Site İçi Arama

strateji

Nadir Topraktan Daha Önemli Olan: Yapay Zekâ Çağında Güç, Enerji ve Türkiye'nin Stratejik Konumu

Tsinghua Üniversitesi'nden Profesör Yan Xuetong, 9 Haziran 2026'da Hanoi'de düzenlenen ASEAN Geleceği Forumu'nun "Değişen Stratejik Ortam ve Büyük Güçler Arasındaki Dinamikler" başlıklı oturumunda akademik tartışmalara damgasını vuracak nitelikte bir saptamada bulundu: Yapay zekâ, nadir toprak elementlerinin de ötesinde, günümüz jeopolitiğinin en belirleyici stratejik değişkeni hâline gelmektedir. 

Tsinghua Üniversitesi'nden Profesör Yan Xuetong, 9 Haziran 2026'da Hanoi'de düzenlenen ASEAN Geleceği Forumu'nun "Değişen Stratejik Ortam ve Büyük Güçler Arasındaki Dinamikler" başlıklı oturumunda akademik tartışmalara damgasını vuracak nitelikte bir saptamada bulundu: Yapay zekâ, nadir toprak elementlerinin de ötesinde, günümüz jeopolitiğinin en belirleyici stratejik değişkeni hâline gelmektedir. 

Büyük güçlerin geleneksel anlamda coğrafi ve fiziksel uzayda rekabet ettiği dönemin sona erdiğini, asıl mücadelenin artık dijital uzayda sürdürüldüğünü vurgulayan Yan'a göre modern bir büyük güç hem doğal hem de dijital ortamda rekabet edebilme kapasitesine sahip olmak durumundadır; ancak ağırlık merkezi giderek ikincisine doğru kaymaktadır. Bu saptama, yalnızca bir akademisyenin öngörüsü değil; uluslararası ilişkiler teorisinin yapısal bir dönüşümü tescil etmesinin de işaretidir.

Büyük Güç Rekabetinde Paradigma Kayması: Fiziksel Uzaydan Dijital Uzaya

Uluslararası ilişkiler literatürü, büyük güç rekabetini tarihsel olarak toprak, hammadde, askerî kapasite ve ticaret yolları üzerindeki kontrol ekseninde analiz etmiştir. Grotius'un deniz hâkimiyeti teorisinden Mackinder'ın Heartland kuramına, Spykman'ın Rimland kavramından günümüzün enerji jeopolitiğine uzanan bu gelenek, egemenliği ve gücü fiziksel uzayın yönetimiyle özdeşleştirmiştir. Ancak Yan Xuetong'un Aralık 2025'te yayımlanan Tarihin Kırılma Noktası: Uluslararası Konfigürasyon ve Düzen (2025-2035) adlı eserinde sistematize ettiği argüman, bu varsayımı köklü biçimde sorgulamaktadır. Yan'a göre siber uzay, 2025-2035 döneminde jeopolitiğin birincil arenası olarak fiziksel coğrafyanın yerini alacak; küresel sistem standart belirleyiciler (ABD ve Çin), yenilikçiler ve yapay zekâ uygulama ekonomileri olmak üzere üç katmanlı bir hiyerarşiye dönüşecektir.

Bu argümanın güçlü analitik temelleri vardır. Geleneksel jeopolitikte güç, coğrafi konumdan türeyen bir avantajdır: petrol rezervleri, boğaz kontrolü, derin deniz limanları, savunulabilir topraklar. Dijital jeopolitikte ise güç, veri akışlarının geçtiği düğüm noktalarından, hesaplama kapasitesinden, algoritmik üstünlükten ve en belirleyici biçimiyle standart belirleme yetkisinden türemektedir. 2025 itibarıyla uluslararası ilişkiler, geleneksel jeopolitik sorunlar kadar jeo-teknoloji anlaşmazlıklarıyla da şekillenmekte; küresel forumlar ve ittifaklar dijital hâkimiyet tartışmaları etrafında yeniden biçimlenmektedir. Bu dönüşüm, salt akademik bir kaygı olmaktan çıkmış; devlet stratejilerinin, ittifak sistemlerinin ve yatırım kararlarının belirleyici parametresi hâline gelmiştir.

