Site İçi Arama

siyaset

Asıl Afet Nedir?

6 Şubat'ta yaşanan büyük felaket sonrasında “toplum, hayata tutunmaya çalışan insanlara karşı yeterli bir farkındalık oluşturabildi mi?” sorusuna cevap vermek zordur. Asıl felaketin yaşanan mı, yoksa sonrasında yaşananlar mı olduğunu düşünmeden yol almak ise daha zordur.

Ülkemizin yaşadığı en büyük felaketlerden birini bundan tam üç yıl önce 6 Şubat 2023 gecesi yaşadık. Belki birçoğumuz için bu felaket, geride kalan kötü bir anı olarak belleklerimizde yerini aldı. Ancak halen depremden etkilenen 11 ilde, özellikle Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da, halen eski yaşantısına dönememiş insanlarımızın bulunduğunu unutmamamız gerekiyor.

İnsan doğada uyum yeteneği en yüksek canlıdır. Yaşadığı olumsuzluklardan sonra toparlanması, büyük ölçüde insan topluluklarının kurumsallaşmış bir düzen içerisinde varlığını sürdürmesine bağlıdır. Toplumların dayanışma kültürünün derecesi, felaketler sonrası toparlanmanın hızını belirleyen en önemli unsurlardan biridir.

Yaşanan afet sonrasında toparlanmanın siyasetçilerin belirttiği kadar çabuk olamayacağını belirtmiş ve toplum olarak bu konudaki farkındalığımızı korumamız gerektiğinden bahsetmiştim. Ancak gelinen aşamada, afeti yaşayan insanların hayatlarında halen devam eden olumsuzluklar, çeşitli haber kanallarında duyup, görüp “vah vah” dediğimiz haberler olmasının ötesine geçememektedir.

Afetler yaşandıktan sonra, hayatta kalanların bütün canlıların genetiğinde var olan hayatta kalma güdüsü ile yaşama tutunduğu süreçte, toplumların sorumluluğu başlar. İşte bu noktada “asıl felaket” maskeli yüzünü herkese göstermeye ve vicdan sahibi olanların yaşananlar karşısındaki çaresizliği de ortaya çıkmaya başlar.

Afetler üzerine çok şey yazıldı ve söylendi. Benim bu mecrada yazdıklarım da, bu yazının sonunda aşağıda verdiğim bağlantılardan görülebilir. Ama bugün yaşanan büyük felaket sonrasında “toplum, hayata tutunmaya çalışan insanlara karşı yeterli bir farkındalık oluşturabildi mi?” sorusuna cevap vermek zordur. Asıl felaketin yaşanan mı, yoksa sonrasında yaşananlar mı olduğunu düşünmeden yol almak ise daha zordur. Afet bölgesinde halen normal hayata dönememiş insanları aklımızın bir köşesinde tutarak, toplumun yaşadığı afetleri düşünmeye başlayalım ve umalım ki, toplumsal yapıda bir düzelme yaşansın ve bu düzelme, ihtiyacı olan bütün kesimlere hayata tutunma şansı tanısın.

Asıl felaket, yaşanan afet miydi yoksa;

İnsanların afet sonrası can pazarı yaşadığı bir ortamda, varlık sebebi bu durumdaki insanlara toplumsal düzeyde yardım etmek olan Kızılay’ın çadır satması mıydı?

TSK’nın tarihte yaşanan bütün afetlerde en iyi organize olan ve en etkili arama kurtarma faaliyeti icra edebilen yapı olduğu kanıtlanmış olmasına rağmen, sahaya çıkması için en kritik saatlerde emir verilmemesi miydi?

Yardım malzemelerinin dağıtımında kendisini “tekel” ilan etme hatasına düşen AFAD’ın gerçek ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmakta başarısız kalması mıydı?

Bilimsel çalışmalarda AFAD’ın kuruluşunun daha çok koordinatör makam olması gerektiği yerlerde, yetersiz kalacağı bilinmesine rağmen icracı rolünü üstlenmesinin yardım süreçlerine olumsuz etki yaptığını bilemeyecek kadar konudan uzak insanların yetkili makamlarda olması mıydı?

Kurtarma çalışmalarının koordinasyonunda gösterilen beceriksizlik nedeniyle bazı yabancı ekiplerin çalışma koşullarını bilmeden de olsa zorlaştırıp onları sahadan uzaklaştıran zihniyet miydi?

İnsanların can pazarı yaşadığı bir ortamda yağma olaylarına karşı yeterli önlemleri alamayanlar mıydı, ya da yağma faaliyetlerine katılacak kadar insanlıktan yoksun ve vicdansız yaratıkları eğitememiş olan eğitim sistemimiz miydi?

