İklim Değişikliği ve Küresel Isınmanın Ülke Güvenliğine Etkisi
Göç meselesinin dünyayı şekillendirenler tarafından bir silah olarak kullanılırken, diğer taraftan hedef ülkelerin demografik yapısıyla birlikte sosyal, kültürel yönlerden bozmaya yöneliktir.
İklim değişikliği ve neden olduğu nüfus hareketleri devletlerin icra makamlarının, politikacıların ve göç alan toplumların üzerinde düşünmesi ve çözüm üretmesi gereken büyük bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilim adamlarının hazırladıkları raporlara göre 2100 yılına kadar küresel nüfusun %50 ila %75’I aşırı sıcak ve nemin bileşik etkileri nedeniyle yaşamı tehdit eden iklim koşullarıyla karşı karşıya kalabileceği düşünülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, iklim değişikliğini 21. Yüzyılda küresel sağlığa yönelik en büyük tehdit olarak sınıflandırmıştır.
İklim değişikliği ve bunun neden olduğu doğal afetler, mevcut bölgesel anlaşmazlıklar nedeniyle devam eden veya her an çıkması beklenen silahlı çatışmaların yanında iklim değişikliğinin ve özellikle doğal su kaynaklarının paylaşımının neden olacağı bölgesel silahlı çatışmaların tarım ürünü rekoltelerinin düşmesine, bunun ise yetersiz beslenmeye ve yetersiz beslemenin yol açacağı sağlık sorunları ile ölümlere neden olacağı aşikardır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre en üstte yer alan ‘’Biyolojik ve Fizyolojik İhtiyaçlar’’ içinde yer alan en temel ihtiyaç beslenmedir. Dolayısıyla gıda üretimi ve saklama koşulları önümüzdeki problemlerden biridir.
Bu yazıda dünya nüfusunun yarısından fazlasına sahip Asya kıtasında meydana gelebilecek iklim değişikliği ve iklim değişikliğinin tetikleyeceği silahlı çatışmalardan kaçanların GÖÇ YOLU üzerinde bulunan ülkemizin altyapı, tarım, sağlık, su yönetimi ve özellikle GÜVENLİK konularında neler yapılması gerektiğine değinilecektir.
| Kıta | Ülke Sayısı | Toplam Nüfus |
| Afrika | 54 | 1.536.103.106 |
| Asya | 48 | 4.816.287.299 |
| Avrupa | 43 | 719.693.419 |
| Kuzey Amerika | 23 | 611.180.366 |
| Güney Amerika | 12 | 436.963.042 |
| Okyanusya | 14 | 45.569.542 |
Son yıllarda iyice hissettiğimiz iklim değişikliği ve küresel ısınmanın önümüzdeki dönemde nelere yol açacağını, ülke güvenliğimize nasıl etki edeceğini ve buna karşılık ne gibi tedbirler alınması gerektiği devletin ilgili tüm kurumları tarafından analiz edilip hangi tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulduğuna karar verilmesi ve bir program dahilinde derhal uygulamaya geçirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Bu bağlamda gerek AB, gerek konunun önemini idrak eden ülkeler iklim değişikliği ve sonucunda oluşacak nüfus hareketlerine karşı devlet kurumlarının sorumlulukları ve neler yapılacağı hakkında eylem planlarını hazırlamaya başlamışlardır.
Yağışların ani ve sağanak şeklinde yağarak sel su baskınına neden olması can ve mal kaybı ile büyük miktarda zarara yol açması nedeniyle alt yapıların yenileştirilmesi, yeni inşa edilenlerin standartlarının değiştirilmesi gerekmektedir. Sağanak yağışların yeraltı sularını beslemeden yüzeyden akıp gitmesi, ayrıca sert esen rüzgarların verimli toprakları beraberinde götürmesi erozyona ve tarım verimliliğinin düşmesine neden olduğu bilinmektedir. Tarımda; üretimin planlanarak, dışa bağımlılığın en aza indirilmesi hatta önce bölgemizin sonra da küresel çapta gıda deposu olmamız hedeflenmeli, üretilen ürünlerin raf ömürlerinin uzatılmasına yönelik sanayi kollarının desteklenmesi ile tarım alanları dışındaki arazilerimizin erozyona karşı bitki örtüsünün korunması, ağaçlandırma, eğim kontrolü, çit ve yaprak bariyerleri kurulması, arazi kullanım planlarının geliştirilmesi ve yangına karşı alınacak önlemlerin artırılması gibi koruma tedbirlerinin uygulanması gerekmektedir.
Sağlık sistemin yeniden yapılandırılarak, doktor başına düşen hasta sayısının azaltılması, özellikle iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan bulaşıcı salgın hastalıkların önlenmesi maksadıyla AŞI araştırma/geliştirme ve üretim merkezlerinin kurulması (kapatılanların açılması), ilaç sanayisini dışa bağımlılıktan kurtararak yine önce göçmenler nedeniyle salgın haline gelebilecek bulaşıcı hastalıkların ilaçlarının üretimi milli imkanlar ile yapılması alınacak önlemler içinde üst sıralardadır.
