logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

Rusya’dan Odessa’ya Füze Saldırısı

Gemileri yok etmek veya onlara zarar vermek için tasarlanan deniz mayınlarının hedefi, daha sıklıkla kullanılması durumunda düşmanın operasyonel olarak önemli deniz bölgelerine erişmesini engellemektedir. Ukrayna bu konsepti benimseyerek Odessa limanına girişi engellemiştir. Bu nedenle RF Karadeniz donanmasının yapabileceği bir amfibi harekât bugüne kadar yapılamamıştır.

Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 25.07.2022
  • Süre : 4 dk
  • 200 kez okundu

2007-12 yılları arasında RF Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapan Oramiral Vyosotsky, 2008 yılında ülkemize yapmış olduğu ziyaretinde “Karadeniz’i bir şampanya şişesine benzeterek, fazla çalkalandığı takdirde köpürerek patlayabileceğini, Karadeniz’deki statüyü belirleyen Montrö Antlaşmasını sonuna kadar desteklediklerini ve değişmesini istemediklerini” ısrarla vurgulamıştı. (1)  

Sanki, 14 yıl öncesinden günümüzü görür gibiydi, yapmış olduğu bu değerlendirmeyle. Kuşkusuz zımnen de olsa ‘Büyük Karıştıran’ ABD ‘yi bir şekilde dikte ediyordu.  Öncelikle söylemek gerekirse, ülkemizin tapu senetleri olan 1923 Lozan Antlaşması ile 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesinin oluşturmuş olduğu ‘denge’ ortamında ABD’nin ‘açık denizler serbestliği’ni bahane ederek NATO maskesi altında RF çevrelemeğe kalkması hem Türkiye’de hem de RF’da ciddi endişelere neden olmuştu. ABD’nin yönlendirmesiyle NATO’nun kitle imha silahlarının hareketini önlemeyi amaçlayan ‘Aktif Çaba Harekatı’(Active Endeavour Operation) 2004 yılında Karadeniz’de genişletmek için ısrarla girişimleri üzerine Türkiye, başta RF olmak üzere Karadeniz’de kıyıdaş ülkeler ile işbirliği yaparak ‘Karadeniz Uyumu Harekatı’ (KUH)’nı başlatmıştı. 

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Karadeniz’de stratejik üstünlüğü zayıflayan RF, soğuk savaş sonrası dönemde ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü Karadeniz havzasını kapsayan eski Sovyet bölgelerini ‘yakın çevre’ olarak tanımlamış, bu bölgeleri nüfuz alanı haline getirmeye yönelik bir güvenlik stratejisi geliştirmiştir. 

Uzun lafın kısası küresel ve nükleer bir güç olarak RF, kendi güvenliği ve ülke çıkarlarının bir gereği olarak çevre ülke sınırlarına hâkim olma düşüncesini merkeze alan bir düşünce iklimini benimsemiştir. 

Böylesine büyük bir hedefi ortaya koyduktan sonra Ukrayna Savaşının başlangıcından günümüze kadar, Karadeniz’in en önemli aktörlerinden biri RF Karadeniz donanmasının Ukrayna Savaşıyla birlikte ne yaptığı tartışılır hale gelmiştir? Bir de Rus donanmasının amiral gemilerinden 1979’da denize indirilen "Moskova" güdümlü füze kruvazörünün Neptün füzesiyle vurulması, 510 personelinin tahliyesi ve geminin batması büyük yankılara neden olmuştu. Hatta kruvazörün 54 mürettebatının bir Türk gemisi tarafından kurtarılmıştı.  Ukrayna basınına göre Moskova kruvazörünün ayırıcı özelliği ise, 2014'te Kırım'ın yasa dışı ilhakı sırasında Ukrayna gemilerinin sahilden ayrılmasını engellemiş ve Rusya-Ukrayna savaşının ilk günlerinde Yılan Adası'ndaki Ukrayna askerlerine saldırı düzenlemişti. Anımsayacaksınız, geçen haftaki makalemizde ısrarla bir önemle konuyu BÜYÜK HARFLERLE ifade etmiştik. 

Bunlardan ilki 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe giren Ottowa Anlaşması veya kısaca ‘Anti-Personel Mayın Yasağı Sözleşmesi’ mayınların üretimini, kullanımını, depolanmasını ve devredilmesini yasaklarken, Ukrayna savaşının başlamasının ardından Karadeniz’de görülen ve gündeme gelen deniz mayınları, modern deniz savaşlarında tercih edilebilir haldedir. Deniz mayınları, 1904-1905’teki Rus-Japon Savaşı’ndan bu yana ortak bir deniz savaşı aracı haline gelirken; siviller ve ticari nakliye gemileri de dünya genelinde deniz mayınlarının kullanımından mustarip olmaya devam etmektedir. Gemileri yok etmek veya onlara zarar vermek için tasarlanan deniz mayınlarının hedefi, daha sıklıkla kullanılması durumunda düşmanın operasyonel olarak önemli deniz bölgelerine erişmesini engellemektedir. (2) 

Ukrayna bu konsepti benimseyerek Odessa limanına girişi engellemiştir. Bu nedenle RF Karadeniz donanmasının yapabileceği bir amfibi harekât bugüne kadar yapılamamıştır. 

