Site İçi Arama

strateji

Ankara Zirvesinde Enerji Gündemi Bağlamında Alınan Kararlar, Atılan Adımlar

Zirvenin zamanlaması manidar. Basra Körfezi bölgesinde Şubat ayından bu yana süren gerilimin küresel enerji piyasalarında yarattığı dalgalanma, NATO'nun enerji güvenliğine dair söylemini güçlendiren somut bir arka plan oluşturuyor. Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Orta Doğu'nun kesiştiği bir coğrafyada yer alan zirvenin ev sahibi Türkiye, enerji güvenliği tartışmalarının doğal bir merkezinde bulunuyor.

NATO liderleri 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplandığında, resmi gündemin başlıkları büyük ölçüde bellidir: Ukrayna'ya destek, savunma harcamalarında yüzde beş hedefinin uygulanması, savunma sanayisinde üretim kapasitesinin artırılması. Ancak bu başlıkların altında, son birkaç yıldır sessizce olgunlaşan bir başka gündem maddesi de masada olacak: enerji güvenliği. NATO'nun enerji konusundaki yaklaşımı son yıllarda köklü bir dönüşüm geçirdi ve Ankara Zirvesi, bu dönüşümün somut kararlara dönüşüp dönüşmeyeceğinin ilk büyük sınavı olacak.

Bu dönüşümü anlamak için geriye, 2022'ye bakmak gerekiyor. Nord Stream boru hatlarına yönelik sabotajın ardından NATO, enerji altyapısını artık yalnızca ekonomik bir varlık değil, doğrudan korunması gereken stratejik bir hedef olarak görmeye başladı. O tarihten bu yana atılan adımlar -Critical Undersea Infrastructure Coordination Cell'in kurulması, NATO-AB Kritik Altyapı Dayanıklılığı Görev Gücü'nün oluşturulması, Baltık Denizi'nde başlatılan Baltic Sentry operasyonu- İttifak'ın enerji güvenliğine yaklaşımının artık teorik değil, operasyonel bir boyut kazandığını gösteriyor. Ankara Zirvesi'nde tartışılacak konuların büyük bölümü, bu birikimin üzerine inşa edilecek.

Zirvenin zamanlaması da bu açıdan manidar. Basra Körfezi bölgesinde Şubat ayından bu yana süren gerilimin küresel enerji piyasalarında yarattığı dalgalanma, Avrupa başkentlerine enerji arzının birkaç dar boğaza ve sınırlı sayıda güzergaha bağımlı kalmasının taşıdığı riski bir kez daha hatırlattı. Bu tecrübe, NATO'nun enerji güvenliğine dair söylemini güçlendiren somut bir arka plan oluşturuyor. Ankara'nın ev sahipliği yapması da bu bağlamda önemli bir sembolik değer taşıyor: Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Orta Doğu'nun kesiştiği bir coğrafyada yer alan Türkiye, enerji güvenliği tartışmalarının doğal bir merkezinde bulunuyor.

NATO'nun Enerji Güvenliği Yaklaşımının Son Beş Yılı

NATO'nun enerji güvenliğine bakışı, kademeli ama kararlı bir şekilde genişledi. Şubat 2023'te kurulan Critical Undersea Infrastructure Coordination Cell, müttefikler, ortaklar ve özel sektör arasında bilgi paylaşımını kolaylaştırmayı amaçladı. Mayıs 2024'te bu yapı, Birleşik Krallık'taki Müttefik Deniz Komutanlığı bünyesinde kurulan yeni bir Deniz Altı Kritik Altyapı Güvenliği Merkezi ile desteklendi. Aynı ay, bireysel müttefikler ile özel sektörü bir araya getiren Kritik Deniz Altı Altyapı Ağı devreye girdi. Ocak 2025'te ise Baltık Denizi'ndeki müttefiklerin talebiyle başlatılan Baltic Sentry operasyonu, firkateynler, deniz devriye uçakları ve insansız deniz araçlarını bir araya getiren çok boyutlu bir askeri faaliyete dönüştü.

