Site İçi Arama

savunma

İsrail’in Refah Operasyonu, Üçüncü Dünya Savaşının Fitilini Ateşler mi?

Clausewitz, zaferin doruk noktası olarak adlandırılan noktayı, askeri ilerlemenin siyasi açıdan verimsiz hale geldiği çizgi olarak tanımlar. İsrail; aylardır sürmekte olan ve 32.000 insanın yok pahasına ölmesine neden olan Gazze operasyonu ile kendi sınırlarını zorluyor. Gazze’deki her atılan kurşun, aslında İsrail’in kendine sıktığı kurşuna dönüşüyor.

Hamas’ın 7 Ekim terör saldırısından bu yana İsrail-Hamas Çatışması hız kesmeden devam ediyor. Rehinelerin serbest bırakılması için başlatılan İsrail Ordusunu Gazze operasyonu ise Hamas liderliği ile yürütülen müzakere çabalarında bir ilerleme sağlanmasına yol açmadığı gibi Gazze Şeridi'nde vahim bir insani dramın yükselmesine neden oluyor. İsrail Ordusunun acımasız ‘intikam’ operasyonu, 32.000 civarında Filistinlinin yaşamını yitirmesi pahasına devam ediyor. Bir o kadar daha masum insanlar ölse de Netanyahu’nun şahsında Tel Aviv’in ve hamisi Washington’un umurunda olmayacağı anlaşılıyor. Peki, İsrail’in hız kesmeyen operasyonu rehinelerin evlerine dönmelerini sağlayabilecek mi? Savaşın ne zaman biteceği bilinmediği gibi rehinelerin durumu da meçhul görünüyor. 

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Benjamin Netanyahu, İsrail'in Hamas'a karşı aylardır sürdürdüğü savaşı devam ettireceğini ve bu çerçevede, Gazze'nin en güney ucu olan Mısır sınırındaki Refah Kentine İsrail Ordusunun büyük bir askeri operasyon düzenleyeceğini açıkladı. Tel Aviv’in bu beklenen ancak pek de olası görülmeyen bu kararı, İsrail'in bugüne kadarki diğer tüm eylemlerinden daha fazla Kahire'nin kırmızı çizgilerini aşma ve hassas Mısır-İsrail ilişkilerini koparma potansiyelini gündeme taşıdı.

Mısır, Arap Dünyasına İsrail’in Giriş Kapısıdır

19 Kasım 1977 tarihinde dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Enver el-Sadat İsrail'e gitti ve tartışmalı Kudüs şehrini ziyaret etti. Onun bu cesur hareketi diplomatik ortamı değiştirdi ve on yıllardır süren Mısır-İsrail rekabetini sona erdiren Kahire ile Tel Aviv arasındaki barış müzakerelerine giden yolu aralamış oldu. O yıllarda Amerikan Başkanı olan Jimmy Carter, sırasıyla Eylül 1978 ve Mart 1979 aylarında Camp David Anlaşmalarına giden yolda en önde yürüdü. Carter’in samimi çabalarıyla şekillenen bu sürecin sonucunda imzalanan Mısır-İsrail Barış Antlaşması imzalandı. 

Bu dönüm noktası niteliğindeki anlaşma, İsrail'in kurulduğu 1948 yılından bu yana birbirleriyle dört kez savaşmış olan iki ülke arasında uzun süreli bir barış tesis etmiş ve ilişkileri normalleştirmişti. Mısır böylece ‘kazanılmış’ oldu. Zira bu anlaşma bölgenin güvenlik mimarisini sonsuza dek değiştirdi. Bu antlaşmayla birlikte en güçlü Arap devleti olan Mısır resmen ABD ve İsrail'in yanında saf tutmaya başladı. Sovyetlere ve Varşova Paktı üyelerine sırtını döndü. Arap dünyasındaki aşırılık yanlısı gruplara ve revizyonist İran'a karşı (1979 İslam Devrimi'nden sonra) arasına mesafe koydu. Mısır-İsrail arasında iki yönlü işleyen bu diyalog bölgesel yeniden yapılanmanın önünü açarken, İsrail’i geçtiğimiz yıllarda bazı Arap devletleriyle İbrahim antlaşmalarını imzalamaya kadar götürdü. 

