Site İçi Arama

strateji

Moskova’daki Terör Saldırısının Arkasında Kim Olabilir?

Moskova Terör Saldırısı, 2017’nin ilk saatlerinde 39 kişinin öldüğü, 71 kişinin de yaralandığı İstanbul Ortaköy’deki “Reina saldırısı”nın neredeyse birebir benzeri. AK-47 marka uzun namlulu silahlarının tetiğini çekenler ve konser salonunu yakanlar yakalandı, tetiği çektirenler ve maksatları biraz flu olsa o da belli.

Başkent Moskova’nın merkezine topu topu 20 kilometre mesafede, varoşlarındaki en şirin beldelerden biridir, Crocus. Moskova’nın periferisinde, çevresinde “Günebakan”, “Gündoğdu”, “Ayçiçeği” ya da Batı Anadolu’da sıkça söylenildiği gibi “Çiğdem” dir adı, bu şirin kasabanın.  Pandemiden sonra, ekonomik zorluklarla boğuştuğu savaş içerisinde “Picnic” grubunun ezgileriyle   bahar coşkusunu yaşamaktayken, kör bela terör ile karşı karşıya getirilmiştir. Coşkular bitsin tükensin istenilmiştir, hedefteki Rus halkı için. Neden, Başkan Putin’e teveccüh göstermiştir de ondan. Geçen seçimden bu yana seçmen sayısını 20 milyon daha arttırarak 75 milyon Rus seçmeni Başkan Putin’in arkasında safları sıklaştırmıştır. Ne yapılıp, edilip Rus halkının Putin’e göstermiş olduğu teveccüh cezalandırılmak istenilmiştir.  Önce ortalama bir Avrupalı Rusya’ya Rus halkına düşman haline getirilmiştir. Şimdi sormak lazım değil mi? 

Nasıl oldu da ortalama bir Avrupalı Rusya’yı ve Rus halkını kendine varoluşsal bir tehdit olarak görür hale getirildi? Fransız halkı İkinci Dünya Savaşı hemen sonrasında yüzde 57‘si ülkesinin SSCB sayesinde kurtarıldığını ifade ederken sadece yüzde 20’si ABD diyordu. Soğuk Savaş sonrası 1994 yılında rakamlar ABD lehine değişikliğe uğramıştı bile, yüzde 25’i SSCB derken, ABD diyenlerin sayısı yüzde 49’a yükselmiştir. 2004’te ise durum ABD lehine gelişmeye devam ederek yüzde 58; SSCB ise yüzde 20’ye düşmüş, şimdilerde ise Rusya ve Rus halkı düşman görülmeye başlamıştır. Bir tarafta “Medeni Batı Avrupa”, öte yanda ise “Doğulu Barbar Rusya.” Eskinin emperyal güçleri, ABD’nin kolonisi olmakta herhangi bir beis görmemişler, ekonomilerinin çökmesi uğruna Rusya’ya düşman kesilmişlerdir. İlginç değil mi?

Atlantik’in öte yakasındaki güç “öyle buyurmuştu”, Friedrich Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” (Thus spoke Zarthustra) der gibi. Ne diyordu, Zerdüşt, “Uçmak uçarak öğrenilmez, önce ayağa kalkmayı, yürümeyi, koşmayı, sıçramayı, tırmanmayı ve dans etmeyi öğrenmek gerek, bu işler tersine ve de meydan okunarak öğrenilmez.” Birinci Dünya Savaşında cepheye giden okuryazar Alman askerleri yanlarına İncil(Yeni Ahit)’e ilaveten ya Goethe’nin Faust’unu ya da Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabını alırlardı.  İşte bu nedenle Rus halkının Putin’e göstermiş olduğu teveccüh mutlaka cezalandırılmak istenilmiştir, cezalandırılmalıydı, öyle de yapılmıştır. Hem de toprağın canlanıp, doğanın uyandığı, bereketi simgeleyen ‘Nevruz’dan tam da bir gün sonra. ‘Yeni Gün’de, tohumun toprakla buluştuğu ve üretim muştusunun verildiği ilk günde 22 Mart 2024 tarihinde “Crocus Belediye Binası”nda yer alan ‘Crocus City Hall’ adlı konser salonuna ve insanların yüreklerine ateşler düştü, yandı, yakıldı ve kül oldu. Yeni Gün’ün şenliklerinde nice canlar toprağa düştü. 

