Fikrin Sahibi Olmak: Batı Karadeniz’de Suyun Hafızası, Kalkınma ve Vefa
Makro düzeyde Düzce’de düzenlediğimiz “Su temelli Kalkınma” vizyonu Batı Karadeniz Konseyi, Batı Karadeniz Kalkınma Birliği (BAKAB) ve Batı Karadeniz Fırsat Eşitliği Derneği (BAKFED) sac ayağıyla kurumsallaşırken, mikro ölçekte Küre ve Ilgaz Dağları hinterlandındaki yüksek kaliteli kaynak sularının değerlendirilmesi kamu-özel işbirliği ile ilerlemektedir.
Doç. Dr. Hakkı Çilingiroğlu ve Kaynak Sularının Değerlendirilmesi
Batı Karadeniz su kaynakları, planlanacak baraj ve yapay göl sistemleriyle entegre edildiğinde çok amaçlı bir kaynak yönetimi modeli oluşturur: içme ve kullanma suyu temininde özellikle İstanbul ve Ankara gibi metropollere güvenli rezerv sağlar; tarımsal sulama kapasitesini artırarak kırsal kalkınmayı destekler; hidroelektrik üretimi ile enerji arzına katkı sunar; taşkın kontrolü ve sel riskini azaltır; göl temelli rekreasyon, ekoturizm ve “göller bölgesi” yaklaşımıyla turizm gelirlerini çeşitlendirir; sanayi için proses suyu temini sağlar; ayrıca iklim değişikliği karşısında su depolama ve kuraklık yönetimi açısından stratejik bir tampon mekanizma işlevi görür. Makro düzeyde Düzce’de düzenlediğimiz “Su temelli Kalkınma” vizyonu Batı Karadeniz Konseyi, Batı Karadeniz Kalkınma Birliği (BAKAB) ve Batı Karadeniz Fırsat Eşitliği Derneği (BAKFED) sac ayağıyla kurumsallaşırken, mikro ölçekte Küre ve Ilgaz Dağları hinterlandındaki yüksek kaliteli kaynak sularının değerlendirilmesi kamu-özel işbirliği ile ilerlemektedir. Bu çerçevede, Kastamonu içme suyu sürecinde erken dönemde ortaya koyduğu vizyon, bilimsel rehberliği ve ısrarlı takibiyle İl Özel İdaresi’ni harekete geçiren Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hakkı Çilingiroğlu, öne çıkan kritik aktörlerden biri olarak temayüz etmektedir.
Kastamonu da Kaynak Suyu İhalesi: Bu yazıma aşağıdaki ihale ilanı neden oldu. Batı Karadeniz su kaynaklarını planlama ve kalkınmanın temeli olarak gören ve su temelli kalkınmayla Ankara ve İstanbul’un su ihtiyacını çözmeyi amaç edinen bir yerel kanaat sahibi olarak mutlu oldum. Birden aklıma bu alanda çalışan bir akademisyen arkadaşımın bu konudaki özel çaba ve vizyonunu geldi. Zira kalkınma ve onun bileşenleri olan yatırımlar çoğu zaman sonuçlarla anılır; oysa gerçek kalkınma ve yatırım eserleri, sonuçtan çok önce başlar: Bir fikrin doğduğu anda… Henüz kimsenin gündeminde değilken, bir zihnin içinde şekillendiği o ilk anda. Bu ise ancak vefalı ve analitik kalp ve zihinlerin farkına varabildiği derin bir kavrayıştır.
Batı Karadeniz’de 16 Haziran da ihaleye çıkan, ekonomik değere dönüştürülmek üzere konuşulan su projeleri, aslında yıllar önce atılmış bir fikrî tohumların ürünüdür. 2019 yılında Ilgaz Dağı’nda ve âtıl durumda bulunan su kaynaklarının ekonomiye kazandırılması yönünde geliştirilen yaklaşım, yalnızca teknik bir öneri değil; aynı zamanda bir kalkınma perspektifinin erken ve güçlü ifadesidir.
O günlerde suyun yalnızca varlığının değil, niteliğinin de analiz edilmesi gerektiğini vurgulayan bilimsel yaklaşım; bugün somut verilerle karşılık bulmuştur. Yapılan ölçümlerde pH değeri 8.2–8.4 aralığında çıkan bu su, sıradan bir doğal kaynak değil; yüksek katma değer üretebilecek stratejik bir varlıktır.
Fikre Vefa Toplum Ahlakıdır:
Ancak burada asıl mesele teknik değil, ahlakidir.
Fikirlerin görünmez kaldığı, emek sahiplerinin anılmadığı bir kalkınma pratiği sürdürülebilir değildir. Çünkü kalkınma yalnızca yatırım değil; aynı zamanda kurumsal hafıza, fikrî emek ve vefa meselesidir.
