Site İçi Arama

siyaset

Kamu Konutları Kanun ve Yönetmeliklerinden Kaynaklanan Sorunlar Nelerdir?

Kanun, “ihtiyaç duyulan her yerde ve her personel için” kamu konutu oluşturulmasını hedef olarak belirlemişken; uygulama şeklini belirleyen Yönetmelikte, ilgili Kanunun ruh ve amacına aykırı şekilde, “kurdun, kuzulara şâh olduğunda bile yapmayacağı bir puanlama prensibi” ile “farenin kediyi ve çakalın aslanı boğduğu” bir sisteme çevrilmiştir.

Konut kiraları: Memurların en az %60’ının maaşının yarısına ulaşmış ve hattâ yarısını geçmiş; bütün mêmurlar için, çalışan bir eşle evli olmadıktan sonra katlanılmaz hâle gelmiş bulunmaktadır.

Bekâr veya dul olarak ya da çalışmayan eşle evli olarak memuriyete devâm etmek, büyük sıkıntılara gebe.

Bu sorun, sâdece memurların değil bütün kiracıların sorunudur. Son gelişmelere göre; memurların maaşı yıllık %15-20 artarken, kirâ fiyatları TÜFE üzerinden ortalama %50 olarak artmaya devâm etmektedir.

Maaş artış oranı ile kira artış oranı arasındaki negatif fark, yakın zamanda; memurların maâşının tamâmını kiraya vermesi; en sonunda, namusluların buhrâna düşmesi ve ek işlerle harâp olması, her yolu mübah görenlerin de yasal olmayan yollara el atması gibi kaotik bir olaya neden olacaktır.

Muhannete muhtaç olmadan onuru ve haysiyeti ile yaşamaya çalışan mêmurlar açısından; büyükşehirlerde olanlar için büyükşehirlerden kaçış süreci ve diğerlerinde de tayininin büyükşehire çıkmaması için mümkünse hiç tâyin talep etmeme ve küçük şehirlere tâyin talep etme süreci başlamıştır.

Bu kaotik ve kısırdöngülü durumun kısa sürede dengeye gelmeyeceği ve en az 5 yıl daha süreceği de açık şekilde görülmektedir.

Yanıldığımı sanmıyorum.

Böyle kaotik bir zamanda, Kamu Konutları Kanunu ve alt mevzuatının acil olarak gözden geçirilmesi ve haksız puanlama usûlünün değiştirilerek âdil şekle çevrilmesi büyük bir önem arz etmektedir.

Kanun, “ihtiyaç duyulan her yerde ve her personel için” kamu konutu oluşturulmasını hedef olarak belirlemişken; uygulama şeklini belirleyen Yönetmelikte, ilgili Kanunun ruh ve amacına aykırı şekilde, “kurdun, kuzulara şâh olduğunda bile yapmayacağı bir puanlama prensibi” ile “farenin kediyi ve çakalın aslanı boğduğu” bir sisteme çevrilmiştir.

TBMM dâhil olmak üzere, mevzuat belirleyici ana otoritelerin ve görüşü alınan alt otoritelerin “hangi kafa ile” böyle bir puanlama sistemi oluşturduğu anlaşılmamıştır.

Hükûmeti denetlediğini, hakkı ve hakkâniyeti savunduğunu iddiâ eden muhalefet partileri, kendi özel menfâatinin derdine düşmüş ve kulağının üstüne yatmış; hiçbir şeyden haberi yok ve hiçbirinin umûrunda da değil!

Rengi, şekli, yaslandığı ve beslendiği kaynak ne olursa olsun: İç kaynaklı ya da dış destekli, yeşilden sarıya ve kırmızıya, yandaş ya da fondaş, bâdem ya da hilâl veya pis bıyıklısı, hak arama ayağıyla devlet düşmanlığı yapan ve ortalığı birbirine katanlar ile yalvarır gibi hak isteyen memur sendikalarının hiçbiri bu husûsa el atmış değil!

Memurların %95'inin, tahsis için kullanılan puanlama sisteminden haberi yok. Konut istemeyenlerin umûrunda değil; konut isteyenlerin yaptıkları iş, komisyon tahsis listesini merakla beklemek ve liste yayınlandığında mutlu ya da mahzûn olmak!

