400 insanlı, 400 insansız, Toplamda 800 Savaş Uçağı İçin Türkiye Kolları Sıvadı
2025-2035 yılları arasındaki asgari 10 yıllık ara dönemdeki savaş uçağı ihtiyacımız için Eurofighter ve F-16 Viper tedarik süreçlerinin devreye sokulması ihtiyacı doğdu. Bu on yıllık boşluğu doldurabilecek (gap filler) savaş uçaklarını satın almadan “idare edelim” demek, Üçüncü Dünya Savaşına doludizgin gitmekte olan dünyamızın gerçekliğinden kopuk bir Türkiye’de yaşamayı seçtiğimiz anlamına gelir ki, bu riski sanıyorum aklı başında hiçbir kimse satın alamaz.
Türkiye’nin 400 kadar insanlı savaş uçağına ve bu uçaklarla beraber görev yapabilecek şekilde 400 kadar insansız savaş uçağına sahip olması gerektiğini hava harekâtının rasyonel gerekçeleri yanında bölgemizdeki ülkelerin hava kuvvetlerinin envanterleri de dikte ettiriyor. Bu 400 sayısının merkezinde de ilk uçuşunu (P0) 21 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştiren Millî Muharip Uçak KAAN yer alacaktır. Halen üretim bandında olan P1 ve P2 prototiplerinin 2026 yılının Nisan ayından itibaren uçuş test sürecine dahil edilmeleri planlanıyor. Bu takvime bakıldığında, limitli yeteneklerle üretilmesi beklenen KAAN Blok 10’ların 2028’de değil ancak 2030-32 yıllarında Türk Hava Kuvvetleri envanterine katılmasının söz konusu olabileceğini değerlendiriyorum. Hakiki manada beşinci nesil KAAN’ları ise ancak 2035-40 bandında savaş uçağı filomuzda görebileceğiz. Daha iyimser tedarik senaryolarıyla coşmaya gerek yok. Gerçekçilik iyidir. Öte yandan bu takvim bile hummalı bir gayretle KAAN geliştirme ve üretim programına önem vermemiz gerektiğini bize dikte ettiriyor.
İşte bu nedenle 2025-2035 yılları arasındaki asgari 10 yıllık ara dönemdeki savaş uçağı ihtiyacımız için Eurofighter ve F-16 Viper tedarik süreçlerinin devreye sokulması ihtiyacı doğdu. Bu on yıllık boşluğu doldurabilecek (gap filler) savaş uçaklarını satın almadan “idare edelim” demek, Üçüncü Dünya Savaşına doludizgin gitmekte olan dünyamızın gerçekliğinden kopuk bir Türkiye’de yaşamayı seçtiğimiz anlamına gelir ki, bu riski sanıyorum aklı başında hiçbir kimse satın alamaz. Nitekim ülkemizi yöneten siyasî ve askerî erkan da sağduyulu davrandı, ara dönem uçaklarını tedarik için gereken adımları atma yoluna gitti. Bilinmesinde fayda var; 2019 yılında F-35 programından çıkarılmadan önce Türkiye; Hava Kuvvetleri Kuvvet Yapısı Planı gereği 96-116 civarında F-35A (+ Donanma için 16-24 adet F-35B) tedarik etmeyi planlıyordu. F-35’in verilmemesi bahse konu kuvvet planı gereği takip edilen tedarik sürecini kesintiye uğrattı, hesaplar bir anda şaştı. Yeni durumda ortaya çıkan savaş uçağı ihtiyacını, F-16 Viper ve Eurofighter tedarikleriyle (bu uçakların birtakım kısıtlarına rağmen) olabildiğince ikame etmek, tamamlamak için adım atılmak zorunda kalındı. F-35 programına hiç dahil olunmasaydı, muhtemelen 2010’lu yılların başında ilave 80-120 adet F-16 Viper tedarik süreci başlatılabilirdi. Dolayısıyla da bugün çokça bizi meşgul eden ‘ara dönem uçağı’ ihtiyacı gündemimizde olmazdı. Bu açıklamayı niye yapıyorum? Bazı platformlarda “Türk Hava Kuvvetleri savaş uçağı ihtiyacını en başından itibaren niye göremedi, zamanında gereğini niye yapmadı?” benzeri sorular gündeme getiriliyor. Bu tür görünürde haklı ama gerçekte mesnetsiz suçlamalara kısa bir yanıt olsun diye bu açıklamayı burada dipnot olarak ifade etmek istedim.