Bütün toplum büyük bir travma yaşarken, medyada “hiçbir şey olmamış”, “sanki afet hiç yaşanmamış” algısı oluşturmaya çalışan ve siyasetle kol kola hareket eden kirli medya düzeni miydi?

Milyonlarca insanın etkilendiği bir felaketi kendi siyasi ikbalinden daha önemsiz gören siyasetçiler ve onları körü körüne destekleyen halk kitleleri miydi?

Yaşanan acılar bütün ağırlığıyla toplumun üzerine çökmüşken siyasi tartışma ortamı yaratan sorumsuz siyasetçiler miydi?

İnsanların oy tercihlerine, inançlarına, mezheplerine göre yardım/destek aldığı ya da alamadığı algısını yaratan (bu algı gerçek olabilir ya da olmayabilir) yetkili ve sorumlu makamlar mıydı?

İnsanlar enkaz altındayken, borsayı açan ya da açılan borsada çimento hisselerine hücum eden ahlak yoksunu toplumsal atıklar mıydı?

Enkaz çalışmalarında kimlik tespitleri yapılmadan enkazları toplu mezarlara çevirenler miydi?

İnsanların hayatta kalıp normal hayata dönme umudu taşıdığı günlerde, aylarda yaşananları bir kenara bırakıp gelecekte oluşturulacak rantı, kazançları ya da serveti düşünen kan emiciler miydi?

Aylarca insanlar susuzluk çekerken yaşanan olumsuzluklara mümkün olduğu kadar yer vermekten kaçınan; her haberin acı yaşayan insanlar açsısından değil, iktidarın varlığı açısından değerlendirildiği vicdansız medya düzeni miydi?

Kurtarma çalışmaları ve sonrasında çeşitli cemaat yapılarının reklamının yapılmasına karşı devlet otoritesinin destekleyici tavrını sağlayan yöneticiler miydi?

Afet sonrası canlı olarak kurtarılan, ailesini kaybetmiş çocukların akıbetinin araştırılmasını reddeden ve kendini Türk Milletinin vekili olarak konumlandıran milletvekilleri miydi?

Kurtarma çalışmaları devem ederken, afet sonrası dönemde insanlar olumsuz koşulları yaşarken, her şey tozpembeymiş gibi eğlence programları yapacak kadar insanlıktan uzaklaşmış televizyon yayıncıları mıydı?

Soruları çoğaltmak mümkündür. Ancak vurgulamak istediğim konu şudur, afetler yaşanır, hayatta kalanlar yeni hayatlarına zor da olsa alışmaya çalışırlar. Ama bu süreçte toplumların sorumluluk duygusu, yaşanan afetten çok daha önemlidir. Yukarıda sorduğum soruların hepsinin arşivlerden taranarak medyada tartışılmış sorular olduğu gerçeği ortada durmaktadır.

Amacım kimseyi suçlamak değildir. Ama bu sorular orta yerde dururken kimse kendini kandırmasın. Oradaki insanların devam eden acılarına ortak olamayan bir toplum, yarın daha büyük felaketleri yaşama potansiyeli ile karşı karşıyadır. Toplumların geleceği adına asıl ve en büyük afet, toplumsal yapıdaki bozulma ve çürümedir. Yoksa her afet gelir geçer. Belki derin izler bırakır ama geçer. Toplumsal çürümenin tedavisi ise çok uzun yıllar alır…

https://strasam.org/siyaset/kamu-yonetimi/afetlerin-bir-turlu-ogretemedikleri-3696

https://strasam.org/siyaset/kamu-politikalari/afetler-uzerine-yazip-soyleyemediklerim-3451

https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/kahramanmaras-depremine-mudahale-ve-sonrasi-uzerine-dusunceler-1689

https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/kahramanmaras-depreminden-alinacak-dersler-nelerdir-1674

https://strasam.org/siyaset/kamu-yonetimi/afetlerde-hukumetin-ve-afadin-sorumlulugu-nedir-1662

https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/kahramanmaras-depremi-ve-afete-mudahale-1645

https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/kahramanmaras-depremi-1643

https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/afetler-ve-kentler-uzerine-dusunceler-1275

https://strasam.org/siyaset/kamu-yonetimi/afet-yonetiminde-yaklasim-sorunsali-ve-kamu-yonetiminin-etkinligi-466

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 06.02.2026
  • Süre : 2 dk
  • 316 kez okundu

Google Ads