Site İçi Arama

siyaset

Trafikte Biz de Varız

Bir kamu görevlisi hukuksal çerçevenin dışına çıktığında bunu tespit etmek ve düzeltici tedbirler almak kolaydır. Asıl zor olan, trafikte bulunan bütün vatandaşların, bisikletlilere bakış açısının değiştirilmesidir.

Bisiklet, dünyanın bütün modern ve yaşam kalitesi yüksek kentlerinin vazgeçilmezidir. Ulusal düzeyde bisiklete bakış açısı, politik bir tercihin yansımasıdır. Kentlerde ise yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin politik tercihlerinin ortalamasının bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte önemli olan, bir kentte bisikletin sadece sportif bir etkinlik olmasının ötesinde bir ulaşım aracı olarak kabul edilmesinin önemli bir zihinsel dönüşümü gerekli kılmasıdır.

Uzun süredir sosyal medyada bisiklet etkinlikleri paylaşımlarını gördüğümde katılamadığım için içten içe küçük bir pişmanlık duyuyordum. Ankara Kent Konseyi (AKK) Bisiklet Meclisi’nin 15 Şubat etkinlik duyurusunu görünce, havanın da güzel olmasını değerlendirip katılma kararı aldım. Yaklaşık 30 bisikletli, Kurtuluş Parkı köşesinde bir araya geldik.

Ayaküzeri yaptığımız sohbette, kendisini Tüketici Hakları Derneği’nden tanıdığım ve şu an Bisiklet Meclisi Başkanı olan Murat Görücü, polis eskortu olmadan böyle etkinlikler planlamanın, bisikleti bütün sürücüler için görünür kılmak olduğundan bahsetti. Bu, başlı başına çok nemli bir amaçtı. Bazen polislerin trafikte grup olarak yer alan bisikletlileri “yasa dışı” bir faaliyet içindeymiş gibi durdurup sorgulamasını hayretle dinledim.

Kamu görevlileri, hukuk devleti prensibi çerçevesinde kendilerini hukukla sınırlandıran çizgilerin içerisinde kalmak zorundadır. Herhangi bir trafik kuralını ihlal etmeyen bisikletlilerin trafikte yer almasının, uyarılması gereken bir eyleme dönüşmüş olması, hukuk kurallarıyla izahı mümkün olan bir şey değildir. Ancak yukarıda bahsettiğim zihinsel dönüşüm, tam da bunun için gereklidir. Bir kamu görevlisi hukuksal çerçevenin dışına çıktığında bunu tespit etmek ve düzeltici tedbirler almak kolaydır. Asıl zor olan, trafikte bulunan bütün vatandaşların, bisikletlilere bakış açısının değiştirilmesidir.

Yol boyunca bu sorular ve çözüm yolları kafamın içerisinde dönüp dururken, bir taraftan da zincir seslerinin büyülü senfonisini dinleyerek kendimi bu etkinliğe kaptırdığımı fark ettim ve huzur hissettim. Bütün yol boyunca, sürücülerin ve yayaların tepkileri, aslında herkesin içerisinde olmaktan büyük keyif alacağı bu grubu dışarıdan izlemenin heyecanını yansıtıyordu. Özellikle Bahçeli’de yol alırken, anne babaların çocuklarına grubu göstererek birlikte el sallamaları, gelecek adına umutlu olmayı destekliyordu. Işıksız kavşaklarda grubun bir üyesi tehlike yaratabilecek geçişleri durdurarak grubun güvenli geçişini sağlıyordu. Kısacası herkesin birbirine saygı duyduğu bir trafik ortamı vardı. Trafikte Pazar günü sakinliğinin de bunda etkisi olduğunu kabul etmek gerekiyordu.

Kurtuluş Parkı’nın Kolej Kavşağından başlayan turumuz, Atatürk Orman Çiftliği’nde Gazi Park’ta sona erdi. Uzun bir parkur sayılmazdı ama “Trafikte biz de varız” mesajı verilmişti. Ama mesajı kim ne kadar almıştı? Mesela 27 Ağustos 2025 tarihinde bisikletli Berkan Kobal’a şehir içi hız limitlerini aşarak ve trafik kurallarını hiçe sayarak çarpıp ölümüne neden olan sürücünün böyle bir mesajı almak gibi bir kaygısı var mıydı, bilinmez. Benzer kazalarda bisikletli sürücülerin ölümüne neden olan araç sürücülerinin bu ülkenin ortalama insanı olduğunu düşünmek, ihtiyaç duyulan zihinsel dönüşümün ne kadar büyük ve çok katmanlı olması gerektiğini anlatıyor bizlere.

