri, donanması ve ordusu büyük hasar aldı. İnsan kayıpları da yadsınamaz durumda. Rejimin lider kadrosu daha savaşın başında etkisiz hale getirildi. Lideri ortada olmayan, ismi ve yeri ortaya çıkarsa etkisiz hale getirilmesi muhtemel birinin yönettiği bir nevi yaşar, ne yaşar, ne yaşamaz durumunda bir ülke durumunda şu an İran. Tekrar eski haline dönebilmesi de o kadar kolay değil. Rejim dimdik ayakta desek değil, rejim yıkıldı demek de doğru değil. İran, zor bir durumda. Bu halde olan bir ülkeyi kazanmış göstermek, ABD karşıtı Avrasyacı ekolun arzusu da, realist değil maalesef.

İran’ın savaş tazminatı talebi var. Ayrıca Hürmüz boğazından geçen her gemiden geçiş ücreti alınmasını istiyor. Gemi başı istenen ücretin 2 milyon dolar olduğu söyleniyor. Petrolun dolarla alınıp satılmasını istemeyen İran, “Bu ne yaman çelişki?” sözünü hatırlatır tarzda, gemilerden geçiş ücreti için dolar istiyor. Doların değerini değerlendirmek değil de nedir bu? Sanki ABD’yi gizlice destekleyen, demokrasiden nasibini almamış, baskıcı ve otoriter bu yönetim anlayışından İran halkının kurtulamaması ve demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti haline gelememesi, kendisi için en önemli kayıptır. 

Diğer iki kaybeden İsrail ve ABD’nin de alacağı önemli dersler var elbet. İsrail halkı Netenyahu’yu, ABD halkı da Trump’ı iktidardan söküp atarsa, hem kendi ülkelerini, hem de tüm dünyayı bu çılgınlardan kurtarma onuruna erişecekler. 

Sonuç itibariyle, “ABD/İsrail kaybetti, İran kazandı.” yaklaşımından ziyade, savaşın içinde olan bu üç devlet de savaşın kaybedenidir.

Peki kazananlar kimler o zaman?

1. ABD’ye bu savaşta destek olmama iradesini gösteren İspanya halkı ve yönetimi gönüllerde taht kurmuş ve kazanmıştır.

2. Anlaşma ve ateşkes için arabuluculuk rolünü, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’ın elinden alan Pakistan da yüksek etkinliğiyle kazananlar listesine girmiştir. 

3. İran’a insani yardım göndermekte blr an için tereddüt etmeyen Azerbaycan ve yönetimi de takdiri hak etmiş, manüplasyonlara kanmamış ve kazanan bir ülke olmuştur. 

4. İran’da müzik okulunun enkazı üzerinde kemençe çalan adam ile Gazze’de yıkıntılar arasında salıncaklara binen çocuklar ise en büyük kazananlardır. Yakan yıkan değil, direnen dayanan; haksız hegemonya değil haklı insaniyet nihayetinde kazanacaktır.

Bir de kazanıp kaybettiği tam da belli olmayanlar var. Gelecekte yaşananlara göre, kazanan veya kaybedenlere girebilecek bu ülkeler:

1. ABD’nin hukuksuz ve meşruiyeti olmayan saldırılarını durdurma gücüne sahip olmayan, ancak İran’ın ayakta kalmasına sebep olan ve ABD’nin kayıplarında dolaylı yoldan etkisi olduğu iddia edilen böylece ne kaybeden, ne de kazanan, Çin ve Rusya.

2. ABD/İsrail’in saldırılarını yüksek perdeden eleştiren, savaşa herhangi bir taraftan doğrudan müdahil olmamakla doğru bir politika uygulayan, öte yandan Azerbaycan’ın yaptığını yapmayan yani komşusu İran’a insanı yardım göndermeyen veya geciken, Gazze’deki İsrail katliamını durduramayan, bunun için herhangi bir güç gösterisi yapamayan, savaşa müdahil olmadığı halde 50 milyar dolar rezervi eriyen, dolayısıyla savaştan ekonomik manada en çok negatif etkilenenleren biri olan ve bu etkinin halk üzerindeki olumsuz yansımasını giderecek herhangi bir elle tutulur tedbiri alamayan Türkiye de ne kazanan, ne de kaybeden durumdadır. 

Ez cümle; her türlü barış, ateşkes ve anlaşma savaştan iyidir. Yurtta ve dünyada barışın kazanması, tüm dünya için en büyük kazanım olacaktır. Bugünün çakma liderlerine verilecek en güzel hediye, Yurtta Sulh, Cihanda Sulh mottosunun sahibi gerçek lider Atatürk’ün yazdığı Nutuk kitabıdır.

Bu kadar realizmden sonra, biraz da ütopya yapalım. 

Köhneleşmiş eski dünya düzeninin yerine, artık yeni bir dünya düzeni gerekmektedir. Bu yeni düzende, savaşın ve haksızın değil, barışın ve haklının kazandığı; güçlünün hukukunun değil, hukukun güçlü olduğu; insanlığın hak, hukuk ve adaletli bir şekilde onur içinde yaşadığı yeni bir dünya yaratmak, tüm ülke ve liderlerinin hedefi olmalıdır. 

Umarım olur.

Doç.Dr. Ersoy ÖNDER
Doç.Dr. Ersoy ÖNDER
Tüm Makaleler

  • 10.04.2026
  • Süre : 3 dk
  • 1006 kez okundu

Google Ads