Site İçi Arama

siyaset

Astsubayların Hayalleri Gerçek Olsun

Emeklilik her çalışanın olduğu gibi TSK’da görev yapan tüm subay, astsubay, uzman, sözleşmeli personelin de kurduğu bir hayaldir. Her asker vakti zamanı geldiğinde şerefiyle emek vermenin hazzıyla üniformasını çıkarmak, dingin bir emeklilik hayatı sürmek ister.

31 Ocak 2024 tarihinde yazmış olduğum; “Türk Silahlı Kuvvetlerinde Astsubay Olarak İstihdam Edilen Personelden Uygun Kriterleri Karşılayanların Subaylığa Geçişi Sonrasında Karşılaştıkları Sorunlar Nelerdir?” (https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/sanat/turk-silahli-kuvvetlerinde-astsubay-olarak-istihdam-edilen-personelden-uygun-kriterleri-karsilayanlarin-subayliga-gecisi-sonrasinda-karsilastiklari-sorunlar-nelerdir-2865) yazımda Türk Ordusunun Kuruluşundan günümüze kadar süreçte Astsubay sınıfına benzer rütbelerin/oluşumların tarihsel sürecini, 1951 yılında 5802 sayılı kanunla Subay Yardımcısı olarak oluşturulan ASTSUBAY Sınıfının kısa bir tarihçesini ve günümüzde yaşanılan bir kısım sıkıntıları ve yapılabilecek düzenlemeleri siz değerli okuyucularımın istifadesine sunmuştum.

Bu yazımda ise astsubay sınıfının kuruluşundaki amacından günümüze kadar geçen süreç ile emeklilik hayatını etkileyen hususları değerlendirerek sizlerin görüş ve dikkatinize sunmak istiyorum.

Her şeyden önce TSK’da görev yapmak bir meslek değil, kişinin kendisi ve ailesini etkileyen bir yaşam tarzıdır. Bu yönüyle birçok meslekten farklı bir yapısı olan askerlik mesleğini, sıradan bir meslek, para kazanma yolu olarak görmediğimi ifade etmek isterim. Bu görüşün doğal bir uzantısı olarak da, meslekte geçirilen uzun bir süreç emekli olduktan sonra da yaşantının bir parçası olarak devam etmektedir. Bir kez asker olan ömür boyu askerdir. Askerî üniformasını çıkarsa da onun içindeki askerlik duygusu bir ömür boyu sürer. Askerler arasındaki ilişki de üzerlerinde askeri kıyafet olmaksızın, görünürde sivil elbiseyle süren emeklilik yaşamlarında da devam ettirilir. Ordu’da personel biz bir aileyiz kavramıyla yetiştirilir. Gerçekten de Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan her rütbedeki askeri personelin Ordu ikinci ailesidir. Hatta bazen tek ailesidir. Varı yoğu askerliktir. 

Öte yandan hayatın bazı gerçekleri askerler için de geçerlidir. Emeklilik her çalışanın olduğu gibi TSK’da görev yapan tüm subay, astsubay, uzman, sözleşmeli personelin de kurduğu bir hayaldir. Her asker vakti zamanı geldiğinde şerefiyle emek vermenin hazzıyla üniformasını çıkarmak, dingin bir emeklilik hayatı sürmek ister.

Emekliliğin tanımını yapalım desem, hiç çalışmadan dinlenmek, gönlümüzce gezmek ve eğlenmek gibi şeyler dediğinizi duyar gibiyim. Ama öyle olmadığını, yaşamın hepimizi zorlayan koşulları olduğunu, hele emekliler için bu koşulların günümüzde daha da ağırlaşmakta olduğunu hepimiz biliyoruz. 

Emekli kavramı TDK’da “Belirli bir süre çalıştıktan sonra kanunlar gereği işi ile ilgisi kesilerek kendisine aylık bağlanmış olan kimse, tekaüt” olarak tanımlanmaktadır. Tekaüt kelimesi ise dilimize Arapçadan geçmiş olup, emekliye ayrılmak anlamına gelmektedir.