Bu adımların ortak paydası, enerji ve veri altyapısının artık klasik askeri varlıklarla aynı kategoride değerlendirilmesi. Denizaltı kabloları günde yaklaşık on trilyon dolarlık finansal işlemi taşıyor, dünya petrol ve gazının üçte ikisi denizden çıkarılıyor ya da deniz yoluyla taşınıyor, küresel veri trafiğinin yüzde doksan beşi denizaltı kabloları üzerinden akıyor. Bu rakamlar, NATO'nun neden bu alanı bu denli öncelikli hâle getirdiğini açıklıyor. Ankara Zirvesi'nde tartışılması beklenen konuların çoğu, bu birikimin coğrafi olarak genişletilmesiyle ilgili olacak: Baltık'ta test edilen model, Karadeniz'de ve Doğu Akdeniz'de de uygulanabilir mi?

Bu kurumsal yapılanmanın arkasında somut olaylar var. Ekim 2023'te Estonya ile Finlandiya'yı birbirine bağlayan Balticconnector doğalgaz boru hattının hasar görmesi ve takip eden aylarda Baltık Denizi'nde çeşitli veri kablolarının kesintiye uğraması, NATO'yu kritik altyapı korumasını hızlandırmaya yöneltti. Ocak 2025'te Estonya ile Finlandiya arasındaki bir kablonun zarar görmesinin ardından düzenlenen Baltık Denizi Müttefikleri Zirvesi'nde başlatılan Baltic Sentry operasyonu, bu sürecin en somut sonucu oldu. Operasyon kapsamında yirmiyi aşkın insansız deniz aracı bölgeye konuşlandırıldı ve müttefiklerin ulusal gözetleme varlıkları ortak bir çerçevede entegre edilmeye başlandı.

Bu kurumsal çerçevenin bir diğer önemli ayağı, NATO ile Avrupa Birliği arasında kurulan Kritik Altyapı Dayanıklılığı Görev Gücü. Bu ortak yapı, enerji, ulaşım, dijital altyapı ve uzay gibi alanlarda İttifak ile AB kurumları arasındaki koordinasyonu güçlendirmeyi amaçlıyor. Ankara Zirvesi'nde bu görev gücünün faaliyet alanının genişletilip genişletilmeyeceği, özellikle Türkiye gibi AB üyesi olmayan ama enerji altyapısı açısından kilit öneme sahip müttefiklerin bu mekanizmaya nasıl entegre edileceği sorusunu gündeme getirebilir.

Yüzde Beş Hedefinde Enerjinin Payı

Geçtiğimiz yılki Lahey Zirvesi'nde kararlaştırılan yüzde beşlik savunma ve güvenlik harcaması hedefi, ikiye ayrılmış durumda: yüzde 3,5 klasik savunmaya, yüzde 1,5 ise altyapı ve dayanıklılığa ayrılıyor. Ankara Zirvesi'nde bu ikinci kalemin nasıl somutlaştırılacağı, enerji güvenliği açısından belirleyici olacak. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin zirveyi "üretimden uygulamaya geçiş" olarak tanımlaması, müttefiklerin artık taahhütleri somut projelere dönüştürmesinin beklendiğini gösteriyor. Enerji altyapısının korunması için ayrılacak bütçenin büyüklüğü ve bu bütçenin hangi projelere yönlendirileceği, zirve sonrası açıklanacak bildirgenin en çok izlenecek kısımlarından biri olacak.

Bu bağlamda tartışılması beklenen somut konulardan biri, üye devletlerin enerji altyapısı yatırımlarının ne ölçüde ortak bir NATO çerçevesine entegre edileceği. Şu ana kadar bu tür yatırımlar büyük ölçüde ulusal düzeyde ya da AB çerçevesinde yürütülüyordu; Ankara'da bu yatırımların İttifak'ın kolektif savunma planlamasıyla nasıl uyumlu hâle getirileceğine dair bir çerçeve üzerinde çalışılması olası. Bu, hem üye ülkelerin enerji yatırımlarının stratejik önceliklerle örtüşmesini sağlayacak hem de NATO'nun sınırlı kaynaklarını en etkili biçimde kullanmasına imkân tanıyacak bir adım olabilir.

Bu tartışmanın somut bir yansıması, 2025'te Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın savunma yatırımlarını nominal olarak yüz otuz dokuz milyar dolar artırmasıyla zaten görülmeye başlandı. Bazı üyelerin yüzde beş hedefine 2026'da, planlanandan çok önce ulaşacak olması, bu ek kaynağın önemli bir bölümünün kritik altyapı ve enerji dayanıklılığına yönlendirilip yönlendirilmeyeceği sorusunu daha da güncel hâle getiriyor. Ankara Zirvesi'nde bu yönde atılacak somut adımlar, gelecek yıllarda enerji güvenliğinin NATO bütçelerinde ne kadar yer tutacağının ilk işaretlerini verecek.