Mısır-İsrail barışı; Suriye gibi diğer Arap devletlerinin Mısır yanlarında olmadan İsrail'le tek başlarına savaşa girmemeleri sonucunu doğurduğundan, sonraki yıllarda çıkma olasılığı bulunan Arap-İsrail savaşlarının önünü de kesmiş oldu. Ortadoğu'da Mısır-İsrail barışı bölgesel istikrarın temel taşı oldu. 1981 yılında Sedat'ın öldürülmesine, 1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgaline ve daha da önemlisi 25 Ocak 2011’de Hüsnü Mübarek'i devire Muhammed Mursi liderliğindeki Müslüman Kardeşlerin iki yıl süren kısa süreli iktidar dönemine rağmen varlığını sürdürebildi.

Bugün, Mısır ve İsrail arasında kurulan Camp David ruhunu yaşatmakta olan diplomatik, istihbarat ve güvenlik işbirliği sarsıntı geçiriyor. İki ülke arasındaki ilişkiler; İsrail-Hamas çatışması yanında özellikle de Netanyahu'nun Refah'a yönelik operasyon çıkışı nedeniyle ciddi bir sınavdan geçiyor. Netanyahu, İsrail Ordusunun Hamas’ın kökünü kazımak, rehinelerin yerini tespit edip kurtarmak ve son olarak Gazze'nin Mısır'la olan güney sınırını güvence altına almak için Refah şehrine girmesi gerektiğini savunuyor.

Mısır, İsrail'in Refah Operasyonuna Neden Karşı Çıkıyor?

Mısır, dünyanın geri kalanının büyük bir kısmı gibi, İsrail'in Refah'a operasyon düzenlemesine şiddetle karşı çıkıyor. Mısır'ın tutumunun altında yatan insani nedenler bir yana, Mısırlı yetkililer Netanyahu'nun planı uygulaması halinde Mısır'ın güvenlik ve ulusal çıkarlarının yanı sıra itibarının da özellikle Arap dünyasında geri dönülemez bir şekilde zarar göreceğine inanıyorlar. Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry sürekli olarak "böyle bir senaryonun gerçekleşmesinin Mısır'ın ulusal güvenliğini etkileyeceği ve Orta Doğu'da barış ve güvenliğe telafisi mümkün olmayan zararlar vereceği" uyarısında bulunuyor. 

Netanyahu'; İsrail'in sadece Refah sınır kapısının değil aynı zamanda Philadelphi koridorunda da Mısır yerine İsrail’in kontrolünü tesis etmek istiyor. Bu koridor, Hamas'ın 2007 yılında Filistin Yönetimi'ni Gazze'den çıkarmasının ardından Mısır’ın kontrolünde olan dar bir tampon bölge olarak biliniyor. Koridor; Gazze-Mısır sınırı boyunca Akdeniz'den başlayarak Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının birleştiği Kerem Şalom sınır kapısına kadar uzanıyor. Gazze'yi Filistinlilere terk etme kararının bir parçası olarak İsrail; 2005 yılında koridorun kendi tarafındaki kısmından çekilmişti. Bunu yaparken Sina'dan Gazze’ye karadan ve yeraltından kaçakçılığı ve sızmayı önlemek için Mısır’a ait bir sınır koruma görev kuvvetinin koridoru kontrol altında tutmasını kabul etti.