Geleceğin savaşlarının SU nedeniyle çıkacağını öngörmek sanırım herkesin hemfikir olduğu bir konudur. Bu nedenle ülkemizin en elzem problemlerinden biri Su Yönetimidir. Her geçen yıl yağışların azalması özellikle kar yağışının olmaması, yağan yağmurların ise ani sağanaklar şeklinde yağması sonucu yeraltı suları beslenememekte ve ülkemiz giderek daha kurak bir arazi yapısına dönüşmektedir. Bu kapsamda; akarsuların boşa akmaması, göletler inşaa edilmesi, tarımda vahşi sulamanın engellenmesi, yağmur sularının boşa akıtılmadan yerleşim yerleri yakınlarına inşa edilecek yağmur suyu toplama havzalarına yönlendirilmesi, yeraltı sularının korunması için sondaj kurallarının gözden geçirilmesi, akıllı ev projelerinde yağmur suyu kullanımının desteklenmesi ve bitki örtüsünün korunması yönünde tedbirlerin alınması akla ilk gelenlerdir.
Her ne kadar yukarıda söz edilen tedbirler alınsa da ülkemizin ve vatandaşlarımızın menfaati doğrultusunda ekonominin kıt kaynaklarını yurttaşlarımızın kullanmasını ön planda tutarak HAZMETME KAPASİTEMİZİN üzerinde göçmen/sığınmacı/mülteci kabul etmemek esas olmalıdır. Kabul edileceklerin ise öncelikle kayıt altına alınması, sağlık kontrollerinin yapılması, hasta olanların tedavi edilmesi, bilinen bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanmaları ve karantinaya alınarak tecrit edilmeleri olası salgın ihtimalini ortadan kaldırarak kendi vatandaşlarımızın sağlığı açısından hayati önemi haizdir.
Sınır güvenliği entegre bir sistem anlayışı ile ele alınmalı öncelikle mevcut birimler arası işbirliği ve koordinasyon sağlayacak bir karargaha bağlanmalıdır. Mevcut birimlere ilave olarak helikopter destekli Sınır Müdahale Kuvvetleri ile yalnızca sınır güvenliğine yönelik Sınır Koruma Birliklerinin tesis, teçhiz ve uygun yerlere konuşlandırılmasına ihtiyaç duyulacaktır. İlgili ve yeterli bu birlikler kurulurken aynı zamanda sınırlarımız; kameralar, hareket algılayıcı sensörler, inşa edilecek fiziki engeller, sınırların havadan kontrolünü sağlayacak uydu bağlantılı İHA’lar ile gözetleme ve müdahale kararlarının alınabileceği bir sistemin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca sınır güvenliği konusunda ayrı bir hukuki eğitim verilmelidir. Çünkü daha göçmen, düzensiz göçmen, mülteci, sığınmacı, kaçak gibi terimlerin hem uluslararası hukukta hem de taraf olduğumuz anlaşmalarda belirtilmesine rağmen BİLGİSİZLİK veya KASTEN gerek siyasiler gerek bürokratlar gerekse hukukçular tarafından yanlış kullanıldığına şahit olmaktayız. Bu yazıda konunun hukuki boyutuna detaylı olarak girmeden yalnızca Türkiye’nin taraf olduğu anlaşmalar gereği göçmen, mülteci, sığınmacı ayrımında coğrafi şerhimizin bulunduğunu ve Avrupa haricindekilerin ‘’SIĞINMACI’’ olarak kabul edildiğini belirtmekle yetineceğim.
Yazıyı okuyanlar arasında bu tedbirlerin neden bu kadar sıkı şekilde uygulanmasına ihtiyaç olduğunu, uluslararası hukuk ve anlaşmalara, Birleşmiş Milletlerin Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Tarihli Cenevre Sözleşmesine diğer adıyla BM Mülteci Konvansiyonuna aykırı işlem yapılamayacağını bunun ayrıca bir İnsan Hakları ve İnsanlık Sorunu olduğunu dile getirenler olacaktır.
Göç meselesinin dünyayı şekillendirenler tarafından bir silah olarak kullanıldığını ve hedef ülkelerin DEMOGRAFİK yapısıyla birlikte sosyal, kültürel yönlerden bozmaya yönelik olmasının yanında zaten temel ihtiyaçlarının ve sağlık giderlerinin sığındıkları devlet tarafından karşılanması nedeniyle ucuz kaçak işçi olarak çalıştırarak sosyal güvenlik primlerinin yatırılmaması nedeniyle devletlerin fazladan sosyal güvenlik kurumlarına kaynak ayırmak zorunda olması kendi vatandaşını işten çıkararak ülke yurttaşlarının işiz kalması, ayrıca barınma, beslenme, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için ve dahi eğitim verme zorunluluğunu da işin içine kattığımızda büyük bir ekonomik yük ile karşılaşan devletlerin mali açıdan çöküşlerine neden olabilecek; işsizlik oranlarının artmasına, geçim sıkıntısının yaşanmasına, kendi vatandaşlarına verilen hizmetleri kısmalarına bunun da toplumda göçmen/mülteci/sığınmacılara karşı öfke ve nefret oluşturup iç karışıklıklara kadar giden bir yolun taşlarının döşenmekte olduğunu bunun bilincinde olan dünyanın en büyük ekonomik gücü Amerika Birleşik Devletlerinin Meksika sınırına duvar inşaa edip göçmenlerin girişine engel olmaya çalışması ve diğer ekonomik yönden güçlü ülkelerin kabul ettiği göçmen/mülteci/sığınmacı sayıları ile niteliklerini hafızalarının bir kenarına yazmalarını dilerim.
Elbette büyük Atatürk’ün söylediği gibi ‘’En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir’’ değerlendirmesinden hareketle meselelere yaklaşmalıyız. Ancak aynı mülakat içinde dikkat çektiği bir hususu aklımızdan çıkarmamamız gerekir ‘’Doğal olarak kendimiz için bütün gereken şeyleri düşüneceğiz ve gereğini yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile ilgileneceğiz.’’ (Ulus gazetesi, 20. 3. 1937)