Vefa, bir duygusal bağlılık olduğu kadar, fikrin üretildiği zemine, emeğin sahibine ve bilginin ortaya çıkış sürecine sadakat gösteren bir “vicdan ve fikir ahlakı”dır. Batı Karadeniz’de su temelli kalkınma gibi uzun soluklu ve çok aktörlü süreçlerde vefa, projeyi mümkün kılan bilimsel katkıları, saha emeğini ve kurumsal iradeyi görünmez kılmadan, aksine onları kurucu değerler olarak tanımlamayı gerektirir. Bu yaklaşım, suyun hafızasını korur, o hafızayı okuyup geleceğe taşıyan insan emeğinin de hakkını teslim eder; çünkü gerçek kalkınma yalnızca altyapıyla değil, adil hatırlama ve doğru atıf kültürüyle kurumsallaşır. Kuşkusuz karar vericilerin hakkı teslim edilecektir, keza uygulayıcıların da hakkı teslim edilir. Asıl daima hakkı teslim edilmekte cimri davranılan grup ise fikri mülkiyet haklarının gelişmediği toplumlarda daima fikri emek sahipleridir. Bu bağlamda özellikle vurgulamak gerekir ki; Kastamonu içme suyunun değerlendirilmesi sürecinde erken dönemde ortaya koyduğu vizyon, bilimsel yönlendirme ve ısrarlı takibi ile öne çıkan isimlerden biri de Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hakkı Çilingiroğlu olmuştur. Kendisinin; daha önceki isimlerini bilemediğimiz fikir aktörlerine ilaveten suyun analiz edilmesi sürecine öncülük etmesi, konuyu kurumsal gündeme taşıması, kaynakların ekonomik değere dönüştürülmesi yönünde fikir üretmesi takdire şayandır. Aşağıdaki rapor bu ve benzer fikri çabaların ürünüdür. Bu çerçevede; BAKFED ve Batı Karadeniz Konseyi olarak, Doç. Dr. Hakkı Çilingiroğlu’nu, Kastamonu içme suyunun değerlendirilmesine yönelik göstermiş olduğu üstün çaba, vizyon ve katkılarından dolayı tebrik ediyoruz.
T.C.KASTAMONU İl ÖZEL İDARESİ İL GENEL MECLİSİ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU- 28.06.2019 -
İl Genel Meclisinin 14.06.2019 günlü 4. birleşiminde görüşülerek Komisyonumuza havale edilen Ülkemizde yaşanan hızlı kentleşme süreci özellikle büyük şehirlerde içme suyu ihtiyacının şebeke suları ile karşılanmasını imkansız hale getirmiştir. İlimiz de verimli su kaynaklarına sahip olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Doğal Kaynak Suyu dolum tesisi ile dolum ve dağıtımının yapılması İlimiz ekonomisine büyük katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak İl Özel İdaresinin doğal kaynak suyu dolum tesisine kavuşturulması ve özel müteşebbislerce bir tesis kurulumunun önünü açmak maksadıyla doğal kaynak suyu dolum tesisinin yaklaşık Maliyetinin tespiti ve kredi hibe gibi finansman kaynaklarının araştırılması ve bütçe imkanları yönünden incelenmesi ile ilgili olarak,
Plan ve Bütçe Komisyonumuz Düzce İlinde bulunan Asya Su Tesislerinde araştırma ve incelemede bulunuldu. Asya Su 4000 m2 Kapalı alan da kurulmuştur. Bu Tesis de bardak su.0,50 - 1 - 1,5- 5 litre ve Damacana su dolumu yapılmaktadır. Bardak su 0,5 -1 ve 1,5 litrelik plastik kaplar tesis de üretilmektedir. 5 litre ve Damacana kapları dışarıdan satın alınmaktadır. Su kaynağı 14 km uzaklıkta olup tesise su getirilmektedir. Şirket Sahibinin anlattığına göre tesis kapasitesine göre 15.000,000TL ile 30.000.000.TL arasında kurulum maliyeti vardır. Tesis de 50 işçi 3 vardiya çalışmaktadır. Artvin Ticaret Odasının 2013 yılında çıkarttığı verilere göre 0,5 litrelik şişe üretim ve dolum kapasitesi (7.980 adet/saat * 22 saat/gün * 300 gün)=26.334.000 adet /yıl, 1,5 litrelik şişe üretim ve dolum kapasitesi (7.980 adet/saat * 22 saat/gün * 300 gün)=26.334.000 adet /yıl , 5 litrelik şişe üretim ve dolum kapasitesi (750 adet/saat * 22 saat/gün * 300 gün)= 4.950.000 adet /yıl TOPLAM YATIRIM TUTARI: 12.575.433.TL- YATIRIM SÜRESİ : 10 ay KAPASİTE KULLANIM ORANI: %96 İSTİHDAM KAPASİTESİ : 67 kişi / 3 vardiya . YATIRIMIN GERİ DÖNÜŞ SÜRESİ: 967 gün SERMAYENİN KARLILIĞI: 0,28 NET BUGÜNKÜ DEĞER: 6.016.020.TL. Toplam yatırım tutarı olan 12.575.433.TLnin Bugünkü muhasebe değeri olan 2.25 ile çarptığımızda 28.294.724.25TL dir.
