Site İçi Arama

savunma

Savaş Jetlerinde Neden Yüksek Süratler (2 Mach ve Üstü) İstenmiyor?

Savaş jetlerine sürat faktörü açısından baktığımızda, geçmişten günümüze jetlerin hızları neredeyse hep aynı kalmış, sürati artırmaya yönelik savaş uçağı tasarımcılarını zorlayacak bir ihtiyaç ortaya çıkmamıştır.

Savaş Jetleri ve Sürat Faktörü

Hava savaşlarında jet çağı, Alman üretimi Messerschmitt (Kırlangıç) Me 262 turbojet motorlu uçağın 1944 yılında kullanımıyla birlikte başlamıştır. Savaşın bitimiyle birlikte, savaş uçaklarında büyük ilerlemelere kısa sürede imza atılmış, 1950’lerin başından itibaren jetlere hızla geçiş yapılmıştır. Türk Hava Kuvvetleri de 1953 yılından itibaren fiilen tüm savaş uçaklarını Amerikan yapımı savaş jetleriyle modernize etme fırsatı yakalamıştır.

Savaş jetlerine sürat faktörü açısından baktığımızda, geçmişten günümüze jetlerin hızları neredeyse hep aynı kalmış, sürati artırmaya yönelik savaş uçağı tasarımcılarını zorlayacak bir ihtiyaç ortaya çıkmamıştır.

Belki de bu yüzden, F-35 ve F/A-18 E/F Super Hornet dışındaki modern avcı uçaklarının çoğu başlangıçta en az 2 Mach sürati görecek şekilde tasarlanmışlardır. Özellikle de hava üstünlüğünü kazanmak maksadıyla tasarlanan avcı/önleme uçakları (F-15, F-22, SU-35, MiG-31, Eurofighter Typhoon vb.) için 2 Mach aranan bir sürattir. Niye sürat olarak 2 Mach? Uçak üreticileri zaten bu kilometre taşına 1950'li yılların ortalarında ulaşmıştı. Özel üretilen, daha yüksek süratlere erişmesi istenen istihbarat, önleme uçakları vardır ancak bunların sayısı ve kullanım oranı oldukça düşük kalmıştır. Hâl böyle olunca da, yüksek sürat isteri zamanla ikinci plana düşmüştür.

Şimdi bazı sorular soralım ve yazının geri kalanında bunlara cevap bulmaya çalışalım: Savaş uçakları neden beklenenin aksine daha da hızlanamadılar? Hatta F-35 örneğinde gördüğümüz gibi neden daha da yavaşlamayı gerekli gördüler? F-16’lar bile neden bu değişime ayak uydurmak zorunda kaldı?

Yüksek Sürat, Fazladan Para Harcamak Demektir

Yakıt ve bakım saatleri yönüyle, daha yüksek hızlara çıkmak, daha fazla kaynak ayırmayı gerektirir. Pahalıdır. Ayrıca, sürat bir zamanlar sağladıkları taktiksel avantajı kendi başına sağlamaktan uzaktır. Eskiden savaş uçaklarıyla elde edilmesi istenen pozisyon, kinetik üstünlük gibi gereksinimler bir zorunluluk olmaktan çıkmak üzeredir. Uçakların yerine zaten çoğu modern hava hava füzesi, hava muharebelerindeki kinetik iş yükünü üstlenmektedir. Füzeler bu gereksinimi uçaklardan kendi üzerlerine almıştır. 