Sorunun çözümüne katkı sağlayacak olanların ya da “varlık sebebi memurların sorununu çözmek olanların hepsi de alacağını almış, ununu elemiş ve eleğini asmış, mutlu ve mes’ut şekilde ya da uyuşturucu almış veya narkoz ile uyutulmuş durumda!

Sendikaların ısrarlı girişimi sâyesinde memurlar için ciddî kazanımlar elde edilmiş olmakla birlikte; çoktan el atılması ve düzlüğe çıkartılması gereken birçok konu gözdeki çapak, tırnaktaki kırık, ayaktaki kıymık, ayakkabıdaki taş gibi çalışanları rahatsız ettiği hâlde, olduğu yerde öylece sahipsiz şekilde hâlâ durmaktadır!

Kamu çalışanlarının temel sorunları ile ilgili eleştiri ve önerilerim, belirli aralıklarla diğer konularda da devam edecek.

Çözüm üretmesi gereken, “genel müdür seviyesinde maaş alan” ve “siyâsî arenaya geçiş için zıplama taşı olarak sendikacılığı kullanan” kerli ferli beylere kısa bir lâf sokmadan sonra, şimdi konumuza geçelim.

Bu konuda yazı yazabilmek için, 09/11/1983 Tarihinde kabûl edilip 11/11/1983 Tarihinde 18218 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu ve Yönetmeliği ile bâzı kamu kurumlarının kamu konutu başvuru formu ve puanlamaları incelenmiştir.

Bu yazıda; diğer teknik ve hukuki yöntem ve ilişkilere değinmeden, “sıra tahsisli kamu konutlarının" tahsisinde yaşanan haksız, çapraşık ve çelişkili duruma yer vermeye çalışacağım.

Burada, mevzuatın genel mantıksal çerçevesi eleştirilecektir. Bu nedenle, yazımda eksik ya da hatalı hususlar olursa göz ardı edilmelidir.

Bir araç firmasının sloganından esinlenecek olursak, şöyle diyebiliriz:

Birisi daha iyi eleştiri yapıncaya ve öneride bulununcaya kadar en iyi eleştiri ve öneri bu!

İlgili 2946 sayılı Kanun’un 2. maddesinde anılan kurumların “yurt içinde ve dışında çalışan” personelinin yararlanması amacıyla; inşâ etme, satın alma ve kirâlama yoluyla kamu konutları oluşturulmaktadır.

Burada görüldüğü üzere; kamu konutları oluşturulurken, bütün tahsis tiplerinde “ihtiyaç durumu” göz önüne alınmış olup ilgili kurumlarda çalışan ve ekonomik darlık yaşayan personele “sosyal yardım amacı” güdülmemektedir.

Sıra tahsisli konutlar; Yönetmeliğe ekli 4 sayılı cetvelde gösterilen puan durumu dikkate alınarak 9. maddede belirtilen usul ve esaslara göre tahsis edilen konutlardır.

Hak sahiplerinin puanlarının eşit olması hâlinde, hizmet süresi fazla olana; hizmet süresi de eşit ise, yetkili ev dağıtım komisyonunca ad çekme yoluyla konut tahsis edilmektedir.

Sıra tahsisi kapsamında kamu konutu talep edebilecek olan mêmur niteliğindeki kamu çalışanları, kamu konutu tahsis çalışmalarında aşağıdaki soru ve sorgulara göre puanlamaya ve sıralamaya tâbi tutulmaktadır.

Bu yazıda, sıra belirlemede kullanılan puanlama konusunun tamâmına değil, eleştirilmesi ve öneride bulunulması gereken konulara yer verilmiştir.

A) 2946 Sayılı Kamu Konutları Kanunu Kapsamındaki Kurum ve Kuruluşlardaki Konutlarla İlişkisi ile İlgili Puanlama

1) Kamu Konutları Kanunu’na Tâbi Kurumda Çalışan Eş Durumu (Sıra dışı bırakma)

2) Daha Önce Konuttan Yararlanma Süresi İle İlgili Puanlama (Her yıl için -3 puan)

3) Konut Tahsisi İçin Beklenilen Süre (Her yıl için +1 puan)

Bu konuda, kamu konutundan faydalanmak isteyen memurun “kamu konutu ile mevcut ve daha önceki ilişkisi” anlaşılmaya çalışılmaktadır.