Netanyahu, 7 Ekim terör saldırılarının ardından İsrail'in Gazze'nin güney sınırını tamamen güvence altına alması ya da "kapatması" gerektiğini ısrarla savunuyor. Terörist ve silah akışının durdurulabilmesi için Gazze'nin silahlı militanlardan arındırılması açısından bu kapatmayı kritik önemde görüyor. Netanyahu bir yönüyle  7 Ekim saldırısında ihmali olduğu gerekçesiyle Mısır’ın suçlu olduğunu ima ediyor. Mısır’ı, 7 Ekim saldırısına giden süreçte Hamas’a silah akışını durdurmamakla, sınırda güvenliğini tam sağlayamamakla suçlamış oluyor. Hamas'ın yeniden silahlanmasında ve kabiliyetlerinin artmasında Mısır tarafının üzerine düşeni yapmadığını söylüyor. Netanyahu’nun bana göre haddini aşan Kahire’yi suçlayan ifadeleri, Tel Aviv politikalarına paralel hareket eden 2013 darbesinin mimarı Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi'nin yaptıklarını görmemezlikten gelme anlamını taşıyor. Zira Sisi, açık bir şekilde kaçakçılıkla mücadele etmek için sınırda bariyer ve çit katmanları inşa etmiş, dahası Hamas'ın tünellerini su altında bırakmaya kadar işi götürmüştü. Kanaatimce şimdi Netanyahu, Sisi’nin bu cömert ‘hizmetine’ nankörlük ederek, Kahire’nin Tel Aviv’e tavır almasına giden yolu inşa ediyor. Mısır’ı 45 yıl sonra İsrail’in karşı cephesine itecek bir sürece doğru gidilmekte olduğunu değerlendiriyorum. Belki de Gazze sonrasında taşlar yeniden karılırken, Camp David ruhunun da ölmesi gerekiyor. 

Öte yandan Sisi’nin dayanak noktası olan Mısır Ordusu ile Müslüman Kardeşler arasındaki kavganın Filistin’deki yansıması olan Hamas, aşırı radikal İslamcı bir ideolojiyi benimsemesiyle biliniyor. Bu nedenle mevcut Mısır yönetimi ile Hamas arasında ‘yakın’ bağ bulunmuyor. Hamas'ın ideolojik kökleri Müslüman Kardeşler'e dayandığı için Mısırlı yetkililer Hamas'ı bir tehdit olarak görüyorlardı. Bu doğrultuda İsrail'in Gazze'ye yönelik kara, hava ve deniz ablukasını sürdürmesine yardımcı oluyorlardı. 

Şimdi, Mısır'ın İsrail ile bunca yakın işbirliği içinde olmasına rağmen, Netanyahu hükümeti statüko düzenlemelerini tek taraflı olarak kendi lehine değiştirmeyi adeta dayatıyor kanısındayım. Bu da Kahire tarafından herhalde en masum haliyle bir hakaret olarak görülüyor. Netanyahu'nun Philadelphi koridorunu geri alma tehdidi Pandora’nın kutusunun da açılmasına neden oluyor. Zira bu durum İsrail'in Gazze Şeridi'ni ya da en azından bazı stratejik bölgelerini bir süre daha işgal etme niyetinde olduğunu gösteriyor.

Ayrıca sokaktaki Mısırlılar da insani yönden Filistinlilerin akıbeti konusunda endişe duyuyorlar. Çünkü İsrail askerlerinin Refah'a girmesi halinde Filistinlilerin gidebileceği güvenli bir yer bulunmuyor. Sina hemen yanı başlarında olmasına rağmen Sisi Hükümeti Filistinli mültecileri kabul etmeye şiddetle karşı çıkıyor. Sisi Filistinlilerin (Gazze'den) yerlerinden edilmesini Mısır için kırmızı çizgi olarak gördüğünü açıkça ifade etti. Mısır Dışişleri Bakanı da geçtiğimiz günlerde bir dergiyi verdiği bir mülakatta aynı şeyleri söyledi. 

Filistinlilerin Gazze’den Çıkarılması, Mısır İçin Neden Kırmızı Çizgidir?

Mısır, Filistinlilerin tarihi topraklarında, Filistin’de, Gazze’de kalmaya devam etmelerinden yanadır. Doğrusu da budur. Bölgedeki tüm sınırları değiştirmeye ant için Netanyahu, Gazze’de yaşamakta olan neredeyse her Filistinliyi bir militan, Hamas üyesi olarak görüyor. İsrail ordusu tarafından öldürülen her bir Filistinliyi bir başarı olarak görüyor. Bu kadar acımasız ve insanlıktan çıkmış bir Başbakan’ın yönetiminde olan İsrail Hükümetinin sağduyulu bir yol izleyemeyecek kadar yoldan çıktığını görmemiz gerekiyor. 