Savaş jetlerinin geliştirildiği ilk yıllarda, amaçlanan görevler ve beka kabiliyeti için daha yüksek hızlar gerekliydi. Performans en öncelikli beklentiydi. Sonraları gelişen teknoloji ve taktikler bu amaçlar için performansın yerini büyük ölçüde almıştır. İkinci ve üçüncü nesil savaş uçaklarının en hızlıları arasında yer alan F-104, MiG-21, Mirage, MiG-25, F-4 vb. jetler; esasında Soğuk Savaş ortamında, Sovyet ve Amerikan taraflarının nükleer silah taşıyan yüksekten uçan stratejik bombardıman uçaklarını engellemek için tasarlanmışlardı. Silahlarını ve bugünkü şartlarda oldukça kısa sayılabilecek menzilli roketlerini/füzelerini kullanmak için bu av önleme uçaklarının yüksek irtifalara bir an önce çıkabilmeleri, bunu için de yüksek sürat kullanmaları gerekiyordu. Bu manada, muhtemelen şimdiye kadar yapılmış en hızlı avcı uçağı olan MiG-25 (2.8 mach’tan daha yüksek hızları güvenli bir şekilde sürdürememesine rağmen) hiçbir zaman tam randımanlı seri üretime geçmeyen Mach 3+ harikası bir uçak olan Amerikan Valkyire bombardıman uçağına karşı koymak için tasarlanmıştı. 

Sonrasında balistik füzelerin (ve anti-balistik füzelerin) ortaya çıkışı, yüksek süratli stratejik bombardıman uçaklarını ve onlara karşı koymak için tasarlanan yine yüksek süratli av-önleme uçaklarına olan ihtiyacın büyük oranda azalmasına neden olmuştur. Öte yandan av-bombardıman uçaklarının de yüksek hızlarda olması, gerektiğinde çift rollü olarak kullanılmaları söz konusu olmuştur. Özellikle bombardıman rolünde, yüksek hız av uçaklarından ve/veya hava-hava füzelerinden kaçınma manevraları için lüzumlu görülmüştür. 

Vietnam Örneği

Örneğin, Vietnam'daki hava muharebelerinde, F-4 ve F-105 gibi savaş uçakları, kendilerine karşı bir tehdit belirdiğinde, taşıdıkları fazla yakıttan (harici yakıt tankları) kurtulmayı ve süratle bölgeden uzaklaşmayı bir taktik olarak benimsemişler, bu sayede daha fazla uçağın vurulmadan hayatta kalmasını sağlamayı tercih etmeye başlamışlardı. Şüphesiz bu durum, F-4 ve F-105 uçaklarının bombardıman görevlerini yapamamaları sonucu doğurmakla birlikte, kendilerini önlemekte oldukça o dönemde maharetli bir savaş uçağı olarak beliren MiG-21'in savuşturulmasında, başvurulan ‘kaçınma sürati’ oldukça etkili oluyordu. MiG-21 gibi menzili son derece kısa olan bir av önleme uçağının bu kaçınma manevrasına karşı yapacak bir şeyi kalmıyordu. 

Bununla birlikte o dönemde savaş uçakları için asıl tehdit yerden havaya füzelerden, SAM'lardan geliyordu. Halen de SAM'lar modern avcı uçakları için savaş alanlarında ana tehdit olmaya devam etmektedir. Ancak, SAM’ların yerini çeşitli istihbarat uçaklarını kullanarak önceden tespit etmek, yine savunma baskısı (wild weasel uçakları) görev kolları ile SAM’ları baskılamak ya da teknolojik yeteneklere (Elektronik Karşı Tedbirler/düşük görünürlük/yüksek anti radyosyon füzeleri (HARM)) başvurmak suretiyle, bu tehditleri etkisiz hale getirmek mümkün hale gelmiştir. Dolayısıyla bu ek yeteneklere sahip Hava Kuvvetleri için envanterlerindeki için savaş uçaklarının sürat performansı neredeyse bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır.

F-16: Gittikçe Şişmanlayan ve Yavaşlayan Savaş Uçağı

1974 yılında ilk uçuşunu yapan F-16, başlangıçta 2 mach üzerine çıkabilen, başarılı bir av-önleme, it dalaşı savaş uçağı iken zamanla ‘süratini yavaşlatmıştır!’ F-16 boyutunda yaşanan sürat azalması, bu yazıda yansıtmaya çalıştığım görüşü destekleyen önemli bir faktördür. Hava harekât yelpazesinde yer alan hemen hemen tüm görevleri başarıyla yapabilen ender çok rollü uçaklardan biri olarak öne çıkan F-16, şık ve hafif bir “2 Mach+’ uçağı iken, şimdilerde, F-35 uçağında olduğu üzere, 1,6 mach ile uçuş yapmayı yeterli gören bir tasarım dönüşümü ile karşı karşıya kalmıştır. Bir başka deyişle, çok rollü taktik bir savaş uçağı olan F-16, zaman içinde yavaşlamıştır. 