1) Eğer diğer eş kamu konutunda oturma hakkı elde etmiş ise, kamu konutu talep eden diğer eşe kamu konutu tahsis edilmez. Bu yaklaşım, haklı ve âdil bir yaklaşımdır.

2) Bu konudaki puanlama mantığı doğru bir yaklaşıma sahip olup uygulamadan hiç yararlanmamış olanların şansını arttırmak için, daha önce kamu konutundan faydalanmış olanların puanı negatif yönde (-10) puan olacak şekilde daha da arttırılmalıdır.

Evi olanlardan (-15) puan kırılırken, daha önce kamu konutunda kalmış olandan sâdece (-3) puan kırılıp ikinci kez kamu konutundan yararlanma ihtimâlinin arttırılması âdil bir yaklaşım değildir.

3) Bilindiği üzere, memurların görev yaptığı her yerde kamu konutu bulunmamaktadır. Bu kapsamda, kamu konutu olmayan yerde kamu konutu başvurusu yapılamadığı ve sadece kamu konutu olan yerde başvuru yapılabildiği için; çok uzun süre aynı yerde veyâ aynı nitelikteki başka yerde görev yapan memur açısından “kamu konutundan yararlanmış olma” ve “bekleme süresi oluşma” gibi bir durum gerçekleşememektedir.

Bu bağlamda, çalıştığı yerde kamu konutu olmayan ama kamu konutuna başvurmak isteyen memurlara da kamu konutundan yararlanmak amacıyla başvuru hakkı tanınmalı; başvurmak isteyen herkes için usûlen başvurusu alınmak sûretiyle beklenilen süre için puan verilmeli ve bu puan, kamu konutunun olduğu yerde görev yapmaya başladığında otomatik olarak transfer edilip değerlendirmeye alınmalıdır.

B) Evlilik Durumu, Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı ve Sağlık Nitelikleri ile İlgili Puanlama

1) Eş durumu (Evli için +6 puan)

2) Bakmakla yükümlü olduğu çocuk sayısı (2 çocuğa kadar, her çocuk için +3 puan)

3) Çocuk ve eş dışında, birlikte oturacağı ve bakmakla yükümlü olduğu âile ferdi sayısı (Her fert için +1 puan)

Bu bölümde, kamu çalışanının “gönüllü sosyal yükü” önemsenmiş ve bu sosyal yük karşılığında bir avantaj sağlanması amacı güdülmüş olup bu konudaki puanlama mantığı doğru bir yaklaşıma sâhip bulunmaktadır. Ancak:

1) Evlenmenin millî ve manevi değerlerin sürdürülebilirliği, sosyal ve demografik yapıya katkısı, kalkınma ve kültüre katkısı gibi hususlar dikkate alındığında; evlilerin kamu konutundan faydalanma şansını arttırmak için (+10) puan olacak şekilde daha da arttırılmalıdır.

2) Nüfusun düşme ve yaşlanma eğilimine girdiği; kira fiyatları ve evlenme mâliyetlerinin katlanılmaz boyutta artması nedeniyle evliliklerin hiç olmadığı, geciktiği ya da sona erdiği günümüzde; herhangi bir kısıtlama olmaksızın, âilenin sâhip olduğu öz ve üvey çocuklar ile evlâtlık çocuklar dâhil bütün çocuklar için puan verilmesi en doğru yöntem olacaktır.

3) Ailenin asıl ve füru bağları kapsamında, Türk örf ve âdetlerine uygun şekilde bir bütün hâlinde devamlılığının ve yaşlıların bakım ve beslenmelerinin sağlanması açısından; “çocukların yaşadığı sağlık ve anlayış sorunlarından daha fazla sorunların yaşandığı yaşlardaki âile büyüğü ile bir arada yaşamayı seçme” karakteri, değerli bir karakter olup ödüllendirilmelidir.

Füru fertlerinden özellikle annesiyle bir arada yaşayan birçok mêmûrun söz konusu âile ferdi ile bir arada kalmasının temel sebebi çocuk bakıcısı maliyetinin ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Çocuğun bakımı için dahi olsa, söz konusu çocuk bakım ve yetiştirme sürecinin temel âile fertleri ile iş birliği içinde yürütülmesi de değerli bir davranış olup, en azından çocuk puanı seviyesi olan (+3) puana çıkartılması en doğru yöntem olacaktır.