Asya Su ile Artvin Ticaret odasının verileri birbiri ile örtüşmektedir. Artvin Ticaret Odasının kalem kalem hazırladığı rapor ilişikte sunulmuştur. Komisyonumuz İlimiz Ilgaz Dağı Yurdum Tepenin Kuzey tarafında Kızıleller Köyüne yaklaşık 10 km mesafede bulunan Kanlı Çeşme denilen mevkie Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğü teknik elemanı ile gidilerek Su numunesi alınmış olup tahlil sonuçları beklenmektedir. Bunun yanında yatırım için daha önceki yıllarda çalışan Bozkurt ili Kızılca elmadaki şişeleme tesisi ve Devrekani İlçesi Selhattin ve İnciğez Köyünde bulunan geçmiş yıllarda ihalesi yapılıp iptal olan suya da şişeleme tesisi kurulabilir. Komisyonumuz Yukarıda belirtilen içme sularına ilimizin ekonomisinin canlanması istihdamın sağlanması amacıyla İl Özel İdaresi tarafından veya Özel Şirket aracılığı ile Doğal Kaynak Suyu dolum tesisini önümüzdeki yıllarda İlimiz ekonomisine kazandırmak üzere çalışma yapılması için Komisyon Raporunun Meclisimizde kabul edilerek İl Özel İdaresine gönderilmesi uygun görülmüştür. Meclisimize arz olunur. 28 / 06 / 2019
Su Temelli Kalkınma ve Planlama Yaklaşımı: Su Temelli Kalkınma Yaklaşımı ve Su Temelli Planlama Yaklaşımı, Mayıs ayında gerçekleştirilen Düzce Zirvesi’nden bu yana Batı Karadeniz ölçeğinde kalkınma tartışmalarının merkezine yerleşmiş; suyu hem sektörel bir kaynak, hem de bölgesel gelişmeyi belirleyen ana planlama ekseni olarak konumlandıran yeni bir paradigma olarak öne çıkmıştır.
Bu yaklaşım, havza bazlı yönetim anlayışıyla baraj, göl ve akarsu sistemlerini entegre ederek içme suyu güvenliği, tarımsal üretim, enerji arzı, taşkın kontrolü ve ekoturizm gibi alanları tek bir stratejik çerçevede birleştirmeyi hedefler. Aynı zamanda Batı Karadeniz’in “göller bölgesi” perspektifiyle yeniden tanımlanmasını mümkün kılarak, suyun ekonomik değeri ile ekolojik sürdürülebilirliğini birlikte ele alan bütüncül bir planlama kültürü üretir.
Bu çerçevede Düzce Zirvesi, su temelli kalkınma fikrinin kurumsal düzeyde görünürlük kazandığı ve bölgesel ölçekli planlama diline dönüştüğü bir kırılma noktası niteliği taşımaktadır. Böylece su temelli kalkınma, yalnızca altyapı yatırımlarını değil; kurumsal koordinasyonu, bilimsel yönlendirmeyi, özkaynaklar ile kalkınmayı ve uzun vadeli sürdürülebilirlik ilkesini bir araya getiren, su eksenli planlama ve kurum içeren entegre bir kalkınma paradigmasına dönüşür. Batı Karadeniz’de su temelli kalkınma yaklaşımının sahadaki en somut örneği olan bu tür öncü çalışmalar, bir bölgenin kaderini değiştirme potansiyeline sahiptir: su temelli kalkınma yaklaşımı, tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Su; yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda, ekonomik bir değer, turizm ve sağlık potansiyeli, bölgesel kalkınmanın ana ekseni ve stratejik bir gelecek unsurudur.
Vizyon ve Vefa Hafızası Gerçeği:
Bugün bir bölge milletvekilimizle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araya gelerek çay eşliğinde bölgesel kalkınma üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Görüşmede, Batı Karadeniz’in tarihsel olarak en fazla şehit veren bölgelerden biri olmasına rağmen, bu ağır bedelin kalkınma politikalarında somut bir karşılık üretmediği ve bunun tek başına yatırım talebine gerekçe oluşturamayacağı yönündeki değerlendirmesini paylaştı. Bu yaklaşım, bir asrı aşan yapısal ihmalin sosyo-ekonomik sonuçlarını yeterince hesaba katmayan bir bakış açısının hâlâ varlığını koruduğunu göstermektedir.