Yapay Zekânın Enerji Boyutu: "Elektrik Nadir Topraktan Önemlidir"

Yan Xuetong'un Hanoi'deki müdahalesinin en özgün ve teorik açıdan en verimli argümanı, nadir toprak elementleri tartışmasını enerji meselesine bağlama biçimiydi. Yan'a göre yapay zekâ açısından nadir toprak elementleri önemli olmakla birlikte belirleyici değildir; asıl kritik girdi, yapay zekânın ihtiyaç duyduğu büyük ölçekli elektrik enerjisidir. Bu saptama, hem ampirik verilerle hem de stratejik öngörüyle desteklenen son derece isabetli bir gözlemdir.

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre veri merkezlerinin küresel elektrik talebi 2025 yılında yüzde on yedi oranında büyümüş; yapay zekâya odaklanmış veri merkezlerinin enerji tüketimi ise çok daha hızlı artarak yüzde elli artış kaydetmiştir. Bu büyüme hızının önümüzdeki yıllarda da süreceği öngörülmektedir: IEA'nın güncel projeksiyonları, veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2025'teki 485 TWh düzeyinden 2030'a kadar yaklaşık 950 TWh'e, yani iki katına çıkacağını ortaya koymakta; yapay zekâya odaklanan veri merkezlerinin enerji tüketiminin ise aynı dönemde üç katına ulaşacağını öngörmektedir. Rakamsal büyüklüğü somutlaştırmak gerekirse, 2026 sonu itibarıyla küresel veri merkezi elektrik tüketiminin Japonya'nın yıllık toplam elektrik kullanımına eşdeğer olan 1.000 TWh sınırını aşması beklenmektedir.

Bu tablo, enerji güvenliği ile yapay zekâ hâkimiyeti arasındaki yapısal bağı çıplak biçimde gözler önüne sermektedir. Çin hükümeti, yapay zekâyı "kapsamlı ulusal güç"ün kritik bir itici unsuru olarak tanımlamakta ve bu nedenle yapay zekânın hızlı entegrasyonuna odaklanmaktadır. Nitekim hem ABD hem Çin, yapay zekâ üstünlüğü yarışını beslemek için devasa veri merkezi ve enerji altyapısı inşasını hızlandırmaktadır; 2025 yılında bu beş büyük teknoloji şirketinin yapay zekâyla ilgili altyapı capex harcamaları 355 milyar doları geçmiş olup 2026'da yüzde yetmiş beş daha artması beklenmektedir. Dolayısıyla Yan'ın tezi, soyut bir akademik çıkarım değil, somut bir stratejik hesaplama olarak okunmalıdır: Yapay zekâyı ölçekleyebilmek için önce elektriği ölçeklemek gerekmektedir; elektriği ölçekleyemeyen ülkeler, yapay zekâ yarışında yapısal bir dezavantajla yüz yüze gelmektedir.

İki Ekosistem, Bir Seçim Baskısı

Yan Xuetong'un Hanoi'deki konuşmasında öne çıkan bir diğer kritik nokta, teknoloji ekosistemi bölünmesinin küçük ve orta ölçekli devletler üzerinde oluşturduğu seçim baskısıydı. Yan'a göre ABD ve Çin, birbirinden farklı iki teknoloji ekosistemi oluşturmuş durumdadır; bazı devletler her iki ekosistemi bir arada kullanabilecek kaynak ve kapasiteden yoksundur ve nihayetinde bir tarafı seçmek zorunda kalacaktır. ABD ve Çin'deki ar-ge sektörlerinin birbirinden kopuklaşması, iki ayrı küresel dijital standart ve pazar alanının oluşmasıyla sonuçlanmakta; bu durum, "homojenik gelişme" örüntüsünü de yansıtmaktadır.