Evet sevgili okurlar, bu nefret edilesi terör saldırısı sadece Crocus’un değil, tüm insanlığın bahar coşkusunu aldı, götürdü.  Farkındasınız değil mi? Nedense, salgın sonrası dünya bilinmeze giden yolculuğunda bir başka dönmeye başladı. Ne bileyim, felaket insanlıkla özdeşleşmeye başladı, gibime geliyor. Felaket tellallığı, çığırtkanlığı yapmak istemiyorum ama... Görüyorsunuz, dış dünyayı gözlemlediğimiz televizyon ekranları artık sadece katliam görüntüleri servis edilen bir aparata dönüşmüş durumdadır. Görüyoruz, ellerimiz ağzımızın içinde, insanın insana yaptığını, titreyerek, zaman zaman sarsılarak izliyoruz, çok üzülüyoruz ve hele ki de olaylarının perde arkasını biliyorsanız, kahroluyorsunuz. Kahrolmamak elde değil ki…  Yapılan kıyım, kırım, katliamları ve de soykırımı “Kutsal Savaş” olarak ilan eden ABD-İsrail vahşet ve dehşet ortaklığının terör ihraç etmedeki açılımları insanlığa karşı işlenen suçların tüm nevilerini birbiri peşi sıra sıralamağa devam etmesi insanın iliklerini donduruyor. Örnekler o kadar çok ki… 

İnsan Mezbahası haline getirilen, Gazze’de devam eden soykırımı gerçekleştiren ölüm makinası üzerindeki olumsuz algıyı tekrardan Müslümanlar üzerine çekebilmek adına, neler yapılmıyor ki. Düşünülen ve eyleme geçirilenler şeytanın bile aklına gelmeyeceği cinsten. Yapılanlar da “Soğuk Savaş” sonrası Hak dini İslam’ın ötekileştirilmesi adına yapılıyor. Neymiş, bütün bu yapılanlar? Efendim, yapılanın adı da teo-politik bir kavramla “Kutsal Savaş” olarak nitelendiriliyor.  O kadar ki, İsrail ordusu eski baş psikoloğu Reuven Gal’e göre 40 bine yakın Filistinlinin şehit edildiği saldırıların faili konumundaki İsrail askerlerin birçoğu tarafından “askerî operasyon olarak değil, kutsal savaş olarak” tanımlanmaktadır, hem de kendi yazılı medyasında. Örneğin, İsrail’in “Jerusalem Post” gazetesinde insan mezbahası haline getirilen Gazze’de yaşatılanlar “Kutsal Savaş” olarak betimlenmektedir.  (1) heyhat dediğinizi duyar gibi oluyorum. 

Öte yandan London Review of Books ya da New Left Review gibi prestijli İngiliz dergileri de her ne kadar İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımı sert dille tenkit eden makalelere alan açıyor olsalar da konu Rusya’ya geldiğinde “resmî devlet politikasını” takip etmekten geri durmamaktadırlar. Geçtiğimiz hafta, İngiliz gazeteci Piers Morgan’ın programına konuk olan Kültürel Çalışmaların Elvis Presley (The Elvis of Cultural Studies) ’i filozof Slovaj Zizek Putin’i “muhafazakâr dinci fanatik” olarak niteleyip, “Ukrayna’ya nükleer silah vermeliyiz; bunu bir solcu olarak söylüyorum” demekten kendini alamamıştır. (2) Dikkat buyurun, çağımızın tartışmasız fark yaratan filozofu Ukrayna’daki savaşı “Hıristiyan medeniyeti ile şeytanî Satanizm’in savaşı” olarak gördüğünü açıkça itiraf etmektedir. Rusya ile Müslümanları aynı potaya koymuş olduklarını hemen ilk bakışta ifade edelim, yani “ha Rusya ha Müslümanlar”, diyerek neredeyse Vatikan’ı, Papayı da arkalarına alıp “Rusya’ya Haçlı Seferi yapalım” diyecek. (2)