Oysa TÜİK verilerinde TR82 (KUZKA) bölgesinin Türkiye’nin en düşük gelir düzeyine sahip bölgeler arasında yer alması, yalnızca güncel ekonomik koşulların değil, aynı zamanda tarihsel kırılmaların, özellikle Çanakkale ve İstiklal Harbi süreçlerinde bölge insanının yoğun kayıplar vermesinin de dolaylı etkilerini anlamayı gerektirir. Bu gerçeklik, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm karar vericileri tarafından dikkate alınması gereken yapısal bir adalet ve denge meselesidir; dolayısıyla yatırım önceliklerinin yeniden değerlendirilmesi zorunludur.
Öte yandan demiryolu projelerine ilişkin “yeterli yolcu ve yük kapasitesi yok” yönündeki mevcut tespitler teknik açıdan kısmen anlaşılır olmakla birlikte, asıl mesele bu kapasitenin zaten mevcut olup olmadığı değil, yatırım ile birlikte nasıl artırılabileceğidir. Çünkü altyapı yatırımları yalnızca mevcut talebi değil, aynı zamanda yeni ekonomik ekosistemleri de üretir. Bu bağlamda, İspir–Rize hattı gibi alternatif projelerde oluşacak potansiyel yük ve yolcu kapasitesi ile Kastamonu–Ankara veya İstanbul–Sinop eksenindeki hatların stratejik katkısı karşılaştırıldığında, bölgesel eşitsizliklerin ulaştırma politikalarına etkisi daha açık biçimde görülmektedir.
Benzer şekilde, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) konusundaki geçmiş değerlendirmelerin bugün farklı bir perspektifle yeniden ele alınması gerektiği açıktır. Zira kalkınma, mevcut ekonomik göstergeler yanında, doğru planlama, altyapı ve vizyoner yatırım kararlarıyla zaman içinde inşa edilen bir süreçtir.
Sonuç olarak mesele, bir yatırım önceliği tartışması değil; tarihsel yük, bölgesel eşitsizlik ve gelecek vizyonunun birlikte ele alınması gereken bir kalkınma adaletidir. Burada asıl ihtiyaç duyulan şey ise “veri ile vizyonu”, “teknik analiz ile tarihsel hafızayı” aynı masada buluşturabilen bütüncül bir yaklaşımın kurumsallaşmasıdır. Küre ve Ilgaz’dan çıkan kaynak suyu; doğru planlama, doğru vizyon ve doğru sahiplenme ile ulusal ve uluslararası ölçekte markalaşabilir. Batı Karadeniz Ankara ve İstanbul’un tüm su ihtiyacını karşılayabilir. Ancak bunun için iki temel ilkeye ihtiyaç vardır: vizyon ve vefa.
SONUÇ
Batı Karadeniz’de kalkınma tartışması, mevcut göstergelerin ötesinde tarihsel bir birikim ve gecikmiş bir planlama aklı üzerinden okunmalıdır. Su temelli kalkınma yaklaşımı bu noktada, bölgenin parçalı yatırımlarını havza ölçeğinde birleştiren ve potansiyeli görünür kılan stratejik bir çerçeve sunmaktadır.
Bu sürecin kritik boyutu, hayatını ortaya koyarak bağımsızlığımızı sağlayan tüm şehit ve gazilerimizin içinde çok onurlu bir yerde duran Batı Karadenizli kahramanlarımız ve bölgemizin ülkenin kalkınma lokomotifi olması ve ekonomik bölgemizin ülkenin fikrî emeğin kimler tarafından üretildiğinin doğru tespit edilmesi ve haklarının verilmesidir. Bireysel bir örnek olarak görülme riskine rağmen, sonraki yaklaşımlara bakış açısı kazandırması bakımından Kastamonu içme suyu başta olmak üzere bilimsel yönlendirme, kurumsal ısrar ve süreç takibiyle Doç. Dr. Hakkı Çilingiroğlu’nun katkısı, bu dönüşümün somut referans noktalarından biridir.
Dolayısıyla mesele projelerin gerçekleşmesinde; o projeleri mümkün kılan düşünsel altyapının ve emek zincirinin doğru okunmasının yadsınamaz yerinin önemini kavramaktır. Bu yerel ve bölgesel çekişmelerin de önüne geçecek harika bir yöntemdir.
Hiç kuşkusuz Batı Karadeniz’de sürdürülebilir kalkınma, teknik yatırımlar kadar bu fikrî sürekliliğin tanınmasıyla anlam kazanacaktır.
Ben dilinden biz diline geçerek işbirliği ve güç birliğinin en kısa yolu da budur.