C) Memurun, Eşinin, Çocuğunun Ve Kanunen Bakmakla Mükellef Bulunduğu ve Konutta Birlikte Oturduğu Aile Fertlerinin Düzenli Gelir ve Tasarruf Varlıkları İle İlgili Puanlama

1) Aylık ve özlük hakları ile ilgili gelirler hâriç olmak üzere, konut kirâ gelirleri dışındaki diğer tüm sürekli gelirlerinin yıllık toplamının belirlenen rakamı geçme durumu (Gelir > (15.000 gösterge rakamı memur maaş katsayısı) ise, -1 puan)

2) Kamu konutunun bulunduğu il veya ilçenin belediye ve mücâvir alan sınırları içinde oturmaya elverişli konut sayısı (Konut başına -15 puan)

3) Aynı il veya ilçede konutun bulunduğu il veya ilçenin belediye ve mücâvir alan sınırları dışında kalan yerler ile başka il veya ilçelerde oturmaya elverişli konut sayısı (Konut başına -10 puan)

Memurun, eşinin, çocuğunun ve kânûnen bakmakla mükellef bulunduğu kişilerin gelir ve tasarruf varlıklarının durumunu tespit etmek için yapılan bu 3 puanlama esası; puanlama esaslarının en cücüklü, çetrefilli, çirkin, mantıksız ve hakkaniyete aykırı bölümünü oluşturmaktadır.

Bu bölümde, mêmûrun ve üstlenmiş olduğu sosyal yükünün ekonomik varlığı “bir bütün hâlinde” değerlendirilmekte ve tesbît edilen her varlık memurun aleyhine kullanılmaktadır.

Şöyle ki:

1) Konut kira gelirleri dışındaki sürekli gelirden maksat arsa, tarla, bahçe, işyeri kira geliri olarak düşünülebilmektedir.

Ancak, “süreklilik” tâbirinden maksadın ne olduğu tam olarak da belirtilmemiştir. Belirli bir süre “sürekli gelir” gibi görünse de “geçici süreli olan” telif-patent-ıslah, know how hakkı, nafaka ve tazmînat geliri gibi gelirler de sürekli gelir grubunda sayılabilmektedir.

Ayrıca; Hazine bonosu, hisse senedi, döviz, değerli maden, kripto para vb. likiditesi olan varlıkların yıl içindeki değer artışı da bir gelir olmakla birlikte, sürekli gelir olarak dikkate alınmamıştır.

Bu husus, değerlendirmenin gerçekçi olmasını önlemektedir.

2) Eğer söz konusu olan husus “ekonomik durumu zayıf olan memurun korunması” ise; mevzuatta anılan âile fertleri üzerine kayıtlı milyon TL değerindeki işyeri, arsa, tarla, bahçe, araç, kooperatif hissesi, şirket hissesi, banka varlıkları, yastıkaltı varlıklar, têlif-patent-ıslah vb. know how hakkı gibi “mal bildirimine tâbi olan ve olmayan maddî ve mânevî varlıkların değeri” dikkate alınıp buna göre puanlama yapılmalıdır.

3) Ne şekilde olursa olsun, memurun bakım ve birlikte yaşamayı üstlendiği, memur ile birlikte kalan sosyal yük niteliğindeki usul ve fürûa âit varlıklarının hesaplamaya dâhil edilmesi yanlış bir yaklaşımdır.

Değerlendirmeye dâhil edilecek olsa bile; mal varlığı ve borç dengesinin değerlendirmeye alınmadan, memur ile birlikte kalan sosyal yükün sâdece sâhip olduğu konutun dikkate alınması yanlış bir yaklaşımdır.

4) Evli olmak (+6) puan ve sosyal yük üstlenmiş olmak (+1) ve (+3) gibi puanla ödüllendirilir gibi görülürken, söz konusu kişilerin konut mülkiyeti nedeniyle (-15) puan düşülmesi başlı başına bir çelişkidir.

Üstelik, puan verilen çocuk sayısı 2 ile kısıtlı olup 2’den daha fazla olan çocuklardan biri üzerine olan konut nedeniyle de (-15) puan düşülmekte; çocuk sayısının 2’den fazla olması hâlinde, konut varlığı nedeniyle puan düşülmeyeceğine dair herhangi bir istisna/muafiyet de bulunmamaktadır.