Evet Sevgili okurlar, Moskova Terör Saldırısı, 2017’nin ilk saatlerinde 39 kişinin öldüğü, 71 kişinin de yaralandığı İstanbul Ortaköy’deki “Reina saldırısı”nın neredeyse birebir benzeri. AK-47 marka uzun namlulu silahlarının tetiğini çekenler ve konser salonunu yakanlar yakalandı, tetiği çektirenler ve maksatları biraz flu olsa o da belli. Terör saldırısı dibine kadar planlı olduğu açık. Kremlin temkinli konuşsa da faillerin adresini de belli ettiler, açıkça ortaya koydular. Kim demeye, kimi gösterdiler demeye bile gerek yok? Adres belli: Kiev yönetimi. Saldırıyı yapanlar fiziki olarak belli olmasına karşılık, Rus halkının öfkesini ve bakış açısını Kiev’den uzaklaştırılması neredeyse olanaksız. Olayın saiki, yani özendirenler ise baştan beri Washington’un müesses nizamı ile Londra’nın derin devleti.  

Her iki güç de olayın itici gücünü oluşturmaktadır. ABD ve İngiltere büyükelçiliklerinin 7 Mart’ta Rusya’daki kendi vatandaşlarına toplu alanlardan kaçınmaları yönünde yaptığı uyarılar var ki, AB (D)’ nin bu olaya ne kadar yakın olduğunu göstermesi bakımdan ilginç. Terör saldırısını yapan teröristler Tacikistan uyruklu olması tesadüf değil. Türkiye’de son Kilise saldırısı da yine Tacik bir terörist tarafından yapılmıştır. Son dönemde yapılan terör saldırılarında Orta Asya’dan devşirilen teröristlerin ön plana çıktığını görülmektedir. Rusya’daki eylemi yapan teröristlerden birinin, Rusya’ya Türkiye üzerinden gitmesi de dikkat çekici. Sorulması gereken sorulardan birincisi terörist devşirmek ve yetiştirmek için Orta Asya’ya yönelmenin sebebi nedir? 

Bu arada söyleyelim, bu tür eylemlerde sadece Taciklerden değil, Uygur Türklerinden de Özbeklerden de faydalanılmaktadır. RF, öyle bir duruma getirilmiştir ki, DAİŞ’in diş bilediği ülkelerin başındadır. Suriye’ye akan Kafkasyalı Cihatçıların temel motivasyonu da Rusya’ya her cephede karşı koymak olarak belirlenmiştir. Ukrayna cephesinde aynen bunun böyle olduğunu biliyoruz. Ukrayna DAİŞ ilişkileri devlet dışı aktörle olan ilişkilerden çok farklı olduğunu söyleyebilirim. Orta Asya’daki Cihatçı kümeleri de İdlip’te Rus saldırılarının hedefinde olmaları da bu yüzden. Şam rejimi de aynı yolu takip ettiğini biliyoruz. Başta Tacik olmakla birlikte Uygur, Kırgız ve Özbek Cihatçılar fena halde diş bilediklerini söyleyebilirim. Malum Yeni Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Ömerov bile bir Kırım Türküdür. RF Savunma Bakanı Şoygu da bir Türk’tür. Malum Kırım Türkleri büyük miktardaki sayılarda Ukrayna’ya göç etmişlerdir. Onlar da Ukrayna’yı anavatan, RF’nı işgalci güç olarak tanımlamaktadırlar. RF ile hesaplaşma pek çok militan unsuru batı destekli Neo-Nazi Taburlarına dönüşmüş durumdadır. Bu son derece normal, çünkü savaş tarafları ikiye ayırır, hele ki savaş alanı İKK servis elemanlarına bırakılınca ortalık bir Jungle’a döner. RF’da içeriden vurmaya yönelik saldırılar bu nedenle açık ara tırmanma eğilimlidir. 22 Mart’ta Moskova’da 143 kişinin katledildiği Crocus saldırısı işte böyle bir bakış açısının eseridir. Tekraren ifade edecek olursak. Rusya’yı içeriden vurmaya dönük saldırıların yeniden tırmandığı ve sınır bölgelerine sızma operasyonlarının düzenlendiği bir ortamda gerçekleşmiştir.