Eurofighter Tedariki
Başlangıçta 30 Eylül 2021 tarihinde F-16V tedarik sürecini başlatan Türkiye; bu sürece paralel olarak Eurofighter Typhoon savaş uçaklarını da satın alma opsiyonunu devreye soktu. Bu yolda oldukça zor bir görüşme ve müzakere takvimini İngiltere ile kol kola yönetti. Esasında Türkiye’nin bu uçağa ilgisi yeni değildi. Bu uçağın henüz geliştirme aşamasında, henüz ilk prototip uçmadan önceki dönemde, 1990'lı yılların başında EF Ankara’nın gündemine gelmişti. O dönemde Ankara ile Eurofighter konsorsiyumu (İngiltere, Almanya, İspanya ve İtalya) arasında sık sık görüşmeler yapılıyordu, ancak sözleşme şartları ve özellikle satın alma ve bakım maliyetleri nedeniyle bu görüşmeler sonuçsuz kalmıştı. 2000’li yılların başında tekrar EF satın alma konusu gündeme geldiğinde ise Ankara, beşinci nesil savaş uçağı F-35 programına üretim ortağı olarak dahil olunca, haliyle dördüncü nesil bir uçak olan EF tedarikini de rafa kaldırmıştı.
Son dönemde ABD ile F-35 tedarikine ilişkin yaşanan olumsuz gelişmelerin bir sonucu olarak, Türkiye, Eurofighter tedarikini de gündemine almak zorunda kaldı. Ancak tahminlerin aksine bu uçağın üreticileri olan Avrupa konsorsiyumu ülkelerinin olurunu almak da pek kolay olmadı. Zira, Eurofighter Typhoon'un Türkiye'ye satışı, konsorsiyum ülkelerinin oybirliğiyle onay vermesini gerektiren karmaşık bir mekanizmanın yönetilmesini de gerektiriyordu. Esasında Londra’nın öncülük ettiği satış sürecine Madrid ve Roma da destek veriyordu ancak Berlin Hükümeti, Türkiye’de ‘hukukun üstünlüğüne saygı duyulmadığı’ gerekçesiyle Ankara’yı oyalamaya devam ediyordu. Almanya’nın attığı EF kördüğümü, konsorsiyumda yer alan diğer üç ülkenin aktif desteğiyle ancak 23 Temmuz 2025 tarihinde çözülebildi. Bazı kaynaklara göre kördüğümün çözülmesi öyle kolay, koşulsuz olmadı. İddialara göre Türkiye, uçakların yalnızca NATO çerçevesinde kolektif savunma amacıyla kullanılacağına ve başka bir NATO üyesine (açıkça Yunanistan’a atıfta bulunularak) karşı kullanılmayacağına dair güvence vermişti. Bu güvencenin, Almanya’nın kararını şekillendirdiği ifade ediliyor.
Sonrasında taraflar arasında birkaç ay daha süren ilave teknik görüşmeler yapılarak nihai anlaşma noktasına gelindi. Nitekim 27 Ekim 2025 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Erdoğan-Starmer görüşmesinde, 20 adet en son nesil (Tranche 4) Eurofighter Typhoon savaş uçağının satışını garantileyen anlaşması imzalanabildi. Buna göre T4’lerin Türk Hava Kuvvetlerine teslimatı en erken 2030 yılında mümkün olabileceği ifade edildi.
Satış anlaşmasının içeriği tam olarak taraflarca paylaşılmasa da projenin ana yüklenicisi BAE Systems, 20 adet EF ile birlikte Meteor havadan havaya füzeleri ve Brimstone havadan karaya füzelerinin satışını da kapsayan 5,4 milyar sterlinlik (yaklaşık 7 milyar dolar) bir anlaşma paketine imza atıldığını duyurdu. Türk Millî Savunma Bakanlığı da benzer bir ifade ile anlaşmaya açıklık getirme arayışında oldu. Starmer ise sözleşmenin değerini 8 milyar sterlin (yaklaşık 10,7 milyar dolar) olarak açıkladı. Anlaşıldığı kadarıyla İngiltere Başbakanı bu rakama, anlaşmanın İngiliz savunma endüstrisi ekosistemine sağlayacağı ekonomik getirileri ile ayrıntıları henüz bilinmeyen (örneğin 3 yıl boyunca uçakların lojistik desteğinin doğrudan İngiltere tarafından karşılanması maliyeti vb.) bazı seçenekleri de dahil etmiş olabilir.