Kritik Altyapı Koruması: Baltık Modeli Güney'e Taşınabilir mi?

Zirvede en somut biçimde tartışılması beklenen konulardan biri, Baltık Denizi'nde geliştirilen kritik altyapı koruma modelinin Karadeniz ve Doğu Akdeniz'e uyarlanıp uyarlanamayacağı. Baltic Sentry operasyonu, deniz altı kablolarına ve boru hatlarına yönelik tehditleri caydırmak için firkateyn, devriye uçağı ve insansız deniz aracı gibi çok çeşitli varlıkları bir araya getiriyor. Karadeniz'de Türkiye'nin yürüttüğü mayın karşı önlem faaliyetleri ve mevcut deniz gözetleme kapasitesi, benzer bir modelin bu bölgede de hayata geçirilmesi için güçlü bir zemin sunuyor. Türkiye'nin bölgedeki deneyimi ve altyapısı, böyle bir girişimde doğal bir öncü rolü üstlenmesini mümkün kılıyor.

Doğu Akdeniz için de benzer bir tartışma gündemde olabilir. Bölgedeki enerji altyapısının -boru hatları, LNG terminalleri, elektrik bağlantı hatları- artan stratejik önemi, burada da bir gözetim ve koruma mekanizmasının değerlendirilmesini gündeme getirebilir. Zirvenin resmi bildirgesinde bu konuda somut bir taahhüt yer alıp almayacağı belirsiz olsa da, konunun teknik düzeyde ve Savunma Sanayi Forumu çerçevesinde ele alınması kuvvetle muhtemel. Türkiye'nin bu tartışmalarda hem coğrafi konumu hem de deniz güvenliği kapasitesiyle etkili bir söz sahibi olması bekleniyor.

Somut olarak öngörülebilecek adımlar arasında, Karadeniz'de müttefikler arasında bir gözetleme ve erken uyarı mekanizmasının geliştirilmesi, insansız deniz araçlarının bölgeye kademeli olarak konuşlandırılması ve Türkiye'nin mevcut mayın karşı önlem görev gücünün bu yeni mekanizmayla entegre edilmesi sayılabilir. Bu tür adımların resmi bir operasyon adı ve takvimle zirvede duyurulması yerine, önümüzdeki aylarda teknik düzeyde kademeli olarak hayata geçirilmesi daha olası bir senaryo. Yine de bu yöndeki niyetin zirve bildirgesinde bir cümleyle dahi olsa yer alması, sürecin resmiyet kazanması açısından önemli olacak.

Kritik Mineraller: Savunma Sanayi Forumunun Gölgesinde

Zirveyle eş zamanlı düzenlenecek NATO Savunma Sanayi Forumu'nun (NSDIF26) gündeminde kritik mineraller özel bir yer tutuyor. Forumun resmi programında "Savunma Kritik Ham Maddeleri" başlıklı bir oturumun yer alması, bu konunun artık teknik bir ayrıntı değil, üst düzey stratejik bir mesele olarak ele alındığını gösteriyor. Tek bir F-35'in üretiminde dört yüz kilogramı aşan nadir toprak elementi ve özel alaşım kullanıldığı düşünüldüğünde, savunma sanayisinin bu kaynaklara erişiminin güvence altına alınması, üretim kapasitesini artırma hedefiyle doğrudan bağlantılı hâle geliyor.

Zirvede tartışılması beklenen somut fikirlerden biri, müttefikler arasında ortak bir kritik maden stoku oluşturulması. Haziran ayındaki G7 Zirvesi'nde Kanada'nın müttefiklerine kritik maden stoklarına öncelikli erişim sunması, benzer bir mekanizmanın NATO çapında da değerlendirilmesi için bir emsal oluşturdu. Türkiye'nin bor, feldspat, bentonit ve zeolit rezervleri ile Eskişehir Beylikova'daki nadir toprak elementi keşfi, böyle bir mekanizmada değerli bir katkı sunabilecek somut varlıklar olarak öne çıkıyor. Ankara'nın bu alandaki üretim kapasitesini artırma çabaları, zirve sonrasında müttefik desteğiyle daha da hızlanabilir.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin nisan ayında Ankara'da ASELSAN tesislerini ziyaret etmesi ve Savunma Sanayi Forumu'nun İttifak tarihinin en büyük sanayi etkinliği olarak tanıtılması, kritik mineraller ile savunma sanayisi üretim kapasitesi arasındaki bağlantının artık üst düzeyde ele alındığını gösteriyor. Forumda beklenen "Savunma Kritik Ham Maddeleri" oturumunun, tedarik zincirlerinin haritalandırılması ve müttefikler arasında üretim kapasitesinin paylaşılması gibi somut önerilerle sonuçlanması olası. Türkiye'nin Beylikova'daki pilot tesisi endüstriyel ölçeğe taşıma hedefi, bu tartışmalarda somut bir örnek olarak öne çıkarılabilir.

