Site İçi Arama

strateji

NATO'nun Doğu Kanadı ve Kritik Mineraller: Bükreş 9'un Stratejik Liderlik Fırsatı

NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Nisan 2026'da gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinde ASELSAN tesislerini ziyaret etmesi ve Ankara Zirvesi'ne bağlı savunma sanayi forumunun NATO tarihinin en büyük endüstriyel etkinliğine dönüştürüleceğini ilan etmesi, savunma sanayi temelli güvenlik anlayışının İttifak'ın yeni merkezi söylemi haline geldiğini tescil etmektedir.

Savunma sistemlerinin hammadde bağımlılığı, yirminci yüzyılın petrol jeopolitiğini andıran biçimde yirmi birinci yüzyılın belirleyici stratejik kırılganlığına dönüşmüştür. Bir F-35 savaş uçağının bünyesinde yaklaşık 417 kilogram nadir toprak elementi ve özel alaşım bulunduğu; bu materyallerin uçağın motorlarından AESA radarına, gizlilik kaplamalarından eyleyici kalıcı mıknatıslarına kadar her kritik bileşenini oluşturduğu düşünüldüğünde, meselenin salt teknik bir tedarik sorununun ötesine geçtiği anlaşılmaktadır. NATO'nun önümüzdeki on yılda konuşlandıracağı binlerce savaş uçağı, deniz platformu, sensör sistemi ve mühimmat bütününü göz önünde bulundurulduğunda, İttifak'ın sert gücünün büyük ölçüde kendi kontrolü dışındaki tedarik zincirlerine dayandığı gerçeği açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu gerçek, artık yalnızca akademik bir uyarı değil; ittifak belgelerine geçmiş, somut harcama taahhütlerine bağlanmış ve kritik mineral güvenliği meselesini NATO'nun çekirdek gündemine taşımış bir stratejik zorunluluktur.

Haziran 2025'te gerçekleştirilen Lahey Zirvesi'nde NATO liderlerinin bu gerçeği yazılı olarak teyit etmesi, konunun söylem düzeyinde kaldığı dönemin kapandığına işaret etmektedir. Zirvenin en dikkat çekici çıktılarından biri, üye devletlerin GSYİH'nin yüzde beşini savunmaya ayırma yönündeki yeni taahhütlerinin yanı sıra bu harcamanın yüzde bir buçuğunun tanklar ve füzeler gibi çekirdek savunma gerekliliklerine değil, kritik altyapı, tedarik zincirleri, sanayi tabanı ve stratejik stoklar gibi savunma etkinliğini mümkün kılan unsurlara ayrılmasını öngören maddedir. Bu ayrım göründüğü kadar teknik olmayıp derinden siyasi bir anlam taşımaktadır: İttifak, caydırıcılığının hammadde boyutunu resmi bir ittifak yükümlülüğü olarak tanımıştır. Nitekim NATO, bu çerçevede savunma tedarik zinciri açısından güvenilir kaynak sağlanması zorunlu olan on iki savunma-kritik ham maddeyi belirlemiş ve bu listeyi kamuoyuyla paylaşmıştır. Sorulması gereken soru artık ne yapılması gerektiği değil, nerede ve nasıl yapılacağıdır.

Çin'in Hammadde Silahı: Geçici Bir Kriz mi, Yapısal Bir Tehdit mi?

Bu sorunun merkezinde kaçınılmaz biçimde Çin yer almaktadır. Çin, küresel nadir toprak elementi madenciliğinin yaklaşık yüzde yetmişini, işleme kapasitesinin ise yüzde doksanını kontrol etmekte; bu üstünlüğü on yıllar boyunca sürdürülen sübvansiyonlar, çevresel esneklik ve yabancı teknoloji edinimi aracılığıyla inşa edilmiş bilinçli bir kaynak-sanayi politikasının ürünü olmaktadır. Pekin bu yapısal hakimiyeti, yalnızca ekonomik bir avantaj olarak değil, açık biçimde bir jeopolitik koz olarak kullanmaya başlamıştır. Çin'in 2010'daki nadir toprak ambargosu bu silahın ilk gerçek sınav sahnesiydi; ancak 2025 yılında başlayan ihracat kısıtlamaları çok daha kapsamlı ve kurumsal bir nitelik kazandı.