Canım Memleketimde emekli olduktan sonra ikinci hayatını yaşamaya başlayan emeklilerin bir kısmı torunları ile bir kısmı ise sorunları ile hayatına devam ederler.

Emekli denildiğinde ister istemez birçok kişinin ilk aklına gelen şey; yaşlılık dolayısıyla çalışamayan, topluma artık herhangi bir katkısı olmayan insanlar akla geliyor.

Ancak emekliler aslında bilgi ve beceri konusunda mesleğinin doruğuna ulaşmış işin erbabı kimselerdir.

Tabii emeklilikle birlikte yaşlılık süreci de kaçınılmazdır. Her yaşın bir güzelliği olduğu gibi yaşlılık da hayatın en güzel yanlarındandır. Atatürk’ün “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, çok çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur.” ifadesi bireysel veya toplum olarak emeklilere ne şekilde davranış sergilememiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Atamızın da ifade ettiği üzere, bulunduğu kurumda çok çalışmış, çalıştığı kurumu günü gelmiş en çok sevdiklerinden üstün tutmuş, kar kış, sıcak soğuk, dağ, bayır demeden 7/24 sevdiklerinden ve sıcak yatağından uzakta mesai mefhumu gözetmeksizin terini, kanını, uzvunu ve bu uğurda canını feda eylemiş cefakar astsubayların hiç olmazsa emekli olduktan sonra yüzünün gülmesini kim istemez ki ama ne yazık ki isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek göz ardı edilen özlük haklarındaki lehte olmayan düzenlemeler emekli astsubayların torunları ile değil sorunları ile mücadele etmesine zemin hazırlamıştır.

Türk Ordusunun kuruluşundan itibaren Üst Komuta Kademesi ile rütbesiz asker olan Er’ler arasında görev yapan, büyük başarılara imza atan ve sistemde önemli bir yer teşkil eden kadro; 1951 yılından itibaren 5802 sayılı kanun ile Subay Yardımcısı olarak astsubay sınıfı adıyla oluşturulmuş ve kurulduğu tarihten itibaren Ordu içerisinde çok başarılara imza atmış, Ordunun Omurgası, vazgeçilmezi olmuştur.

Sizlerde takdir edersiniz ki her ortaya konulan bir buluş, icat veya yenilikler (Astsubay Sınıfı da Ordunun daha ileri daha başarılı olması için oluşturulmuş, kabul edilmiş son yüzyılın en başarılı buluşlarından biridir.) daha verimli olabilmesi daha çok başarı sağlanılabilmesi amacıyla bir embriyo gibi yaşama tutunabilmesi amacıyla sürekli bir gelişim evresi geçirir, geçirmek zorundadır. Örneklendirecek olursak;

Uçak, otomobil, TV, bilgisayar vb. yazmakla bitiremeyiz, sadece mekanik olarak değil diziler, kitaplar, kıyafet gibi hayatın her alanında yaşamımızı etkileyen tüm buluşlar, icatlar ve yapımlar hayatın olmazsa olmaz kanunu gereği doğar, büyür ve gerekli çevrimini tamamladıktan sonra yerini başka buluşlara devretmek üzere tarihin tozlu sayfalarında yerini alırlar. Hatta bazıları büyümeden çevrim dışı kalırlar.

Ancak söz konusu kanun yayımlandığı tarihten itibaren günümüze kadar geçirilen süreçte, o yılda çıkartılan kanunda yer alan ve astsubay sınıfının lehine olan uygulamalar nedense hiçbir zaman hayata geçirilememiştir.

Bu süreçte Astsubay Sınıfına yönelik değişimler, çeşitli değişiklikler yapılmış ancak yapılan değişiklikler Mehter Takımının yürüyüşü gibi 2 ileri 1 geri şeklinde tatbik edilmiş ve kanunlarda yapılan bu değişiklikler/gelişmeler Ordunun Omurgası olan astsubayların yüzünün gülmesi için yeterli olamamıştır.