Bu konuda bir politika üretilmesi için öncelikle bu sorunun varlığının kabul edilmesi gerekiyor. Bu sorun sadece bisikletlilere karşı işlenen trafik suçları değil, aynı zamanda bisikletin bir ulaşım tercihi olamaması sorunudur. Değişikliğin ilk yaşanması gereken alan, adalet olarak karşımıza çıkıyor. Dünyada bisiklet konusunda ilk akla gelen ülke olan Hollanda’da bisikletliye karşı işlenen trafik suçlarında cezalar oldukça ağır. Bu durum net olarak caydırıcı bir unsur oluşturuyor. Ancak Türkiye’de mevcut trafik anlayışıyla sadece adalet sistemindeki düzenlemeler, bisikletin ulaşımda bir tercih haline gelmesi için yeterli değil, sadece başlangıç noktası olarak değerlendirilmelidir.

Eğitim, toplumsal boyutta zihinsel dönüşümü gerçekleştirebilecek en etkili araçtır. Eğitim boyutunda sorunun sadece okul eğitimiyle sınırlı tutulmaması gerekiyor. Ehliyet kurslarında bisikletin trafikte hakları olan bir ulaşım aracı olduğu, ağırlıklı ve sürekli olarak anlatılmalıdır. Hatta ehliyet kurslarına başlamadan önce altı ay bisiklet kullanma zorunluluğu gibi empatiyi geliştirici seçenekler bile düşünülebilir. Eğitimde bisikletin sağlık üzerine olumlu etkilerinin her düzeyde iyi anlatılması da önemlidir.

Altyapı sorunları, adalet ve eğitim alanındaki düzenlemeler hayata geçmeden, beklenen sonuçları vermeyecektir. Zihinsel dönüşüm oluşmadan yapılan bisiklet yolları ve bisiklet parkları, sadece yerel yönetimlerin bu konuda üzerine düşeni yaptığı izleniminden öteye geçemez. Ancak altyapı konusu da kendi içinde birçok boyut barındırır. Eğer bisiklet bir ulaşım tercihi haline gelecekse bunu sadece bisiklet yolları yaparak sağlamak mümkün değildir.

Kent planlaması, ulaşım tercihlerini şekillendirir. Eğer bir bisikletli, hiçbir risk yaşamadan kentin istediği yerine gidebiliyorsa bu durumda bisikletin bir ulaşım tercihi olduğunu söyleyebiliriz. Eğer yollar sadece motorlu taşıtlar düşünülerek inşa edilmişse yaya ve bisikletlilerin bir semt içerisinde bile hareketi çok ciddi riskler barındırır. Bundan dolayı sadece araç sürücülerinin suçlanması, sorumlu olan siyasetin görülmemesi anlamına gelir.

Bisikletin bir ulaşım alternatifi olabilmesi için gereken zihinsel dönüşüm, bu konuda üretilecek bütün politikalarda merkezi ve yerel yönetimin işbirliği ve koordinasyon içerisinde çalışmasını gerekli kılar. Bunun için sorunun siyasi tartışma alanından çıkarılması ve gelecek nesillerin daha sağlıklı bir çevrede yaşaması için görüş birliği oluşturulması zorunluluktur.

Eğer bisikletin bir ulaşım alternatifi olarak görülmemesi bir iktidar tarafından sorun olarak benimsenmemişse o zaman şunların kabul edildiğini varsayabiliriz;

1. Küresel sermayenin kâr sağladığı otomotiv, akaryakıt ve bunlara bağlı yaşam kültürü, ulusal çıkarlara baskın gelmiştir.

2. Dünya ilaç ve tıbbi malzeme üreticilerinin çıkarlarına karşı iktidarın gücü yetmemektedir.

3. Sağlık alanında yapılan gösterişli yatırımlar yoluyla, daha az sorun yaşayan bir toplumdan oy alabilme imkânının ortadan kalkacak olması, iktidarı korkutuyor olabilir.

4. İktidar, bir şekilde vergilendirdiği tüketimden, daha temiz ve sürdürülebilir bir yaşam kültürü için vazgeçmeye niyetli değildir.

5. Dışa bağımlı bir oto sanayinin yarattığı istihdama iktidarın başka bir alternatif geliştirmesi mümkün olamamaktadır (Aslında vardır).

6. Para ve gösteriş sembolü araçların, siyasal rejimin varlık sebebi olarak görülüyor olma ihtimali vardır.

7. Yarını kurtarmaktansa bugünü kurtarmak daha kolay gelmektedir.

8. Çevre ve halk sağlığı, iktidarın ilgi alanında değildir.

Bunlar yoksa iktidarın bisikleti bir ulaşım alternatifi haline getirmek için politika üretmekten kaçınmasının başka bir nedeni de yoktur. Eğer daha güzel bir dünya mümkünse buna giden yolun en önemli kilometre taşları bisiklet ile döşenecektir. Şimdi ihtiyaç duyduğumuz zihinsel dönüşüm için herkesin elini taşın altına sokma zamanıdır. Merkezi yönetim ve yerel yönetimin yanında, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleri bu dönüşüme destek olmalı ve katılmalıdır. Araç sürücülerinin bile korku içerisinde araba kullandığı bir trafik, çocuklarımız için değişmek zorundadır.

Yüz binlerce bisiklet kullanıcısının sesini duyun; “Trafikte Biz de Varız”

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 16.02.2026
  • Süre : 2 dk
  • 496 kez okundu

Google Ads