Tarihsel ve Politik Perspektifte Türkiye Gazze İlişkisi
Türkiye Filistin’in bağımsızlık kararını ilk gününde tanımıştır. Karara rağmen İsrail uygulamada işgal altındaki bölgelere müdahalesini devam ettirmiştir. Nihayet 1993 Oslo Anlaşmaları'ndan sonra Gazze, Filistin Yönetimi'ne devredildi ve 2005’te İsrail Gazze’den çekildi; fakat ...
Gazze Türkiye ile tarihsel, dini, siyasi ve kültürel açılardan derin bağlara sahiptir. Gazze Osmanlı döneminden başlayarak, Türkiye’nin dış politikası, toplumsal hafızası ve dinî kültüründe önemli bir yere sahiptir. Bu bağlamda Gazze, Osmanlı döneminden günümüze kadar Türkiye için hem stratejik hem sembolik hem de politik bir anlam taşımaktadır.
Osmanlı Döneminde Gazze (1517–1917)
Gazze, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bu seferin temel amacı, Memlûk Sultanlığı’nı ortadan kaldırmak ve İslam dünyasında siyasi ve dini liderliği ele geçirmekti. Ridaniye Savaşı (22 Ocak 1517) sonrasında Memlükler kesin olarak mağlup edilmiş, Mısır ve çevresindeki topraklar Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Gazze de bu süreçte stratejik bir bölge olarak Osmanlı ordusunun kontrolüne geçmiştir.
Bu fetihle birlikte Osmanlılar, sadece Gazze’yi değil, aynı zamanda tüm Levant bölgesini (bugünkü Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün) ve Mısır’ı dolayısıyla Hicaz’ı da kontrol altına almış, böylece Halifelik makamı da Osmanlı'ya geçmiştir. Fethin ardından Gazze, Osmanlı Devleti’nin Suriye Eyaleti'ne bağlı bir sancak hâline getirilmiş idari olarak Şam'a bağlı kalmıştır. Gazze Sancakbeyliği, zamanla Osmanlı idaresi altında ilmi ve dini merkezlerden biri hâline gelmiş, şehirde camiler, medreseler inşa edilmiştir. Bu dönemde Gazze, ticaret yolları üzerinde bulunduğundan önemli bir konuma sahipti. Aynı zamanda İslam dünyasının önemli bölgelerinden biri olarak görülüyordu. Türk idaresi, Gazze’de yaklaşık 400 yıl boyunca (I. Dünya Savaşı'na kadar) sürdü.
1.Dünya Savaşı ve Gazze Muharebeleri (1917)
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte İttifak Devletleri arasında yer almıştı. İngiltere ise Süveyş Kanalı'nı ve Mısır'ı korumak, ardından Filistin ve Suriye’ye ilerleyerek Osmanlı’yı Arap topraklarından atmak istiyordu. Gazze, İngilizlerin kuzeye doğru ilerleyişini durdurmak açısından stratejik bir savunma hattı olarak büyük önem taşıyordu. Filistin Cephesi, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında Mısır, Filistin, Ürdün ve Suriye topraklarında yaşanan çatışmaları kapsar.
1917 yılında Gazze, Osmanlı Devleti ile İngilizler arasında çetin savaşlara sahne oldu. Bu çarpışmalar tarihe "Gazze Muharebeleri" olarak geçmiştir. Gazze Muharebeleri (1917), I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ile İngiliz İmparatorluğu arasında, bugünkü Filistin topraklarında yer alan Gazze çevresinde yapılan üç (I., II. ve III. Gazze Muharebeleri). büyük kara muharebesidir. Gazze Muharebeleri Filistin Cephesi’nin en kritik çatışmaları arasında yer alır. Osmanlı ordusu, 7. Ordu ve 8. Ordu birlikleriyle, Filistin cephesinde İngiliz ilerlemesini durdurmaya çalıştı. Bu cephede özellikle Gazze, Kudüs, Beersheba ve Şeria Nehri hattında yoğun çatışmalar yaşandı. Osmanlı tarafında Enver Paşa’nın emriyle oluşturulan Yıldırım Ordular Grubu, bu cephede savunmayı üstlendi.
Gazze Muharebeleri, Osmanlı ordusunun Filistin cephesinde verdiği en önemli savunma savaşlarıdır. Osmanlı askerleri, İngilizlerin üstün teknoloji ve sayılarına rağmen büyük bir direnç göstermiştir. Bu muharebelerde binlerce Osmanlı askeri şehit düşmüş, Anadolu’dan gelen birçok birlik burada savaşmıştır. Muharebe sonunda Gazze'nin düşmesiyle İngilizler Kudüs'e doğru ilerleyerek Aralık 1917’de Kudüs'ü işgal etmişlerdir. Bu savaşların ardından Gazze, İngilizlerin eline geçti ve Osmanlı hakimiyeti sona erdi.