Bu arada Türkiye’nin, Katar ve Umman’dan toplamda satın alacağı söylenen 24-36 adet (her ülkeden 12'şer adet veya doğrudan Katar’dan 24 adet ve Umman’dan 12 adet) uçaklara ilişkin henüz herhangi bir gelişme olup olmadığı bilinmemektedir. Konuşulan tek şey, toplam 24-36 adet Eurofighter satın almak için bu iki ülke ve teknik bağlamda İngiltere öncülüğünde konsorsiyumun diğer ülkeleri (Almanya, İtalya ve İspanya) ile görüşmelerin sürmekte olduğudur. Bu satın alımla birlikte Türk Hava Kuvvetleri envanterine girebilecek EF sayısı asgari 44 ve azami 56 adet olabilecektir. Bazı kaynaklara göre Katar ve Umman’dan tedarik süreci Türkiye’nin beklentilerine göre şekillenmezse, bu seçenekten vazgeçilerek muhtemelen ilave 20 adet daha T4 veya T5 satın alma yoluna gidilebilecektir.
F-16V Tedariki: Yılan Hikayesi
Eurofighter tedarikiyle birlikte 40 adet F-16 Blok 70 Viper uçağının tedariki de Türkiye’nin gündemindedir. Tel Aviv’in ağzına bakan Amerikan Yahudi lobisinin etkin manipülasyonunun bir sonucu olarak Rusya’dan S-400 tedariki, Pastör Andrew Brunson davası gibi bahanelerin arkasına sığınan Washington, Ankara’yı 23 Eylül 2021 itibariyle F-35 programından çıkarmıştı. Buna rağmen Ankara; savaş uçağı ihtiyacını kısmen ikame etmek için 30 Eylül 2021 tarihinde tekrar ABD’nin kapısını çalmayı gerekli görmüştü. Millî Savunma Bakanlığı kanalıyla gerçekleşen Ankara – Washington görüşmeleri meyvesini ancak 26 Ocak 2024 tarihinde verebildi: ABD Savunma Güvenliği İşbirliği Ajansı (DSCA), bu olası satışa ilişkin belgeyi Kongre’ye iletti. Kısa bir süre sonra, Amerikan Dışişleri Bakanlığı da Yabancı Askeri Satışlar (FMS) kanalı ile Türkiye’ye 23 milyar dolar tahmini maliyet (yaklaşık 1 trilyon TL) ile 40 yeni F-16V ve 79 modernizasyon kiti satışını onayladığını açıkladı.
Sonrasında her ne olduysa, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, geçen yıl bu vakitlerde meclis oturumunun birinde, Türkiye’nin F-16 tedarik paketini revize ettiğini, 79 modernizasyon kitinin satın alınmayacağını, sadece 40 adet F-16 Blok-70 satın alınacağını deklare etti. Lockheed Martin tarafından üretilecek (2030’lu yılların başında teslim edilecek) F-16’ların yeni durumda yaklaşık satış bedelinin 7 milyar dolar (yaklaşık 300 milyar TL) olacağını, F-35 programı kapsamında ödenen 1,4 milyar doların F-16 satışının ön ödemesi olduğunu vurguladı.
Peki 79 adet kiti satın almaktan Türkiye neden bir anda vazgeçmişti? Bakan Güler’e göre, “Vazgeçme nedenimiz şudur: Türk Hava-Uzay Sanayii (TUSAŞ) tesislerimiz bu modernizasyonu kendi başlarına gerçekleştirebilecek kapasitede, bu yüzden onlara (TUSAŞ’a) bıraktık.”
Muhtemelen 1 trilyon liralık faturanın büyüklüğü karşısında Ankara, F-16 tedarik sürecinde daha hesaplı gitmeye karar verdi ve Savunma Sanayi Başkanlığı’na “uçakların modernizasyonunu içerde yapma” görevi verildi. Anlaşılan F-16 Blok 30 uçaklarının TUSAŞ öncülüğünde gerçekleşen ÖZGÜR modernizasyon sürecinden cesaret alınarak böyle bir karar alındı ya da yurtiçi savunma sanayii çevreleri bu kararın alınmasında ‘baskın’ bir rol oynadılar.