Kahire, İsrail’in Gazze’nin demografik yapısını bozmasının yanı sıra, milyonu aşan büyüklükteki Filistinli mültecilerin Mısır topraklarına sığınmasını, her şeyden önce kendi iç istikrarı ve güvenliği için riskli buluyor. Mısır’ın bu kadar büyük bir insan akınının aniden ülkeye girişi konusunda meşru endişeleri var. Hamas aynı zamanda Mısır yönetimine de karşı bir örgüt olduğundan, Gazzelilerin Mısır’a geçmesi halinde içlerinde var olacak Hamas militanlarının Kahire’yi bu durumdan sorumlu tutması yüksek bir olasılık olacaktır. Bu nedenle daha sonra Hamas elemanlarının Mısır’a zarar verici terör eylemleri yapması söz konusu olabilecektir. Bu olası sürecin yaşanmasını Kahire haliyle istemiyor. 

İkinci olarak, Hamas; Mısır topraklarını İsrail'e ya da Gazze'deki İsrail güçlerine karşı terörist saldırılar düzenlemek için bir hazırlık alanı olarak kullanma yönünde yeni bir stratejiye geçiş yapabilir. Böyle bir olayın ardından İsrail, Mısır topraklarındaki hedeflere misilleme saldırılarında bulunabilir. İki ülke arasındaki Camp David öncesi dönem bunun örnekleriyle doludur. Mısırlılar ne zaman Filistinli militanların sızmasını engelleyemese, İsrail o yıllarda Mısır’ı sınırını daha iyi kontrol etmeye zorlamak için askeri operasyonlar yapmaya devam etmişti. Bu kaygıların taşıyan Mısır, İsrail’in Refah operasyonuna sıcak bakmıyor. İsrail’in bugünlerde yapmayı planladığı Refah operasyonunun bölgesel gerilimi tırmandırmakla kalmayacağını, aynı zamanda Mısır-İsrail Barış Anlaşması'nın lafzını ve ruhunu da ihlal edeceğini savunuyor.

Burada bir antr parantez açmamız gerekiyor. İsrail ile Mısır’ın arası tekrar açılırsa, Camp David antlaşması gereği ABD taraf durumuna düşüyor. Zira ABD barış antlaşmasının garantör ülkesi olarak iki taraf arasındaki anlaşmazlıklara müdahale etme hakkına sahiptir. Bir yönüyle Tel Aviv ile Kahire arasında yaşanacak olası krize Washington’un müdahil olması sonucunu doğuracaktır. Carter ile Sedat arasında ve Carter ile İsrail Başbakanı Menachem Begin arasında teati edilen mektuplarda da belirtildiği üzere, ABD, "Barış Antlaşması'nın fiilen ya da tehdit yoluyla ihlali halinde ... Antlaşma'ya uyulmasını sağlamak için uygun ve yararlı görebileceği diğer önlemleri alacaktır." Amerikan müdahalesinin ise Mısır’ın aleyhine olacağını yakından bilen Sisi, bu nedenle de Refah operasyonunun kırmızı çizgi olduğunun altını çiziyor.

Üçüncüsü, Mısır halkı Filistinlilerin durumuna sempati duyuyor ve bu nedenle Sisi iç siyasi amaçları için İsrail'in operasyonunu sürdürmesini istemiyor. Olası bir Refah operasyonu sonrasında Filistinli mültecileri kabul etmek zorunda kalacak Mısır, aynı zamanda Filistinlilerin yerinden edilmesini kolaylaştıran bir ülke olarak da görülecektir. Dahası, Mısırlı yetkililer; Refah operasyonunun ikinci bir nakba (Filistinliler açısından felaket olarak olarak görülen İsrail Devleti'nin bağımsızlık ilanını ve ardından gelişen olayları nitelemek için kullanılır.)

olabileceğinden ve Filistinlilerin Gazze'den sürülmesine yol açacağından endişe duyuyorlar. Bu sonuç sadece Filistin sorununun çözümünü zorlaştırmakla kalmayacak, aynı zamanda gelecekte bir Filistin devletinin kurulmasını da zorlaştıracaktır. Mısırlı yetkililerin deyimiyle Refah operasyonu sonrasındaki olası gelişmeler düşünüldüğünde, Refah operasyonu demek "Filistin meselesinin tasfiyesi" demek olacaktır. 