Bu dinamik, Keohane ve Nye'ın "karmaşık karşılıklı bağımlılık" (complex interdependence) kuramının 21. yüzyıl versiyonunu zorunlu kılmaktadır. Keohane ve Nye'ın orijinal çerçevesinde devletler arası ilişkileri şekillendiren çok sayıda kanal mevcuttu ve askeri güç bunların yalnızca biriydi; ekonomik, kurumsal ve toplumsal bağlar güvenlik hesaplamalarıyla iç içe geçmişti. Bugün bu çerçeveye bir de teknoloji ekosistemi katmanı eklenmekte; hangi ülkenin altyapısını, bulut sistemini, yapay zekâ modelini ve veri standartlarını kullandığı, ittifak geometrilerini şekillendiren belirleyici bir değişkene dönüşmektedir. Yan'ın vurguladığı ekosistem bölünmesi, bu bağlamda yalnızca ticari bir tercih meselesi değil, aynı zamanda yapısal bir bağımlılık yaratma sürecinin ta kendisidir.

ABD, 2026'da teknoloji ortaklıklarını genişletmek ve Çin'in gelişmekte olan pazarlardaki nüfuzunu dengelemek amacıyla 2025'te Suudi Arabistan ve BAE ile kurduğu yapay zekâ odaklı ortaklıkların benzerlerini çoğaltmayı hedeflerken; Çin, açık kaynak yapay zekâ modelleri ve uygulamaya hazır teknolojileri aracılığıyla küresel pazar payı kazanmada kilit avantajlara sahip olduğunu göstermektedir. Bu rekabet ortamında küçük ve orta büyüklükteki devletler, yalnızca teknik bir altyapı seçimi yapmıyor; uzun vadeli stratejik bağımlılık ilişkilerini de şekillendiriyorlar. Yan'ın ASEAN ülkeleri için dile getirdiği bu tespit, coğrafya fark etmeksizin uluslararası sistemin tümü için geçerlidir.

Dijital Egemenlik ve Türkiye'nin Yeni Eylem Planı

Türkiye, bu küresel dönüşümü pasif bir gözlemci olarak değil, aktif bir stratejik aktör olarak karşılamayı hedefleyen somut adımlar atmaya başlamıştır. 13 Haziran 2026'da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, siyasi, askeri ve iktisadi gücün artık dijital egemenlikten ayrı düşünülemeyeceği tespitini merkeze alarak yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji politikası meselesi olarak değil, ulusal güç projeksiyonunun temel unsuru olarak konumlandırmıştır. Plan; 2030'a kadar veri merkezi kapasitesini en az 1 gigavata çıkarmayı, altyapı için 10 milyar dolarlık kaynak seferber etmeyi, kamu yatırım bütçesinin en az yüzde ikisini yapay zekâya ayırmayı ve yerli büyük dil modeli "Bilge" etrafında bir ekosistem oluşturmayı hedeflemektedir. 

Bu hedeflerin stratejik önemi, yalnızca rakamsal büyüklüklerinde değil; Yan Xuetong'un çerçevelediği yapısal baskıya verilen yanıtın niteliğinde de yatmaktadır. Türkiye'nin önündeki kritik soru artık "yerli yapay zekâ modeli geliştirebilir miyiz?" değil, "yerli yapay zekâ ekonomisi kurabilir miyiz?" sorusudur; bu sorunun yanıtı ise veri merkezi, enerji, GPU ve araştırmacı ekosisteminin eş zamanlı inşasına bağlıdır. Bu tespit, Yan'ın Hanoi'de elektriği ön plana çıkarmasıyla doğrudan örtüşmektedir: Türkiye'nin yapay zekâ hedeflerini gerçekleştirebilmesi için öncelikle güçlü, çeşitlendirilmiş ve güvenilir bir enerji altyapısına ihtiyacı vardır.

