Özgür Özel’in Üç Tarz-ı Siyasetinin Analizi
Türkiye gibi devasa bir ülkeyi yönetecek kadro ve liderinin yapması gereken ilk önemli/özel iş ve belki de çözmeleri gereken ilk büyük sorun, kendilerini seçime sokabilecek doğru politikayı bulmaları ve uygulamalarından geçmektedir.
Üç Tarz-ı Siyaset, 1904 yılında Yusuf Akçura tarafından kaleme alınan ve hasta adam Osmanlı İmparatorluğu’nun kurtuluşu için hangi siyaset tarzları uygulanmalı ana temasını işleyen, Türk Siyasi tarihine yön veren ve üstünde uzunca tartışılan bir makaleydi. Akçura, üç tarz-ı siyaseti, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük olarak kategorize etmişti. Makalede bu üç yaklaşımın yanı sıra dönemin Osmanlı yöneticilerini ve aydınlarını etkileyen Batıcılık fikriini de ele almıştı. Okunması ve üzerine düşünülmesi gereken bir makaledir.
Bu kısa tarih bilgisinden sonra, dönelim günümüze ve gelelim Özgür Özel’in üç tarzı siyasetine.
CHP’de sular durulacak gibi değil.
Bir tarafta seçilmiş genel başkan grup toplantısı yapmaya devam ediyor, halkın içine karışıyor, bankın üstünde konuşuyor ve puanları toplamaya devam ediyor; öbür tarafta atanmış genel başkan halkın içine çıkmıyor, parti merkezinde çalışıyor ve tartışmalı kararlarla partiyi yönetiyor.
Kaotik durum derinleşerek devam ediyor.
CHP’de yaşanan bu kaotik durumun ve çift başlılığın devam etmesi, hem CHP’nin kurumsal kimliğine, hem mevcut durumdaki taraflara, hem de Türk demokrasi ve siyasetine zarar vermektedir. Meşruiyetini halktan ve delegeden alan seçilmiş genel başkan Özgür Özel liderliğindeki tarafın partiye tutunma ve partiyi butlan kararı ile ele geçirmeye çalışanlara bırakmama mücadelesi anlaşılır, takdire şayan ve kabul edilebilir olmakla birlikte; gücünü iktidardan, siyasallaşmış hukuktan ve butlan kararından alan atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki tarafın partiyi ele geçirmek ve gerçek sahiplerine teslim etmemek adına olağanüstü kurultaya gitmeyecekleri ortadadır. Bu kadar olağanüstü bir durum varken, olağan kurultay yapılacağının deklare edilmesi, partinin bu süreçte git gide erimesi anlamına gelmektedir. İktidar alternatifi ana muhalefetin, ki anketlerde birinci parti çıkmaya başlamışken, bölünmesi ve zayıflatılması sadece ve sadece iktidar ve destekçilerinin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir. Bu sürecin bu şekilde kısa vadede herhangi bir sonuca ulaşmadan devam etmesi partiyi daha da zayıflatacaktır. Kılıçdaroğlu ve ekibinin kendi yönetimlerinde partiyi marjinalleştirmekten başka bir misyonlarının olmadığı da ortaya çıkmıştır. O zaman birinci tarz-ı siyaset olan Özel ve ekibinin partide yönetimi tekrar elde edebilmek adına yaptıkları çabalar, beyhude ve zaman kaybıdır. Bir an önce halkın çoğunluğunda karşılığı olan bir politik anlayış sergilemeleri ve gereğini yapmaları gerekmektedir.
Peki bu gereklilik ne olabilir?
Birinci tarz- siyasetten sonuç alınamayacağına göre geriye iki alternatif kalmaktadır. Ya kurulu ve seçime girme yeterliliği olan bir partiye dahil olmak, ya da yeni bir parti kurmak.
Kurulmuş ve hazır olan bir partiye girmek kulağa hoş gelse de, rasyonel değildir. Hiçbir parti, kendinden büyük bir parti veya grubun kendi bünyesine dahil olmasını kabul etmez, çünkü o zaman o partinin varlığı sona erer. Bugün, halkta karşılığı yüksek olan Özel ve ekibinin katılacağı parti hangi parti olursa olsun, o parti Özel ve ekibinin partisi olur. Dolayısıyla başka bir partiye girme tarzı, olabilirliği zor ve muhtemelliği düşük bir alternatiftir. O zaman üçüncü tarz, yani yeni parti kurulması daha olası bir durumdur.
Yeni bir partinin kurulması, bu partinin tüm Türkiye’de teşkilatlanmasını tamamlaması ve seçimlere girebilecek yeterliliğe erişmesi o kadar kolay gözükmemektedir. Türkiye gibi sorunlu ve devasa bir ülkeyi yönetecek kadro ve liderinin yapması gereken ilk önemli/özel iş ve belki de çözmeleri gereken ilk büyük sorun, kendilerini seçime sokabilecek doğru politikayı bulmaları ve uygulamalarından geçmektedir. Bu politikayı zamanında ve rasyonel uygular, seçimi kazanacak uygun cumhurbaşkanı adayını belirler, topluca destekler ve seçimlere girebilirlerse, Özel ve ekibinin, Türkiye’nin bugünkü ekonomik, siyasi ve adalet düzeninde marjinal değişimler yaşanmadığı müddetçe, seçimi kaybetmeleri mümkün gözükmemektedir.
Aslında en önemli gereklilik seçime girebilmekse, parti ismi olmaksızın bir hareket ismi bile yeterli olabilir. Gençlik, özgürlük, demokrasi ve yenilik içeren uygun bir ifade bu hareketin ismi olabilir.
“Yürüyelim arkadaşlar” mottosundaki “Yürüyüş” ile “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiçbirimiz” mottosundaki “Kurtuluş” ifadeleri, bu hareketle bağdaşan iki büyük aday olarak ortaya çıkmaktadır.
Liderinden kaynaklı “Özgür” veya “Özgürlük” ile “Yeni”, “Yenilik” ve “Gençlik” ifadeleri de diğer alternatifler olabilir.
Kısaltması TAK olan ve ana temaları;
1. Türkiye’yi AKP’den Kurtarmak,
2. Türkiye’yi Adalete Kavuşturmak,
3. Türkiye’yi Aklıselimle Korumak tarzı ifadelerde sübut bulan, akılda kalıcı ve vurucu bir kısaltma da bu hareket veya partinin ismi olabilir.
Sonuç olarak, Özel’in üç tarz-ı siyasetinde rasyonel olan ne CHP’ye dönmek, ne de başka bir partiyle yola devam etmektir.
Bugüne kadar yaşananlar göstermiştir ki, yeni bir yol, yeni bir hareket veya yeni bir parti halk nezdinde ivmelenmiş desteğin daha da artmasına sebep olacaktır.