Astsubayların 1970 ve 1975 yıllarında hak, hukuk ve adalet kavramlarıyla başlattığı toplu yürüyüş, miting vb. faaliyetler sonucunda yetkili merciiler tarafından meydanlarda savunulan hususlar hep haklı görülmüş ancak gerekli düzenlemeler tam olarak yapılmamış, yapılan küçük düzenlemeler ise yeterli gelmemiş, nihayetinde Ordunun Omurgasını mutlu edememiştir. Günümüze kadar geçen zaman içerisinde TSK’da yapılan iyileştirmeler, Ordu içerisinde diğer statüler de dikkate alındığında, Astsubay sınıfının unutulduğunu ya da kısmen göz ardı edilerek bu değişikliklerin yapıldığını insanın aklına getiriyor.

Oysaki bir Orduyu oluşturan tüm unsurlar insan vücudunu meydana getiren uzuvlar gibi bir bütündür. Bu uzuvların hepsinin amacı, hedefi; vücudu tek bir beden olarak muhafaza etmektir. TSK’da tüm unsurları ile bir bütündür ve bu unsurların amacı tek bir vücut olmaktır. Bu vücudun beslenmesinde oranlar bozulduğunda, orantı sapması olduğunda siz de takdir edersiniz ki insan vücudunda hastalıkların görülmesine benzer şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinde de huzursuzluklar ister istemez başlayacaktır ki aslında astsubaylar yönüyle geçmişten bugüne yaşanan tam da budur.

TSK’yı meydana getiren tüm unsurların özlük hakları; hak, hukuk ve adalet gözetilerek tüm askeri statülere dengeli bir şekilde verildiğinde, dahili ve harici meydana gelmesi muhtemel hiçbir sarsıntı bu kemikleşmiş, çelikleşmiş yüce Türk milletinin temsili birlikteliğini, Ordu’nun birlik ve beraberliğini asla çatlatamaz.

Kanunda Subay Yardımcısı olarak tanımlanan Astsubaylar barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde Türk Milletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Sancağının uğrunda seve seve Subaylarla birlikte omuz omuza hayatını feda eylemektedir. 

TSK’nın yurt içi ve yurt dışında iştirak ettiği terörle mücadele ve yakın bir tarihte yaşanan 15 Temmuz 2016 menfur darbe girişiminde subay ve astsubayların canı pahasına omuz omuza hep birlikte göstermiş oldukları mücadele ve dökülen kanların bedeli ile başarıya ulaşamamıştır.

Kanunda Subay Yardımcısı olarak tanımlanan Astsubaylar, Görev Tanım Formlarında da Subaylar ile görev süresince aynı/benzer hizmet/görevleri icra etmelerine rağmen; muvazzaf iken, bir başka deyişle vazife başında ve sonrasında emeklilikte; Görev Tazminatı, Makam Tazminatı ve Temsil Tazminatlarını alamamaktadırlar. TSK’da astsubayların özlük haklarına yönelik düzenlemelerin yapılmaması hem görevdeyken hem de emeklilik hayatlarında astsubay camiasının üvey evlat hissiyatına kapılmasına neden olmaktadır.

Astsubayların aleyhine gelişen bu adaletsiz durum hoşnutsuzluğun yanında aidiyet duygusunda aşınmalara sebebiyet vermekte, geçmişte yaşanılan hak, hukuk ve adalet arayışlarına yönelik olarak başvurulan meşru yollar için halen de zemin oluşturmaya devam etmektedir.

SONUÇ olarak; Ülkemizin bulunmuş olduğu coğrafyanın bekasının Türk Silahı Kuvvetlerinin tüm unsurlarının tek vücut olarak algılanması, moral, motivasyonun artırılması ve aile kavramının güçlendirilebilmesi için hak, hukuk ve adalet arayışlarının Adalet Mülkün Temelidir düsturu ile astsubayları da kapsayacak şekilde yapılmasının, astsubayların dile getirmeye çalıştığı tüm sıkıntılara çözüm olacağını değerlendiriyorum. 

Araştırmacı Yazar Serkan BÖLÜKLER
Araştırmacı Yazar Serkan BÖLÜKLER
Tüm Makaleler

  • 10.04.2024
  • Süre : 4 dk
  • 1257 kez okundu

Google Ads