İnsansız Deniz Araçları (İDA) Üzerine Derin Düşünceler (Bölüm – 1)
Çok geniş bir alanda ihtiyaç duyulan çeşitli sınıflarda geliştirilmesi gereken İDA alanında, halen tek bir İDA sınıfı odaklı iş yapıyor olmamız, bu tek sınıf İDA için bir de, yurtiçinde rekabetçi çabalar sarf etmeye devam etmemiz; sanayi çağı alışkanlıklarından kurtulamamış olduğumuzun en büyük delilidir.
Günümüzün en popüler kısaltmalarından birisi de SİDA yani Silahlı İnsansız Deniz Aracıdır. Bu makalede Türkiye’de yürütülmekte olan SİDA projelerini, amaç odaklı bir sınıflandırma yaparak, doğru yere oturtmaya çalışacağız.
Baykar’ın Küresel Bayraktar TB2 SİHA Başarısı
Savunma ve Havacılık Sanayisinde Türkiye’ye büyük bir prestij ve güven kazandıran Baykar firması, özellikle Bayraktar TB2 Silahlı İnsansız Hava Aracıyla ünlendi. Sadece Suriye ve Libya gibi Türkiye’nin müdahil olduğu savaş alanlarında değil, Azerbaycan ve Ukrayna başta uluslararası savaş alanlarında da görev alarak dikkat çekmiş; ister istemez ülkemizdeki savunma endüstrisini de etkilemiştir. Savunma ve havacılık sanayisine düşen bu etki, büyük oranda olumlu olsa da, olumsuz yanları da bulunmaktadır. Bu olumsuz yanlardan birisi ise, özellikle bünyesinde barındırdığı ironiyle dikkatimizi çekmekte.
Üstsel kuruluşlar ve yıkıcı teknolojilerin savaş alanına nasıl bir etkide bulunabileceğini etkili biçimde kanıtlayan SİHA’lar; endüstri devrinin klasik savunma sanayisinin, kasik yaklaşımlarını olabildiğince muhafaza ederek, Bayraktar TB2 misali yeni bir kayraman yaratma arayışına ilham kaynağı oldu. Bu nedenle deniz kuvvetleri odaklı faaliyet gösteren tüm Türk savunma ve havacılık ekosistemi; SİDA kavramı üzerinde çalışmaya odaklandı, birbirine benzer ve birbiriyle rekabet halinde çok sayıda prototip sistem ortaya çıkmaya başladı.
Kuvvet açısından bakılacak olursa, her halükârda işe yarayacak birçok sisteme sahip olmanın hiçbir mahsuru yoktur. Ayrıca sunulan ve önerilen sistemler için harekat konseptleri zaman içinde oturtulabilir; yerli ve milli üretime güvenilerek istenen revizyonlar ve değişiklikler talep edilebilir. Bu nedenle yaşadığımız sürecin kuvvet odağında değil, SSB ve bağlı kurumlar ve endüstri odağında şekillendiğini hatırlatmalıyım. İsteğim birlikte bu konuya derinlemesine dalmak ve bir askeri-felsefi temel ortaya koymaktır.
Modern Deniz Muharebelerinde, Savaş Alanını Tanıyalım
Deniz savaşlarını tasfir etmek, üzere gerçekleştiği zemini tanımakla başlar. Gemilerin su yüzeyinde tüm haşmetiyle seyrettiğini gören kamuoyu, deniz savaşını bir su üstü harbi olarak tasavvur etmeye yatkındır. Fakat, savaş birçok farklı boyutta (Multi Domain) gerçekleşir. Bu boyutları şu şekilde sınıflandırabiliriz.