Çin Ticaret Bakanlığı'nın (MOFCOM) Ekim 2025 tarihli 61 sayılı Duyurusu, bugüne kadarki en katı nadir toprak ve kalıcı mıknatıs ihracat kontrollerini yürürlüğe koymuş; yabancı askeri kullanıcılarla herhangi bir bağlantısı bulunan şirketlere ihracat lisansı prensipte reddedileceği hükmünü getirmiş ve bu sayede Çin kökenli nadir toprakların yabancı savunma tedarik zincirlerine doğrudan veya dolaylı katkısını engellemeyi amaçlamıştır. Söz konusu düzenleme, Çin'in bu mekanizmayı ABD'nin yarı iletken ihracatını kısıtlamak için uzun süredir kullandığı "yabancı doğrudan ürün kuralı"nı (FDPR) devreye sokarak uygulaması bakımından son derece önemlidir. Bu çerçevede Çin kökenli hammadde ya da teknoloji içeren ürünler ihracat lisansı yükümlülüğüne tabi tutulmakta; ürünün değerinin yalnızca yüzde 0,1'ini aşan Çin kökenli içerik bu kapsamı tetiklemektedir. Uygulamada bu düzenleme, Avrupa'da üretilen hemen her mıknatıs, motor ve füze bileşeninin Çinli bir onay mekanizmasından geçmesi anlamına gelmektedir.

Bu noktada Ekim 2025 gelişmelerini belirli bir perspektife oturtmak gerekmektedir. Xi-Trump görüşmesinin ardından Kasım 2025'te Pekin, söz konusu kısıtlamaları Kasım 2026'ya kadar askıya almıştır. Ancak bu geçici rahatlama, stratejik kırılganlığı ortadan kaldırmamaktadır. Pekin'in Nisan 2025 tarihli Duyuru No. 18 kapsamında samaryum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, lütesyum, skandiyum ve itriyum dahil yedi orta ve ağır nadir toprak elementine uyguladığı ihracat lisansı şartları, herhangi bir askıya alma kararına tabi tutulmaksızın tamamen yürürlükte kalmaya devam etmektedir. Üstelik Ocak 2026'da yürürlüğe giren güncel İhracat Lisans Kataloğu, samaryum, gadolinyum ve lütesyum gibi nadir toprak bileşiklerine yeni kısıtlamalar eklemiş; bu düzlemde gerçek bir yapısal dönüşüm yaşandığını göstermiştir. NATO savunma stoklarının yoğun çatışma koşullarında yalnızca altı ila dokuz aylık kullanımı karşılayabildiği göz önünde bulundurulduğunda, kısıtlamaların kalıcı olarak yeniden devreye girmesi durumunda İttifak'ın maruz kalacağı zaman baskısı son derece kritik bir boyut kazanmaktadır.

Batılı alternatiflerin inşası için beş ila yedi yıllık bir süreç öngörülmekte; bu dönüşümün başlatılması için elverişli pencerenin ise on iki ila on sekiz ayla sınırlı olduğuna ilişkin uyarılar giderek daha fazla uzman tarafından dile getirilmektedir. Söz konusu zaman baskısı, Temmuz 2026'da Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'nin bu meselede somut kararlar alması açısından taşıdığı ağırlığı katlamaktadır.

Avrupa'nın Yeniden Silahlanma Paradoksu

Bu yapısal kırılganlık, tam da Avrupa'nın tarihinin en büyük savunma atılımına giriştiği bir dönemde, olağandışı bir stratejik çelişki yaratmaktadır. Washington'ın Avrupa müttefiklerine 2027'ye kadar NATO'nun geleneksel savunmasının büyük bölümünü üstlenmeleri yönündeki baskısı yoğunlaşırken, Brüksel 150 milyar avroluk SAFE kredi enstrümanını içeren ReArm Europe / Hazırlık 2030 planını hayata geçirmiş ve kıta ölçekli bir savunma sanayi inşasını fiilen başlatmıştır. Ancak Pekin, bu yeniden silahlanmanın geçmek zorunda olduğu tedarik zinciri düğümünü fiilen bir izin kapısına dönüştürmüştür: Washington'ın talep ettiği Avrupa savunma kapasitesi inşası, Pekin'in sıkıştırdığı bir hammadde darboğazından geçmektedir.

