Site İçi Arama

strateji

Açık Denizler Doktrini ve Mavi Vatan

11 Kasım 1976 tarihli Bern Mutabakatı nedeniyle Ege de sondaj faaliyetleri yasaktır. Ege’deki 153 ada, adacık ve kayalığın durumu netleşince iki ülke bir araya gelip karşılıklı sondajlara başlayabilir. 

Öncelikle Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin tartışmalar; karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) kavramları çerçevesinde değerlendirilmektedir (United Nations, 1982). Bu kapsamda Mavi Vatan yaklaşımı da Türkiye’nin deniz güvenliği ve deniz jeopolitiği perspektiflerinden biri olarak ele alınmaktadır (Simonyan, 2023).

Bir de “Gambot Diplomasisi” dediğimiz bir husus var. Donanmayı ve deniz kuvvetlerini kullanarak başka bir ülke üzerinde baskı kurmak anlamına geliyor. 1974 yılına kadar denizlerimizin önemini pek idrak edemediğimiz için kullanmadığımız bir argüman. Sonraları da denizcileşemediğimiz için yine ihmal ettiğimiz bir opsiyon. Bir de şu kara sularımız, iç sularımız, kıta sahanlığı, “Münhasır Ekonomik Bölge-MEB” kavramlarının önemine varsak ve özellikle uluslararası deniz hukuku uzmanları yetiştirsek hiç fena olmayacak.  25-45 doğu boylamları ve 33-43 kuzey enlemleri arasında kalan tüm iç ve kıyıdaş sulardaki (yani mavi vatan) haklarımızı korumak için bu hususlara gerçekten çok ihtiyacımız vardır. 

2019 yılında yazdığım yazıda Libya ile MEB anlaşması imzalanmasından ilk ben bahsetmiştim. Daha sonra da bir iki kez Libya yetmez, Mısır, Suriye ve Lübnan ile de MEB yapmalıyız dedim. Çünkü Doğu Akdeniz’de deniz alanlarının sınırlandırılması konusu özellikle Türkiye–Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı sonrasında daha görünür hâle gelmiştir. Bölgesel aktörler arasında uluslararası hukukun yorumlanmasına ilişkin görüş ayrılıkları devam etmektedir (Gözügüzelli, 2019). Biz ayakta uyurken, 2019’dan bu yana İsrail, Yunanistan ve GKRY meydanı boş buldukları ve planlı hareket ettikleri için bahse konu ülkeler ile MEB antlaşması yaptılar. Amaçları da 150.000 km2 Akdeniz’de, 50.000 km2 de Ege denizinde olmak üzere bizim ekonomik bölgemizden alan çalmaktır.

Bu yüzden de Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki hakimiyetine dayalı olarak jeopolitik, siyasi, deniz, kara ve havadaki ekonomik çıkarlarını da gözetecek bir irade oluşturması şarttır. Tabii sadece bunlarda değil. Çözmemiz gereken başka sorunlarda bulunmaktadır: Ege’de mahiyetinin kime ait olduğu belirsiz 153 adacık, ada ve kayalıkların (BMGK’ne bir nota vererek öncesinde asker çıkartacağımız bu yerlerin durumlarının netleşmesini sağlamalıyız), FIR Hattı, Yunan karasularının 6 milden, 12 mile (casus belle ilan etmiştik zaten birde yeniden 3 mile düşürülmesini konuşmalıyız) yükseltilmesi, Lozan’a göre silahsızlandırılması gereken adaların (statü değişikliği nedeni ile egemenlik devirlerinin gerçekleşmesi gerektiği tezini gündeme getirmeliyiz) durumu. Bu arada 11 Kasım 1976 tarihli Bern Mutabakatı nedeniyle Ege de sondaj faaliyetleri yasaktır. Ege’deki 153 ada, adacık ve kayalığın durumu netleşince iki ülke bir araya gelip karşılıklı sondajlara başlayabilir. 