1. Boyut: Satıh Harbi.
Bu kamuoyunda algılanan haliyle, gözle görülebilen savaş gemileri tarafından, düşman savaş gemilerini elimine etmek için, modern muharebe imkanlarının tümünün kullanıldığı bir savaş biçimidir. Bu boyutta kırılması gereken ilk algı yanlışı, savaşın iki gemi arasında değil, farklı özelliklerde gemilerden oluşmuş iki muharip filo arasında cereyan eden bir mücadele olmasıdır. Ayrıca koca filoları içerisinde eritebilecek kadar engin denizlerde savaş; birden çok cephede, (kazanılsın veya kaybedilsin) birden çok muharebenin, kümülatif sonucu sonrasında kaderi netleşecek bir aksiyondur.
2. Boyut: Denizaltı.
Deniz harplerinin en sessiz ve etkili silahlarından birisidir denizaltılar. Modern bir donanmanın prestijidir ve hasımlarının da en çekindiği güçtür. Denizlerin sağladığı görünmezlik perdesinin altında hareket eden denizaltılar, büyük savaş filolarının kaderini mühürleyebilecek seviyede bir etki ortaya koyabilirler.
3. Boyut: Gökyüzünden gelen tehditler.
İlk dünya savaşının zırhlı gemilerinin devasa toplarının yerini, güdümlü füzeler almıştır. İkinci dünya savaşında ise hava kuvvetleri sonuç alıcı bir güç olarak donanmaları kökten etkilemiş, uçak gemilerinin önemi ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla muharip filoların havadan gelecek tehditlere karşı savunma kurgusu, diğer tehdit türlerinden daha önemli addedilebilir. İnsansız teknolojlerin yaygınlaşması ile, bu tehdidin kapsama alanı daha da genişlemektedir. Ayrıca günümüzde hipersonik füzeler, balistik füzeler gibi unsurların da, anti-gemi amaçlı varyasyonları bulunmaktadır. Bu nedenle havadan gelecek tehditler ve bunlara karşı koyma yöntemleri giderek çeşitlenmektedir.
4. Boyut: Kara konuşlu unsurlar.
İster klasik bir topçu ya da ATGM birimi tarafından olsun ister ise dört başı mamur bir kara konuşlu deniz savunma sistemi tarafından gerçekleştirilsin, muharebe sahasındaki dost ve düşman kara unsurlarının deniz harbinde denklem dışı tutulması mümkün değildir.
5. Boyut: Mayın harbi.
Su üstünde ve altında etkisini hala yitirmeyen bir güç olarak mayınlar, deniz kuvvetlerinin mutlaka denkleme dahil etmesi gereken unsurlardır. Modern teknolojiler sayesinde güç ve etkisini oldukça artıran mayın harbi, ikinci dünya savaşından kalma antika sistemlerin bile önemsenmesini gerektirecek karmaşık doğasıyla dikkat çeker.
6. Boyut: Siber Uzay.
Malum modern muharebe sahasında, siber savaş ve elektronik harp kavramlarını görmezden gelemeyiz. Gemi, filo, kuvvet ve ülke çaplarında; görebilmek, duyabilmek, neyin ne olduğunu bilebilmek, dost ve düşmanı ayırt edebilmek, kısacası durumsal farkındalıkla ilişkili tüm hususlar, siber uzaydaki kabiliyetlerinizle göbekten bağlıdır. Son zamanlarda bu alandaki tüm kabiliyetlerin hızla dijitalize olduğu malumdur. Bununla birlikte geçmiş analog yöntemlerin de neredeyse tamamı yedekte tutulmaktadır. Bu nedenle siber uzayın analog ve dijital tüm alanlarında mücadeleyi sürdürebilmek büyük önem arz eder.
7. Boyut: Uzay.
Ülke olarak bu boyuttaki etkimiz oldukça kısıtlı olsa da, hasım ülkelerin fiziksel uzaydaki faaliyetleri beklentilerimizin çok daha ötesinde tezahür edebilir. Ayrıca uzay konuşlu sistemlerden alınacak bilgiler ve bu bilgilerin kullanımıyla doğacak etkiler, üçüncü taraflara savaşın bizzat içine girmeden müdahil olma şansı sunar. Bu sebeple uzay sadece hasımlarınız açısından değil, tüm unsurlar açısından dikkatle izlenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir boyuttur.