2026 yılı itibarıyla Türkiye'nin enerji kapasitesi, yalnızca ekonomik büyümenin veya enerji güvenliğinin bir göstergesi olmaktan çıkmış; dijital egemenlik ve teknolojik rekabet kapasitesinin temel belirleyicilerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye, 2025 yılı sonunda 70 GW'ın üzerine ulaşan yenilenebilir enerji kurulu gücü ve toplam elektrik kurulu kapasitesi içerisindeki yüksek yenilenebilir enerji payı sayesinde, yapay zekâ uygulamalarının giderek artan enerji talebini karşılayabilecek önemli bir altyapısal avantaja sahiptir. Bunun yanında, enerji dönüşümünün hız kazanmasıyla birlikte güneş ve rüzgâr enerjisindeki kapasite artışları, veri merkezlerinin düşük karbonlu elektrik kaynaklarına erişimini kolaylaştırarak Türkiye'nin dijital altyapı rekabetçiliğini desteklemektedir. Öte yandan, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde ilk ünitenin devreye alınmasına yönelik çalışmaların ilerlemesi ve santralin kademeli olarak sisteme entegre edilmesi, yapay zekâ ve veri merkezi ekosisteminin ihtiyaç duyduğu kesintisiz ve karbon-düşük baz yük elektrik arzının güçlendirilmesine katkı sağlayabilecek stratejik bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte, Yan Xuetong'un enerji ile yapay zekâ arasındaki stratejik ilişkiye yönelik değerlendirmelerinin de ortaya koyduğu üzere, mesele yalnızca elektrik üretim kapasitesiyle sınırlı değildir. Yapay zekâ çağında rekabet üstünlüğü; elektrik şebekesinin güvenilirliği, iletim altyapısının dayanıklılığı, veri merkezi kümelenmelerinin coğrafi dağılımı, soğutma teknolojileri, su kaynakları yönetimi ve yüksek performanslı bilgi işlem tesislerinin enerji verimliliği gibi unsurlarla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle Türkiye açısından enerji politikası ile dijital dönüşüm politikası arasındaki sınırlar giderek belirsizleşmekte; elektrik arz güvenliği, veri merkezi stratejileri ve yapay zekâ altyapısı planlaması bütünleşik bir ulusal dijital egemenlik perspektifi içerisinde ele alınması gereken stratejik politika alanlarına dönüşmektedir.

Standart Belirleme Yarışı ve Türkiye'nin Pozisyonu

Yan Xuetong'un Hanoi konuşmasında altını çizdiği bir diğer kritik nokta, dijital teknoloji ve yapay zekâ hizmetlerine ilişkin standartların belirlenmesinin stratejik önemiydi. Bu vurgu, akademik literatürde giderek ağırlık kazanan bir argümanla örtüşmektedir: Patent faaliyetleri ve zımni bilginin (tacit knowledge) yoğunlaştırılması, ihracat kotalarının çok ötesinde kalıcı hâkimiyet biçimleri oluşturmaktadır. Dijital alanda bu argüman daha da güçlü biçimde işlemektedir; zira bir yapay zekâ standardı benimsendikten sonra onu değiştirmenin maliyeti, hammadde tedarik zincirini değiştirmenin maliyetinden çok daha yüksektir.

Türkiye'nin bu rekabetteki konumu iki boyutlu bir stratejik değerlendirmeyi gerektirmektedir. İlk boyut, Türkiye'nin güçlü bir standart-alıcı olmaktan zayıf bir standart-şekillendiriciye dönüşme sürecidir. Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı'nın en güçlü taraflarından biri, yapay zekâyı yalnızca ekonomik bir araç olarak değil, dijital egemenlik ve ulusal kapasite konusu olarak ele almasıdır; siber güvenlikten veri yönetimine, yerli dil modellerinden uluslararası standartların belirlenmesine kadar uzanan yaklaşım, Türkiye'nin teknoloji politikalarında daha bütüncül bir perspektif geliştirdiğini göstermektedir. İkinci boyut ise Türkçe büyük dil modelinin stratejik önemidir: Türkçe, yalnızca Türkiye'nin değil; Türk dünyasının, Balkanlar'ın ve Orta Doğu'nun önemli bir bölümünün dijital iletişim dilidir. Bu coğrafyalara yönelik Türkçe yapay zekâ modellerini geliştirme ve yönetme kapasitesi, Türkiye'ye bölgesel ölçekte özgün bir standart belirleme potansiyeli sunmaktadır.

