"Düşmanımın Düşmanı Dostumdur": İsrail'in Dürzilerle Olan Stratejik İttifakının Perde Arkası
Ortadoğu'nun karmaşık ve sürekli değişken ittifaklar mozaiğinde, İsrail ile Dürzi toplumu arasındaki ilişki, "düşmanımın düşmanı dostumdur" deyişinin en somut ve uzun soluklu örneklerinden birini teşkil eder.
Dürziler, kökenleri 11. yüzyıla dayanan, İslam'ın Şii kolundan ayrılmış ve birçok farklı inancın etkisi ile yoğurulmuş monoteist bir inanç grubudur. Genellikle Dürziler, inançlarını gizli tutmaları ve dışarıya kapalı bir topluluk olmalarıyla bilinirler. Suriye'de ağırlıklı olarak Süveyda (Cebel-i Dürzi) vilayetinde yoğunlaşmışlardır. Lübnan, İsrail ve Ürdün'de de önemli Dürzi toplulukları bulunmaktadır. Suriye'deki Dürzilerin rejimle ilişkileri inişli çıkışlı olmakla birlikte, genel olarak kendi özerkliklerini koruma eğilimindedirler. Esad rejimi, Dürzilerin sadakatini sağlamak adına kısmi bir özerklik tanımış ve onları Suriye Ordusuna katılımdan muaf tutmuştur. Bu muafiyetin belki de en önemli sebebi, Dürzilerin İsrail Ordusuna katılabilmeleri ve muhtemel bir savaşta Suriye Ordusundaki Dürzilerin isyan çıkarma ihtimalidir. Ayrıca tarih boyunca İsrail ile yakın ve sıcak ilişkileri olan Dürzileri orduya kabul etmek Mossad’ın işini kolaylaştırmaktan başka bir şeye yaramayacaktı.
Ortadoğu'nun karmaşık ve sürekli değişken ittifaklar mozaiğinde, İsrail ile Dürzi toplumu arasındaki ilişki, "düşmanımın düşmanı dostumdur" deyişinin en somut ve uzun soluklu örneklerinden birini teşkil eder. Arap dünyasıyla çevrili bir Yahudi devleti olan İsrail için Dürziler, sadık birer ortak ve stratejik bir güvence anlamına gelirken; Dürziler için ise bu ittifak, bölgedeki çalkantılar içinde bir hayatta kalma ve varlıklarını sürdürme stratejisinin temel taşı olmuştur. Bu ilişkinin önemi, yalnızca askeri bir iş birliğinden ibaret olmayıp, derin tarihsel köklere, karmaşık sosyal dinamiklere ve ortak tehdit algılarına dayanmaktadır.
Tarihsel Kökenler: Güvensizlikten Doğan İttifak
İsrail-Dürzi ilişkisinin temelleri, İsrail devletinin kuruluşundan önceki manda dönemi Filistin'ine kadar uzanır. O dönemde hem Yahudiler hem de Dürziler, kendilerini çoğunluktaki Arap nüfusu içinde birer azınlık olarak görmekte ve geleceğe dair ortak endişeler taşımaktaydılar. 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında, birçok Dürzi köyü ve lideri, Arap milliyetçisi güçlere karşı Yahudi tarafıyla iş birliği yapma kararı aldı. Bu karar, Dürzilerin pragmatik ve hayatta kalma odaklı politikalarının bir yansımasıydı. Çevrelerindeki Arap devletlerinin ve ordularının niyetlerine güvenmeyen Dürziler, kendileri için daha güvenilir bir müttefik olarak gördükleri İsrail ile "kan kardeşliği" olarak adlandırılan gayri resmi bir ittifak kurdular.
Bu ittifak, İsrail devletinin kurulmasının ardından resmi bir nitelik kazandı. 1957 yılında Dürzi liderlerin talebi üzerine, Dürzi erkekleri için İsrail Savunma Kuvvetleri'nde zorunlu askerlik hizmeti getirildi. Bu, İsrail'deki Arap nüfusun çoğunluğunun aksine, Dürzilerin devlete olan sadakatlerinin ve entegrasyon isteklerinin en güçlü sembolü haline geldi. O tarihten bu yana Dürziler, IDF'nin tüm birimlerinde, en kritik ve elit birliklerde dahi görev almakta, yüksek rütbelere ulaşmakta ve İsrail'in güvenliğinde kilit bir rol oynamaktadırlar. Ayrıca Dünya üzerinde yaklaşık 1.500.000 Dürzi’nin yarıya yakını Suriye topraklarında yaşamaktadır. Bu da İsrail tarafından Suriye’ye karşı hazırda tutulan ve intikal görevini gizlice tamamlamış bir ordu gibi görülmektedir.