Bu tartışmanın küresel arka planı da göz ardı edilmemeli. Çin'in nadir toprak elementleri işleme kapasitesindeki baskın konumu ve bu konumu son dönemde ihracat kontrolleri yoluyla daha görünür hâle getirmesi, Batılı müttefikleri alternatif tedarik zincirleri aramaya yöneltti. Washington'ın Savunma Üretim Yasası kapsamında attığı adımlar ve bazı şirketlere doğrudan kamu payı alınması, bu arayışın somut örnekleri arasında. NATO çapında böyle bir stratejik stoklama mekanizmasının kurulması, hem Avrupa hem Kuzey Amerika'daki savunma sanayisi için tedarik güvencesi sağlarken, kaynak zengini müttefikler için de yeni bir işbirliği alanı açacak.

Enerji Güzergahlarının Çeşitlendirilmesi

Şubat ayından bu yana Basra Körfezi bölgesinde yaşanan gerilim ve Hürmüz Boğazı'nda ortaya çıkan aksamalar, enerji güzergahlarının çeşitlendirilmesi konusunu zirve gündeminin doğal bir parçası hâline getirdi. Dünya petrol ve gaz ticaretinin beşte birinin geçtiği bu dar geçitteki kırılganlık, alternatif güzergahların önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye'nin sunduğu alternatifler -Ceyhan terminali, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı, yeniden aktif hâle gelen Kerkük-Ceyhan boru hattı- bu bağlamda zirve öncesinde ve sırasında sıkça gündeme gelecek konular arasında.

Resmi bildirgede doğrudan bir boru hattı projesinden bahsedilmesi beklenmese de, enerji güzergahlarının çeşitlendirilmesinin genel bir dayanıklılık ilkesi olarak vurgulanması olası. Bu çerçevede, henüz tam olarak devreye girmemiş olan Zengezur Koridoru'nun ve Azerbaycan kaynaklı yenilenebilir elektriğin Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmasını öngören projelerin, zirve marjında yapılacak ikili görüşmelerde ele alınması kuvvetle muhtemel. Bu tür projelerin müttefik desteğiyle hızlanması, hem Türkiye'nin enerji merkezi vizyonunu güçlendirecek hem de Avrupa'nın arz güvenliğine somut katkı sağlayacak.

Güney Gaz Koridoru'nun kapasite artışı da bu tartışmanın bir parçası olabilir. TANAP'ın kapasitesinin on altı milyar metreküpten otuz bir milyar metreküpe çıkarılması hedefi, Hazar kaynaklı gazın Avrupa'ya ulaşmasında önemli bir kapasite artışı anlamına geliyor. EPİAŞ bünyesindeki Organize Toptan Doğal Gaz Piyasası'nın kurumsal olgunlaşması da, Türkiye'nin yalnızca fiziki bir güzergâh değil, aynı zamanda şeffaf bir fiyatlandırma platformu olma vizyonunu destekliyor. Zirve sonrasında bu tür piyasa altyapısı gelişmelerinin uluslararası yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı da yakından izlenecek.

Nükleer Enerji ve Küçük Modüler Reaktörler

Nükleer enerji, NATO'nun resmi gündeminde doğrudan yer almasa da, enerji güvenliği tartışmalarının doğal bir parçası olarak zirve marjında konuşulması beklenen konular arasında. Dünya genelinde altmışı aşkın yeni reaktörün inşa hâlinde olduğu ve küçük modüler reaktörlere (SMR) olan ilginin hızla arttığı bir dönemde, müttefikler arasında nükleer teknoloji ve yakıt tedarik zincirlerinde işbirliğinin artırılması olası bir tartışma başlığı. Türkiye'nin Akkuyu'daki deneyimi ve TENMAK ile NDK bünyesinde geliştirdiği kurumsal kapasite, bu alanda değerli bir işbirliği zemini sunuyor.

