Seçim tartışmalarının analizi
Bahçeli’nin Erdoğan’ın görevine devam etme isteğini belirten açıklamasının manası nedir? Mutlaka düşünülen, planlanan bir durum var, ama bunu henüz bilmiyoruz. Yeni bir aday çıkmazsa, büyük olasılıkla Erdoğan’ın seçime girebileceği bir tarihte adaylığı açıklanacak ve erken seçime gidilecek olabilir.
Son zamanlarda iktidar ve muhalefet arasında bir seçim tartışması var. İktidar tarafı ve yanlıları, ara veya erken seçim olmayacağını ve seçimlerin normal zamanında, ki bu Mayıs 2028 tarihine denk geliyor, yapılacağını söylerken; muhalefet ve yanlıları ise, ara seçimin Anayasa’dan kaynaklanan bir zorunluluk olduğunu ve mutlaka yapılması gerektiğini, erken seçime de her daim hazır olduklarını ve bir an önce hangisi olursa olsun bir seçimin yapılmasını istiyorlar.
Önce erken ve genel seçimi irdeleyelim.
Erken seçim kararı, Anayasa gereği, ya meclis çoğunluğunu elinde tutan iktidar ve onun dahil olduğu ittifak ya da cumhurbaşkanı tarafından alınabilir. Böyle bir kararın alınması, ancak o erken seçimin kazanılma ihtimalinin yüksek olması durumunda olabilir. İktidar, kaybedeceği bir seçimi erkene almaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabileceği ve seçimi kazanabileceği uygun bir zaman bulunursa, o zaman erken seçim olabilir. Yoksa erken seçimin olmasını beklemek hayalden öteye geçmez. Aslında seçimin erken değil zamanında yapılması CHP’nin de işine gelmektedir, çünkü zamanında yapılacak seçimde Erdoğan’ın yeniden aday olması, Anayasa gereği, mümkün değildir. O zaman cumhur ittifakının adayının kim olacağı önem arz etmektedir ki, AKP ve cumhur ittifakı bu yeni adayla ilgili sessizliğini korumaktadır. Ortada yeni bir adayla ilgili hiç bir ciddi hazırlık ve söylem de bulunmamaktadır. Bu da açıkçası Erdoğan’ın tekrar aday olacağı düşüncesini öne çıkartmaktadır.
Peki erken seçim olmayacaksa, bu adaylık nasıl olabilir?
Erdoğan’ın zamanında yapılacak seçimde aday olmasının, Anayasaya göre mümkün olamayacağını yazmıştık. O zaman, Bahçeli’nin Erdoğan’ın görevine devam etme isteğini belirten açıklamasının manası nedir? Mutlaka düşünülen, planlanan bir durum var, ama bunu henüz bilmiyoruz. Yeni bir aday çıkmazsa, ya Erdoğan’ın seçime girebileceği bir tarihte adaylığı açıklanacak ve erken seçime gidilecek, ya da savaş hali, OHAL gibi bir sebeple seçimler yapılmayacak ve Erdoğan’ın başkanlığı devam edecektir. Yani bir nevi seçimmiş, demokrasiymiş, bunlar duracak, yaşanan olağanüstü durum sebebiyle demokrasi askıya alınacak ve seçimler olağan durum oluşana kadar iptal edilecektir.
Yaşayıp göreceğiz.
Peki ara seçim olur mu?
Her ne kadar Anayasa gereği ara seçim yapılması gerekiyorsa da, yine kazanamayacağı bir seçime iktidarın gideceği varsayımı düşük bir olasılıktır. Meclis çoğunluğu olan iktidar ve cumhur ittifakı, ara veya erken seçim istemezse, ne yapar eder, kazanamayacağı bir seçime gitmez. Ama Anayasa var, seçim şart diyorsak, o zaman da Anayasa’nın duruma göre uygulanmadığı zamanlar olduğunu unutmamak lazım. Yani yine uygulanmayabilir. Tabi bu durum, ülkenin hukukun üstünlüğünde daha aşağı seviyelere inmesine sebep olur. Burada önemli olan, bu konunun milletin genelinde nasıl algılanacağı hususudur. Seçimden kaçan bir iktidar algısı, ilk seçimde iktidara negatif etkisini gösterir. Öte yandan, Millet, ara veya erken, ne gerek var seçime diye düşünürse de, bu durumda iktidarın eli güçlenir.
Normal şartlarda ara seçim kararını meclis değil, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) belirlemesi gerekir, çünkü ara seçim Anayasal bir zorunluluktur. Meclis sadece belki seçim tarihini belirleyebilir.