Bilindiği üzere, DAİŞ ABD’nin Yeşil Kuşak kuramı bağlamında kronolojik sırayla El Kaide, Taliban ve En Nusra örgütleri gibi sahaya sürmüş olduğu stüdyo projeleridir. Daha sonra bu örgütler, DAİŞ ve DAİŞ + Horasan şeklinde geliştirilmiştir. Yeri gelmişken şu soruyu sormak lazım değil mi? Kronolojik sıralamayla varlıklarını ortaya koyan bu örgütler, İslamiyet’i alabildiğince ötekileştirirken neden şimdiye kadar Siyonizm’e karşı bir eylem gerçekleştirmemişlerdir? ABD ve İsrail vahşet ve dehşet ortaklığı bu örgütleri bir yandan safları sıklaştırmakta kullanırlarken diğer yandan özellikle ABD kendi iç kamuoyunu tatmin için kendilerini de sadece görüntü olarak hedef tahtasına koymayı da ihmal etmemektedirler. Yalnız bir farkla İsrail hariç. 

Bu ve benzeri bilgilere açık kaynaklardan ulaşmak mümkün müdür? Tabii ki. Çok fazla uzağa gitmeye gerek yok. ABD istihbarat kurumlarının ortak hazırladıkları yıllık tehdit değerlendirme raporuna bakmak kafidir. Adı geçen raporda hem ulusal hem de küresel tehditlerle ilgili uyarılara yer verilmektedir. Bu tür eylemlerin hedefinde ise dört ülke açık Türkiye ise örtülü bir şekilde sınırlandırılmıştır. 2013 yılında Çin’in ünlü “Kuşak ve Yol Girişimi”nin açıklanmasından ve Avrasya’nın kadim beş ülkesi, ÇHC, RF, İran, Kuzey Kore ve Türkiye bu projenin arkasında safları sıklaştırmasından sonra hedef tahtasına oturtulmuştur. Bunlarla birlikte örneğin 2024 raporunda Gazze Savaşının “bölgesel bir krizin nasıl geniş sıçrayan etkilerinin olabileceğini ve diğer alanlardaki uluslararası işbirliğini zorlaştırabileceğini” gösterdiği belirtilmektedir.  Bu krizin “yüksek kabiliyetli bir devlet altı aktör” olan HAMAS tarafından tetiklendiği, bölgesel hedefleri olan İran tarafından alevlendirildiği, Çin ve Rusya’nın söylemleriyle ABD’nin küresel duruşunun altını oymak için kullanıldığı değerlendirmesi de yapılmaktadır.  (3)

Başkan Barrack H. Obama ile başlayan karşı koyma projesi söz konusu ülkelerin kuşatılması ve yalnızlaştırılmasına matuftur. Şimdi, hep birlikte anımsayalım, Çin’in ünlü “Kuşak ve Yol Girişimi” açıklanır açıklanmaz, ilk olay “2013 Gezi Olayları”yla ortaya konulmuş, arkasından 2014 Ukrayna’daki “Meydan Olayları”yla devam etmiştir. Ukrayna’da 2014’te düzenlenen “turuncu darbe” sırasında Soros’tan sonra önde gelen “operasyonel diplomat” ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’dır. Darbe sırasında eylemcilere dağıttığı kurabiyelerle hafızalara kazınan Ukrayna stratejisinin çöküşü ile istifa etmek zorunda kalmıştır. Başkan Obama zamanında adı ‘Kurabiyeci Diplomat’a ya da “Kiev Kumpasçısı”na çıkmış ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland bir konuşmasında “Ukrayna halkının jeopolitik yönelimini değiştirmek için yaklaşık 5 milyar dolar harcadıklarını” da açıklamıştır. (4)

