ABD’nin Venezuela Müdahalesi Bir Başlangıç mı?
ABD, Venezuela liderlerinin 25 yıldır "kamu güvenini kötüye kullandıkları ve bir zamanlar meşru olan kurumları yozlaştırarak tonlarca kokaini Amerika Birleşik Devletleri'ne ithal ettikleri’’ Amerikan medyasını dahi inandıramadıkları suçlamalarıyla New York güney mahkemesinde bir yargıcın haklarında açtığı dava bahane edilerek bir askeri müdahale ile Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini paketleyip yargılamak üzere Amerika New York’a getirdi.
Dünya siyaseti, yeni yılın ilk günlerine hızlı bir giriş yaptı. Avrupa’da Rusya-Ukrayna savaşının ateşkes ve barış görüşmeleri devam ederken ABD, Venezuela liderlerinin 25 yıldır "kamu güvenini kötüye kullandıkları ve bir zamanlar meşru olan kurumları yozlaştırarak tonlarca kokaini Amerika Birleşik Devletleri'ne ithal ettikleri’’ Amerikan medyasını dahi inandıramadıkları suçlamalarıyla New York güney mahkemesinde bir yargıcın haklarında açtığı dava bahane edilerek bir askeri müdahale ile Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini paketleyip yargılamak üzere Amerika New York’a getirdi.
Birleşmiş Milletler kararı alınmadan ABD’nin yürüttüğü harekatın uluslararası ilişkiler açısından yasal olup olmadığını tartışmak yerine ABD’nin Güvenlik Stratejisi bakımından ne/neler yapmaya çalıştığını anlatmaya ve yorumlamaya çalışacağım.
Bir devlet başkanına bir başka devlet tarafından operasyon yapılarak, operasyon yapan devlet yargısı tarafından yargılanmak üzere görevinden uzaklaştırılması dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Bu operasyon bazı yorumcular tarafında DÜNYADA İLK olduğu söylense de bir benzeri 1989 yılında Panama Devlet başkanının ‘’uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama’’ suçlarını işlediği gerekçesiyle Panama, ABD tarafından İŞGAL edilmiş ve Devlet başkanı Manuel Noriega ABD’ye götürülüp yargılanarak 30 yıl hapse mahkûm edilmiştir. Ancak ABD’nin Latin Amerika’ya bu güne kadar yaptığı müdahalelerin sonuncusu olduğunu düşünmek yanlış olur. Bu harekât ABD’nin sonraki hamlelerinin zeminin hazırlamaktadır.
ABD’nin Güvenlik Stratejisi aslında kurucu felsefesi ile ortaya çıkmasına rağmen belirgin bir biçimde 1824’den itibaren Monroe Doktrini çerçevesinde yürütülmektedir. Bu doktrin ile ABD’nin güvenliğinin, fikri, ekonomik, özgürlük anlamlarında gelişiminin ve en önemlisi DÜNYA HÂKİMİYETİNİN eski dünyanın (İngiltere, Fransa, Rusya gibi) Batı Yarımkürede faaliyet ve nüfuzlarının bir daha geri gelmemek üzere yok edilmesinden geçtiği ve Amerikan başkanlarının da Amerikan dış politikasını bu yönde takip ettiği Kenneth N. Waltz tarafından Uluslararası Politika Teorilerinin irdelendiği (Theory of International Politics) adlı kitabında açıkça ifade etmektedir.
Özgürlükler ülkesi olarak nam salmış bir ülkenin bu nüfuz alanı kontrolu çerçevesinde Batı Yarımkürede demokrasiyi hâkim kılmak yerine diktatörlük dahi olsa (hatta diktatoryal yönetimler daha uygundur) kendisine biat etmiş her türlü yönetim ile işbirliği yaptığı ve yapacağı açıktır. Asıl amaç dünyanın toplam üretiminin yaklaşık %25’ine tek başına sahip olan ABD’nin, öncelikle üretiminin devam etmesi ve ürettiği malları dünya pazarına arz etmesi maksadıyla enerjiye, hammaddeye erişimin kolaylaşması, ticaret yollarının hiç bir kısıtlamaya tabi olmamasıdır. ABD bu amaç doğrultusunda uluslararası hukuk ve etik kurallarını hiçe sayarak her zaman her türlü girişimde bulunacaktır.