Küresel Liderlik Boşluğu ve Türkiye'nin Çok Vektörlü Stratejisi

Yan Xuetong'un Hanoi konuşmasında dile getirdiği diğer bir endişe, küresel liderlik boşluğuydu. Yan'a göre uluslararası topluluğu yönlendirecek küresel bir liderlik gücünün yokluğu, bölgesel istikrarsızlık risklerini artırmaktadır; bu boşlukta ise ASEAN gibi bölgesel yapılar, büyük güç rekabetini tamponlamada işlevsel bir rol üstlenebilmektedir. Bu tespit, Türkiye'nin dış politika çizgisiyle de doğrudan ilişkilidir.

Türkiye, hem ABD-liderliğindeki NATO ekseninde hem de BRICS ile Şanghay İşbirliği Örgütü gibi Batı-dışı çok taraflı yapılarla ilişkisini sürdüren çok vektörlü bir dış politika izlemektedir. Yapay zekâ ve dijital egemenlik alanında bu çok vektörlülük, somut bir ikilemle karşılaşmaktadır: Hangi ekosisteme ne ölçüde entegre olunacak? Dünya Ekonomik Forumu ve Bain'in ortak raporuna göre küresel yapay zekâ yatırımının yaklaşık yüzde altmış beşini tek başına ABD ve Çin toplamaktadır. Bu konsantrasyon, küçük ve orta büyüklükteki devletleri yapısal bir bağımlılık içine çekmektedir; ancak bu bağımlılığın hangi aktöre yönelik olacağı, önümüzdeki on yılda her ülkenin dijital egemenlik kapasitesini belirleyecektir. 

Türkiye'nin bu konudaki stratejik seçim penceresi giderek daralıyor olsa da henüz kapanmış değildir. Türkiye'nin yapay zekâ standartlarında benimseyici olmaktan seçici katkı sunan bir aktöre dönüşmesi için gereken süre ve kaynak, nadir toprak işleme kapasitesi inşa etmek için gereken süre ve kaynaktan farklı bir hesap gerektirmektedir; ancak temeldeki mantık aynıdır: katma değer zincirinin üst basamaklarında yer almak, ham madde sahipliğinden ya da salt kullanıcı konumunda olmaktan stratejik olarak çok daha değerlidir.

Enerji-Yapay Zekâ Bağı: Türkiye İçin Bütüncül Bir Strateji Çerçevesi

Yan Xuetong'un tezinin en kalıcı katkısı, enerji ile yapay zekâ hâkimiyeti arasındaki ilişkiyi uluslararası ilişkiler analizinin merkezine taşımasıdır. Bu ilişki, Türkiye özelinde çok katmanlı bir stratejik perspektifi zorunlu kılmaktadır. Birinci katmanda, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesi yapay zekâ altyapısının sürdürülebilir bir enerji tabanı üzerine inşa edilmesini mümkün kılmaktadır; bu hem maliyet avantajı hem de karbon-yoğun enerji tüketiminin yarattığı uluslararası eleştirilerden korunma açısından kritik önemdedir. İkinci katmanda, Türkiye'nin Akkuyu başta olmak üzere nükleer enerji yatırımları, veri merkezlerinin talep ettiği kesintisiz baz yük kapasitesini sağlama potansiyeli taşımaktadır. Üçüncü katmanda ise Türkiye'nin enerji transit ve depolama kapasitesi, veri merkezi lokasyon politikaları ile enerji altyapı planlamasının birbirini tamamlayan stratejik belgeler olarak tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Dijital egemenliğin altı sütunu altyapı, enerji, veri, model, operasyon ve yönetişim olarak tanımlanabilir; tek bir katmanda dışa bağımlı kalmak, tüm zinciri kırılgan yapabilmektedir. Türkiye'nin 2026-2030 Eylem Planı bu bütünleşik perspektifi teorik olarak benimsemektedir; ancak planın etkinliği, enerji ve yapay zekâ politikalarının birbirinden kopuk sektörel belgeler olmaktan çıkarılarak tek bir stratejik güvenlik çerçevesi içinde koordineli biçimde yönetilmesine bağlıdır.