DSCA belgesinde yer alan bazı kritik yeteneklerin (örneğin 168 adet Entegre Viper Elektronik Harp Paketi (IVEWS) veya eşdeğeri, yeterli sayıda gelişmiş HARM, AMRAAM ve AIM-9X füzeleri vb.) 40 uçaklık F-16 Blok 70 revize satın alma paketinde de korunacağı beklentisiyle, bu kararı yerinde ve doğru bulduğumu söyleyebilirim. Bununla birlikte ABD desteği olmadan Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki tüm F-16’lara (yaklaşık 235 adet) uygulanması beklenen ÖZGÜR II modernizasyonuyla hava harekât ihtiyaçlarımızın/isterlerimizin tam manasıyla karşılanmasının pek olası olmadığını da ifade etmek durumundayım. Öte yandan ÖZGÜR II modernizasyonu; yeni kokpit dizaynı, özgün görev bilgisayarı, Murad AESA radarı ve Toygun EOTS hedefleme gözü dahil yeni sensörler ve gelişmiş millî hava hava (Bozdoğan ve Gökdoğan) ve millî hava yer (SOM, HGK, KGK, akıllı mühimmat ailesi vb.) mühimmatının entegrasyonu ile mevcut uçakların yeteneklerini oldukça üst seviyeye çıkaracaktır. Şüphesiz Lockheed Martin’den satın alınacak rafta hazır sistemlerle gerçekleştirilecek modernizasyon süreçlerine göre ÖZGÜR II modernizasyonu daha uzun süreli bir takvime ihtiyaç duyacaktır ama sonuçta ortaya çıkan yeni F-16 daha fazla “bizim” olacağından, bu gecikmenin stratejik sabırla yönetilebileceğini değerlendiriyorum.
F-35 Programına Geri Dönüş Olacak mı?
Bu arada Milli Savunma Bakanı, 2024 yılı Aralık ayında bir haber ajansına yaptığı açıklamada, Türkiye'nin F-35 programına yeniden katılmayı ve 40 adet yeni F-35 jet uçağı satın almayı hedeflediğini belirtti. Bakan Güler, “Amerikalılar KAAN'ı üretebileceğimizi ve uçurabileceğimizi gördüklerinde, F-35 konusunda fikirlerini biraz değiştirdiler. Şimdi F-35'leri vermeye istekli olduklarını ifade ediyorlar. Ancak, bu konuda (şu ana kadar) herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. Üretim payımızı geri almakta ısrarcıyız ve F-35’leri satın alma talebimizi sürdürüyoruz.”
Bakan Güler’in söyleminin teoride doğru olduğunu söyleyebiliriz ancak, bu konu başlığına ilişkin geçmişten günümüze taraflar arasındaki gel-gitli görüşme trafiğine baktığımızda, bu söylemin pratiğe yansımayacağını da bilebiliyoruz. Ankara’nın F-35 programına yeniden dahil olmak için Washington'a düzenli olarak baskı uygulamasına, Türk siyasi yetkililerin kamuoyuna yansıttığı iyimserliğe, Trump ve Erdoğan arasındaki (kameralara yansıdığı kadarıyla) iyi ilişki seviyesinin varlığına rağmen, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler henüz istikrar kazanmaktan uzak bir noktada seyrediyor. Üstelik CAATSA yaptırımları bile henüz kalkmadı. TUSAŞ üretimi 30 adet T-129 Atak helikopterinin Pakistan’a satışına bile izin verilmedi. F-16V tedarik yolculuğu bile mehteran marşı misali … Bu şartlarda, F-35 tedarik süreci sadece ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiği oranda gerçekleşebilecek bir madde olarak gündemde kalmaya devam edecektir.
KIZILELMA ve ANKA III Hazır mı?
Günümüz modern hava gücü doktrinleri, akıllı mühimmat, gelişmiş sensörler, otonom sistemler ve bilhassa insansız savaş uçakları odaklı bir bakış açısı etrafında yapay zekâ destekli şekilleniyor. Bu kapsamda düşmana karşı hava üstünlüğünün kazanılması, ilk etapta görüş ötesi menzilde (18 km ötesinde) havada verilecek mücadelenin başarısına bağlı olacaktır. Bu anlayışla 2013 yılında başlatılan Göktuğ programı çerçevesinde, görüş içi ısıya güdümlü Bozdoğan ve görüş ötesi radar güdümlü uzun menzilli Gökdoğan hava hava füzeleri geliştirilmiş ve Türk F-16 uçaklarından test atışları başarıyla yapılmıştı.
Bu arada, Eurofighter ve F-16 Viper tedarik süreçleri devam ederken, bu uçakların yaptığı görevleri yapmaya aday çok rollü insansız savaş uçakları TUSAŞ ANKA III ve Bayraktar KIZILELMA programları da başlatılmıştı.