5) Bütün gelirin tasarrufa ayrılması mümkün olmadığından, elde edilen gelir ya tamâmen harcanmakta ya da kısmen tasarrufa dönüştürülmektedir.

Bu nedenle hem gelirin hem de oluşturulmuş tasarrufun birlikte “negatif yönde ikili hesaplama” şeklinde mêmûrun aleyhinde kullanılması kesinlikle âdil olmayan, hatâlı ve yanlış bir yaklaşımdır.

Bu uygulama ile bir memur; hem gelir elde etme kapsamında (-1) puan hem de gelirini konut olarak değerlendirmesi nedeniyle (-10 / -25 puan) olmak üzere toplam (-25) puana kadar iki defa cezalandırılmaktadır.

Tasarruf varlıklarını konuttan daha değerli ve likiditesi daha yüksek taşınır ve taşınmaz varlıklardan yana kullanıp da konut sahibi olandan daha zengin olan bir mêmur, açık ara puan farkı ile konuttan faydalanma hakkını elde etmektedir.

6) Temel prensip olarak: DENK GÖREV, EĞİTİM VE STATÜDEKİ MÊMÛRA DENK ÜCRET VERİLİR.

Bu nedenle, aynı miktarda verilen bir ücretin, bir mêmûru zenginleştirirken diğer bir mêmûru fakirleştirmesi mümkün değildir.

Statüsü yüksek olan mêmur, söz konusu seviyeye gelinceye kadar birçok mâliyete ve zahmete zâten katlanmış olduğundan, aynı seviyeye gelme isteği ve başarısı gösteremeyen memura göre daha yüksek maaş alması doğaldır.

Ancak; aynı gelir seviyesinde olup da diğerine göre daha zenginleşen bir mêmur, sorumluluk ve bilinçlilik duygusu taşıması sonucu kendi tutumu nedeniyle zenginleşmekte; fakirleşen mêmur da kendi savurganlığı ve iş bilmezliği nedeni ile fakirleşmektedir.

Kimi memur har vurup harman savurmuş, belki yasa ve ahlâk dışı işlere girip bütün kazancını tüketime harcamış iken; diğer bir memur büyük bir sorumluluk ve tutumluluk örneği gösterip dişinden tırnağından arttırmış, her türlü sosyal ve kültürel imkân ve fırsatlardan vazgeçmiş, yıllarca kredi taksiti ödemek suretiyle tasarrufta bulunmuş olabilmektedir.

Bu “başarılı ve sorumlu hayat ve para yönetimi” olarak ifâde edilebilecek olan bu pozitif tutum, memurun bakmakla yükümlü olduğu ve birlikte ikamet ettiği aile fertleri için de geçerlidir.

Bu bağlamda, adâlet ve hakkâniyetten uzak olan söz konusu puanlama esasını uygulamak suretiyle:

- Elde ettiği kazancı, barınma güvenliğini sağlayıcı ve gelir getirici ekonomik bir güce dönüştüren basîretli ve sorumlu davranan mêmûrun ve ayrıca, bakmakla yükümlü olduğu kişinin ve fürû âile ferdinin “başarılı ve sorumlu hayat ve para yönetiminin takdir ve taltif edilmesi ve “bizzat ek puan verilerek ödüllendirilmesi” gerekirken; bu tutumlu ve sorumlu davranışı bir aleyhlerinde bir ceza konusu hâline getirilmiştir.

- Har vurup harman savuran, gününü gün eden “başarısız ve sorumsuz hayat ve para yönetimi” gösteren, basiretsiz, sorumsuz, tutumsuz ve duyarsız memur ise ödüllendirilmiştir.

- Ayrıca, sıra tahsisi için kullanılan bu puanlamada meslekî sınıflandırma da bulunmamaktadır.

Yüksek gelir sağlayan kariyere sâhip mêmurlar da yüksek tasarruf gücü oluşturması nedeniyle âdeta cezalandırılmaktadır.

“Sorumlu hayat yaşayıp zenginleşeni cezalandıran ve buna karşılık sorumsuz hayat yaşayıp fakirleşeni ödüllendiren ve koruyan” bu yaklaşım, hiç de âdil ve mantıklı bir yaklaşım değildir.

Dolayısıyla; negatif anlamda (-1; -10 / -15) puan uygulanan bu kriterlerin, sorumlu hayat yaşama karakterine sâhip mêmûr açısından tam aksi yönde (+15) puan olarak uygulanması gerekmektedir.

