logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

2020 Dağlık Karabağ Savaşının Genel Değerlendirmesi (1)

Dağlık Karabağ, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Ermenistan ve Azerbaycan devletlerinin ilk günlerinden itibaren iki devlet arasında bir mücadele alanı olmuştur. Kısa bir süre sonra Rusya Sovyetler Birliği adıyla Kafkasya’ya yeniden hâkim olunca Ermenistan ve Azerbaycan Sovyet Cumhuriyetleri kurulmuş fakat Karabağ üzerindeki Ermeni iddiaları devam etmiştir.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 05.01.2022
  • Süre : 8 dk
  • 422 kez okundu

Sorunun tarihi geçmişi

Dağlık Karabağ, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Ermenistan ve Azerbaycan devletlerinin ilk günlerinden itibaren iki devlet arasında bir mücadele alanı olmuştur. Kısa bir süre sonra Rusya Sovyetler Birliği adıyla Kafkasya’ya yeniden hâkim olunca Ermenistan ve Azerbaycan Sovyet Cumhuriyetleri kurulmuş fakat Karabağ üzerindeki Ermeni iddiaları devam etmiştir. Bunun üzerine Dağlık Karabağ, Azerbaycan SSC içinde özerk bir bölge haline getirilmiştir. Böylece Karabağ sorunu, uzun bir süre dondurulmuştur.

Sovyetler Birliği’nin 1980'lerin sonlarında dağılmaya başlaması üzerine uzun süre dondurulan Dağlık Karabağ sorunu yeniden ısınmaya başlamıştır. 20 Şubat 1988'de Dağlık Karabağ özerk yönetimi parlamentosu, bölgenin Azerbaycan’dan Ermenistan’a devredilmesini talep eden bir karar almış fakat Azerbaycan bu talebi reddetmiştir. Durumun gerginleşmesi üzerine, 12 Ocak 1989 tarihinde SSCB Yüksek Sovyeti Karabağ’ı doğrudan Moskova’ya bağlayan bir karar almıştır.

Ağustos 1991’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan edince Aralık ayında Karabağ Özerk Yönetimi bir referandum yapmıştır. Bölgede yaşayan Azerbaycan Türkleri, bu referandumu boykot etmiştir. Ermenilerin oylarıyla gerçekleştirilen bu referandumda %99,8 oranında evet oyu çıkmıştır. Bunun ardından (1992 yılının başlarında) Ermenilerin düzenlediği silahlı saldırılar ile bölgede çatışmalar başlamıştır.

Bu çatışmalar, Azerbaycan Türklerinin kendilerini savunması üzerine savaşa dönüşmüş ve bölgede yaşayan Azerbaycan Türkleri, Ermenistan’da konuşlu Rus birliklerin de desteğiyle 1992-1994 yılları arasında yapılan katliamlardan canlarını kurtarabilmek için Azerbaycan içlerine göç etmek zorunda kalmışlardır. Çünkü, Rusya desteğindeki Ermeni silahlı unsurları başta Hocalı soykırımı olmak üzere bölgede yaşayan Türk halkına büyük katliamlar yapmıştır.

Televizyon ekranları vasıtasıyla tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu mezalim Ermeniperest propagandalara rağmen dünya kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştır. Bunun sonucunda, BM Güvenlik Konseyi 1993 yılında Dağlık Karabağ'ı çevreleyen topraklardan Ermeni silahlı güçlerinin çekilmesi çağrısında bulunan dört karar kabul etmiştir. Fakat buna rağmen çatışmalar devam etmiş ve Ermeniler Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini ele geçirmişlerdir.

Çatışmalar 1994 Bişkek Protokolü ile sona ermiştir. Bu protokol ile sadece Dağlık Karabağ değil etrafındaki Ağdam, Cebrail, Fuzuli, Kelbecer, Kubadlı, Lâçin ve Zengilan şehirlerini de Ermenilerin işgali altında kalmıştır. Bundan sonra AGİT Minsk Grubu tarafından barış süreci için uzun süre devam edecek olan uluslararası arabuluculuk girişimleri başlatılmıştır. 

Birinci Karabağ Savaşı sonrasında meydana gelen gelişmeler

Görüşmeler süreci, hiçbir sonuç alınamadan 2008 yılına kadar devam etmiştir. 2008 yılında BM Genel Kurulu, AGİT Minsk Grubu eş başkanları Rusya, Fransa ve ABD'nin aleyhte oy kullanmalarına rağmen Ermeni işgal güçlerinin derhal geri çekilmesini talep eden bir kararı kabul etmiştir.

1994 yılından itibaren gerek BM gerek AGİT nezdinde soruna barışçıl bir çözüm bulmaya çalışan Azerbaycan, bir yandan da ordusunu güçlendirmiştir. Türkiye’nin yardımıyla subay ve astsubay yetiştiren okullar açılmış, bazı subay adayları Türkiye’deki askeri okullara gönderilerek mezun olduktan sonra ülkelerine dönmüş ve orduya katılmıştır. Bunun yanında, özel kuvvetler ve komando gibi nitelikli birliklerin teşkili ve eğitilmesine çalışılmıştır. Bu süreçte yüzlerce ve hatta binlerce Azerbaycan askeri personeli Türkiye’ye gelerek eğitim görmüştür.

Bu süreçte, işgal edilen topraklardaki işgalci Ermeniler ile Azerbaycan ordusu arasında temas hattında birçok çatışma yaşanmıştır. Bunların en büyüğü, 2008 yılında Ermenistan'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra Mardakert'te meydana gelmiştir. Ermenistan'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra 1 Mart tarihinde yaşanan protestolarda göstericilerin polisle çatışması sonucu çok sayıda insan ölmüştür.