28 Aralık 2023 tarihinde gökyüzüyle buluşan ANKA III, TEBER ve TOLUN mühimmat atışlarını da sonraki sortilerinde başarıyla icra ederek, uçan kanat konfigürasyonuyla, toplamda 1.200 kilogramı bulan taşıma kapasitesiyle insansız savaş uçağı alanındaki Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaya aday başarılı bir platform olarak uçuş testlerine devam ediyor. Seri üretim aşamasına çok az bir süre kaldığı söyleniyor.
2021 yılında aktive edilen Bayraktar KIZILELMA ise 14 Aralık 2022 tarihindeki ilk uçuşunu takiben havadan yere bomba atışları dahil birçok uçuş testini başarıyla icra etmişti. 20 Kasım 2025 tarihinde KIZILELMA, gökyüzünde tarihi bir teste imza atarak, kendisinden 30 mil (yaklaşım 50 km.) uzaktaki temsili hedef F-16’ya, ASELSAN tarafından geliştirilen Murad AESA radarıyla kilitlenip, TÜBİTAK SAGE üretimi radar güdümlü millî hava-hava füzesi GÖKDOĞAN ile gerçekleştirdiği simüle atış testinde tam isabet sağladı. Bundan çok kısa bir süre sonra da 30 Kasım’da hakiki füze atışıyla, TUSAŞ üretimi yüksek hızlı hedef uçak ŞİMŞEK’i tam 12’den vurdu.
2026’da seri üretimine başlanacağı ifade edilen KIZILELMA, dünya havacılık tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. Dünyada ilk defa insansız bir savaş uçağı görüş ötesi menzildeki bir hedefi radar güdümlü füzeyle vurmayı başardı. Bu manada Aralık 2025 ayı içerisinde AMRAAM atışı yapmaya hazırlanan Avustralya-ABD ortak yapımı MQ-28’i sollamayı başaran KIZILELMA, Türk Hava Kuvvetleri için boşluk doldurucu (gap filler) bir savaş platformu olarak da görev yapabileceğini kanıtlamış oldu. Hepimizi gururlandırdı. Türk milletine güven verdi.
Sonuç
Tekrarlayalım: Türk Hava Kuvvetlerinin 400 kadar KAAN bazlı insanlı savaş uçağına ve bir o kadar da KIZILELMA ve ANKA III’ün gelişmiş versiyonlarına, insansız savaş uçaklarına ihtiyacı var. İsteriz ki F-35, F-16 ve Eurofighter savaş uçakları Türk Hava Kuvvetleri envanterine bir an önce kazandırılsın. Bilhassa Katar ve Umman’dan tedarik edilmesi düşünülen Eurofighter T-3A varyantlarının 2026 yılı içerisinde envantere kazandırılması öncelikli bir konu olarak ele alınmalıdır. 2026 içinde daha fazla gecikmeden F-16 Viper için imzalar gecikmeden atılmalıdır. 2030-32 yıllarında 20 adet Eurofighter T4 ve 40 adet F-16 Viper tedarik süreçleri tamamlanmalıdır. Böylece toplamda 230-35 adet F-16 ÖZGÜR, 40 adet F-16 Viper, 44-56 adet Eurofighter olmak üzere toplamda 314 -331 adet insanlı savaş uçağının GÖKVATAN savunmasında görev almaya hazır olduğuna şahitlik edebileceğiz.
Bunun yanında Türk yapımı KIZILELMA çok rollü ve ANKA III’ler hava yer rolünde öne çıkan insansız savaş platformları olarak seslerini gür bir sesle duyurmaya başladılar. Artık KIZILELMA’ların, ANKA III’lerin Türk Hava Kuvvetleri F-16’larıyla ve Eurofighter’larıyla kol kola, Adalar Denizi veya Doğu Akdeniz üzerinde devriye yapmaya, Türk hava sahasını korumaya başlayacakları günlerin çok yakın olduğuna inanıyorum. Birkaç yıl içerisinde, kendi radarımızla, hedefleme sistemimizle, modern sensörlerimizle, hava yer ve hava hava mühimmatımızla donatılacak en az 200 kadar KIZILELMA ve ANKA III’ün, GÖKVATAN’ı korumak, hava savunmamıza katkı sunmak için görev alacağı bir döneme geçiş yapacağız. Kendimizi bugün olduğundan çok daha güvende hissedeceğiz. Az kaldı….