Ukrayna ile İmzalanması Muhtemel Kritik Mineraller Anlaşmasının ABD’nin Mineral Güvenliğine Etki Etmesi Ne Kadar Olası?
Bu anlaşma genel çerçevede ABD'nin mineral tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek, Çin ve Rusya gibi ülkelere olan bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Ukrayna ile imzalanması planlanan kritik mineraller anlaşması, ABD'nin mineral güvenliği üzerinde nasıl bir etki yaratacak merak konusu. Zira anlaşma çok önemli bir adım olarak nitelendirilirken ABD’nin mineral güvenliği konusunda ne ölçüde ilerleme kaydetmesi olasılığı pek gündeme getirilmeyen bir mesele gibi görünüyor. Bununla birlikte söz konusu anlaşma genel çerçevede ABD'nin mineral tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek, Çin ve Rusya gibi ülkelere olan bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Buna karşın bir takım hususların tam anlamıyla net olmadığını da göz ardı etmemek gerekir. Nitekim madencilik uzun vadeli bir çabadır; bu nedenle ABD önümüzdeki 20 yıl boyunca fayda sağlayamayabilir. Bu doğrultuda söz konusu anlaşmanın imzalanmasının ABD mineral güvenliğine kısa sürede olumlu yönde katkı yapmayacağını bir takım argümanlarla desteklemek mümkündür.
Bunlardan ilki Ukrayna'nın nadir toprak elementlerinin ve diğer stratejik materyallerinin ticari olarak madencilik için uygun olup olmadığına dair çok sınırlı verinin olmasıdır. Öyle ki Ukrayna Jeoloji Araştırmaları’nın geçmiş yıllardaki önde gelen yetkililerine göre ülkedeki nadir toprak elementleri rezervlerinin modern anlamda bir değerlendirmesi yoktur. Bununla birlikte mevcut haritalandırmalar ise 30-60 yıl önce Sovyetler Birliği tarafından eski keşif yöntemlerine dayanarak yapılmıştır. Nitekim en başta maden yataklarının ticari uygulanabilirliğini etkileyen bir takım hususlar göz ardı edilmiştir. Zira maden yataklarının ticari uygulanabilirliğini etkileyen hususlar arasında derinlik, cevher derecesi, yan ürünler ve konum yer almaktadır. Dolayısıyla bu gibi veriler tam anlamıyla doğrulanmadan madencilik şirketlerinin potansiyel olarak uygulanamaz yataklara yüz milyonlarca dolar yatırım yapma riski alması pek olası değildir. Bu doğrultuda Ukrayna’nın halihazırda kapsamlı bir jeolojik haritalandırma yapması gerekmektedir.
Buna karşın rezervler belirlendikten sonra küresel olarak bir maden geliştirme ortalama 18 yıl sürmektedir. Bununla birlikte bir nadir toprak elementi maden ve ayırma tesisi inşa etmek ise 500 milyon dolar ile 1 milyar dolar arasında bir maliyet gerektirmektedir.
Bir diğer önemli husus ise savaşın ülkedeki kritik altyapıları büyük oranda tahrip etmesidir. Zira bilhassa enerji altyapıları madencilikle doğrudan ilişkilidir. Çünkü bilindiği üzere madencilik dünya çapında en fazla enerji tüketen sektörlerin başında gelmektedir. Buna karşın savaş sırasında Ukrayna’nın elektrik üretim kapasitesinin neredeyse yarısında fazlası Rusya tarafından işgal edilmiş, hasar görmüş ya da imha edilmiştir. Nitekim gelinen noktada Ukrayna, savaş öncesi elektrik kapasitesinin yalnızca üçte biriyle kalmıştır. Dolayısıyla maden arama veya üretimine başlanması için enerji altyapısının önemli ölçüde genişletilmesi gerekecektir.
Bir diğer önemli husus ise uluslararası madencilik şirketlerinin Ukrayna gibi savaşın devam ettiği bir ülkede yatırım yapma konusunda istekli olup olmadığıdır. Nitekim genel olarak dünyanın çeşitli yerlerinden madencilik şirketlerinin Ukrayna’da devam eden güvenlik riski nedeniyle uzun vadeli yatırımlar yapmaktan çekindikleri bilinmektedir. Bu doğrultuda taraflar arasında imzalanması muhtemel olan anlaşmada güvenlik garantilerinin olmaması bu durumu daha da komplike bir hale getirmektedir. Öyle ki yeni bir madenin 50 yıl süreyle çalışabileceği göz önüne alındığında madencilik şirketlerinin Ukrayna’da uzun vadeli yatırımlar yapmaktan çekinmesi önemli bir sorun haline gelecektir.
Şunu da belirtmek gerekir. Ukrayna’daki önemli maden bölgelerinin Rusya’nın kontrolü altında olmasıdır. Öyle ki bu elementlerin olduğu bölgelerin çoğu Ukrayna Kristal Kalkanı'nın güneyinde, çoğunlukla Azak Denizi'nin altında bulunuyor. Bu bölgelerin çoğu şu anda Rus işgali altındadır. Bu doğrultuda Ukrayna Ekonomi Bakanı Yulia Svyrydenko'ya göre, Rus işgali altındaki bölgelerde şu anda 350 milyar dolar değerinde kaynak bulunuyor. Nitekim 2022 yılında yapılan bir araştırmada, Rusya'nın Ukrayna'nın kömür madenlerinin yüzde 63’ünü; manganez, sezyum, tantalum ve nadir toprak yataklarının yarısını işgal ettiği belirtilmişti. Bu zaten önemli bir sorun iken Putin’in, yalnızca Rusya'da değil, aynı zamanda Rusya'nın işgal ettiği topraklarda bulunan mineraller için kendi mineral anlaşması müzakerelerine girmeye istekli olduğunu duyurması konuyu farklı bir boyuta taşımaktadır.
Sonuç olarak, Ukrayna ile imzalanması muhtemel kritik mineraller anlaşmasının ABD'nin mineral güvenliği üzerindeki etkisi, çeşitli karmaşık faktörler tarafından şekillendirilmektedir. Anlaşmanın, ABD'nin mineral tedarik kaynaklarını çeşitlendirme ve Çin ile Rusya'ya olan bağımlılığı azaltma hedefleri doğrultusunda önemli bir adım olarak görülmesine rağmen, bu sürecin kısa vadede olumlu sonuçlar doğurması beklenmemektedir. Ukrayna'nın mevcut jeolojik verilerinin yetersizliği, savaşın altyapı üzerindeki yıkıcı etkileri ve uluslararası madencilik şirketlerinin güvenlik kaygıları gibi pek çok engel, bu anlaşmanın potansiyel faydalarını sınırlamaktadır.
Ayrıca, Rusya'nın işgal ettiği bölgelerdeki önemli maden rezervleri, bu durumun daha da karmaşık hale gelmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla, ABD'nin mineral güvenliğini artırma çabalarının başarılı olabilmesi için, öncelikle Ukrayna'nın jeolojik potansiyelinin tam olarak değerlendirilmesi, enerji altyapısının yeniden inşası ve uluslararası işbirliklerinin güçlendirilmesi gerekmektedir.