2025 yılında Avrupa'nın toplam savunma harcamalarının yüzde yirmi oranında artmış olması, bu çelişkiyi daha da keskinleştirmektedir; zira artan harcamalar, aynı zamanda Çin kaynaklı bileşenlere olan talebi de büyütmektedir. Avrupa Kritik Ham Maddeler Yasası (CRMA), bu soruna kurumsal bir yanıt oluşturmayı amaçlamaktadır. Yasa, 2030 yılına kadar AB'nin kritik materyallerinin en az yüzde onunu yurt içinde çıkarmasını, yüzde kırkını işlemesini ve yüzde yirmi beşini geri dönüştürmesini; hiçbir üçüncü ülkenin herhangi bir mineralin yüzde altmış beşinden fazlasını temin etmemesini zorunlu kılmaktadır. Yasanın hedefleri nettir; ancak bu hedeflere ulaşmanın coğrafi mantığı henüz yeterince anlaşılmamıştır.

Baltık'tan Karadeniz'e: Değer Biçilmemiş Bir Jeolojik Koridor

AB'nin 34 kritik ham maddeden oluşan güncel listesi jeolojik araştırmalar aracılığıyla incelendiğinde, bu minerallerin kayda değer bir bölümünün NATO'nun doğu kanadı boyunca uzanan bir koridorda teyit edilmiş ya da potansiyel yataklar barındırdığı görülmektedir. İsveç, Avrupa'nın en önemli nadir toprak yatağı olan Kiruna yakınlarındaki Per Geijer sahasına ev sahipliği yaparken Estonya, AB içindeki ender nadir toprak ayırma tesislerinden biri olan Silmet'i işletmekte; Polonya, kıtanın en büyük bakır ve gümüş havzasını barındırmakta; Çekya'nın Cínovec yatağı Avrupa'nın en büyük sert kayaç lityum rezervleri arasında yer almakta; Slovakya'nın tungsten ve magnezyum, Bulgaristan'ın bakır, kurşun ve çinko kaynakları da bu tabloyu tamamlamaktadır. Romanya ise grafit, magnezyum, bakır, lityum ve kobaltı kapsayan stratejik bir kombinasyonla bu tablonun merkezinde konumlandırmaktadır. Üstelik AB tarafından kritik olarak sınıflandırılan 34 mineralin 22'sine sahip olduğu değerlendirilen Ukrayna, titanyum, mangan, grafit ve lityum başta olmak üzere İttifak için varoluşsal önem taşıyan bir mineral portföyüne sahiptir.

Bu durum, marjinal bir katkının ötesinde gerçek bir stratejik varlığı temsil etmektedir. Karşılıklı bağımlılık çerçevesinden bakıldığında, söz konusu coğrafya İttifak için hem bir güvenlik kaynağı hem de bağımlılığını kırmaya yönelik kritik bir kaldıraç noktasıdır. CRMA'nın yüzde altmış beşlik çeşitlendirme hedefine ulaşmak kısmen yakın, istikrarlı ve ittifak değerleriyle uyumlu kaynaklara ihtiyaç gerektirmektedir. NATO'nun doğu kanadı, bu üç kriteri birden karşılamaktadır.

Ne var ki bu coğrafya, uzun süre güvenlik tüketicisi olarak konumlandırılan bir bölgeyi temsil ettiğinden, stratejik açıdan yetersiz biçimde değerlendirilmiştir. Mart 2025'te Avrupa Komisyonu, CRMA kapsamında 13 üye devlette 47 stratejik proje belirlemiştir. Bu projelerin üçü doğrudan Romanya'ya aittir ve yaklaşık 615 milyon avroluk yatırıma karşılık gelmektedir: Gorj ilindeki Baia de Fier grafit projesi, havacılık ve savunma alaşım piyasasına doğrudan beslenecek olan Hunedoara'daki Budureasa magnezyum projesi ve Avrupa'nın ikinci büyük bakır yatağı niteliğindeki Rovina projesi. Bu projeler spekülatif keşifler değil; sermaye, izin ve siyasi irade bekleyen bankacılık açısından işletilebilir varlıklardır.