Ancak şu an uygulanan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin getirdiği politik konjonktürde en büyük sorun, bu Anayasal zorunluluğa kimin sahip çıkacağı ve uygulayacağı konusudur. İktidar ve cumhur ittifakının ara seçim yapılmayacağı açıklamaları, Anayasa’nın tanınmayacağını göstermektedir. Meclis başkanı konunun benimle ilgisi yok diyerek bir nevi topu taça atmaktadır. YSK’da da ara seçimle ilgili herhangi bir hareketlilik ve hazırlık söz konusu olmadığına göre, Anayasal zorunluluk olan ara seçimin yapılması sümen altında, yok hükmünde bir duruma evrilmektedir.
Aslında CHP’nin ana isteğinin ara seçim yapılıp yapılmamasından öte, Anayasanın getirdiği zorunluluğu ortaya koyarak iktidarı Anayasa’ya uymaya zorlamak ve ileride yapılacak erken veya zamanında genel seçimlerde de hukuka ve Anayasaya aykırılıkların yaşanmaması için ön almak olduğu görülmekledir.
İktidarın esas sorununun ise yerel yönetim seçiminde yaşanan mağlubiyet sonrasında, iyiden iyiye kötüye giden ekonomik veriler, siyasallaşan hukuk ve özgürlüklerin kısıtlanması sebebiyle farkın ara, erken ve genel seçimlerde ivmelenerek artma endişesidir. Bu durumda iktidarın ülkedeki özellikle ekonomi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğündeki kötü gidişi değiştirmeden seçime gitmesi, 24 yıldır devam eden muktedirliğini kaybetmesi anlamına gelir ki, bu durum aynı zamanda devri sabık korkusunu da ortaya koymaktadır.
Bu korku sebebiyle CHP’ye operasyon üstüne operasyon yapılmaktadır. Neredeyse tüm CHP yönetimi, il başkanları, belediyeler suçlu hale getirilmektedir. Bu durumun iktidara faydasından çok zararı vardır. Çünkü, CHP’nin kurumsal kimliğine, il başkanlarına ve belediyelerine yapılan operasyonların, halkın çoğunluğunun nezdinde siyasi olarak algılandığı yapılan anketlerde görülmektedir. Aralarında gerçekten yolsuzluk ve usulsüzlüğe bulaşmış olanlar olsa bile, tüme yayılan bu hukuki görünümlü siyasi operasyonlar, iktidara zarar vermekte, iktidarın halk desteğini azaltmakta ve oyunu düşürmekte, muhalefetin ise oyunu yükseltmektedir. Bu gerçeği bir türlü göremeyenler, operasyonlara yoğun bir şekilde devam ederek, bu oy farklılaşmasını iktidarın aleyhine artırmaktadır. İktidara zarar vermesine rağmen bu duruma, iktidarın başı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müdahil olmaması, hatta tam tersine destek olması, kendisinin, çevresi ve danışmanları tarafından yanıltıldığını düşündürmektedir.
YRP lideri Fatih Erbakan’a bir vatandaşın sorusu ve ona verilen cevap aslında yaşanılan durumu tam olarak izah etmektedir. Vatandaşın “Dikkat et, seni de tutuklayabilirler” ifadesine Erbakan’ın yanıtı: “Eğer seçimlerde yüzde 50-60 gibi oy oranlarına ulaşırsak, kaderimiz aynı olabilir.” şeklinde olmuştur.
Bu açıklama, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, üstünlerin hukuku olarak nasıl değiştiğinin, iktidara alternatif olabilecek tüm demokratik kişi ve partilerin hukuk kıskacı altına alındığının ve alınacağının, Türkiye’de adaletin maalesef uluslararası endekslerde de görüldüğü gibi, yerlerde süründüğünün bariz bir göstergesidir.
Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project - WJP) Ekim 2025’te yayımlanan 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre 2024'te 117. sırada bulunan Türkiye, bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sırada yer almaktadır. Endeks verilerine göre Türkiye, son on yılda Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ciddi bir gerileme yaşamış, 2015’te 80. sırada bulunan Türkiye, her yıl gösterdiği düşüş eğilimi ile 38 sıra kaybetmiştir.
Sefalet endeksinde dünya üçüncülüğü, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğünde devam eden geriye gidişler Türkiye’nin yönetilme karnesinin kötüye gittiğinin göstergeleridir. Bu değerler düzelmediği, yani halkın, refah seviyesi yükselmediği, kendini daha özgür hissetmediği ve hukuka çok daha fazla güven duymadığı müddetçe yapılacak tüm seçimlerde iktidarın muhalefetin gerisinde kalması kaçınılmazdır.
Ya bu değerler düzelir, seçime gidilir, halktan yeniden onay alınır; ya bu değerlerle seçime gidilir, iktidar iktidarını devreder; ya da bir bahaneyle seçim olmaz, demokrasi askıya alınır.
Neredeyse çeyrek asırdır bu ülkeyi yönetenlerin yapabileceği başka hiç bir alternatif politika gözükmemektedir artık.