Rus tankları mı yoksa Batı tankları mı daha iyidir?
Bir tankın teknik olarak daha iyi olması yanında zaferin kazanılmasına yaptığı katkı da önemlidir. İyi bir tank aynı zamanda maliyet, üretim süresi, seri üretim hızı, kullanımı, coğrafi koşullara uyumu, bakımı, ağırlığı vb. birçok konuda da iyi olması gerekir.
Eğer tanklara ilginiz varsa, internette tanklarla ilgili yorum ve değerlendirmelere göz atmışsınızdır. Bu tür değerlendirmelerde, hemen her tank diğer tanklarla mukayese edilse de daha çok Rus tankları Batı tanklarıyla mukayese edilmektedir. Yorumcular Batılı olduğu için de Batı tanklarının Rus tanklarına göre ne kadar iyi olduğuna dair bir sürü hikaye anlatılmaktadır.
Peki ama bu söylenenler doğru mudur?
Benim cevabım “hem doğru hem de yanlış” şeklindedir.
“Bu nasıl olur?” diyorsanız açıklayayım.
Bu yorumlarda tanklar mukayese edilirken; topunun menzili, üzerindeki silahların özellikleri, zırh koruması, motor gücü, hareket menzili, azami hızı gibi teknik hususlar dikkate alınmaktadır. Bu ve benzeri somut teknik değerlere bakıldığında, şu anda en yaygın kullanılan T-72 gibi Rus tanklarının Batı tanklarının gelişmiş modellerine (M1 Abrams, Challenger, Leopard vb.) göre birçok açıdan zayıf oldukları doğrudur.
Tankın fiziksel yapısı sebebiyle, vurulan tankların mürettebatının hayatta kalma oranı açısından Rus tanklarının daha kötü olduğu iddiaları da doğru olabilir. Muharebe sahasında Batı tanklarından çok daha fazla Rus tankının vurulduğu da doğrudur. Ancak tüm bunlara rağmen, Batı tanklarının Rus tanklarından çok daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir.
Tank, savaşı kazanmak için geliştirilen bir silah/araçtır. Dolayısıyla, hangi tankın daha iyi olduğuna karar verebilmek için bahse konu tankların savaşın kazanılmasında bunlara sahip olan ordulara ne kadar üstünlük sağladıkları ve zafere ne kadar katkı sundukları dikkate alınmak zorundadır. Bu katkı da birçok faktöre bağlıdır.
Örneğin 2. Dünya Savaşı’nda Panther V ve Tiger I Alman tankları Rus ve diğer müttefiklerinin tanklarından teknik olarak çok daha gelişmiş tanklardı. Rus ve Alman orduları arasında 1943 yılında gerçekleşen ve tarihte tek bir muharebede en çok tankın imha edildiği muharebe olarak bilinen Kursk Muharebesi sırasında, Panter tanklarının uzun mesafeden herhangi bir Sovyet zırhlı aracını rahatlıkla vurabildikleri ve oldukça yüksek bir isabet oranına sahip oldukları görüldü. Panther V, sadece ateş gücü açısından değil zırh koruması ve hareket kabiliyeti açısından da döneminin birçok tankından daha üstündü.
Almanların Tiger I tankları da onlardan geri kalmıyordu. Hatta Tiger I’ler, isabet ve öldürücülük açısından sadece Rus tanklarından değil, diğer bütün tanklardan daha güçlüydü. İddialara göre bir Tiger tankını yok edebilmek için en az 4 Sherman tankını gözden çıkarmak gerekiyordu. T-34’lerde ise bu rakam bazen çok daha yüksek oluyordu. Örneğin Kursk Muharebesi’nde tek bir Tiger I tankının, kendisi imha olana kadar 22 adet T-34 Rus tankını imha ettiği ve bir tankı da yaraladığı söylenmektedir.
Tiger I tankının en önemli özelliği olan 88 mm'lik top, hidrolik sistemle döndürülebiliyordu. Bu top, çok iyi bir optik sisteme sahipti. Uzak ve hareketli hedefleri çok başarılı bir şekilde vurabiliyordu. 3000 metrenin uzağındaki hedefleri bile vurduğu görülmüştü. Düşman tankları, onun kalın zırhını delmek için çok yakınına gitmek zorundaydı.