Not: Nükleer başta kitle imha silahlarının deniz harbinde oluşturduğu tehditler ve “Zayiatsız Savunma” konseptinin doğuracağı modern tehditler; bilinçli bir şekilde makale kapsamı dışında tutulmuştur.
Deniz Muharebe Alanı Haritasında Ortaya Çıkan Hatlar
Deniz üzerinde hareket etmekte olan bir muharip filo düşünelim. Bu filo unsurlarının gözle görebildiği veya ışıkla iletişim kurabildiği, toplarının menzilinin yetiştiği temel bir çember çizelim. Bu çemberin harita üzerindeki temsili, fiziksel varlıkla tanımlanan birincil etki alanımız olsun.
Malum muharip filo, savaşmak amacıyla silahlanmış bir kuvvet demektir. Silahlarının da bir etki mesafesi bulunmaktadır. Coğrafi şartlardan ve deniz durumlarından dolayı değişkenlik gösterse de bunu, fiziksel sınırları çevreleyen ikinci bir sanal hat olarak tasavvur edelim ve haritamıza ekleyelim.
İster muharip filoya dahil olan bir platformun öz kabiliyetleriyle, ister farklı bir boyutun (hava, uzay, vb.) dahli ile gerçekleşsin; görme ve bilme katmanlarını da değerlendirmek zorundayız. Neyi, ne zaman görür hale geliyoruz? Gördüğümüz şeyin gerçekte ne olduğunu, sanal mı gerçek mi olduğunu, ne zaman bilir hale geliyoruz? Artık bir filonun fiziksel varlığını çevreleyen üç hattımız daha vardır.
Konuya bu sanal hatları / katmanları ilave ettiğimiz andan itibaren, muharebe alanının kara savaşlarından hatırlamakta olduğumuz askeri haritalara benzemeye başladığını fark ederiz. Aslında askerlik sanatı, tüm boyut ve katmanlarını zaman içinde kazanan, mevcut üstüne kendisini inşa eden, oldukça köklü bir geçmişe sahiptir. Dolayısıyla haritamızda, Amirallerimizin yönetim ve inisiyatifinde oluşan cepheleri ve çatışma hatlarını, daha net biçimde fark eder hale geldik.
Muharebe Hattına ve Harp İlmine Göre İDA’ları Sınıflandırmaya Çalışalım
Birinci Sınıf Kapsamındaki İDA’lar:
Askeri ve kültürel köklerimiz, savaş hattında çarpışan bir kahramanı yücelttiğine ve Bayraktar TB2 ile de adı sanı belli bir kahraman arayışımız alevlendiğine göre; mevcut tüm SİDA çalışmalarını sadece bu kapsamda ele almak doğru olacaktır. Evet, deniz altı harbi vb. farklı görev türlerine özel İDA’larımız da bulunmakta. Fakat özünte tüm bunların farkının, elinde piyade tüfeği, roketatar veya tamburalı bombatar bulunan piyade erleri arasıdanki fark kadar görebiliriz. Tamamı özlük silahı olarak tabanca ve bıçakla da donatılan bu piyade örneği, cephe hattı savaşçılarımızın benzer yanlarını ortaya koymak açısından da faydalıdır.
Konumuz İDA’lar olduğundan, bu cephe hattı savaşçılarını piyade ve kamikaze olarak iki alt sınıfta değerlendirmek faydalı olacaktır. Kamikaze sınıfında ise, yakın gelecekte; ekranoplan (yer etkisiyle uçan) çözümler, howercraft (hava yastıklı) çözümler, hidrofoilli (su altı kanatlı) çözümler ve yarı batık özelliği de barındıran hibrit tasarımlar bekleyebiliriz. İster bağımsız ister sürü harekâtı benimsesin, bu kuvveti dahil edeceğimiz sınıf (maalesef) aynıdır.