Venezuela konusuna gelecek olursak; BM raportörünün Şubat 2024’te bu ülkeye yaptığı ziyaretten sonra yayımladığı raporda dikkat çektiği üzere %82’si yoksul olan ve %52’sinin temel gıdaya dahi ulaşamadığı derin yoksulluk içinde olan bir ülkedir. Yalnızca bu veri bile ülkenin içinde bulunduğu kötü durumu anlamaya yetecektir. Ancak açıklanan son rakamlara göre, ham petrol rezervleri bakımından dünya genelinde dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmakta ve listenin zirvesinde 303,22 milyar varillik rezerviyle Venezuela ilk sırada bulunmaktadır. Venezuela’yı sırasıyla 267,19 milyar varil ile Suudi Arabistan, 208,60 milyar varil ile İran izlemektedir.
Yukarıda bahsedilen iki ekonomik veri bir biri ile uyumlu olmayan bir resim çizmektedir. Aslında bu tablonun oluşmasında ABD’nin uyguladığı ambargo sonucu olduğunu söylemek doğru olacaktır. Yıllarca azim ve sebatla uygulanan DEVLET POLİTİKALARI neticesinde, Askeri Terminolojide ‘’Muharebe Alanının Şekillendirilmesi’’ ilkesine karşılık gelecek şekilde ABD’nin hedef ülkeyi şekillendirdiği açıktır. Elbette tek neden ABD ambargosu değildir. Güney Amerika ülkelerinin hemen hemen hepsinin dikta rejimleri ile yönetilmesi siyasi istikrarsızlık, rüşvet, kötü yönetim, seçimle iktidara gelinmişse dahi uyuşturucu kartelleri ile işbirliği yapmadan iktidarda kalınamaması gibi nedenler çok iyi zemin hazırlamaktadır. Venezuela özelinde Maduro öncesi Hugo Chavez’in ülkedeki yabancı petrol şirketlerinin imtiyazlarını iptal ederek kapı dışarı etmesi neticesinde (ABD’nin kısa ve kolay yoldan enerjiye erişimine sekte vurulması) teknoloji transfer edip petrol çıkaracak destek bulamaması, üretimin sınırlı ve eski teknoloji ile yapılması elde edilen gelirin ülke çapında refah yaratamaması ana sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Öyleyse ABD’nin ilgi alanında bulunmasının nedeni yalnızca yukarıda veriler ışığında Venezuela’nın petrol rezervi zengini olması mıdır?
Venezuela’nın Amerika’nın ilgi alanında bulunması özellikle petrol ve altın olmak üzere zengin doğal kaynakları gibi ekonomik verilerin yanında Güney Amerika kıtasının en kuzey ucunda bulunması nedeniyle, Panama Kanalı, Karayip Denizi ve Meksika Körfezini güneyini kontrol altında tutması Venezuela’nın coğrafi konumunun jeopolitik ve jeostratejik anlamda önemini gözler önüne sermektedir (Harita 1 – Kapak Resmi).
ABD’nin bu türlü agresif müdahaleleri yeni değildir. Ekonomik çıkarının zedelendiğini veya dünya üzerindeki kritik noktaların rakiplerinin nüfuz alanına girdiğini düşündüğü andan itibaren harekete geçmektedir. Örneğin Panama Kanalının Amerikalılar tarafından inşa edilip işletilmesinden itibaren geçen inişli çıkışlı dönemlerden sonra ABD başkanı Jimmy Carter ve Panama Başkanı Omar Torrijs arasında 1977 yılında varılan anlaşma gereği kanal 31 Aralık 1999 yılında Panama’nın egemenliğine devredilmiştir. Trump yönetimi, Panama Kanalı geçiş ücretlerinin pahalı olması ve Panamanın Çin ile yakınlaşması nedeniyle kanalın Çin kontrolüne geçtiğini iddia ederek Kanalı geri alacaklarını bir çok kez dile getirmiştir.
Bu konuda başka bir örnek ise Aden Körfezinde Yemenli Husilerin ticari gemilere yaptıkları saldırılar nedeniyle Kızıldeniz ve elbette Süveyş Kanalının Asya-Avrupa/Akdeniz Havzasının ticaretini, enerji akışını aksatması karşısında Afrika Boynuzunda yer alan (Harita 2) ve Aden körfezinin güvenliğine oldukça katkı sağlayacak Somali’den kısa süre önce ayrılan Somaliland’ın derhal ABD tarafından tanınarak dünya siyasetine sokulmasıdır.
Harita 2
İki kutuplu dünya düzeninin çok kutuplu bir dünya düzenine evrilme yolunda ABD ve Rusya’dan başka AB ve Çin ön plana çıkmaktadır. Hali hazırda bu rakiplerden ABD karşısında askeri anlamda dengeleyici yalnızca Rusya görünmekte ancak ABD’nin ekonomik gücüne halen yaklaşabilen Çin’den başka bir ülke bulunmamaktadır.