Sonuç: Jeopolitiğin Yeni Dili

Yan Xuetong'un Hanoi'deki müdahalesi, uluslararası ilişkiler teorisinin kapsamını genişleten bir saptama olduğu kadar, Türkiye için de aciliyet taşıyan bir stratejik uyarı niteliğindedir. Büyük güç rekabetinin doğal uzaydan dijital uzaya kayması, güvenlik analizinin yalnızca askeri kapasite, enerji arzı ve toprak bütünlüğü üzerinden yapılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Yapay zekâ modelleri, veri standartları, hesaplama altyapısı ve bu altyapıyı besleyen enerji sistemleri artık ulusal güç denkleminin ayrılmaz bileşenleridir.

Türkiye, bu dönüşümü hem bir tehdit hem de bir fırsat olarak okuyabilecek nesnel kapasiteye sahiptir. Güçlü yenilenebilir enerji altyapısı, jeopolitik köprü konumu, büyük bir iç pazar, köklü mühendislik birikimi ve Türk dünyasıyla olan kültürel ve dilsel bağlar; Türkiye'ye dijital egemenlik yarışında özgün bir konum sunmaktadır. Ancak bu konumun stratejik aktörlüğe dönüşebilmesi için enerji, yapay zekâ ve veri politikalarının bütüncül bir ulusal güvenlik perspektifiyle yönetilmesi; hesaplama altyapısı yatırımlarının enerji kapasitesiyle eş zamanlı planlanması ve standart belirleme süreçlerine aktif katkı sağlanması gerekmektedir.

Yan Xuetong, nadir toprak elementleri sorusuna elektriğin cevap olduğunu söyledi. Daha büyük soru ise şudur: Elektriği kim üretiyor, kim dağıtıyor ve kim yapay zekânın işlemesini sağlıyor? Bu zincirin her halkasında karar verme kapasitesine sahip olan devletler, 21. yüzyılın jeopolitik tablosunu şekillendirecek; bu zincirin herhangi bir halkasında dışa bağımlı kalan devletler ise şekillendirilecektir.

Kaynakça

Andersen Institute. (2026). China's export controls: Critical minerals and strategic pressure points. Andersen Institute. https://anderseninstitute.org/chinas-export-control-architecture-and-its-use-of-critical-minerals-as-strategic-pressure-points

Atlantic Council. (2025). It's time to reckon with the geopolitics of artificial intelligence. Atlantic Council. https://www.atlanticcouncil.org/content-series/inflection-points/its-time-to-reckon-with-the-geopolitics-of-artificial-intelligence/

Atlantic Council. (2026). Eight ways AI will shape geopolitics in 2026. Atlantic Council. https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/eight-ways-ai-will-shape-geopolitics-in-2026/

Center for Strategic and International Studies. (2025). China's new rare earth and magnet restrictions threaten U.S. defense supply chains. CSIS. https://www.csis.org/analysis/chinas-new-rare-earth-and-magnet-restrictions-threaten-us-defense-supply-chains

Center for Strategic and International Studies. (2026). Rare earth export restrictions one year later. CSIS. https://www.csis.org/analysis/rare-earth-export-restrictions-one-year-later

Cooper, A. F., Higgott, R. A., & Nossal, K. R. (1993). Relocating middle powers: Australia and Canada in a changing world order. University of British Columbia Press.