Bükreş 9: Jeopolitik Potansiyeli Stratejik Kaldıraca Dönüştürmek

NATO'nun birçok formu ve koordinasyon mekanizması bulunmaktadır; ancak bunların çok azı bu özgül sorunun çözümüne uygun bir mimariye sahiptir. Kuzey Atlantik Konseyi, 32 üye arasında uzlaşı hızıyla hareket etmekte ve kritik mineraller gibi teknik uzmanlık gerektiren ancak ulusal çıkarların sık çatıştığı alanlarda etkin karar almakta yetersiz kalmaktadır. AB kurumları düzenleme ve finansman açısından vazgeçilmez olmakla birlikte, askeri planlama döngüleriyle senkronize değildir. Mayıs 2026'da Bükreş'te gerçekleştirilen B9 ve Nordik Müttefikler Zirvesi'nde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, "Karadeniz'den Arktik’e uzanan bu toplantının, birliğimizi ve her yönden gelen herhangi bir tehdide karşı birlikte durmakta kararlı olduğumuzu gösterdiğini" vurgularken, formatın güvenlik tehdidi algısını aşan bir ortak faaliyet zemini olarak olgunlaştığına da dikkat çekmiştir. Zirvenin ana mesajı, Ankara'daki NATO Zirvesi'ne doğru "daha güçlü bir Avrupa içinde daha güçlü bir NATO" vizyonunu oluşturmak üzerine kurgulanmış; bu da B9'un doğu kanadının stratejik gündemini şekillendirme konusundaki meşruiyetini tescil etmiştir.

Romanya ve Polonya'nın 2015 yılında Kırım'ın ilhakının ardından kurduğu B9 formatı, Bulgaristan, Çekya, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve Slovakya'yı bir araya getirmekte ve bu dokuz üye toplu olarak doğu kanadının mineral zenginliğinin büyük bölümünün üzerinde oturmaktadır. Bunun ötesinde, format üyelerinin madencilik sektörlerine yönelik Çin etkisi vektörleri ve Rus dezenformasyon operasyonları konusunda ortak bir risk profiline sahip olması, platformun bütünsel bir stratejik duyarlılık geliştirmeye elverişli olduğuna işaret etmektedir. Format yeterince küçüktür ki harekete geçebilsin; yeterince büyüktür ki önemi olsun; Brüksel ve Washington'la zirve mekanizmaları aracılığıyla doğrudan bağlantılıdır.

Bu zemin üzerinde B9 formatının kritik mineraller boyutunda üç somut uzantıya ihtiyaç duyduğu değerlendirilebilir.

Birincisi, yapay zekâ destekli bölgesel jeolojik haritalama inisiyatifinin hayata geçirilmesidir. Üye devletlerin çoğunluğu Sovyet dönemi ya da erken post-komünist jeolojik araştırmalarla çalışmaya devam etmektedir. Bu araştırmaların modernizasyonu ülke başına on milyonlarca avroya mal olabilmektedir; ancak dokuz devletin metodoloji, veri mimarisi ve tarihsel veri setleri üzerinden eğitilmiş yapay zekâ modellerini paylaşması halinde bu maliyetin marjinal etkisi belirgin biçimde azalmaktadır. Bu çabadan ortaya çıkacak olan B9 mineraloji kadastrosu, Avrupa Yatırım Bankası ve ABD Kalkınma Finansmanı Kurumu'nun orantılı ulusal katkılarla ortak finanse edebileceği standart bir varlık tabanı oluşturacaktır. Lahey taahhüdü kapsamında savunma harcamalarının yüzde bir buçuğuna düşen bu pay, doğrulanabilir, caydırıcılığı güçlendirici ve kalıcı nitelikte bir yatırım türünü meşrulaştırmaktadır.