Yunanistan Akdeniz’de de bir ada devleti değildir. Yarımada bile değildir. Bizim gibi denize kıyısı olan bir ülkedir. O yüzden de Ege ve Akdeniz’deki adaların (Kaşot, Rodos ve Girit gibi) “Archipelogic State-Ada Devleti” statükosuna sokup kıta sahanlığını buna göre belirlemeye çalışması mantık dışıdır. Tüm bu konularda, uluslararası hukuk kurallarını zorlamalıyız. Haklı olduğumuz konularda Yunanistan’ın, uluslararası hukuktan korktuğunun ispatı ise 2015 yılında BM’ye La Hayde bulunan, Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkilerini tanımadığını bildirmesidir. 

Bunlardan başka, Türkiye olarak 2019 yılında BM’ye deklare ettiğimiz koordinatlarımızda Yunanistan’a karasuları dışında bir kıta sahanlığı hakkı tanımadık. Çünkü 26 ve 28 derece doğu boylamları arasında kalan bölge Mavi Vatan için vazgeçilmezdir. Hatta 28 derece doğu boylamının batısına doğru ileride yapacağımız sondaj faaliyetleri, deniz yetki alanlarının tescili ve kaydı bakımından çok önemlidir. Böylece hem Yunanistan’ın ada devleti tezini boşa çıkarmış oluruz, hem de  2020’de Yunanistan ile Mısır arasında yapılan MEB antlaşmasının tarafımızca tanınmadığına dair en sağlam tavrı sergilemiş oluruz. Ayrıca D.Akdeniz’de tezlerimize uygun olarak tek taraflı MEB ilanı ve Mısır ile MEB imzalamamız da jeopolitik durumumuzu iyice sağlamlaştıracaktır. Zaten Mısır, Yunanistan ile yaptığı MEB anlaşmasına, 28 derece doğu boylamının batısında kalan bölgeyi ilave etmemiştir. Hatta Mısır kendi aleyhine 10.000 km’lik bir alanı da kaybetmiştir. Mısır’ın bizimle yapacağı yeni MEB anlaşması kendileri için de avantajlar içerecektir. Dahası, Türkiye denizlere hakim olmayı öğrenmelidir. Ege ve Akdeniz de Uluslararası Deniz Hukukuna dayalı tüm çıkarlarını gözetmeli ve korumalıdır. Dünya yeni merkantilist çağdadır. Pasifik ve Atlantik çekişmesi kapsamında yeni güç odakları oluşmaktadır. Denizlere olan egemenliğimiz ve savunmayı “Mavi Vatan’dan” başlatmamız Anadolu’yu da ulaşılamaz hale getirecektir.

Öte yandan, Akdeniz’de ve Afrika’da (Mısır, Lübnan, Suriye, Tunus, Cezayir ve KTTC) yeni üsler ve deniz jeopolitiğine uygun işbirlikleri üzerine çalışmalıyız. İsrail, Gkry ve Yunanistan üçlüsünün hareket alanlarını kısıtlamalıyız. Böylece körfez ülkelerinin, Basra-Hürmüz ve Kızıldeniz’den gelen petrol, gübre ve LNG sevkiyatlarının güvenliğini ve tedarik zincirinin devamlılığını sağlayarak üstün konuma geçebiliriz.  Eastmed gibi D.Akdeniz gazının, Türkiye by-pass edilerek Yunanistan üzerinden, Avrupa’ya sevkiyatı gibi projelerinde boşa çıkması için KKTC üzerinden Mersin, Ankara, İstanbul ve Trakya hattı (mevcut hatlardan da faydalanılarak) Avrupa’ya sevkini sağlanmalıyız. Ceyhan petrol üssü, Anamur da rahatlıkla doğalgaz üssü olabilir. 