Veri merkezlerinin artan elektrik talebiyle nükleer enerjiye olan ilginin birleşmesi, önümüzdeki dönemde NATO üyeleri arasında yeni bir işbirliği alanı doğurabilir. Nükleer tesislerin kritik altyapı olarak korunması gerekliliği, bu tesislerin fiziksel ve siber güvenliğinin de zirve sonrası dönemde daha sistematik biçimde ele alınmasını gerektirecek. Türkiye'nin nükleer enerji alanındaki büyüyen kapasitesi, bu tartışmalarda aktif bir katılımcı olmasını sağlıyor.

Küçük modüler reaktörlerin savunma tesislerinde ve ileri karakollarda kullanımı da, askeri planlamacılar arasında giderek daha ciddi bir şekilde değerlendirilen bir konu. Sabit şebekeye bağımlılığı azaltan, hızlı devreye alınabilen ve nispeten daha az personel gerektiren bu teknolojiler, hem enerji güvenliği hem de operasyonel esneklik açısından NATO'nun ilgisini çekiyor. Türkiye'nin bu alandaki erken kurumsal hazırlığı, ileride bu tür askeri-sivil ortak kullanım modellerinde de rol almasına imkân tanıyabilir.

Yapay Zekâ, Veri Merkezleri ve Dijital Dayanıklılık

Zirvenin daha az konuşulan ama giderek önem kazanan bir başka boyutu, yapay zekâ teknolojilerinin yarattığı enerji talebi ile dijital dayanıklılık arasındaki bağlantı. Veri merkezlerinin enerji yoğunluğu, bu tesisleri hem enerji planlaması hem de güvenlik açısından öncelikli hâle getiriyor. NATO'nun kritik altyapı gündemi genişledikçe, veri merkezlerinin de bu çerçeveye dahil edilmesi kaçınılmaz görünüyor. Türkiye'nin enerji bürokrasisinin bu konuyu şimdiden gündemine alması ve yeni enerji yol haritasını bu talep artışına göre şekillendirmesi, Ankara'yı bu tartışmalarda hazırlıklı bir konuma taşıyor.

Bu bağlamda, NATO'nun mevcut Kritik Deniz Altı Altyapı Ağı çerçevesinde yapay zekâ destekli gözetim teknolojilerinin kullanımı da genişletilebilir. Allied Command Transformation bünyesindeki Task Force X'in insansız ve yapay zekâ destekli deniz sistemleri üzerine yürüttüğü çalışmalar, bu teknolojilerin enerji altyapısı koruması alanında da yaygınlaştırılabileceğini gösteriyor. Zirve sonrasında bu tür teknolojik yatırımların hangi bölgelere öncelik vereceği, önümüzdeki yıllarda enerji ve veri altyapısı güvenliğinin nasıl şekilleneceğinin önemli bir göstergesi olacak.

Bu göstergelerin her biri, NATO'nun enerji güvenliğini gerçekten stratejik gündeminin kalıcı bir parçası hâline getirip getirmediğini gösterecek. Bunlara ek olarak, zirve sonrası aylarda izlenmesi gereken bir başka ölçüt de, Savunma Sanayi Forumu'nda duyurulacak somut proje ve anlaşmaların sayısı olacak. Geçmiş NATO zirvelerinin deneyimi, resmi bildirge metinlerinin genellikle temkinli ve genel ifadeler içerdiğini, asıl somut ilerlemenin ise forumlar ve ikili görüşmeler aracılığıyla kaydedildiğini gösteriyor. Bu nedenle, Ankara Zirvesi'nin enerji güvenliği açısından gerçek başarısı, bildirge metninden çok, önümüzdeki aylarda hayata geçirilecek somut adımlarla ölçülecek.