İkincisi, kritik minerallerin B9 askeri planlamasına entegre edilmesidir. NATO'nun belirlediği on iki savunma-kritik hammadde için dağıtık depolar ve kriz kullanım antlaşması ile desteklenen bölgesel bir stoklama düzenlemesi, İttifak'ın karşı karşıya olduğu en akut güvenlik açığını kapatacaktır: acil bir kriz döneminde ani bir tedarik kesintisi. Galyum, germanyum ve neodimyum-demir-bor mıknatıslarındaki darboğazları simüle eden yıllık tedarik zinciri stres testi tatbikatları, Soğuk Savaş döneminin POL (petrol, yağ ve yakıt) egzersizlerinin bu alan için işlevsel karşılığı olarak tasarlanabilir. Bunların yanı sıra, emekli askeri teçhizattan ve maden atıklarından kritik materyallerin geri kazanılmasını içeren "tam değer madenciliği" üzerine kapsamlı bir B9 müzakeresi, geri dönüşümün artık yeşil ekonomi ideali değil operasyonel bir stratejik disiplin olduğunu kurumsal düzeyde tescil edecektir.

Üçüncüsü, bölge genelindeki madencilik projelerini hedef alan dezenformasyon kampanyalarına koordineli bir stratejik iletişim yanıtı oluşturulmasıdır. Romanya'nın CRMA kapsamında stratejik proje statüsü kazanan Rovina bakır projesi bu konuda çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır: Proje, açık çevresel ve ekonomik faydalarına karşın mahkemede itirazlarla karşılaşmış ve organik olmayan kaynaklara işaret eden koordineli anlatıların hedefi haline gelmiştir. Benzer örüntüler Cínovec, Kiruna ve Polonya'daki çeşitli sahalarda da gözlemlenmiştir. Riga'daki NATO Stratejik İletişim Mükemmeliyet Merkezi ile koordineli çalışacak ortak bir B9 StratCom hücresi, bu kampanyaları bölgesel ölçekte izleyebilir, ilişkilendirebilir ve yanıtlayabilir; aynı zamanda meşru projelerin gerektirdiği şeffaflık ve topluluk katılımı rehberlerini geliştirebilir. Bu alandaki pozitif anlatı son derece güçlü olmasına karşın yetersiz kullanılmaktadır: kritik mineraller kendi başına çıkarılmaz, İttifak'ın özerkliğini ve caydırıcılık kapasitesini mümkün kılar.

Değer Zincirinde Yukarı Çıkamamak: Yapısal Bir Tuzak Riski

Bu fırsatı hayata geçirmeye girişmek, başarısızlık biçimlerine karşı göz açık tutmayı gerektirmektedir. İlk ve en kalıcı risk, değer zincirinin en alt basamağında kalmak, yani ham cevheri küresel piyasanın en yüksek teklifine ihraç etmeye devam etmektir. Doğu kanadı devletlerinin, çıkardıkları cevheri rafine etmeksizin ihraç etmeleri halinde, tarihsel olarak bölgenin Avrupa ekonomisindeki hammadde tedarikçisi rolünü yeniden üstlenmiş olacakları ve asıl stratejik değerin bulunduğu rafine ve aşağı akış işleme aşamalarındaki kazanımlardan yoksun kalacakları açıktır. CRMA ve ABD Kalkınma Finansmanı Kurumu'nun öz sermaye katılımının tam anlamıyla yarattığı stratejik farkın özü, işte bu orta akış aşamalarında yoğunlaşan marjlarda, istihdam fırsatlarında ve güvenlik çıktılarında yatmaktadır.

İkinci risk, kurumsal parçalanmışlıktır. Romanya'nın mevcut izin çerçevesi, tek bir koordinatör olmaksızın birden fazla bakanlığa bölünmüş durumdadır ve komşu devletlerin büyük çoğunluğu benzer yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. CRMA'nın öngördüğü hızlandırılmış izin süreçleri ciddi bir idari reformsuz elde edilemeyecektir; zira mevcut süreçler beş ila on yıl arasında uzayabilmektedir. B9 ülkeleri bu alanda düzenleyici yakınsama sağlamadan, tek tip veri standartları geliştirmeden ve izin mekanizmalarını eşleştirmeden, bölgesel mineral güvenliğini tutarlı biçimde gerekçelendiremeyecektir.