İkinci Sınıf Kapsamındaki İDA’lar:
Cephe hattına oldukça yakın ve düşman ateş etkisine biraz daha düşük olsa da maruz olan, ikinci bir katman daha vardır. Bu katmanı 81 mm havan topu, OMTAS ATGM, vb. silahları kullanan, piyadeye direkt ve nitelikli ateş gücü sağlayan, ekip olarak çalışan ve hattın hemen gerisinde yer alan unsurlar olarak nitelendirebiliriz. Aslında tüm bunlar, cephede savaşmakta olan birliğin organizasyon şemasına dahildirler ve aynı lojistik ve iletişim kanallarından beslenirler. Bu sınıfa yönelik bir İDA çalışması şimdilik kamuoyuna yansımamıştır.
Örneğin, Güney Kore donanması 130 mm çapında roketlerini, IIR güdümle deniz harbine uyarlamış, birden çok asimetrik Kuzey Kore teknesini eş zamanlı etki altına alabilecek birçok namlulu deniz roketatar sistemi geliştirmiştir. Bunun benzeri bir sistemi İDA üzerinde ve bu sınıfa dahil olarak düşünebilirsiniz. İleride TÜBİTAK SAGE’nin KUZGUN ve Roketsan’ın ÇAKIR mühimmatları ile, bu sınıf biraz daha kolay türetilebilir olacaktır. Fakat türevlendirilmiş bir sistemle, amaca özel tasarlanmış bir sistem arasında, işlevsel farkların da olacağını asla unutmamalıyız.
Üçüncü Sınıf Kapsamındaki İDA’lar:
Tüm orduların ayrılmaz bir unsuru da özel kuvvetlerdir. Bunlar çoğu zaman savaş başlamadan önce düşman topraklarına sızar ve pozisyon alırlar. Düşmanın harekat tarzını bozma, lojistiğini engelleme, özel sabptajlar düzenleme gibi zor ama oldukça önemli görevleri vardır. Bu nedenle söz konusu alanın İDA yansımasını sualtı ve suüstü olarak iki ayrı alt sınıfta değerlendirmek gerekmektedir. Bu kapsamda harekât konseptleri oluşturmayı deneyelim.
Liman ağzı ve mümkünse içini mayınlayabilecek bir su altı İDA düşünülebilir. Riskli bölgelere hızla sonobuoy’lar döşeyip hızla dönecek, düşman denizaltı unsurlarını çekingen davramaya itecek bir suüstü İDA kurgulanabilir. Havada (özgün tasarımım olan) yanıltıcı sistemi taşıyan ve sensör ve görsel açıdan düşmanı simüle eden, sahte bir filo varlığı oluşturan İDA’lar kurgulanabilir. (Yardımcı sistem önerilerim de olacak.) Taşıdığı hafif torpidolar ile seçilmiş belirli bölgelerde pusuya yatacak, sualtı İDA’ları tasarlanabilir. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir.
Dördüncü Sınıf Kapsamındaki İDA’lar:
Cephe hattı lojistiği ile genel lojistik ihtiyaçları arasında belirgin bir fark bulunur. Bu farklar kullanılacak araçların ve yöntemlerin kimliğine kadar nüfus etmiştir. Bu sınıfta cephe hattı lojistiğinin, sadece bir segmentine odaklanacağız.
Deniz kuvvetleriyle ilgilenenlerin bildiği ama bugüne kadar hayata geçirilmemiş bir kavram bulunmaktadır: Inventory Ship. Bunlar aslında çok yüksek bir ateş gücünü filolara sunmak üzere eklenebilen, büyük gemiler olarak düşünülmüştür. Çok yüksek adette dikey ve diğer tip lançerçerden taşırlar, filonun muharip gemilerinin hizmetine kalabalık bir güdümlü füze mevcudiyeti sunarlar. Bir nevi devasa bir yük gemisinden dönüştürülen füze taşıyıcıları olarak tanımlanabilirler.