Bazılarına göre aslında F-16, ağırlaşmıştır. F-16 Viper’a eklenen sırt tankları (conformal tanks) bile bunun bir göstergesi olarak görülebilir. F-16’lar kendilerinden beklenen yeni rolleri yerine getirebilmek için daha fazla ekipmanı üzerine yüklenmek zorunda kalmışlardır. Eklenen her yeni yetenek, uçağı daha da ağırlaştırmıştır. Bu durumda, klasik bir F-16'dan beklenen hava üstünlüğünü tesis etme rolünün ikinci plana itilmesi de söz konusu olmaya başlamıştır. Yeni F-16’lar, önleme görevlerinden ziyade taktik bombardıman görevleri veya yakın hava desteği, tecrit, muharebe sahası hava tecridi, silahlı keşif, su üstü harbinin desteği gibi görevler için daha öncelikli bir uçak olarak düşünülür olmuştur. ‘Slim’ F-16’ların yerine ‘fat, şişman’ F-16’lar modernizasyonlar neticesinde tercih edilir hale gelmiştir. 

Önemli ölçüde "şişmanlayan" ve dolayısıyla bir o kadar da yavaşlayan F-16’lar, daha önce sahip olduğu yüksek kinetik enerji avantajından vazgeçmeye hazır olduğunu göstermiştir. Bunun yerine, uçağa kazandırılan yüksek teknoloji yetenekleri ve yeni hava hava füzeleri ile kinetik yeteneğindeki azalmayı ikame edecek, ortadan kaldıracak bir kullanım şekline uçak evrilmiştir. Böylece, sürat ile kaybettiklerini kolayca telafi edebilen, gelişmiş av-önleme yeteneklerini koruyabilen bir uçak olarak hizmet görmeye devam edebilmiştir. Günümüzde bile düşük uçuş saati maliyeti nedeniyle maliyet-etkin ve çok rollü, yüksek yetenekli bir uçak olarak optimize edilmiş bir savaş makinası olarak görülen F-16’lar; tüm dünyada, çoğu ülkenin Hava Kuvvetleri tarafından halen kullanılmaya devam edilen modern bir uçak olma özelliğini koruyabilmektedir.

Çok Rollülük, Uçak Gövdelerinde Düşük Sürat Eğilimini Tetikliyor

Neticede, yeni üretilen jetlerin çoğunluğunu dedike tek bir görev yerine, sahip olunan yüksek teknolojiden yararlanılarak, savaş jetlerinin bilinçli bir tercihin ürünü olarak birden fazla rolü yerine getirecek şekilde tasarlanması genel bir anlayış olarak benimsenmiştir. Bu yönüyle TF-23 Kaan da bu eğilime uygun olarak tasarlanmıştır. Hatta jet eğitim uçağı olarak tasarlanan Hürjet’ten bile asli görevi “eğitim uçağı” olmanın yanı sıra yakın hava desteği gibi taktik bombardıman görevlerinde de hizmet etmesini bekleyebiliyoruz. Çünkü artık jetlerin sahip olduğu üretim esnekliği bize çok rollü tasarımlara imkân tanıyabilmektedir. Üretilen her platforma eklenen yeni yetenekler sayesinde yeni görevler yaptırabiliyoruz. Söz gelimi bir Akıncı İHA’dan hava hava füzesini atmasını bekleyebiliyoruz, zira teknoloji bize bunu yaptıracak tüm yetenekleri İHA’lara bile kazandırabilecek kolaylığı sunuyor. Bu yaklaşımın; tüm hava araçlarına çok rollü görev yaptırma anlayışının uzantısı olarak benimsenmiş bir trend olarak bir süre daha varlığını devam ettireceğini değerlendiriyorum. Burada vurgulamak istediğim nokta, Akıncı gibi düşük süratli bir İHA bile kinetik enerjisi yüksek hava hava füzelerini atabildikten sonra, savaş jetlerinin birkaç mach süratte uçmasını gerektirecek taktik üstünlük, kinetik gereksinim günümüz hava savaşları için pek anlamlı görülmemektedir.