Üçüncü risk, bilgi ortamının ihmal edilmesidir. Madencilik faaliyetlerini hedef alan dezenformasyon saldırıları seçim dönemlerinde daha da sertleşmekte ve projeler duyurudan inşaata geçtikçe yoğunlaşmaktadır. Bu sorunun bir ikinci derece etken olarak değil, proje tasarımının bütünleşik bir parçası olarak ele alınması gerekmektedir. Sahada tutarlılıkla gözlemlenen bu örüntü, hibrit tehdit vektörlerinin ekonomik stratejiyle ne denli iç içe geçtiğini göstermekte; dolayısıyla güvenlik angajmanı ile yatırım stratejisinin aynı anda yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.

Ankara Zirvesi'ne Giden Yol: Türkiye'nin Konumu

36.NATO Zirvesi'ni 7-8 Temmuz 2026'da Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ağırlayacak olan Türkiye, Avrupa'yı, Karadeniz'i, Doğu Akdeniz'i, Kafkasya'yı ve Orta Doğu'yu birbirine bağlayan özgün konumuyla İttifak tartışmalarına belirleyici bir perspektif kazandırabilecek ülke olarak öne çıkmaktadır. NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Nisan 2026'da gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinde ASELSAN tesislerini ziyaret etmesi ve Ankara Zirvesi'ne bağlı savunma sanayi forumunun NATO tarihinin en büyük endüstriyel etkinliğine dönüştürüleceğini ilan etmesi, savunma sanayi temelli güvenlik anlayışının İttifak'ın yeni merkezi söylemi haline geldiğini tescil etmektedir.

Türkiye, kritik mineral güvenliği bağlamında hem bölgesel hem de küresel bir aktör konumundadır. Bor, feldspat, bentonit ve zeolit başta olmak üzere çok sayıda kritik hammaddede önemli rezervlere sahip olan Türkiye; coğrafi konumu itibariyle Orta Asya ve Orta Doğu kaynaklı mineral tedarik yolları üzerinde stratejik bir transit noktası işlevi görmektedir. TPAO'nun Afrika'daki enerji hamlelerinde gözlemlenen çeşitlendirme mantığının kritik minerallere uygulanması, Türkiye'nin NATO'nun tedarik zinciri dayanıklılık gündemindeki rolünü somutlaştırabilecektir. Aynı zamanda Türkiye'nin Rusya ve Çin'le sürdürdüğü ekonomik ilişkiler, bu aktörlerin mineral araçsallaştırma stratejilerini yakından takip etme kapasitesi sağlamakta ve İttifak içindeki stratejik değerini pekiştirmektedir.

Ankara'da düzenlenecek NATO Savunma Sanayi Forumu, İttifak'ın gelecekteki savunma-sanayi önceliklerini, tedarik zinciri koordinasyonunu ve üye devlet sanayileriyle işbirliğini çok daha görünür ve operasyonel bir biçimde ilerletebileceği bir platforma dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için kritik minerallerin Ankara'da yalnızca teknik bir gündem maddesi olarak değil, İttifak'ın stratejik özerkliğini belirleyecek bir temel politika meselesi olarak ele alınması gerekmektedir.

Sonuç: Güvenlik Tüketicisinden Stratejik Sağlayıcıya

Karşılıklı bağımlılık kuramı, asimetrik bağımlılık ilişkilerinin güç dengesini nasıl şekillendirdiğini açıklar. Doğu kanadı, bu çerçevede uzun yıllar boyunca İttifak'ın sağladığı güvenlik garantisinin alıcısı konumunda kalmıştır. Kritik mineraller gündemi, bu tarihi asimetriyi tersine çevirecek ilk büyük çaplı dosyayı temsil etmektedir: bölge, İttifak'ın gerçekten ihtiyaç duyduğu kaynakları barındırmaktadır.

