Site İçi Arama

strateji

Akdeniz'in Batmayan Uçak Gemisi Kıbrıs'ın Güvenlik Üssü'nden Enerji Üssüne Dönüşümünün Şifreler 

​Küresel güçlerin adaya bakışı tamamen yeni nesil bir enerji, askeri strateji ve istihbarat savaşı üzerine kuruludur. Örneğin, ABD ve İngiltere; bölgeyi Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Süveyş Kanalı’nı 24 saat kesintisiz gözetleyen, hava operasyonlarını yöneten batmaz bir uçak gemisi ve elektronik istihbarat (SIGINT) üssü olarak kullanmaktadır.

Bugün küresel güç savaşları, asimetrik tehditler ve tırmanan çatışmalar, coğrafyaları büyük bir tehlike çemberinin içine sokmaktadır. İşte bu fırtınalı iklimde Kıbrıs, Türkiye için hayati bir bekâ meselesiyken, dünyanın büyük emperyal devletlerinin de adeta bir mücevher gibi gözünün önünde parlayan bir yıldıza dönüşmek üzeredir. 

Coğrafyanın bir millete yüklediği sarsılmaz sorumluluğun ve bu arada Akdeniz'deki egemenlik irademizin en net ifadesi olan bu stratejik konumdaki ada, tarihin her döneminde güç mücadelelerinin ve küresel ticaretin odak noktası olagelmiştir. Romalılar döneminde zengin bakır madenleri ve Doğu Akdeniz ticaret yollarını kontrol eden bir lojistik merkezine dönüşen bu topraklar, Bizans devrinde İslam ordularına karşı bir tampon bölge ve ileri karakol işlevi gördüğü için medeniyetler kavşağı olarak görülmüştür. Selçukluların Antalya ve Alanya’yı fethiyle kuzeyden sarılarak Haçlı tehditlerine karşı bir erken uyarı duvarı haline gelen Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlılar tarafından çetin mücadelelerle, binlerce şehidin kanıyla fethedilerek Venedik korsanlığından temizlenmiş; Anadolu-Suriye-Mısır deniz hatlarını güvenceye alınıp Doğu Akdeniz’i imparatorluğun iç denizi yapmıştır.

Bununla birlikte biliyoruz ki, tarih, büyük zaferler kadar stratejik kırılmaları da içinde barındırır. Nitekim 1878 yılında, 93 Harbi'nin getirdiği ağır diplomatik ve askeri baskılar altında, Sultan II. Abdülhamid döneminde Rus tehdidine karşı İngiltere’nin desteğini almak düşüncesiyle ada, geçici bir süreliğine ve hüzünlü bir kararla İngiliz idaresine bırakılarak maalesef elimizden çıkmıştır. Bu hüzünlü ayrılık, adanın jeopolitik bir rehine olarak küresel masalarda nasıl meze yapılmak istendiğinin de tarihteki ilk acı vesikasıdır.

​Günümüzde küresel enerji arzının şah damarı olan Hürmüz Boğazı'nda yaşanan her tıkanma, Basra Körfezi'ndeki istikrarsızlık, Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı'nda tırmanan asimetrik vekil savaşları ve Orta Doğu'nun genelindeki kaos, dünya piyasalarını alternatif, güvenli ve sürdürülebilir güzergâhlar aramaya zorlamaktadır. Tam bu noktada Kıbrıs, Hürmüz Boğazı'na ve riskli okyanus rotalarına bağımlı küresel enerji denklemini sarsıp dengeleyecek en stratejik dağıtım, sıvılaştırma ve transfer merkezlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Doğu Akdeniz havzasındaki doğalgaz rezervlerinin varlığı ve boru hatlarının kesişim noktası olma potansiyeli, adayı geleceğin küresel enerji haritasının ana omurgası ve vazgeçilmez bir istasyon şefliği konumuna yükseltmektedir.

​Bu büyük jeopolitik fırtınada küresel güçlerin adaya bakışı ise tamamen yeni nesil bir enerji, askeri strateji ve istihbarat savaşı üzerine kuruludur. 

ABD ve İngiltere; bölgeyi Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Süveyş Kanalı’nı 24 saat kesintisiz gözetleyen, hava operasyonlarını yöneten batmaz bir uçak gemisi ve elektronik istihbarat (SIGINT) üssü olarak kullanmaktadır. Özellikle tırmanan İran-İsrail gerilimi, Akdeniz-Körfez hattındaki askeri tırmanış ve ABD'nin Orta Doğu'daki devasa askeri konuşlanması dikkate alındığında, adadaki Dikelya ve Akrotiri gibi egemen üsler Batı ittifakı için lojistik ve operasyonel bir komuta merkezi işlevi görmektedir. İran’ın bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Husiler) üzerinden yürüttüğü asimetrik savaşa ve İsrail ile doğrudan girdiği füze düellolarına karşı, ABD ve İngiltere bu coğrafya üzerinden hem İsrail'e istihbarat ve hava savunma desteği sağlamakta hem de Doğu Akdeniz ile Kızıldeniz arasındaki askeri intikalleri kontrol altında tutmaktadır.

​Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Yönetimi’ni hukuksuzca bünyesine katarak Doğu Akdeniz havzasındaki doğalgazı doğrudan Avrupa'ya taşımayı ve böylece Rusya'ya olan kronik enerji bağımlılığını kırmayı hedeflemektedir. AB için ada, hem ekonomik bir kurtuluş reçetesi hem de sınırlarını Doğu Akdeniz’in kalbine kadar uzatan jeopolitik bir kalkandır.

Rusya, Akdeniz’deki sıcak deniz varlığını ve Suriye’deki (Tartus ve Hmeymim) askeri üslerini korumak, Batı kuşatmasını güneyden yarmak için buradaki dengeleri yakından takip etmektedir. Çin ise "Kuşak ve Yol" projesinin deniz ayağında, Süveyş'ten çıkan malların Avrupa içlerine güvenle dağıtılması için bu toprakları Akdeniz’e açılan kritik bir lojistik ve ticari liman durağı, adeta bir deniz hisarı olarak değerlendirmektedir.

​Türkiye için ise bu varlık, kelimenin tam anlamıyla bir bekâ, tarihsel bir hak ve hayati egemenlik meselesidir. Kıbrıs, Anadolu’nun güney sahillerinin sarsılmaz güvenlik duvarı, İskenderun ve Antalya körfezlerinin kilidi ve deniz yetki alanlarımızı belirleyen "Mavi Vatan" doktrininin kalbidir. Çevremizdeki bu çok aktörlü çatışma dinamikleri, vekil savaşları ve Doğu Akdeniz havzasındaki trilyonlarca metreküplük zengin doğalgaz keşifleri, bölge jeopolitiğini çok daha kritik, çok daha sert bir küresel cepheye dönüştürmüştür. ​Bu doğrultuda Türkiye’nin dış siyasetini, askeri stratejisini ve diplomatik hamlelerini şu çelikten esaslar üzerine kurması elzemdir.

​Türkiye ve KKTC, güneydeki tek taraflı parselasyonlara, arama ruhsatı oyunlarına ve Batı'nın bölgeyi tek taraflı askeri lojistik merkez yapma hamlelerine karşı net bir duruş sergileyerek egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözümü tek çıkar yol olarak dünyaya ezberletmelidir. KKTC’nin uluslararası alanda tanınması için diplomatik taarruz kesintisiz sürdürülmelidir.

AB'nin enerji arz güvenliği ihtiyacı masada stratejik bir koz olarak kullanılmalıdır. Türkiye’yi ve KKTC’yi dışarıda bırakan hiçbir enerji hattının maliyet ve güvenlik açısından hayata geçemeyeceği gerçeği rasyonel diplomasi ile Avrupa başkentlerine kabul ettirilmelidir. AB ile ilişkilerde enerjide merkez ülke konumumuzu pekiştiren dinamik ve proaktif bir hat izlenmelidir.

Türkiye, adadaki askeri varlığını, Geçitkale’deki İHA/SİHA üslerini ve deniz konuşlu unsurlarını süratle tahkim etmelidir. Deniz yetki alanlarımızda ilan ettiğimiz sınırlardan tek bir geri adım atılmayacağı, gerekirse askeri güç kullanma kararlılığı da dahil olmak üzere, dost ve düşmana tereddütsüz gösterilmelidir. 

​Kaynakça:

1. ​STRASAM (Stratejik Araştırmalar Merkezi): "Doğu Akdeniz Jeopolitiği ve Mavi Vatan Analizleri", Sayfa: 12-18 / 45-52.

2. SETA & TRT Akademi: "Doğu Akdeniz Enerji Arz Güvenliği ve Alternatif Rotalar Raporu", Sayfa: 24-31.

3. ​Al Jazeera English / Araştırma Dosyaları: "The Sovereign Base Areas: Akrotiri and Dhekelia in Middle East Crises", Sayfa/Bölüm: 3-5.

4. ​Türk Tarih Kurumu (TTK) Yayınları: "Osmanlı İdaresinde Kıbrıs ve 1878 Diplomatik Süreçleri", Cilt: 2, Sayfa: 112-128.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 04.06.2026
  • Süre : 2 dk
  • 64 kez okundu

Google Ads