Bu arada Netanyahu'nun İsrail'in Gazzelileri kalıcı olarak yerinden etmeyeceği yönündeki sözleri güven vermiyor. Netanyahu ne derse desin, hükümetinde yer alanaşırı sağcı bakanların aksi yöndeki açıklamaları şüpheleri arttırıyor. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Filistinlilerin "gönüllü göçünü" ve İsrail'in Gazze Şeridi'ni yeniden iskân etmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu tür kışkırtıcı açıklamalar İsrail ile Mısır arasında ve aynı zamanda İsrail ile ABD dahil pek çok uluslararası destekçisi arasında gerginlik yaşanmasını tetikliyor.

Savaş sonrası bir çözüm için yine Mısır’la çalışmak zorunda olacağı bilinen Tel Aviv Hükümeti her zaman desteğine ihtiyaç duyduğu Kahire’yi neden düşmanlaştırıyor olabilir? Netanyahu, İsrail'in Arap dünyasındaki en eski ortağını yabancılaştırarak ülkesinin stratejik çıkarlarını neden feda etme yoluna gidiyor? Bu soruların cevaplarını bilmiyoruz ama denilebilir ki İsrail, kendisini ve Ortadoğu’daki mevcut dengeleri bozucu bir politikayı izlediğini biliyoruz.

Sonuç

Mısır; kalan rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkes sağlanması için Hamas ile bir anlaşmaya varılmasına aracılık etme potansiyelini koruyor. Sadece bu bağlamda bile İsrail; Mısır’la işbirliğini devam ettiriyor. Her halükârda Mısır'ın yardımına ihtiyaç duyan İsrail, Hamas’la arabuluculuk için Mısır diplomasisine güveniyor. Savaşı sonlandırmak ve Gazze’de bir çözüme ulaşmak için Mısır gibi Arap devletlerinin desteği olmadan İsrail’in bir yerlere varabilmesi olası gözükmüyor. Uzun vadede Mısır'ın endişelerini görmezden gelmek ya da yok saymak İsrail'in ulusal güvenliğine yarardan çok zarar getireceğini herhalde en iyi Netanyahu’nun kendisi biliyor olmalıdır.

Öte yandan İsrail’in Gazze’de soykırıma varan mezalimi yanında Refah operasyonunu başlatma tehdidi, bu ülkenin üzerinden soru işaretlerinin kalkmamasına neden oluyor. Netanyahu halihazırda Kahire'yi tehdit ediyor. Refah operasyonu dahil Sisi’nin şiddetle karşı çıktığı adımları atacağını ima ediyor. 

Clausewitz, zaferin doruk noktası olarak adlandırılan noktayı, askeri ilerlemenin siyasi açıdan verimsiz hale geldiği çizgi olarak tanımlar. İsrail; aylardır sürmekte olan ve 32.000 insanın yok pahasına ölmesine neden olan Gazze operasyonu ile kendi sınırlarını zorluyor. Gazze’deki her atılan kurşun, aslında İsrail’in kendine sıktığı kurşuna dönüşüyor. Şimdi yapılması planlanan Refah operasyonu ile belki Gazze’de yaşayan Filistinliler topraklarından edilecek olabilir ama sonrasında yaşanacak gelişmeler belki de İsrail’in mevcut topraklarını kaybetme noktasına götürebilir. İsrail halkı devam eden askeri operasyonların artım siyasi yönden aleyhlerine işlediğini, artık savaşların altı gün sürmediğini, altı yıl sürecek bir Gazze bataklığında boğulacaklarını görmeleri gerektiğine inanıyorum. Üstelik, olası bir Refah operasyonu sonrasında belki İsrail palyatif kazanımlar elde edebilir ancak beraberinde kimsenin istemediği yeni ve tehlikeli bir tırmanmayı beraberinde getirebilir. Mısır’ı ve diğer Arap ülkelerini, İran’ı ve hatta Türkiye dahil Rusya ve belki de Çin’i oyuna dahil edebilir. Üçüncü Dünya Savaşı böylece gerçekten başlayabilir. Netanyahu'nun önerdiği Refah operasyonu gelecekte İsrail’in kuyusunu kazan büyük bir operasyonunun fitilini ateşleyebilir. Ne dersiniz?

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 28.03.2024
  • Süre : 6 dk
  • 516 kez okundu

Google Ads