Farrell, H., & Newman, A. L. (2019). Weaponized interdependence: How global economic networks shape state coercion. International Security, 44(1), 42–79. 

Farrell, H., & Newman, A. L. (2025). The weaponized world economy. Foreign Affairs. https://www.foreignaffairs.com/united-states/weaponized-world-economy

Foucault, M. (2026). Weaponized interdependence: The return of economic geostrategy. Revue d'Économie Financière, 160(4), 41–53. 

Gao, F. (2026). Yan Xuetong's outlook of China–US competition in 2035. Fred Gao Newsletter. https://www.fredgao.com/p/yan-xuetongs-outlook-of-china-us

International Energy Agency. (2025). Energy and AI. IEA. https://www.iea.org/reports/energy-and-ai

International Energy Agency. (2026). Data centre electricity use surged in 2025 even with tightening bottlenecks, driving a scramble for solutions. IEA. https://www.iea.org/news/data-centre-electricity-use-surged-in-2025-even-with-tightening-bottlenecks-driving-a-scramble-for-solutions

International Energy Agency. (2026). Key questions on energy and AI. IEA. https://www.iea.org/reports/key-questions-on-energy-and-ai

Keohane, R. O., & Nye, J. S. (1977). Power and interdependence: World politics in transition. Little, Brown.

Luttwak, E. N. (1990). From geopolitics to geo-economics: Logic of conflict, grammar of commerce. The National Interest, 20, 17–23.

Nebil, F. S. (2026). Türkiye yapay zekâ stratejisinde yeni dönem: Dijital egemenlik merkeze yerleşti. T24. https://t24.com.tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/turkiye-yapay-zek-stratejisinde-yeni-donem-dijital-egemenlik-merkeze-yerlesti-peki-bu-yeterli-mi,55707

Observer Research Foundation America. (2026). How China's rare earth export restrictions triggered diversification. ORF America. https://orfamerica.org/orf-america-comments/chinas-rare-earth-export-restrictions-triggered-diversification

Resources for the Future. (2025). The strategic game of rare earths: Why China may only be in favor of temporary export restrictions. Resources for the Future. https://www.rff.org/publications/issue-briefs/the-strategic-game-of-rare-earths-why-china-may-only-be-in-favor-of-temporary-export-restrictions

Schmid, S., Lambach, D., Diehl, C., & Reuter, C. (2025). Arms race or innovation race? Geopolitical AI development. Geopolitics, 30(4), 1907–1936. 

Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi. (2026). Türkiye 2026–2030 yapay zekâ eylem planı. https://turkiye.ai/turkiye-yapay-zeka-eylem-plani-aciklandi

United States Center on Public Diplomacy. (2026). Weaponized interdependence and collective resilience. https://uscpublicdiplomacy.org/blog/weaponized-interdependence-and-collective-resilience

Vietnam News Agency. (2026). AFF 2026 calls for shift from reactive responses to proactive future building. VietnamPlus. https://en.vietnamplus.vn/aff-2026-calls-for-shift-from-reactive-responses-to-proactive-future-building-post344327.vnp

Vietnam.vn. (2026). Giáo sư Trung Quốc nói về thứ quan trọng hơn đất hiếm. https://cafef.vn/giao-su-trung-quoc-noi-ve-thu-quan-trong-hon-dat-hiem-188260609185639379.chn

World Economic Forum. (2025). AI geopolitics and data in the era of technological rivalry. World Economic Forum. https://www.weforum.org/stories/2025/07/ai-geopolitics-data-centres-technological-rivalry

Yan, X. (2025). 历史的临界点:国际格局与秩序2025–2035 [The tipping point of history: International configuration and order 2025–2035]. CITIC Press.

Doç.Dr. Anıl Çağlar ERKAN
Doç.Dr. Anıl Çağlar ERKAN
Tüm Makaleler

  • 29.06.2026
  • Süre : 4 dk
  • 230 kez okundu

Google Ads