Bununla birlikte, 5 mach üzerinde hedefine yönelebilen hipersonik füzelerin ve bunları taşıyan hipersonik araçların devri de başlamış durumdadır. Savaş jetlerinde hipersonik sürat yönünde bir arayış neredeyse yok denecek kadar az iken, havadan yere füzelerde hipersonik süratlere erişmek bir zorunluluk olarak görülmektedir. Kinetik enerjisi hipersonik süratlere erişimi destekleyecek hava-hava ve hava-yer füzeleri, hatta HARM gibi savunma baskısı füzeleri, yakın dönemde her Hava Kuvvetinin envanterine katmak isteyeceği yetenekler olacağını değerlendiriyorum. Bu isterlere göre havacılık ve uzay sanayilerindeki yetenek geliştirme faaliyetlerinin şekillenmesini bekliyorum.

Günümüzde her yönüyle en öne çıkan savaş uçağı, F-35’tir. En azından ben böyle olduğunu düşünenlerdenim. Bu uçağı sadece düşük görünürlük (stealth) yeteneği olan, başka bir özelliği olmayan bir uçak olarak görürsek, herhalde yanılmış oluruz. F-35'lerin sahip olduğu veri bağlantısı, ağ yetenekli harp, elektronik harp, radar ve hedefleme benzeri yetenekleri, bu uçakları öldürücü makinalara dönüştürmektedir. Kapalı bir bilgi ağı içinde uçan F-35’ler, pilotların müdahalesi olmadan birbirleriyle "konuşacak" ve her pilota mümkün olan en iyi durumsal farkındalığı zahmetsizce sağlayacak şekilde tasarlanmışlardır. Örneğin bir F-35 uçağı kendisine tahsisli hedefe veya hedef bölgesine doğru seyir halindeyken, rota boyunca öngörülmeyen mobil bir SAM tehdidi tespit edebilir. Bu hayati önemde değerli olan istihbarati bilgi havadaki diğer F-35'lere de anında iletilmekte ve onların da bu ilk uçaktan iletilen verileri kullanarak görev profillerini güncellemeleri, gerekirse alternatif rotaları uçmaları en baştan sağlanabilmektedir. Böylece hem tehdit kendilerini görememekte hem de hedefe yara almadan bombaları bırakmak eskiye nazaran daha kolay hale gelmektedir. Bu veri paylaşım kabiliyetini düşük görünürlük ve diğer yeteneklerle birleştirdiğimizde, F-35’ler için birkaç mach süratte uçmaya neredeyse ihtiyaç kalmamaktadır. 

Sonuç

Sonuçta, gelişen askerî teknolojiler sayesinde günümüzde, yarım asır öncesine nazaran, hava araçlarında yüksek sürat, dolayısıyla yüksek kinetik enerji birincil bir harekât isteri olmaktan çıkmıştır. Sürat daha az önemli hale gelen bir faktöre dönüşmüştür. 1950’li yıllardan 70'li yılların başlarına kadar hava savaşlarında teknolojiden beklenen şey uçak gövdelerinin yüksek performanslı uçuşları destekleyecek şekilde üretilmesiydi. Günümüzde ise yüksek teknoloji ürünlerini, yeteneklerini taşıyabilen yeterince olgunlaşmış, optimize edilmiş hava platform gövdeleri, fazlasıyla yeterli görülmektedir. Kısacası, uçak gövdeleri ikinci plana düşmüş, öncelik uçak gövdelerinin taşıyabileceği yüksek teknolojik yeteneklerin kazanılmasına verilmiştir. Her geçen gelişmekte olan Türk havacılık ve uzay teknolojisinin de bu trende uygun bir yapılanma içinde olduğumuzu, doğru yolda ilerlemekte olduğumuzu müşahede ediyorum. 

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 12.05.2023
  • Süre : 7 dk
  • 3126 kez okundu

Google Ads