Çözüm Önerileri

Genel maksat îtibârıyla; konut kirâlamadaki güçlükler, kirâların çok yüksek olması ve diğer zorunlu hâllerde oluşturulması gereken kamu konutları ile ilgili sorunun 2 çözüm yolu bulunmaktadır:

A) Usulde düzenleme yapmak

B) Kamu konutu edinmede düzenleme yapmak

1) Kira katkı payı ödemek

2) Kamu konutu oluşturmak

a- İnşâ etmek

b- Satın almak

c- Kiralamak

Bu bağlamda:

1) Her şeyden önce tahsis usulünde yer alan haksız puanlama yönteminin âcîl olarak kaldırılması ve âdil bir yöntemin uygulamaya sokulması gerekmektedir.

2) “Hedef kitleye nakdî ya da aynî katkı sağlamak” amacıyla yürürlüğe sokulan diğer bütün uygulamalarda görüldüğü üzere: Devletin yaptığı nakit ödemeler, vergi indirimleri, hibe katkıları ve fâiz sübvansiyonları; söz konusu mal ve hizmeti sunan “piyasadaki kan emici sistem unsurları tarafından yapılan zamlar” ile kısa sürede emilmekte ve söz konusu fayda hedef kitleye hiç sağlanmamış gibi olmaktadır.

Devlet bu şekildeki bir uygulama ile ÂDETA SİSTEMİN KAN EMİCİLERİNİ BESLEMEKTE VE FONLAMAKTADIR.

Bu kapsamda, “nakit kira yardımı” hiçbir zaman hedefine ulaşmayacak ve kamu bütçesinde “gereksiz ama sürekli şekilde” ciddî miktarda kayıplara neden olacaktır.

Bu nedenle, nakit kirâ yardımı hiçbir şekilde uygulanmamalıdır.

3) Nakit kira yardımının uygulanamaz olması nedeniyle, kamu konutu sayısının “mülkiyet” ya da “kiralama” yoluyla arttırılması en doğru çözüm olarak görülmektedir. Ancak:

a) Kamu konutu arsa edinme ve inşâ etme mâliyetinin çok yüksek olması, ciddî miktarda bakım ve ekip bulundurma maliyetine sebep olması gibi nedenlerle “inşa ya da satın alma yoluyla mülk kamu konutu edinme politikası” çok doğru bir yöntem olarak görülmemektedir.

b) Bu durumda, diğer yöntemlerin anlamsızlığı, imkânsızlığı ya da ekonomik olmaması nedeniyle; uygulanabilir en pratik ve maliyeti en ucuz yöntem olarak konut kiralama yöntemi görülmektedir.

Zaten çok geniş çaplı uygulanmamakla birlikte: İlgili Yönetmeliğin 4. maddesinde, “kiralama yapmak” ya da “piyasadaki kirâ bedeli ile kamu konutu kirası arasındaki farkı kurum tarafından ödemek” suretiyle kamu konutu oluşturulmaktadır.

Söz konusu kirâlama uygulamasının Ülke genelinde yaygınlaştırılması, kamuya açık ve şeffaf şekilde “ihale ile kiralama yöntemi ile yapılması”, kamu konutu têmîn etme sorununun çözümünde en doğru çözüm yöntemi olarak görülmektedir.

Bu bağlamda; konut kiralarının maâşın %50’sini geçtiği günümüzde, genellikle yurt dışında çalışanlar için uygulanan konut kiralama ile ilgili hükmün yurtiçinde görev yapan memurlar için de geniş kapsamlı şekilde uygulanmaya başlaması gerekmektedir.

Bu konuda yapılacak düzenlemenin Devletin bütçesine hiçbir maliyeti bulunmamaktadır.

Aksine; yapılacak olan düzenleme, Milletin Devletinden duyduğu mutluluk ve memnuniyeti arttıracaktır!

Bu yazı serisinde, konu ve puan miktârı itibarıyla gerekli, mantıklı ve adil olduğunu değerlendirdiğim konulara girmediğimi özellikle hatırlatmak istiyorum.

Araştırmacı Yazar Ufuk ERDEM
Araştırmacı Yazar Ufuk ERDEM
Tüm Makaleler

  • 18.01.2026
  • Süre : 5 dk
  • 413 kez okundu

Google Ads