İstisnalar Ülkesi Absürdistan
Ankara’dan AHY uçağına bindiğimde ilk gözüme çarpan, uçağın “business class” bölümünde Absürdistan Maliye Bakanı Mehmet Şimşir’in bulunuyor olmasıydı. Tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayan Absürdistan için Türkiye’den yatırımcılarla görüşmeye gelmiş.
Geçen ay Absürdistan’daki öğretim görevlisi arkadaşımla konuşuyordum. O’na Türkiye’de milletvekillerine tanınan ayrıcalıkların abartılı bir düzeye geldiğinden bahsediyordum. Arkadaşım güldü ve “yok, bu konuyu konuşarak anlatmayayım, iyisi mi haftaya atla gel sana ayrıcalık nasıl olur göstereyim” dedi. Uzun zamandır ikinci vatandaşlığım olan Absürdistan’a gitmediğimi fark ettim. Hemen hazırlıklarımı yaptım ve bir gafta sonrası için AHY (Absürdistan Hava Yolları) biletimi alarak yola çıktım.
Ankara’dan AHY uçağına bindiğimde ilk gözüme çarpan, uçağın “business class” bölümünde Absürdistan Maliye Bakanı Mehmet Şimşir’in bulunuyor olmasıydı. Tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayan Absürdistan için Türkiye’den yatırımcılarla görüşmeye gelmiş. Bana bütün dişlerini göstererek selam verdi ve ben de onu selamladım. Uçakta okuduğum Türk gazetelerinden öğrendiğim kadarıyla onlara dövizlerini Absürdistan’a getirmeleri halinde yüksek faiz geliri ve istedikleri zaman düşük kurdan dövizlerini geri alabilme garantisi veriyormuş.
Absürdistan gazetelerine baktığımda ise Absürdistan’ın bütün dünya tarafından kıskanılan bir ülke olduğu konusunda manşetler göze çarpıyordu. Sonradan öğrendiğime göre Absürdistan Hazinesi, ekonomideki kötü gidişi saklamak için faiz ödemelerini patlatmaktan çekinmiyormuş. Bu durumun sürdürülebilir olmadığını söyleyenler ise kendisini “Ekonomist” ilan eden Başkan Şendoğan (Absürdistan dilindeki isimin Türkçe karşılığı) tarafından cahillik, cibilliyetsizlik, koyun güdemezlikle suçlanıyormuş. (Koyun güdemezlik tabiri, Absürdistan’a özgü bir liyakat derecesiymiş, ben de yeni öğrendim.)
Uçaktan indikten sonra bir hafta boyunca kalacağım otele yerleştim ve arkadaşımla akşam buluşmak için sözleştik. Arkadaşım beni arabayla aldı ve güzel bir restorana doğru yola çıktık. Trafikte ilk gözüme çarpan, son derece lüks çakarlı arabaların fazlalığıydı. Türkiye’de çakarlı araba sadece Devlet Başkanı’na tanınan bir ayrıcalıktı. Bunu sorunca arkadaşım “Absürdistan’a hoş geldin” dedi ve bir kahkaha attı. Daha sonra anlatmaya başladı. Araçlara takılan bu çakarların Absürdistan’da son dönemde arttığını ama bunun kamudaki birçok kişiye tanınan ayrıcalıklardan kaynaklandığını öğrendim.
Arkadaşım istisnaların Absürdistan’da kaideyi bozmak şöyle dursun, kaideyi inşa ettiğini ve bu kaideyi herkesin gözüne soktuğunu söyledi. Kendisini önemli gören her görevli, işi punduna getirip amirlerinden ayrıcalık alma peşindeymiş. Tabi herkesin ayrıcalıkları katlanarak büyürken, milletvekilleri “o zaman bizim ne farkımız kaldı?” diyerek araçlarına çakar takma hakkı kazanmışlar. Bunla da yetinmeyip bir yakınını daha bu ayrıcalıktan faydalandırmaya da hak kazanmışlar.
Trafikte bütün dünyada geçerli olan kurallardan hiç etkilenmeyen insanlar olduğunu ve bunların Absürdistan’da yaşadığını öğrenince çok şaşırdım. Arkadaşım bana “daha önce burada olan bitene şaşırmaman gerektiğini öğrendiğini sanıyordum” dedi ve güldü. Burada hâkimler, savcılar ve yeni bir düzenlemeyle de milletvekilleri, Kripton’dan gelmiş Süperman gibi fizik kuralarına bağlı olmadıklarını yasal güvence altına almışlar. Haliyle fizik kurallarına göre düzenlenen trafik kurallarını niye dikkate alsınlar, değil mi? “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” soru cümlesinin dil içerisinde deyime dönüştüğü tek ülke Absürdistan’dır sanırım.
