Site İçi Arama

strateji

2025’e Girerken Türkiye Enerji Görünümü

1990 yılında, tükettiği enerjinin %52’sini ithal eden (%48’ini yurt içi üretimle karşılayabilen) Türkiye’nin, enerjide dışa bağımlılık oranları, 2000’li yıllardan başlayarak, %70 ve üzerinde seyretmeye başlamıştır. 

Giriş

Türkiye, birincil enerji tüketiminde (yıllardan bu yana), yüksek oranda dışa bağımlı bir ülke konumundadır. Söz konusu bağımlılığın, ekonomik açıdan olduğu kadar, dış politikamız ve güvenliğimiz açısından da büyük risk potansiyeli taşıdığı, son derece yalın ve bir o kadar da olumsuz bir gerçekliktir. Ancak baştan belirtmemiz gereken bir diğer gerçeklik, ülkemizin özellikle zengin yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelinin ya hiç değerlendirilmediği ya da çok sınırlı oranlarda devreye alınabildiği hususudur.

Enerjide dışa bağımlılığımızın ayrıntısına bakıldığında ise, ağırlıklı olarak tek bir ülkeye (Rusya Federasyonu) olan aşırı bağımlığımızın, bir diğer önemli risk unsuru olduğu görülmektedir. Bu gibi durumlarda kimilerinin öne sürdüğü “karşılıklı bağımlılık” savı; dış ticaret dengemiz (ya da dengesizliğimiz), birden fazla enerji kaynağındaki bağımlılığımızın yüksek oranları ve Rusya’nın rezervlerinin (kendine yetme kapasitesinin) çok yüksek miktarları dikkate alındığında, daha ziyade “aşırı bağımlılık” tanımlamasına daha uygun düşmektedir. NATO üyesi olan Türkiye’nin, Rusya Federasyonu’na enerjideki aşırı bağımlılığının, sorun yaratmayacağını öne sürmek, kanımca pek yerinde değildir. Dünya genelinde olduğu gibi, Türkiye’nin enerji tüketim profilinde (enerji karışımı) de fosil yakıtların aşırı yüksek payı, gerek çok yüksek ithalat bağımlılığımız ve gerekse ekosistemde yarattığı olumsuzluk açısından, bir diğer sorundur. Enerji kaynaklarının, kullanılabilir enerjiye (nihai tüketime yönelik olarak) dönüştürülmesini sağlayacak enerji ekipmanlarının yerli üretimindeki (mevcut) ve enerji teknolojilerindeki yetersizliğimiz de başımızı ağrıtan bir eksikliğimizdir. 

Bu çok genel değerlendirmenin ardından, 21 Kasım 2024 tarihinde yayınlanan “2023 Yılı Ulusal Enerji Denge Tablosu” verileri ışığında, ülkemizin enerji profiline biraz daha ayrıntıda bakmaya çalışacağız.

2023 Yılı Ulusal Enerji Denge Tablosu

Enerji ve Tabii Kaynaklara Bakanlığı(ETKB) (1), her yılın Kasım ayının sonlarına doğru, “Ulusal Enerji Denge Tablosu” nu yayınlar. Söz konusu veriler; tüm enerji kaynakları bazında, ülkemizin enerji kaynakları üretimini, tüketimini, ithalatını stoklama miktarlarını hem orijinal birimleriyle hem de tüm kaynakların “milyon ton petrol eşdeğerine” çevrilmiş birimleriyle yayınlanır. Bir diğer ifadeyle tüm kaynaklar, tek bir paydada toplanarak, kapsamlı değerlendirmelere hazır olarak sunulur.

Türkiye, 2023 yılı içinde yaklaşık 158,4 milyon ton petrol eşdeğeri (TEP) birincil enerji tüketmiştir. Bu miktar, 2022 yılına göre, %0,38’lik bir artışa karşılık gelmektedir. 2023 Yılı Enerji Denge Tablosu verilerinden yararlanarak elde edilen şekilden de görüleceği gibi; 2023 yılında tüketilen birincil enerjinin; %30,2’si petrolle (ham petrol ve petrol ürünleri), %26,2’si doğal gazla, % 15,5’i taş kömürüyle, % 9,1’i linyitle, %3.5’i hidroelektrikle, %1,8’i rüzgar enerjisiyle, %1,7’si güneş enerjisiyle, %7,8’i jeotermalle, %3.2’si biyoenerji ve atıktan elde edilen enerjiyle ve %0.6’sı da asfaltit ve kokla karşılanmıştır. Tükettiğimiz toplam birincil enerjinin %56,4’ü petrol ve doğal gazdan elde edilirken, bu iki fosil yakıta kömürün payı da eklenirse, fosil yakıtların toplamdaki payı %81’e ulaşmaktadır. (Asfaltit ve kokun da varlığı dikkate alınırsa, fosil yakıtların toplam payı %81,6’dır.)

Ülkemizin birincil enerji tüketiminde ithalata bağımlılığı, tüm kaynaklar birlikte değerlendirildiğinde %69 gibi son derece yüksek bir oranda seyretmektedir.