Mustafa Kemal Paşa ve Gazze (I. Dünya Savaşı)
Mustafa Kemal Atatürk’ün Filistin Cephesi ile ilişkisi, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunun savunma yaptığı Arap topraklarındaki gelişmelerle sınırlı ve sınırlayıcı bir bağlamda değerlendirilmelidir. Mustafa Kemal, bu cephede doğrudan uzun süreli bir görev almamıştır; kısa süreli bir komuta deneyimi olmuş, özellikle Suriye-Filistin hattındaki geri çekilme süreciyle bağlantılı olarak kritik bir görev üstlenmiştir.
Mustafa Kemal, 1918 yılı Eylül ayında Yıldırım Ordular Grubu içinde 7. Ordu Komutanı olarak görevlendirilmiştir. O sırada Filistin Cephesi, İngiliz General Edmund Allenby’nin büyük saldırısına sahne oluyordu (Megiddo Muharebesi). Osmanlı cephesi çökmek üzereydi; birçok birlik dağılmış, bazıları esir düşmüştü. Mustafa Kemal, Halep’e kadar geri çekilen birlikleri toparlamaya çalıştı, düzenli bir geri çekilme planını yürüttü.
Mustafa Kemal 1918 Ekim ayında Halep kuzeyinde (Katma–Ayn Tab bölgesi) İngiliz ordusunu durdurmayı başardı. Savaşın son günlerinde cepheyi toparlayan ve Halep’in düşmesini engelleyen komutan olarak öne çıktı. Bu, Mustafa Kemal’in stratejik savunma kabiliyetini ve askeri disiplinini gösteren önemli örneklerden biridir. Bu harekât Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) imzalanmadan hemen önce gerçekleşmiştir.
Mustafa Kemal, Nutuk'ta doğrudan bu cepheye çok fazla yer vermez; ancak sonradan şu değerlendirmeleri yapmıştır: “Yıldırım Ordular Grubu kumandanlığına geldiğim zaman durum içler acısıydı. Emir-komuta zinciri bozulmuş, ordu birliği kaybolmuştu. Süratle tedbir aldım ve en az kayıpla çekilmeyi sağladım.”
Mustafa Kemal, Filistin Cephesi'nde kısa ama kritik bir görev üstlenmiştir. Özellikle savaşın son haftalarında geri çekilmenin felakete dönüşmesini engellemiştir. Bu başarısı, onun savaş sonrası komutanlık itibarını pekiştirmiş, ileride Anadolu’da başlayacak Millî Mücadele'nin lideri olarak öne çıkmasını kolaylaştırmıştır.
Modern Dönemde Gazze ve Türkiye
Gazze, Filistin meselesinin en sembolik, en trajik ve en dirençli merkezlerinden biridir. Tarihsel olarak Filistin topraklarının bir parçası olan bu küçük bölge, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren İsrail-Filistin çatışmasının odak noktalarından biri haline gelmiştir. Bu bağlamda Gazze, hem jeopolitik hem insani hem de sembolik bir alan olarak Filistin meselesinin merkezinde yer alır.
1948 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Gazze Şeridi, Mısır’ın denetimine bırakıldı. 1967 Altı Gün Savaşı ile İsrail Gazze’yi işgal etti.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı 43/177, "Filistin Ulusal Konseyi tarafından 15 Kasım 1988'de Filistin Devleti'nin ilanını kabul eden" bir karar oldu ve ayrıca "Birleşmiş Milletler sisteminde 'Filistin Kurtuluş Örgütü' ifadesi yerine 'Filistin' ifadesinin kullanılması" kararlaştırıldı. Türkiye Filistin’in bağımsızlık kararını ilk gününde tanımıştır. Karara rağmen İsrail uygulamada işgal altındaki bölgelere müdahalesini devam ettirmiştir.
Nihayet 1993 Oslo Anlaşmaları'ndan sonra Gazze, Filistin Yönetimi'ne devredildi ve 2005’te İsrail Gazze’den çekildi; fakat hava sahası, kara sınırları ve deniz yolları üzerindeki kontrolünü sürdürdü.
2006’da yapılan seçimlerde İslami Direniş Hareketi Hamas Gazze’de seçimleri kazandı. 2007 yılında Gazze'nin yönetimi tamamen Hamas’ın eline geçti. Bu, Gazze’nin hem İsrail tarafından hem de Batı destekli Filistin Yönetimi tarafından siyasi ve ekonomik abluka altına alınmasına yol açtı. O tarihten itibaren Gazze, “kuşatma altındaki açık hava hapishanesi” olarak anılmaya başlandı. Gazze, son 20 yılda birçok İsrail askerî saldırısına maruz kaldı. Son olarak 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın yaptığı saldırıya misilleme olarak İsrail Gazze’de geniş çaplı bir harekata başladı. İsrail’in yaklaşık 2 yıldır süren bu harekâtta uyguladığı metotlar savaş hukuku kapsamında sorgulanmakta ve uluslararası kamuoyunda tepkiyle karşılanmaktadır.