Son yıllarda ABD’nin AB’yi kendi güvenlik ve savunma birliklerini kurmalarına zorlaması, Rusya’ya karşı bir askeri denge mekanizması oluşturmak istemesinden kaynaklanmaktadır. ABD’nin Afganistan ve Orta Doğu gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan askeri varlığını azaltarak Asya-PASİFİKTE bir SIKLET MERKEZİ oluşturmak maksadıyla güçlerini teksif etmesine olanak sağlamaktadır. Çünkü Asya-PASİFİK bölgesi ile Deniz Ticaret yollarının ASYA’ya ulaşması ve Asya’nın da bu yollarla dünya pazarına açılarak ABD’nin ekonomik hegemonyasını kırmaya yaklaşması Çin’in sınırlandırılması yönünden önem arz etmekte ve ABD bu sınırlamayı Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Hindistan gibi ülkelerle yaptığı anlaşmalarla sağlamlaştırma yoluna gitmektedir. Elbette Çin’de satranç tahtasında ‘‘KUŞAK YOL PROJESİ’ ile (Harita 3) denizden sınırlandırılmaya çalışılan ekonomik gücünü kara yolu ile desteklemek, aynı zamanda ABD’nin kontrolündeki ticaret yollarını by-pass etmek için Çin’in Orta Amerika’da nüfuz elde etmeye çabası neticesinde Nikaragua’da Nikaragua Kanalını (Harita 4) Panama Kanalına alternatif olarak 22 Aralık 2014 yılından itibaren inşa etme girişimi örnek olarak gösterebiliriz.
Harita 3
Harita 4
Bu projenin inşasının başlamamış olmasının görünürdeki ana nedeninin, projenin imtiyazını elinde bulunduran Çin şirketinin 2015-2016 yıllarındaki Çin borsasındaki çöküşü olsa da, projenin hayata geçirilmesinin Atlantik-Pasifik arasındaki ticaret yolunun ABD’nin tekelinden çıkacağı öngörüldüğünde duruma başka etkenlerin de dahil olduğunu söylemek sanırım uygun olur.
Peki ABD’nin bir sonraki hamlesi ne olacaktır? Amerika’nın görünüşte göçmen politikası ve uyuşturucu kartellerinin Meksika’dan ABD’ye uyuşturucu sevkiyatlarını sürekli gündemde tutması Panama Hükümetinin kanalın devir anlaşmasınasın hilafına hareket ettiği açıklamalarından hareketle Venezuela operasyonundan sonraki hedefin/hedeflerin Meksika ve Panama olacağı aşikardır.
Meksika’ya yapılacak harekatın askeri yönden değerlendirilmesi neticesinde hem coğrafyasının Venezuela’ya nazaran (Harita 5) dağlık ve engebeli oluşu (Harita 6),
Harita 5
Harita 6
Meksika kartellerinin hükümet güçleri ile giriştiği silahlı mücadelede tecrübeli bir kadroya sahip olması, yine ABD demografik yapısı içinde yalnız 40 milyon Meksika kökenli, Latin kökenlilerin ise toplamda 68 milyon kadar olması, bu nüfusun ABD’nin en zengin eyaleti olan Kaliforniya’da %40 civarında, yine Latin Amerikalıların Kaliforniya dışında Teksas, New Meksiko, Arizona ve Florida gibi eyaletlerde yoğunluk arz etmesi ABD’nin Meksika’ya karşı icra edeceği harekatta göz önünde bulundurması gereken iç dinamik riskleridir.
Facts about U.S. Latinos for Hispanic Heritage Month | Pew Research Center
Yukarıda açıkladığım risk unsurları nedeniyle ABD’nin sırada iki hedefi bulunduğunu, bunlardan birincisinin Panama Kanalının kontrolünü tamamen ele geçirmek, ikincisinin ise Meksika hükümetinin TALEBİ ile yardım niteliğinde bir harekata yeltenmek olabileceğini değerlendiriyorum.
Sonuç olarak dünyanın iki kutuplu denge durumundan çok kutuplu bir denge durumuna geçişin sancıları arasında Rusya, Amerika, AB ve Çin karşılıklı hamlelerini yapmaya devam ederken oyuna daha tam olarak dahil olmayan Avustralya, Japonya, Hindistan hatta Pakistan gibi aktörlerin takınacağı tutumla birlikte Asya Pasifik bölgesinde çatışma rüzgarının esip esmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.