Fosil Yakıtlar İthalatında, Çok Yüksek Oranlarda Dışa Bağımlılık

1990 yılında, tükettiği enerjinin %52’sini ithal eden (%48’ini yurt içi üretimle karşılayabilen) Türkiye’nin, enerjide dışa bağımlılık oranları, 2000’li yıllardan başlayarak, %70 ve üzerinde seyretmeye başlamıştır. 

Ancak birincil enerji tüketimimizde ağırlıkları yaklaşık %81 olan petrol, doğal gaz ve kömürdeki bağımlılığımız çok daha yüksek oranlardadır.

Somutlamak gerekirse; 2023 yılı verilerine göre, ithalata bağımlılık oranlarımız:

Doğal gazda %98,3, ham petrol ve petrol ürünlerinde %91 ve taş kömüründe %97,4’tür. Kuşkusuz bu denli yüksek ithalat bağımlılığı, ciddi ekonomik ve güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir.

2023 yılında, tükettiğimiz doğal gazın %98,3’ü ithalatla karşılanırken, ithalatın en büyük bölümü (%42,3’ü) Rusya Federasyonu’ndan temin edilmiştir. 2024 yılı Ağustos ayında ise doğal gaz ithalatımızda Rusya’nın payı artarak, %58’e yükselmiştir. (2)

Daha önce belirttiğimiz gibi Türkiye, ham petrol ve petrol ürünleri tüketiminde de yüksek oranda (%91) dışa bağımlıdır. 2023 yılında, ham petrol ve petrol ürünleri ithalatımızın %51’i Rusya Federasyonu’ndan sağlanmıştır. Ağustos 2024’te bu bağımlılık oranı %62’ye yükselmiştir. Enerji kaynaklarımızda Rusya’ya zaten yıllardır var olan yüksek oranlardaki bağımlılığımız, Rusya- Ukrayna çatışması sonrasında daha da artmıştır. Bunun en temel nedeni, söz konusu çatışmanın yaratılmasını büyük oranda körükleyen ABD’nin ve “onun dolmuşuna atlayan” AB yönetiminin, Rusya’dan yapılacak enerji kaynakları ithalatına getirdikleri çeşitli kısıtlardır.

Rusya bu kısıtlamalara karşı, ihracatını belli bir düzeyde tutabilmek amacıyla, fiyatlarında önemli oranda indirim yapmakta, Türkiye de (doğal olarak) bu olanaklardan yararlanan ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye, Rusya’dan yaptığı ham petrol, petrol ürünleri ve taş kömürü ithalatında, büyük avantaj sağladı. Reuters’e göre; “Reuters'ın LSEG (London Stock Exchange Group) verilerine ve şirketlerin tahminlerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre, Türkiye ve Türk şirketleri indirimli Rus petrolü ve rafine ürün ithalatını artırarak; 2023 enerji faturalarında yaklaşık 2 milyar dolar tasarruf sağladı ve Ankara, Batı'nın yaptırımlarına rağmen komşusundan daha fazla alım yapmak istiyor. (3)

Rusya, doğal gaz alımlarımızda da borç ertelemeleriyle, Türkiye’nin sıkışan ekonomisine, “bir nebze soluk alma” olanağı sağladı. (4)

Enerji İthalatının Getirdiği Sürdürülemez Yük

Türkiye’nin cari açığının en temel nedenlerinden biri kuşkusuz, enerjideki aşırı dış bağımlılığın yarattığı büyük yüktür. Türkiye, petrol, doğal gaz ya da taş kömürü fiyatlarının uluslararası piyasalardaki oluşumunda belirleyici bir oyuncu değildir. Bu nedenle de oluşan fiyatlardan son derece olumsuz etkilenmektedir.

Diğer yandan, söz konusu dış alımlar, dolar bazında yapılmaktadır ve doları bastırmaya yönelik tüm çabalara karşın, hem TL dolar karşısında değer kaybetmekte hem de petrol ve doğal gaz fiyatları, çok sayıda etkene bağlı olarak sürekli dalgalanmaktadır. Covid döneminde büyük düşüş yaşayan enerji kaynakları talebi, petrol ve doğal gaz fiyatlarını hızla düşürürken, dış alımda rahatlayan Türkiye, 2022 yılında petrol fiyatlarının varil başına 100 doları geçmesi sonucu, 100 milyar dolara yakın bir enerji ithalat faturasıyla karşılaşmıştır.

Enerji ithalat faturamız, yıllara göre değişmekle birlikte, toplam ithalat faturamızın %13’ü ile %26’sı arasında değişebilmekte ve ekonomiyi derinden etkilemektedir. 2023’te Brent tipi petrolün ortalama fiyatı 82 dolar olurken, ithalat faturamız da 69 milyar dolar civarında oluşmuştur. 2024 yılı için de fiyat beklentisi ortalama 81 dolar civarındadır (ABD Enerji Bakanlığı tahmini). Çok kaba bir yaklaşımla, 2024 yılı enerji ithalat faturamızın da 2023 yılı faturamıza yakın olarak oluşacağı öngörülebilir.