İDA olarak bu sınıftan beklentimiz “devasa ve ağır” değildir. Yeteri kadar büyük, yeteri kadar hızlı, yeteri kadar dinamiklik bir sistem kurgulayalım. Bu yeterlilik birden fazla adette ATMACA güdümlü füzesi veya AKYA ağır topidosu ile ön tanıma kavuşturulabilir. Zaman içerisinde denkleme farklı yükler de dahil edilebilir. Her halükârda bu sınıf İDA’ların günümüzde gözlemlediğimiz projelerden daha ağır tonajlı ve yüksek kapasiteli olması gerekeceği açıktır.
Bu sınıfın farklı kullanım konseptlerine yansımaları da olabilir. Örneğin kayba uğrayan ve çekilen bir filonuzun arkasını, daha ucuz ve ön programlanmış sahte ATMACA füzelerini atmaya devam edecek platformlarla toparlayabilirsiniz.
Sınıf örneklerini çoğaltabilirim ve alt sınıflarla da zenginleştirebilirim. Çeşitli özgün silah ve kullanım taktikleriyle konuyu daha da uzatabilirim. Lakin bir giriş makalesi olarak kaleme aldığım bu metnin amacına tezat teşkil edecektir.
Sonuç
Geleceğin savaş alanında, İnsansız / Robotik Sistemler ve Yapay Zekâ kavramları önemini giderek arttıracak. Bu kapsamda şüphesiz, İDA alanına yapılacak yatırımlar da boşa gitmeyecek. Bununla birlikte İDA alanındaki potansiyelin, ancak çok küçük bir kesiminde çok fazla paralel faaliyetlerin gerçekleştiğini görüyoruz. Bu alanda yapılabilecekler aslen, görmekte olduğumuz faaliyetlerden çok daha geniş ve çeşitlidir.
Deniz harbini iki gemi arasında değil, en az iki muharip filo arasında cereyan edecek bir savaş biçimi olarak tanımlamıştık. Filo kavramını sistem olarak revize edelim. Aslında iki sistemin savaştığı, sistem içindeki tekillerin de, bir alt sistemler bütünü olduğunu fark ederiz. Bu nedenle İDA hususundaki kurgumuzu da, tekil olarak değil, sistem olarak değiştirmeliyiz.
Bu nedenle uzunca bir süredir, modern savaş araçlarının (en az iki sistemden oluşacak) ekürüler halinde tasarlanması gerektiği hususunda yazmaktayım. Bu vurgum, İDA alanında da geçerlidir. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, geleceğin hava savaşını dört ana muharip ayak üzerinde kurgulamaktadır. Bunlar: (Hava ve Deniz Kuvvetleri için ayrı ayrı tasarlanacak iki adet) NGAD (Next Generation Air Dominance) muharip insanlı uçağı. İnsansız muharip eşlikçi CCA (Collaborative Combat Aircraft) uçaklar. Mevcuttaki 4. nesil ve stealth olmayan, modenize edilmiş (F-16, F-15, vb.) savaş uçakları. B-21 Spirit bombardıman uçağı. (Ki bu denklemde, bombardıman maksadından farklı ve yeni/exponansiyel kullanım alanları vardır.)
Bu kadar geniş bir alanda, tek bir İDA sınıfı odaklı, içte de rekabetçi çabalar sarf etmemiz; sanayi çağı alışkanlıklarından kurtulamamış olduğumuzun en büyük delilidir.
Halbuki üstsel kuruluşlar ve yıkıcı teknolojilerin çağında yaşıyoruz ve buna bir tarım ve sanayi çağı kahramanı ilave etmeye çalışıyoruz. Piyasa engin denizler kadar geniş ve büyük fırsatlara gebe. İlgili kurum ve kuruluşların bunu görebileceğine ve gördükleri doğrultusunda koordineli çabalar sarf etmeye başlayabileceğine inanıyorum. Savunma ve havacılık sanayimizde yeni oluşmakta olan alt sistem üreticileri ekosistemi sayesinde; İDA alanındaki ortak çabalarımızı diğer tüm ülkelerden daha yüksek bir hızda koordineli bir hedefe odaklayabileceğimizden hiç şüphe duymuyorum.