Deniz saha planlama çalışmaları ve “Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu” çerçevesinde; hidrokarbon yatakları ve madenler dahil diğer yer altı kaynaklarına ilişkin verilerin ve enerji taşıma güzergahlarına ilişkin analizlerin yapılması, Ege ile Akdeniz'in haritalandırma işlemlerinin tamamlanması, denizlerimizdeki rüzgar ve güneş enerjisi potansiyelinin belirlenmesi, mavi ekonomi kapsamında balıkçılık ve diğer su ürünleri faaliyetlerinin mevcut durumuyla deniz ticareti, liman işletmeciliği ve kombine taşımacılık faaliyetlerinin değerlendirilmesi üzerine çalışmalıyız. 

Denizcileşme nasıl olur (Gemi mühendisliği bölümlerini artırma, gemi motoru yapma, yeni tersaneleri devreye sokma, en az 50 adet denizcilik meslek lisesi açma, iki yıllık denizcilik MYO’larının sayısını 20’ye çıkartma vb.) üzerinde de çalışmalıyız. En önemlisi “Kanal İstanbul” gibi Montrö’yü zaafa uğratacak projelerden vazgeçilmelidir. Tüm vatandaşlarımızı bu konularda bilinçlendirerek, Türkiye’yi hiç bir kuvvetin İskenderun ve Antalya körfezlerine hapsedemeyeceğini dosta düşmana göstermeliyiz.  Özellikle Ege’de ABD’nin Yunanistan ile birlikte, D.Akdeniz’de ise Gkry ve İsrail ile birlikte yeni üsler kurarak Türkiye’yi çevreleme politikalarına en yüksek perdeden karşı çıkmalıyız. Ege de Lozan’a aykırı olarak adaların silahlandırılmasını bahsettiğim çeşitli hukuki, askeri ve diplomatik yöntemler ile engellemeliyiz. 

Son olarak hepsinden önemlisi sadece çevre denizlerde değil, yakın çevremizdeki veya uzak uzak bölgelerdeki dost ülkeler ile ortak yapılacak her türlü faaliyet ve caydırıcılık için de güçlü bir donanmaya ihtiyacımız bulunmaktadır. Deniz kuvvetlerine has, Milgem ve Genesis (savaş yönetim sistemi) gibi projelerin yanı sıra denizden karaya ve havaya atılan yeni füze sistemleri üzerinde de çalışmalıyız. Fırkateyn, nükleer denizaltı, havadan tahrikli dizel (Type-214TN–Reis) denizaltı ve korvet, su üzeri harbi helikopteri (ASUW), kısa menzilli hava savunma füzeleri ile donatılmış USV’ler, STM-MPAC çok maksatlı hücumbot, çok maksatlı LHD tipi amfibi hücum gemisi sayılarını süratle artırmalıyız. Bunlara destek olacak yardımcı gemiler, hava ve kara savunma sistemlerine entegre deniz savunma sistemleri ve iha, drone ile SİHA teknolojilerini en verimli kullanacak milli ve yerli sistemler üzerinde çalışmalıyız. MEB alanlarımızda ve kıta sahanlığı alanlarımızda bize düşmanlık edenlere karşı sea denial (yani erişimi engelleme (anti-access) ve bölgeden (area denial) men etme) perspektifini geliştirmeliyiz. Kıyılarımızın olduğu her dört denizde de aynı anda açık deniz ve kıyı sular stratejisini uygulayabilecek hale gelmeliyiz.

Kaynakça

Gözügüzelli, E. (2019). An analysis: Maritime boundary delimitation between Turkey and Libya.

Simonyan, A. (2023). The origin and development of the Mavi Vatan doctrine in Turkey: A brief overview.

United Nations. (1982). United Nations Convention on the Law of the Sea.

Araştırmacı Yazar, Akademisyen Yiğit KÖYMEN
Araştırmacı Yazar, Akademisyen Yiğit KÖYMEN
Tüm Makaleler

  • 17.06.2026
  • Süre : 2 dk
  • 92 kez okundu

Google Ads