İstanbul’da yapılan “Tahıl Koridoru Eş Güdüm Toplantısı”nda tarafları bir araya getirmeye muvaffak olan Türkiye, dörtlü bir protokol imzalamayı gerçekleştirememiştir. Ancak her iki ülke ile tahıl sevkiyatı konusunda birer antlaşma yapılabilmiştir. Türkiye, Rusya, Ukrayna ve BM’nin dahliyle kurulması planlanan tahıl koridoru, İstanbul’da bir komuta merkezinin kurulması, bu merkez üzerinden Odessa Limanı başta olmak üzere Karadeniz’e bırakılan mayınların temizlenmesi, gemilerin güzergâhı, sigortalanması ve güvenliğinin koordine edilmesini öngörmektedir. Bu rota sayesinde Rusya ve Ukrayna’daki tahılın dünya piyasalarına ulaştırılması hedeflenmiştir. 

Kiev’e göre 22 milyon tondan fazla tahıl bulunan Odessa Limanı'nda bekleyen 84 geminin denize çıkabilmeleri için Rus savaş gemilerini önlemek üzere bırakılan mayınların temizlenmesi işini de Türkiye üstlenmiştir. Ancak genel çerçeve bu olmakla birlikte Kiev yönetimi mayınların kaldırılması hâlinde Rusya’nın saldıracağı endişe ve kaygısını taşımakta olduğu ilgililer tarafından ifade edilmiş ve Dolmabahçe Çalışma ofisindeki tarafların birbirlerine karşı mesafeli duruşları Türk tarafını gerçekten düşündürmektedir. Bu arada söylemekte yarar var, koridorların önemini anlamak için sadece Afrika’nın tahıl ihtiyacının yüzde 40’ının Rusya ve Ukrayna’dan karşılandığını bilmek yeterlidir, sanırım. (3) 

Tahıl sevkiyatı ile ilgili 17 Temmuz 2022 tarihinde yapılan anlaşmanın hemen ardından Odessa Limanına yapılan füze saldırılarının meydana gelmesi gerçekten de dünya kamuoyunu büyük endişe ve kaygıya sevk etmiştir. Ancak Rus saldırıları esnasında bir füzenin oradaki silolardan bir tanesine isabet etmesi, diğer bir füzenin de siloya yakın bir bölgeye düşmesi bir bakıma şans olarak değerlendirilmektedir. Ve önemli olan rıhtımların yükleme kapasitesinde ve kabiliyetinde herhangi bir olumsuzluk olmaması oradaki faaliyetlerin devam edebileceğini göstermesi doğrusu yüreklere su serpmiştir. 

Türkiye Cumhuriyeti varılan mutabakatta sorumlulukların yerine getirmeye devam ettiği gibi tarafları sükûnet ve sabırla iş birliğine devam etmelerinden yanadır.  Yine Türkiye bu duruşun Ukrayna savaşını durduracak bir ateşkes antlaşmasının ilk aşaması olduğu ve bu olumlu yönde hareket edilmesi gerektiği konusunda da hem fikirdir. Bu duruşun emaresi ise BM Temsilcisi dahil, Rusya ve Ukrayna temsilcileri ve Türkiye ile birlikte ‘Müşterek Koordinasyon Merkezi'nin çalışmaya başlamasıdır. İnancımız odur ki olumsuzluklar mutlaka giderilecek, barışa giden yolun taşları İstanbul’da döşenecektir, sevgili okurlar. Hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. 

Dipnotlar 

(1) Marinedeal, Rusya Federasyonu Karadeniz Donanması Nereye Gidiyor, 07 Mayıs 2018; https://www.marinedealnews.com/rusya-federasyonu-karadeniz-donanmasi-nereye-gidiyor/Erişim Tarihi 24.07.2022/

(2) Diken, “Dünyanın görünmeyen öldürücü kirliliği: Mayınlar ve patlayıcı savaş kalıntıları”, 03.04.2022; https://www.diken.com.tr/dunyanin-gorunmeyen-oldurucu-kirliligi-mayinlar-ve-patlayici-savas-kalintilari/Erişim Tarihi 17.07.2022/ 

(3) Fehim Taştekin, ‘Tahıl koridoru’ planı Karadeniz’de battı mı?’, Al Monitor, 7 Temmuz 2022; https://www.al-monitor.com/tr/originals/2022/07/turkey-under-pressure-crack-down-russian-shipments-stolen-ukrainian-grain/Erişim Tarihi 17.07.2022/


Google Ads