Doğal gaz dış alım fiyatları da kısmen “TTF” bazlı, kısmen de bazı petrol ürünü fiyatlarına endeksli olabilmektedir. Bu nedenle, petrol fiyatlarının yanı sıra sanal piyasada oluşan fiyatlar da faturamıza yansımaktadır. Özellikle Çin’deki talep düşüşü nedeniyle fiyatlar nispeten düşük gitse de 70 milyar dolar seviyesindeki enerji ithalat faturası, büyük bir ekonomik risk oluşturmaktadır.

Sonuç

Bu yazı (5), çok yeni yayınlanan (21 Kasım 2024) “Ulusal Enerji Denge Tablosu” verileri ışığında, çok genel bir değerlendirmeyi okurlarımızla bir an önce paylaşabilmek amacıyla hazırlanmıştır.
Önümüzdeki aylarda, daha ayrıntılı değerlendirmelerle Türkiye enerji sektörünü ve politikalarını değerlendirmeyi sürdüreceğiz. Gene çok genel olarak şu önerilerimizi yinelemekte yarar var.

•    Türkiye, neredeyse tamamını ithal ettiği fosil kaynaklara aşırı bağımlılığını anlamlı bir oranda azaltmalı ve atıl bekleyen yenilenebilir kaynaklarının, enerji karışımındaki payını hızla arttırmalıdır.

•    Karasal rüzgâr enerjisi potansiyelimizin (yaklaşık 45.000 MW) henüz sadece %25’i devrededir. Denizel (offshore) rüzgâr potansiyelimize Yaklaşık 75.000 MW) henüz“el değmemiştir”.

•    (Mevcut teknolojilerle) 400 milyar kilovat-saat olarak açıklanmış olan güneş enerjisi potansiyelimizin, henüz sadece %5’i devreye alınabilmiştir. Bu kaynaklarımızın enerji karışımındaki payının arttırılması önceliğimiz olmalıdır.

•    Enerji verimliliğimizin artırılması (enerji yoğunluğunun her sektörde azaltılması), bir diğer önemli hedef olmalıdır. Yapılan stratejik planların, söylemden eyleme geçmesi gereklidir.

•    Enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasının en temel gerekliliklerinden birisi de enerji ekipmanları imalatının ülkemizde yapılabilmesinin; kamu – üniversite – özel sektör iş birliği ile sağlanabilmesidir. Rüzgâr ya da güneş potansiyelimizin zenginliği, bağımlılığı kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Ekipmanların da büyük oranda ithal ediliyor olması, dışa bağımlılığın bir diğer yansımasıdır.

•    Küresel ölçekte (beklenen hızda olmasa da) sürmekte olan “Enerji Dönüşümünün” (Energy

Transition) yarattığı ve dayattığı yepyeni bir enerji jeopolitiği vardır. Bu jeopolitiğin iyi okunması ve stratejik planların yeniden oluşturulması gerekmektedir. Petrol ve doğal gaz, sadece yakıt olmamaları ve yüzlerce sanayi ürününün girdileri olmaları nedenleriyle de ağırlıklarını sürdüreceklerdir. Ancak yenilenebilir kaynakların ağırlıklarının, enerji karışımında artmasıyla; kritik minerallere olan gereksinim hızla büyümektedir. Bu mineral rezervlerine sahip ülkeler, bunları kullanarak enerji ekipmanlarını üretenler, bu üretimi en ekonomik biçimde gerçekleştirebilenler, yeni enerji jeopolitiğinde, standartları belirleyenler, kurulmakta olan yeni oyunun belirleyicileri ve kazananları olacaklardır.

Soru şu: Topluma hiçbir yararı olmayan kısır siyasi sloganların ötesinde; yukarıda (çok genel hatları ile) sıralanan “basit” ev ödevleri açısından, bizim parlak bir not aldığımız ya da alacağımız söylenebilir mi?

Sonnotlar


(1)    Veriler, Bakanlığın “Enerji İşleri Genel Müdürlüğü” (EİGM) tarafından hazırlanır ve yayınlanır. 
(2)    EPDK Doğal Gaz Aylık Sektör Raporu (Ağustos 2024)
(3)    https://gazeteoksijen.com/ekonomi/reuters-yazdi-turkiye-rus-petrolu-sayesinde-2-milyar-dolar-tasarruf-etti-197509 
(4)    “Dönmez sonunda itiraf etti: Rusya Türkiye’nin doğalgaz borcunu erteledi”, Sözcü gazetesi, (3 Mayıs 2023): https://www.sozcu.com.tr/donmez-rusya-turkiyenin-dogalgaz-borcunu-erteledi-iddialarini-dogruladi-wp7672748
(5)    Bu yazı, Bütün Dünya Dergisi, Aralık 2024 sayısında yayınlanmıştır.

 

Enerji Uzmanı ve Akademisyen Ahmet Necdet PAMİR
Enerji Uzmanı ve Akademisyen Ahmet Necdet PAMİR
Tüm Makaleler

  • 07.12.2024
  • Süre : 4 dk
  • 9505 kez okundu

Google Ads