Tiger'ın diğer bir özelliği de sağladığı psikolojik etkiydi. Tiger; savaş sırasında öylesine efsaneleşmişti ki, müttefik zırhlı birlikleri ormanlık alanlardan geçerken toplu olarak hareket ederlerdi. Çünkü her an bir ağaçlığın arkasından bir Tiger tankının ateş açma olasılığı vardı. Bu olasılık müttefiklere Normandiya’da ve sonrasında zaman kaybettiren engellerden biriydi.
Bununla birlikte, Alman tanklarının bazı önemli sorunları da vardı. Örneğin Panther V’in tankın motor ömrü çok kısaydı (yaklaşık 1000 km.) ve bakımı çok zaman alıyordu. Üretim süreci de oldukça uzun sürüyordu. Bu durum, ihtiyaç duyulan kadar tankın zamanında üretilmesini engelliyordu. Örneğin, bu tank T-34 Rus tankına karşı yapılmıştı fakat üretimi çok uzun süre aldığından 1944 yılının eylül ayında Doğu Cephesi’ne sadece 250 civarında Panther V tankı gönderilebilmişti.
Panterlerin sayısı, teknik arızlar nedeniyle kısa sürede daha da azalmıştı. 20 Temmuz 1943 tarihinde Alman ordu komutanlığının verdiği bir rapora göre Kursk Muharebesi’nden sonra sadece 41 Panter V tankı muharebe edebilecek durumdaydı. Geriye kalanlar hasarlı, ağır hasarlı veya tamamen imha olmuş durumdaydı.
Ağır tank sınıfına giren Tiger I de Panther V gibi, pahalı malzemeler ve emek yoğun üretim yöntemleri kullanılarak üretilen bir aşırı mühendislik ürünüydü. Öte yandan Tiger, oldukça fazla palet arızası ile karşı karşıya kalıyor ve bozuluyordu. Yüksek yakıt tüketimi nedeniyle menzili sınırlıydı ve bakımı oldukça pahalıydı.
Ağır olduğundan taşınması zordu. Yağmur, çamur, buz ve kar, hareket kabiliyetini çok kısıtlıyordu. Üst üste binen paletleri donma sebebiyle sık sık sıkıştığından hareket etmekte sorunlar yaşıyordu. Bu durum, çamurlu ilkbahar ve sonbahar mevsiminde ve aşırı soğuk dönemlerde Doğu Cephesi’nde önemli bir sorundu.
Doğu Cephesi’ndeki Alman tanklarının karşısında, Rus yapımı orta-sınıf bir tank olan T-34 vardı. Oldukça basit bir yapısı olan bu tankın ön gövde tasarımı açılı tasarlanmıştı. Bu sayede tank, isabet eden mermilerin neredeyse yarısını sektirebiliyordu.
Tiger'lar ise bunun aksine neredeyse 90 derecelik gövdeye sahiptiler. Bu sebeple ön tarafı 100 mm'lik yan tarafları ise 80 mm'lik zırhla kaplanmıştı. Bu zırh, tankı ağırlaştırdığından tanklın ağır gövdesini hareket ettirmek için 700 beygir gücünde motor kullanılıyordu. Ağırlık, yakıt tüketimini artırdığından, lojistik sorunlar yaratıyordu.
Tiger öylesine karmaşık bir yapıya sahipti ki savaş süresince çok az üretilebildi. Tiger'ın en önemli sorunlarından biri de bakımının uzun zaman almasıydı. Muharebe sırasında arızalanan veya az hasarlı olan tanklar kısa sürede onarılamıyordu. Bu sebeple Almanlar, birçok tankı muharebe alanında bırakmak zorunda kalıyorlardı.
Kızıl Ordu hizmetindeki T-34 tankı ise savaşın en çok üretilen tankıydı. Çünkü bir Tiger için 30.000 üretim saati harcanırken T-34, bu üretim zamanının neredeyse onda biri kadar bir zamanda üretilebiliyordu. Ruslar, her ay 1200 adet T-34 üretip cepheye gönderebiliyordu. Bu sebeple, savaş sırasında 44.900 kayıpla en fazla zayiat veren tank olmasına rağmen, muharebe alanında her zaman yeterince T-34 tankı vardı.