Türkiye’nin Gazze Politikası
Türkiye, Filistin davasını destekleyen ülkelerin başında gelmektedir. Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini tanıyan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 43/177 saylı kararını kabul etmekte ve uygulanmasını istemektedir. Türkiye Gazze’ye yönelik İsrail ablukasına karşı tavır almış, Gazze’ye insani yardımda bulunmuş ve uluslararası platformlarda sık sık İsrail’in tavrını sert şekilde eleştirmiştir. Mavi Marmara olayı (2010), Türkiye’nin Gazze’ye yardım gönderme çabalarının en bilinen örneğidir.
Mavi Marmara olayı, Gazze’ye insani yardım götüren bir sivil gemiye uluslararası sularda İsrail ordusunun 31 Mayıs 2010 tarihinde düzenlediği baskın sonucu 9 Türk vatandaşının hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde derin bir krize yol açan olaydır.
Mavi Marmara, Türkiye merkezli bir yardım kuruluşu olan İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından organize edilen ve Gazze’ye yardım taşıyan “Özgürlük Filosu”nun en büyük gemisiydi. Filoda toplam 6 gemi, 36 ülkeden aktivistler, gazeteciler ve gönüllüler vardı. Amaç: İsrail’in 2007’den beri uyguladığı Gazze ablukasını delerek bölge halkına ilaç, yiyecek, inşaat malzemesi ve tıbbi yardım ulaştırmaktı.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), gemilere uluslararası sularda (Akdeniz'de) helikopter ve botlarla baskın düzenledi. Mavi Marmara’da çıkan çatışmada 9 Türk vatandaşı hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. (Daha sonra ağır yaralanan bir kişi de 2014'te hayatını kaybetti.) Olay dünya çapında büyük tepki çekti, özellikle İsrail'in uluslararası sularda ve silahsız sivillere karşı güç kullanması sert biçimde eleştirildi.
Birleşmiş Milletler, olayla ilgili bir araştırma komisyonu kurdu (Palmer Raporu). Rapor, İsrail'in Gazze ablukasını meşru, ancak orantısız güç kullanımını haksız buldu. Türkiye, olayın ardından İsrail’den resmi özür, tazminat, Gazze ablukasının kaldırılması taleplerinde bulundu.
Türkiye, İsrail ile diplomatik ilişkilerini dondurdu, büyükelçisini geri çekti. İsrail’in Ankara Büyükelçisi sınır dışı edildi. İki ülke arasındaki askerî işbirlikleri ve tatbikatlar iptal edildi. Türkiye, olayı uluslararası hukuk zeminine taşıdı ve İsrail hakkında davalar açıldı. 2013’te ABD Başkanı Barack Obama’nın arabuluculuğu ile İsrail Başbakanı Netanyahu, Türkiye’den özür diledi. 2016’da Türkiye ve İsrail ilişkileri normalleşme sürecine girdi; İsrail, 20 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti.
Ancak Gazze politikaları ve Kudüs meselesi nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkiler tekrar zaman zaman gerildi son olarak Ekim 2023’ten sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik harekâtı ile Türkiye İsrail ilişkileri kopma noktasına gelmiştir Türkiye, Gazze’ye hastane, okul, su arıtma tesisi gibi altyapı yardımları da sağlamaktadır.
Sonuç
Gazze, Türkiye tarihindeki yerini sadece bir şehir olarak değil, aynı zamanda bir hafıza, bir sembol olarak edinmiştir. Gazze’nin Türkiye için anlamı sadece tarihsel bağlardan değil, aynı zamanda güncel insani, ahlaki ve politik sorumluluk duygusundan da beslenmektedir.
Gazze'de yaklaşık 2,3 milyon insan çok dar bir alanda yaşamaktadır. BM raporlarına göre Gazze, yaşam koşullarının en zor olduğu yerlerden biridir. Elektrik, su, ilaç ve temel gıdaya erişim sürekli kriz içindedir. Genç nüfusun çoğu işsiz ve geleceksizdir, halkın büyük bölümü yardımlarla yaşamaktadır.
İsrail ablukası altındaki Gazze, Filistin meselesi içinde hem insani bir trajedinin merkezinde hem de siyasi direnişin sembolü durumundadır. Sürekli kuşatma, savaş, yoksulluk ve uluslararası ilgisizlikle mücadele eden bu bölge, Filistin’in tarihsel ve ahlaki davasını dünyaya en sert biçimde hatırlatan tek yerdir.