FORGE gibi 54 ulusu kapsayan yeni koordineli mineral platformlarının inşası, stratejik mineral rezervi oluşturmaya yönelik Project Vault'un başlatılması ve G7 bünyesindeki Kritik Mineral Üretim İttifakının şekillendirilmesi gibi gelişmeler, Batılı güvenlik topluluğunun bu meydan okumayı ciddiye aldığını göstermektedir. Ancak bu küresel koordinasyon çabalarının anlamlı bir sonuç üretebilmesi, yalnızca kurumsal çerçevelere değil, somut mineral varlıklarını fiilen barındıran bölgesel koalisyonlara dayanmak zorundadır. B9 bu koalisyonun doğal çekirdeğidir.

NATO'nun 2030'lardaki caydırıcılığının kontrol ettiği tedarik zincirlerine mi yoksa Çin'in iyi niyetine mi dayandığı büyük ölçüde bu dönüşümün ne ölçüde kurumsal bir mekanizmaya dönüştürüleceğine bağlıdır. Bunu belirleyecek olan ise Ankara'da masa başında oturacak liderlerin, doğu kanadının güvenlik tüketicisi olmaktan stratejik sağlayıcıya geçişinin tam olarak başladığını nihayet fark edip etmeyecekleridir.

Kaynakça

Adamas Intelligence. (2026). How much rare earths does an F-35 really contain? https://www.adamasintel.com/how-much-rare-earths-does-an-f-35-really-contain/

Andersen Institute. (2026). China's export control architecture and its use of critical minerals as strategic pressure points. https://anderseninstitute.org/chinas-export-control-architecture-and-its-use-of-critical-minerals-as-strategic-pressure-points/

Avrupa Birliği. (2024). Critical Raw Materials Act (Regulation (EU) 2024/1252). Avrupa Birliği Resmî Gazetesi.

Center for Security and Emerging Technology [CSET]. (2025). Ministry of Commerce Notice 2025 No. 61: Announcement of the decision to implement controls on exports of rare earth-related items to foreign countries. https://cset.georgetown.edu/publication/mofcom-notice-2025-61/

CMS Law. (2026). China tightens export controls on rare earths: Takeaways for global businesses. https://cms.law/en/chn/legal-updates/china-tightens-export-controls-on-rare-earths-takeaways-for-global-businesses

EUalive. (2026). NATO eastern flank and Nordic allies pledge stronger deterrence at Bucharest B9 summit. https://eualive.net/nato-eastern-flank-and-nordic-allies-pledge-stronger-deterrence-at-bucharest-b9-summit/

International Institute for Strategic Studies [IISS]. (2025). Critical raw materials and European defence. https://www.iiss.org/globalassets/media-library---content--migration/files/research-papers/2025/03/iiss_critical-raw-materials-and-european-defence_25032025.pdf

Karve International. (2024). The impact of China's rare earth supply chain monopoly on national security. https://www.karveinternational.com/insights/the-impact-of-chinas-rare-earth-supply-chain-monopoly-on-national-security

Mayer Brown. (2025). PRC announces new export controls on rare earth and battery materials and technology. https://www.mayerbrown.com/en/insights/publications/2025/10/prc-announces-new-export-controls-on-rare-earth-and-battery-materials-and-technology

NATO. (2024). NATO releases list of 12 defence-critical raw materials. https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_231765.htm

NATO. (2025). The Hague Summit Declaration. https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2025/06/25/the-hague-summit-declaration

NATO. (2026). NATO Secretary General at B9 and Nordic Allies Summit in Bucharest: We need a stronger Europe in a stronger NATO. https://www.nato.int/en/news-and-events/articles/news/2026/05/13/nato-secretary-general-at-b9-and-nordic-allies-summit

NATO. (t.y.). Defence expenditures and NATO's 5% commitment. https://www.nato.int/en/what-we-do/introduction-to-nato/defence-expenditures-and-natos-5-commitment

Small Wars Journal. (2026). NATO's critical minerals security runs through the eastern flank: Why Bucharest 9 should lead it. https://smallwarsjournal.com/2026/06/29/natos-critical-minerals-security-runs-through-the-eastern-flank-why-bucharest-9-should-lead-it/

Doç.Dr. Anıl Çağlar ERKAN
Doç.Dr. Anıl Çağlar ERKAN
Tüm Makaleler

  • 03.07.2026
  • Süre : 3 dk
  • 105 kez okundu

Google Ads