T-34'ler; etkili zırhları ve çamurlu zor arazilerde gidebilen geniş paletleri ile göz dolduruyorlardı. Alman ordusunun elinde bulunan 37mm'lik PAK 36 ve 50mm'lik PAK 38 tanksavar topları, T-34'lere neredeyse hiçbir zarar veremiyorlardı. Sadece taretin en alt tarafına yapılan vuruşlar ciddi zarar verebiliyordu. Bir de Almanların 88mm'lik tanksavar topu, T-34'lere karşı etkili şekilde kullanılıyordu.
T-34 tankının birçok eksiği de vardı. En önemli sorun, şanzıman arızalarından dolayı birçok tankın muharebeye girmeden kaybedilmesiydi. Sadece bölük komutanı tanklarının telsiz sistemleri vardı. Zamanındaki tankların aksine, sadece 4 mürettebata sahipti. Bu yüzden, tank komutanı mermileri yükleme görevini de üstleniyordu.
Tank komutanının, muharebeye odaklanmasını ve çevreye hâkim olmasını engelleyen diğer bir unsur da dışarıya açılan bir kapağa sahip olmayışıydı. Ayrıca tankın optik sistemleri Almanlarınkiyle karşılaştırılamayacak kadar kötüydü. Bundan dolayı T-34'ler Alman tanklarını vurmak için çok yakınlarına kadar gitmek zorunda kalıyorlardı.
Tüm bunlara rağmen Panther ve Tiger tankları Akmanlara savaşı kazandırmazken T-34’ler Rusların Almanları yenmesinde oldukça etkili oldu. Çünkü Panther V ve Tiger I tankları T-34'ten daha kaliteli ve yüksek ateş gücüne sahip olsalar da; T-34, daima sayı üstünlüğü avantajını elinde bulunduruyordu. Örneğin, savaş boyunca yaklaşık olarak 54.600 T-34 üretilmişken Almanlar sadece 6.000 adet Panther tankı üretebilmişlerdi.
Bu örnekten de anlaşıldığı gibi bir tankın teknik olarak daha iyi olması, o tankın en iyi tank olduğunu söylemek için yeterli değildir. Bunun için o tankın zaferin kazanılmasına yaptığı katkı da dikkate alınmalıdır. Bir tankın zafere katkı sağlayabilmesi için de yukarıda bahsettiğimiz gibi maliyet, üretim süresi, kitlesel olarak üretilebilme imkânı, basitliği, kullanılacağı coğrafyanın koşullarına uyum sağlayabilecek yapıda olması, çok ağır olmaması, bakımının, taşınmasını ve ikmalinin kolay olması gibi birçok konuda iyi olması gerekir.
Bu özellikler açısından bakıldığında, günümüzdeki Batı tanklarının Rus tanklarından daha iyi olduğunu iddia etmek çok da mümkün görünmemektedir. Evet, teknik olarak Batı tankları bazı açılardan üstün olabilir ancak bir T-72 tankının (ki bu Rusların en gelişmiş tankı değildir) tek atışta bir Amerikan M1 Abrams tankını vurması, bu üstünlüğün abartıldığı kadar büyük olmadığını göstermektedir.
Ayrıca, Batı tanklarının Rus tanklarına göre bazı zafiyetleri de bulunmaktadır. Bu zafiyetlerin başında, Batı tanklarının çok pahalı olması gelmektedir. Örneğin ABD’nin M1 Abrams A-2 tankının üretim maliyeti 10,66 milyon dolar iken Rusların mevcut en modern tankı olan T-90’ın maliyeti sadece 4,5 milyon dolardır.