Stratejik Derinlik: Sınırdaki Gözleri ve Kulakları Olan Barikat
İsrail için Dürzilerle olan ittifakın stratejik önemi birkaç katmanlıdır. Öncelikle, İsrail içindeki Dürzi toplumu, devletin güvenilir bir parçası olarak iç istikrarı güçlendirir. Özellikle İsrail’in kuzey bölgelerindeki Dürzi köyleri, stratejik açıdan hassas bölgelerde yer alır ve adeta İsrail'in ileri Karakol Nöbetçisi gibi davranır.
Daha da önemlisi, bu ittifak İsrail'in sınır ötesi politikalarında da kritik bir rol oynamaktadır. Suriye'nin güneyindeki Süveyda bölgesinde ve Lübnan'da yaşayan büyük Dürzi nüfusu, İsrail için önemli bir istihbarat ve potansiyel etki kaynağıdır. Özellikle Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte, Cebel el-Dürzi (Dürzi Dağı) bölgesindeki Dürzilerin durumu, İsrail'in Suriye politikasının şekillenmesinde önemli bir faktör haline gelmiştir. İsrail, bölgedeki Dürzileri radikal İslamcı gruplara ve İran destekli milislere karşı bir tampon olarak görmekte ve onların güvenliğini kendi ulusal güvenliğinin bir parçası olarak değerlendirmektedir. Son dönemde Süveyda'da Arap aşiretleri ile yerel Dürzi gruplar arasında artan gerilimde İsrail'in, Dürzileri koruma iddiasıyla rejime ve Arap aşiretlere yönelik hava saldırıları düzenlemesi, bu stratejinin somut bir göstergesidir. Yalnız burada sorulması gereken çok önemli bir soru vardır; Acaba İsrail gerçekten Dürzileri korumak adına mı bu saldırıları gerçekleştirdi, yoksa bu saldırıları gerçekleştirebilmesi için Dürzileri mi kullandı?
Sosyo-Politik Entegrasyon
Askeri alandaki tam entegrasyona rağmen, İsrail'deki Dürzi toplumunun sivil hayatta aynı düzeyde bir eşitliğe sahip olduğu söylenemez. Dürziler, kendilerini devletin sadık vatandaşları olarak görmelerine rağmen, zaman zaman ayrımcılıkla karşılaştıklarını ve özellikle devlet kaynaklarının dağılımı ve planlama konularında ihmal edildiklerini dile getirmektedirler. Bunun Yahudi toplumunun geçmiş stratejileri ve “Üstün Irk” iddiaları göz önüne alındığında beklenilen bir davranış olduğu kabul edilmelidir.
Bu konudaki en büyük tartışmalardan biri, 2018'de kabul edilen "Ulus-Devlet Yasası" ile patlak verdi. İsrail'i "Yahudi halkının ulus devleti" olarak tanımlayan ve Arapçanın resmi dil statüsünü kaldıran bu yasa, Dürzi toplumunda büyük bir hayal kırıklığı ve öfkeye neden oldu. Kendilerini devletin kurucu unsurlarından biri olarak gören ve kanlarını bu ülke için döken Dürziler, bu yasanın kendilerini ikinci sınıf vatandaş konumuna ittiğini savundular. Bu durum, İsrail devleti ile Dürzi toplumu arasındaki "kan kardeşliği" anlaşmasının sorgulanmasına ve ilişkilerde bir gerilime yol açtı. Hükümet, Dürzilerin endişelerini gidermek için bazı adımlar atsa da Ulus-Devlet Yasası'nın yarattığı güvensizlik hissi tam olarak ortadan kalkmış değil.
Bölgesel Dinamikler ve Gelecek
İsrail'in Dürzilerle olan ilişkisi, Ortadoğu'daki güç dengelerinin değişimine paralel olarak sürekli bir evrim geçirmektedir. Suriye'deki belirsizlik, Lübnan'daki Hizbullah faktörü ve İran'ın bölgedeki artan etkisi, bu stratejik ittifakın önemini daha da artırmaktadır. İsrail, Dürzi kartını kullanarak hem Suriye'de hem de Lübnan'da kendine bir etki alanı yaratmaya ve düşmanlarını dengelemeye çalışmaktadır.
Ancak bu ilişki, tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi değildir. Dürziler de İsrail'i, kendilerini çevreleyen ve potansiyel bir tehdit olarak gördükleri güçlere karşı bir koruyucu olarak görmektedir. Bu karşılıklı çıkar ilişkisi, her ne kadar "düşmanımın düşmanı dostumdur" ilkesinin ötesine geçerek, ortak bir kader birliği ve hayatta kalma stratejisine dönüşmüş gibi görünse de bu tip çıkar ilişkileri çoğu zaman hayal kırıklıkları ile son bulmaktadır. Gelecekte, bu ittifakın ne yönde evrileceği, hem İsrail'in Dürzi vatandaşlarının endişelerini giderme konusundaki samimiyetine hem de Ortadoğu'daki jeopolitik gelişmelerin seyrine bağlı olacaktır. Ancak kesin olan bir şey var ki, bu özgün ve stratejik ittifak, bölgenin karmaşık denkleminde önemli bir faktör olmaya devam edecektir.