Dolayısıyla trafikte hatırı sayılır miktarda kurallara uymamaya hak kazanan bir topluluğun varlığı, onların birinci derece yakınlarını da aynı istisnanın adı konulmamış özneleri durumuna getirmiş. Arkadaşım bana, burada trafikte araç kullanırken kurallara uymayan kimseyle münakaşaya girmemem gerektiğini söyledi. Genellikle “Dikkat Ağır Araç Çıkabilir” gibi uyarıların burada “Dikkat Milletvekili/Hâkim/Savcı Çıkabilir” şeklinde bütün vatandaşların görebileceği yerlere asıldığını belirtti. Bundan en çok etkilenenler ise görevini yapmaya çalışan trafik polisleriymiş. Bir anda kendilerini Absürdistan’ın ücra köşelerinde görev yaparken bulabilme ihtimalleri varmış. Onlar da bu stresle yakaladıkları istisnasız vatandaşlardan acısını çıkarır olmuşlar. Son dönemde halk arasında çok fazla ceza yazıldığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş ve istisnasız vatandaşlar trafikte neredeyse aziz mertebesine ulaşacak kadar kurallara uymaya başlamışlar.
Absürdistan’da istisna, sadece trafikte geçerli değil. Maliye Bakanı, yüksek faiz vaadiyle ülke ülke gezip yatırımcı ararken, bazı iş insanlarına tanınan istisnalar büyük bir tezat oluşturuyor. Bu iş insanlarının yüksek makamlardaki kişilerle olan bağlantılarındaki tesadüfleri saymazsak, Absürdistan ekonomisi her yıl bu vergi istisnalarıyla büyük kayıplara uğruyor.
Arkadaşım bu iş insanlarından birisinin “Absürdistan’ın ….. koyacağız” dediğini söylediğinde bir anda ağzımdaki lokmayı masaya püskürttüm. Hemen su verdiler de kendime gelebildim. “Peki, nasıl oluyor da kimse bunlara bir şey yapamıyor?” dediğimde arkadaşım bana istisnaların bile hiyerarşisi olduğunu söyledi. Bu şahsın istisnaları diğer bütün istisnaları dövecek yerdenmiş.
Absürdistan’da hukuk, istisna üreten kurallar bütünü olarak çalışıyor. Mesela devlet memurlarına verilen pembe üstüne mor puanlı pasaport, diğer ülkelerde istisnai olarak tanındığı için, Absürdistan halkı istisnayı ortadan kaldırmak yerine o istisnanın parçası olmayı tercih ediyor. Çay ocağı işletmecileri, “Biz de pembe üstüne mor puanlı pasaport istiyoruz” diye AMM (Absürdistan Millet Meclisi) önünde eylem yapmışlar. İktidar partisinin, görevini el kaldırmak ve indirmek olarak algılayan ve eskiden çay ocağı işletmecisi olan milletvekillerinden birisi, bu istisnayı çay ocağı işletmecilerine tanımanın devletin bekası için ne kadar önemli olduğunu dile getirmesiyle bu meslek grubu da pembe üstüne mor puanlı pasaport almaya hak kazanmış.
Daha önce bu pasaporta vize uygulamayan Türkiye de bundan böyle uygulayacağını deklere etmiş. Çay ocağı işletmecilerinin Türkiye Büyükelçiliği önünde yaptığı gösteri sonucu değiştirmemiş elbette. Türkiye, Absürdistan’a “öncelikle demokratik konularda ilerleme görmek istiyoruz” diyerek önemli olanın pasaportun rengi değil, itibarı olduğunu ifade etmiş. Ama genelde diğer ülkeler Absürdistan’da sorunun istisnadan kaynaklandığını bir türlü anlayamıyorlar. Çünkü kendi toplumlarında bunun bir karşılığı olmadığını biliyorlar ama Absürdistan’ın farklı dinamikleri olduğunu bir türlü göremiyorlar.
Absürdistan’dan ayrılırken “şaşırmayacağım” diyerek geldiğim bu ülkeden yine şaşırmış olarak dönmenin hüznü içime oturdu. Neyse ki, Türkiye gibi demokrasinin, hukukun, eşitliğin ve adaletin örnek olarak yaşandığı bir ülkenin vatandaşıyım diye düşündüm. Gerçi Absürdistan vatandaşlarının bu söylediklerimle ilgili algı düzeylerinin çok yüksek olduğunu söylemek zor.
Absürdistan’da insanlar istisnaların oluşturduğu kaidenin altında ezilmekten mutlu değillerse bile çok şikâyetçi görünmüyorlar. Hotin dininin sosyal hayatı düzenleyen öğretisiyle tevekkülü içselleştirmiş bir toplum, istisnaları Tanrının buyruğu kabul ediyor. Evine et girmeyen insanlar, istisnai şahsiyetlerin şatafatlı lüks sofralarını savunurken nasıl bir acınası açmazla karşı karşıya olduklarından haberdar değiller. Çocuklarının geleceğinin istisnai duvarlara çarpıp parçalanışını biraz tevekkül ve biraz gözyaşı ile izliyorlar ama bu konuda bile talepkâr değiller. Absürdistan halkının, sofrasına koyduğu zeytini yerken, o zeytin için direnenlere küfredecek kadar bu dünyayla bağları kopmuş. Umarım bir dahaki seyahatimde daha az istisna olan ama daha müreffeh bir Absürdistan görürüm.