Yani Rusların en modern tankı, Amerikan tankının fiyatının yarısından daha ucuzdur. Bu sebeple, her Amerikan tankının kendi imha olmadan ikiden fazla Rus tankını imha etmesi gerekmektedir. Muharebe sahasına bakıldığında, bunun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Batı tankları Rus tanklarına göre çok daha ağırdır. Bu sebeple Batı tankları, yağışlı mevsimde Ukrayna’da Rus tanklarına göre çok daha fazla oranda çamura saplanıp kalmaktadır. Üstelik ağırlıklarından dolayı, Batı tanklarını kurtarıcı araçla çekmek neredeyse imkansızdır. Ruslar ise daha hafif olan ve bu yüzden daha az çamura saplanan tanklarını kolayca çekip kurtarabilmektedir.
Batı tanklarının üstünlüğünü ilan edenlerin en çok dile getirilen bir husus da Ukrayna’da binlerle ifade edilecek kadar çok Rus tankı vurulup imha olurken Batı tanklarının zayiatının çok daha az olmasıdır. Evet, doğrudur ama muharebe sahasında Ruslara göre hesaba katılmayacak kadar az Batı tankı vardır. Çoktan çok, azdan az gidiyor. Olan bundan ibarettir.
Öte yandan, Batı tankları savaşın başında ortada yoktu. Muharebe sahasına, savaşın durağanlaştığı bir dönemde dahil oldular. Yoğun bir çatışmada onların da Rus tankları gibi çok fazla zayiat vermeyeceklerini hiç kimse söyleyemez. Çünkü girdikleri kısa süreli çatışmalarda bile çok fazla zayiat verdiler.
Burada bence en önemli husus, kimin kaç tankının vurulduğu değildir. Kim vurulan tanklarını daha hızlı tamamlıyor, ona bakmak lazımdır. Rusya, hurdaya ayırdığı tankları bile hızla onarıp muharebe meydanına sürmüştür. Öte yandan, yıllık tank üretimi de tüm Batı ülkelerinin yıllık üretiminden kat be kat fazladır. Bu sebeple, vurulan tanklarının yerini hızla yeni tanklarla doldurabilmektedir.
Amerika hariç Batı ülkelerinin (Avrupa ülkelerinin) kısa süre içinde Rusya’nın tank üretme kapasitesine ulaşması mümkün değildir. Çünkü Avrupa, Soğuk Savaş sonrasında zırhlı birlik miktarında büyük biz düşüş yaşamış ve talep azlığına bağlı olarak tank üretimleri de durma noktasına gelmiştir.
Örneğin İngiltere, en son Challenger-2’leri üretip fabrikalarını kapatmıştır. Şimdi tank ihtiyacı ortaya çıkınca Challenger-3’leri üretmeye karar vermiş ancak bunları tek başına üretecek kapasitesi bulunmamaktadır. Bu sebeple, Challenger-3’leri Almanya ile ortak üretmek için anlaşmıştır.
Fransa’nın ve Avrupa’da tankını tamamen kendisi üretebilen tek ülke olan Almanya’nın da durumu o kadar iyi değildir. Soğuk Savaş sonrasında, tank talebinin hızla azalmasına paralel olarak üretim de azaldığından, Alman üretici firma bazı atölyelerini kapatmıştır. Bu sebeple Almanların da Batı bloğunun tank eksiğini hızlı bir şekilde tamamlayacak kadar tank üretme kapasitesi yoktur.
Bu durum, 2. Dünya Savaşı’nı anımsatmaktadır. Rusların tankları daha basit, daha ucuz, daha kısa sürede ve çok sayıda üretilebiliyor, üretim maliyetleri düşük, bakım, kurtarma ve onarımları daha kolay. Batı tankları ise tam tersi durumdadır. Bu yüzden Rusya, kaç tankı vurulursa vurulsun hızla tank eksiğini tamamlayabilmektedir.
Rusların “Nicelik de bir niteliktir.” diye bir sözleri var. Bunu savaştaki sayısal üstünlüğün önemini vurgulamak için söylerler. Olaya bu mantıkla bakıldığında Rusya, uzun vadede tanklarda nitelik üstünlüğünü (yani muharebe sahasında sürekli olarak çok daha fazla tank bulundurma avantajını) sağlayacak gibi görünmektedir. Bu gerçekleştiğinde, en iyi tankın hangi tank olduğu tartışmaları da sona erecektir.