Türkiye'nin Zirveye Sunduğu Katkı

Bütün bu başlıkları bir araya getirdiğimizde, Türkiye'nin Ankara Zirvesi'ne yalnızca ev sahibi ülke sıfatıyla değil, enerji güvenliği tartışmalarının hemen her boyutunda somut katkı sunabilecek bir müttefik olarak geldiği görülüyor. Karadeniz'deki deniz güvenliği deneyimi, Doğu Akdeniz'deki enerji altyapısı, Ceyhan'dan Zengezur'a uzanan güzergâh çeşitliliği, Beylikova'daki kritik maden potansiyeli ve Akkuyu ile başlayan nükleer enerji birikimi, Türkiye'yi bu tartışmaların neredeyse her başlığında doğal bir paydaş konumuna getiriyor.

Bu çok yönlü katkı potansiyeli, zirve sonrasında imzalanacak ikili ve çok taraflı anlaşmalarda da kendini gösterebilir. NATO'nun kritik altyapı koruma modelini güney bölgelere taşıma arayışında Türkiye'nin deneyiminden yararlanılması, kritik mineral tedarik zincirinde Ankara'nın kaynaklarının değerlendirilmesi ya da enerji güzergahı projelerinde müttefik desteğinin artırılması gibi adımların her biri, zirvenin somut çıktıları arasında yer alabilir. Türkiye'nin bu süreçteki rolü, ev sahipliğinin ötesinde, uzun vadeli bir stratejik ortaklığın temellerini güçlendirme potansiyeli taşıyor.

Zirve Sonrası: Bildirgede Neler Yer Alabilir?

Bütün bu tartışmaların zirve sonrası yayımlanacak resmi bildirgeye nasıl yansıyacağı, önümüzdeki günlerde netleşecek. Geçmiş zirve deneyimleri, enerji güvenliğinin genellikle "dayanıklılık" ve "kritik altyapı" gibi genel başlıklar altında ele alındığını, ayrıntılı ve sayısal taahhütlerin ise daha çok teknik düzeydeki forumlarda ve ikili anlaşmalarda somutlaştığını gösteriyor. Ankara Zirvesi'nde de benzer bir örüntü bekleniyor: bildirge metninde enerji güvenliğine dair güçlü bir siyasi vurgu yer alırken, somut proje ve bütçe kararlarının Savunma Sanayi Forumu ve zirve marjındaki ikili görüşmelerde şekillenmesi muhtemel.

Yine de izlenmesi gereken birkaç somut gösterge var: kritik altyapı korumasına ayrılacak kaynakların büyüklüğü, Baltık modelinin başka bölgelere genişletilip genişletilmeyeceği, kritik mineral stoklama mekanizmasının resmi bir çerçeveye kavuşup kavuşmayacağı ve enerji güzergahı çeşitlendirmesinin bildirgede ne ölçüde yer bulacağı. Bu göstergelerin her biri, NATO'nun enerji güvenliğini gerçekten stratejik gündeminin kalıcı bir parçası hâline getirip getirmediğini gösterecek.

Türkiye açısından bakıldığında, zirvenin sonucu ne olursa olsun, Ankara'nın enerji güvenliği tartışmalarındaki konumu zaten güçlenmiş durumda. Ev sahipliği, yalnızca protokol açısından değil, Türkiye'nin enerji altyapısı, coğrafi konumu ve kurumsal kapasitesiyle bu tartışmaların doğal bir parçası olduğunu uluslararası kamuoyuna bir kez daha göstermesi bakımından da önemli. Zirve sonrasında atılacak somut adımların çoğunda Türkiye'nin bir şekilde yer alması, bu alandaki birikiminin doğal bir sonucu olacaktır.

Önümüzdeki günlerde yayımlanacak resmi bildirge, bu yazıda ele alınan başlıkların hangilerinin somut taahhütlere, hangilerinin ise genel ilkelere dönüştüğünü netleştirecek. Ancak bildirgenin nihai içeriğinden bağımsız olarak, NATO'nun enerji güvenliğine yaklaşımının artık geri dönüşü olmayan bir evrim geçirdiği açık. Baltık'ta başlayan, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'e doğru genişlemesi beklenen bu yaklaşım, önümüzdeki yıllarda İttifak'ın kolektif savunma mimarisinin ayrılmaz bir parçası olmaya devam edecek ve bu mimarinin şekillenmesinde Türkiye'nin sesi, geçmişe kıyasla çok daha güçlü biçimde duyulacak.

Doç.Dr. Anıl Çağlar ERKAN
Doç.Dr. Anıl Çağlar ERKAN
Tüm Makaleler

  • 08.07.2026
  • Süre : 1 dk
  • 85 kez okundu

Google Ads