Şöyle bir hafızanızı zorlayın, Nuland, F16 krizinin çözümlenmesine yakın Türkiye’ye gelmiş, ağzındaki F35 baklasını da çıkarmıştı. ABD dönüşü istifa etti, istifa etmesinin arkasında yatan neden Ukrayna stratejisinin iflas etmiş olmasıdır. Ancak Türkiye’de pek de bu durum dile getirilmemiş, ancak görevi bırakmadan önce yapmış olduğu veda konuşmasında “Rusya’yı nahoş sürprizlerin beklediğini” söylemiştir. (4)

Yeşil kuşak kuramının eyleme sokulmasından bu yana benzer terör saldırılarının radikal köktendinci örgütler üzerine yükleme gayretleri her zaman olmuştur, bu olayda da DAİŞ’e yine hedefe konulmuştur. Her zaman olduğu gibi, AB(D) kanalı bu olayın sorumlusu olarak DAİŞ’i adeta bir günah keçisi olarak gösterme çabaları bu sefer daha baştan geri teptiği gibi, Kremlin’in bütün göstergeleri Kiev yönetimi ve Batıyı göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, bu tür saldırılar, Rus halkını kızdırır ve RF’daki muhalefeti bitirir ve safları sıklaştırır. Hatırlayın, DAİŞ’le bağlantılı olduğu söylenen AMAQ adlı Telegram kanalından yayınlanan açıklamalarda saldırının “İslam Devleti savaşçıları” ya da “hilafetin askerleri” tarafından gerçekleştirildiği belirtilse de ne açıklamalar ne de saldırı örgütün klasik tarzını yansıtmamaktadır.  Bir kere uluslararası medyada iddia edildiği gibi “DAİŞ-Horasan” adı hiç geçmemiştir. Açıklama “Güvenlik kaynaklarının AMAQ’a söylediği” bilgiler şeklinde paylaşılmıştır. Yeri gelmişken, Crocus (Çiğdem) saldırganlarının yakalanmasında Çeçenya Başkanı Ramzan Kadirov’a bağlı birlikler önemli bir görevi ifa etmişlerdir.  

Bütün bunlardan sonra söylemem odur ki, Batı’nın Ukrayna politikası iflas etmiş, Batı’nın peşine takılan eski Varşova paktı ülkeleri kendi dertlerine düşmüşlerdir. 2014’teki darbe sonrasında Ukrayna NATO’ya üye yapılacaktı, maalesef gerçekleşmemiştir. Ukrayna cephesi üzerinden RF’nın geriletileceği düşünülmüştür, olmamıştır. Batı bu kez Kırım’dan sonra Donbas Cumhuriyetlerini de kaybetmiştir.  Şimdi sırada ise Odessa ve Transdinyester bulunmaktadır. Planlanan ne idi, ya da ne yapılacaktı? RF’nin ekonomisi bozulacak ve muhalefet Putin’i devirecekti; tersine Avrupa ekonomileri bozulmuş, Putin yüzde 88 ile başkanlığını sağlamlaştırmış pekiştirmiştir. (4)

Kısacası AB (D)’nin Ukrayna stratejisi başarısız olmuştur.  Putin Ukrayna’nın en önemli sanayi bölgesini hem de Karadeniz açısından en kritik olan yerleri Rusya’ya katılmıştır, sevgili okurlar. 

Dipnotlar: 

(1) Dünya Servisi, “Katliamı kutsal savaş görüyorlar”, Yeni Şafak Gazetesi, 16 Mart 2024, s. 9

(2) Salih Tuna, “Ha Rusya ha Müslümanlar”, Sabah Gazetesi, 27 Mart 2024, s. 3

(3) Kadir Üstün, “Amerikan İstihbaratı Dünyaya Nasıl Bakıyor?”, Yeni Şafak Gazetesi, 20 Mart 2024, s.5

(4) Mehmet Ali Güller, “Nuland’ın İstifası: Ukrayna Stratejisinin Çöküşü”, Cumhuriyet Gazetesi, 23 Mart 2024, s. 7

Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Tüm Makaleler

  • 31.03.2024
  • Süre : 6 dk
  • 328 kez okundu

Google Ads