Tarihin Tekerrürü ve Dondurulmuş Savaşın Olası Süreci
Netanyahu’nun İran’a karşı ısrarcı askeri operasyon taleplerine yıllarca hayır diyebilen Obama ve Biden yönetimlerinden sonra, yeniden İsrail’e hayır diyemeyen Trump’ı başına getiren ABD halkı, bu savaşın baş sorumlusudur.
17 Mayıs 2019’da, yani tam 7 yıl önce Trump’ın ilk başkanlık döneminde kaleme aldığım kısa bir yazıyı facebook hatırlattı bugün. Okuyunca, tekrar paylaşmam gerekir diye düşündüm. Geçmişte yazdıklarınız gelecekte doğru çıkınca, insanın içinde değişik bir haz oluşuyor; yanılmamışım, haklıymışım diye düşünüyorsunuz. O günkü yazımda ne demişim bir bakalım, sonra günümüzdeki durumu irdeleyelim.
“Trump’ın, nükleer silahlanma bahanesiyle, İran’a askeri bir operasyon hazırlığında olduğu malum.
İran ile P5+1 ülkeleri (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülke ve Almanya) arasında, Obama’nın başkanlığı döneminde, 14 Temmuz 2015’de imzalanan Viyana anlaşması, İran nükleer krizinin uzlaşma yoluyla çözülebileceğini düşündürmüştü bize. Ancak, Trump’ın Başkan seçilmesi ile birlikte, barışçıl ve uzlaşmacı politikalar yerine, agresif ve tek başına politikalar izleyen bir ABD var artık.
Ne diğer 4 daimi üye, ne Almanya, ne de İran umurunda değil Trump’ın. Dünyanın birinci süper gücü, dünyanın çivisini çıkartmak niyetinde.
Amma velakin İran, ne Irak’a, ne de Suriye’ye benzer. Köklü gelenekleri olan bir devlettir ve Sykes-Picot’un sınırlarını çizdiği milletleşmemiş ülkelerden biri değildir. Bir İranlılık milliyetçiliği, etnisitesi ve kültürü mevcuttur yani.
Hâl böyle iken, ABD’nin İran’a askeri bir operasyon yapması, hem uluslararası hukuk, hem diğer devletlerce kabul görme, hem de demokrasi, özgürlük ve insan hakları açısından sıkıntı yaratır.
Çin, Rusya ve Türkiye’nin, Suriye krizinde olduğu gibi, İran’ın yanında yer alacağı, AB’nin bu sefer ABD’ye koşulsuz destek vermeyeceği böyle bir operasyon, ABD’nin hegemonik gücünün zayıflamasına, diğer devletlerin bu hegemonya karşısında güçlerini çok daha fazla konsolide etmelerine yol açacaktır.
Sonuç olarak; İran’a yapılacak muhtemel bir askeri operasyon, BRICS ülkeleri ile Türkiye’yi çok daha fazla yakınlaştıracaktır.”
Dönelim günümüze.
Bu yazdıklarımız neredeyse bire bir gerçekleşti. ABD Hegemonyası, İsrail’in etkisine girince yapmaması gereken ne varsa yapmaya başladı. Vurdu, kırdı, öldürdü, ama tam olarak bir netice alamadı. Rejim hala yerinde duruyor, İran diz çökmedi. İran’ın farklı olduğunu, tam anlamıyla milletleşememiş diğer Orta Doğu ülkelerine benzemediğini ve vurarak, yıkarak sonuç almanın kolay olmayacağını yazmıştık, öyle de oldu.
Siyonizmin insanlık dışı politikalarının hegemonya tarafından desteklenmesinin bir tezahürü olan ABD/İsrail-İran savaşı, dünya düzeninin yeniden şekillenmesine sebep olacak gibi gözüküyor. Taraflar dondurulmuş bir savaşın yeniden ısıtılmaması adına bir anlaşmaya varmak için uğraşa dursun, olan ölen insanlara, yıkılan yerlere ve İsrail’in aklına uyanlara oluyor. Hukuk tanımaz Netanyahu’nun İran’a karşı ısrarcı askeri operasyon taleplerine yıllarca hayır diyebilen Obama ve Biden yönetimlerinden sonra, yeniden İsrail’e hayır diyemeyen Trump’ı başına getiren ABD halkı, bu savaşın baş sorumlusudur.
İran ve rejiminin biz kaybettik diyerek bir anlaşmaya gitmeyeceği ortada, bu rejimin kendini inkar etmesi anlamına gelmektedir. Trump ve ABD yönetiminin de biz kaybettik diyerek bir anlaşma yapması mümkün değildir. Çünkü, böyle bir durumda Trump’ın ABD kamuoyunda zaten kaybetmekte olduğu desteği iyice azalacak ve seçimlerde ABD halkı, çoğunluğunun onaylamadığı bir savaşı bile kazanamayan Trump’a cezayı kesecektir. Azledilme sorunu başının üstünde Demokles’in kılıcı gibi dururken, bu dondurulmuş, meşruiyeti sorgulanan savaşı ABD ve Trump’ın kaybettiğini kabul etmesi mümkün değildir.
ABD ve Trump yönetimi bu savaşı kaybettiğini hiç bir zaman kabul etmeyeceğine göre, ortada kazanılmış bir durum da olmadığına göre, nasıl bir son bizi beklemektedir?
Üç şık öne çıkıyor.
Birincisi, her iki tarafın da işine gelecek şekilde, dondurulmuş savaşın uzun süre buzlukta kalması, gerektiğinde buzluktan çıkartılıp, yeniden servis edilmesi. İkincisi, ABD hegemonyasının geçmişte diz çökmeyen yönetim ve halklara uyguladığı tarzda kitle imha silahlarına yönelmesi. Üçüncüsü ise, her iki tarafın kazanmadığı, ama kaybetmediği de bir anlaşmaya varılması ve savaşın sonlanması.
Üçüncüsüne nazaran ikincinin, ikincisine nazaran birincinin çok daha muhtemel olduğu hareket tarzlarından hangisinin gerçekleşeceğini yaşayıp göreceğiz.
Yıllar sonra da bu yazıyı okuyup, dediğimizin çıkıp çıkmadığına bakarız artık.