Azerbaycan, Ermenistan’ın dünya kamuoyunun dikkatini insan hakları ihlallerinden uzaklaştırmak için ateşkesi ihlal ettiğini açıklamıştır. Ermenistan ise Azerbaycan’ın Ermenistan'da meydana gelen iç karışıklığı fırsat bilerek Martakert bölgesine gece operasyonu düzenlediğini iddia etmiştir.

Bu çatışma üzerine Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanları, taraflara ateşkes kurallarına uymaları uyarısında bulunmuşlardır. Ermenistan ve Azerbaycan arasında arabuluculuk yapan AGİT Minsk Grubu ise çatışmaları kınamıştır. Kısa süreli bir sınır çatışmasından ibaret olan bu olaydan sonra gelen tepkiler üzerine her iki ülke de birbirini ateşkesi ihlal etmekle suçlamıştır.

Bundan sonra, 1 Nisan 2016’da iki taraf arasında ciddi bir çatışma başlamış ve bu çatışma dört gün sürmüştür. 1994 yılından beri meydana gelen çatışmaların en şiddetlisi olan bu olay, Viyana'da gerçekleştirilen görüşmelerin ardından 5 Nisan tarihinde alınan ateşkes kararı ile sona ermiştir. Bu ateşkesle, çatışmalar sırasında ele geçirilen Talış köyü etrafındaki tepeler ve Şeysulan Azerbaycan ordusunun elinde kalmıştır. Ayrıca, Fuzuli bölgesinde Horadiz yakınlarındaki Lele Tepesi de Azerbaycan ordusunun kontrolüne geçmiştir.

Bu çatışmalar sırasında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Azerbaycan'ı sonuna kadar destekleyeceklerini açıklamıştır. Bunun üzerine Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Türkiye’nin Karabağ’daki çözüm sürecinden tamamen uzak tutulması gerektiğini, uluslararası toplum Karabağ’da güç kullanımını tartışırken Türkiye’nin Azerbaycan’a çatışma yönünde desteğini açıkladığını söylemiştir.

Sarkisyan ayrıca, çatışmaların şiddetlenmesi durumunda Ermenistan'ın Dağlık Karabağ Cumhuriyeti'ni tanıyacağını ilan etmiştir. Bunun üzerine Azerbaycan, Ermenilerin sivillere yönelik saldırıları sürdürmesi halinde, Karabağ Ermenilerinin yönetim merkezi Hankendi'ne saldırabilecekleri yönünde bir açıklama yapmıştır.

Bundan iki yıl sonra bu defa çatışmalar Nahçıvan-Ermenistan sınırına sirayet etmiştir. 20-27 Mayıs 2018 tarihleri arasında meydana gelen bu çatışmalarda Azerbaycan ordusu, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nde Ermenistan işgali altındaki birkaç köy ve stratejik bölgeyi geri almıştır. Bu yerler, 1992 yılında Ermeniler tarafından tamamen tahrip edilen Şerur Rayonu'na ait Günnüt, Hunutdağ ve Ağbulak köyleri ile Kızılkaya ve Mehridağ bölgeleridir.

İkinci Karabağ Savaşı öncesinde yaşanan gelişmeler

2020 yılına gelindiğinde, Azerbaycan-Ermenistan çatışmaları yeniden alevlenmiştir. Bunda, Ermenistan’ın açıkladığı yeni stratejinin de etkisi olmuştur. Ermenistan, “yeni savaşlar, yeni topraklar” şeklinde özetlediği bu strateji ile sadece işgal ettiği topraklar ile yetinmeyeceğini, Azerbaycan’dan ilk fırsatta yeni topraklar almaya çalışacağını açıkça göstermiştir.

Öte yandan Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın yasadışı rejimini meşrulaştırmak ve işgal edilen bölgenin Ermenistan’ın bir parçası olduğunu dünya kamuoyuna kabul ettirmek için de bazı girişimlerde bulunmuştur. Bu kapsamda, Ermenistan başbakanı Karabağ’da bazı törenlere katılmış ve “Karabağ Ermenistan’dır” şeklinde bir sloganı sık sık dile getirmeye başlamıştır.

Ermenistan, 12 Temmuz’da da Azerbaycan’dan Avrupa’ya kadar uzanan doğalgaz boru hattının ile petrol boru hattının Gürcistan’a bağlandığı Tovuz bölgesine yönelik topçu ve füze atışları gerçekleştirmiştir. Bu ateşler boru hattına zarar vermese de Türkiye başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesini endişelendirmiştir. Bunun ardından, temas hattında da bazı çatışmalar yaşanmaya başlanmıştır.

Bu çatışmalar, Karabağ sorununun sonunun gelmek üzere olduğunun da habercisidir. Çünkü Azerbaycan halkı, uzun süredir devam eden işgalin artık sona erdirilmesini ve bunun gerekirse silah zoruyla yapılmasını istediğini açıkça göstermeye başlamıştır. Bu durum Azerbaycan hükümetine hem destek olmuş hem de onu harekete geçmeye zorlamıştır. Azerbaycan halkının işgal altındaki toprakların geri alınması için bir seri yürüyüş ve gösteri yaptığı bu günlerde, Türkiye de açık bir şekilde Azerbaycan’ın yanında olduğunu ilan etmiştir.

Bunun üzerine Azerbaycan ordusu, 29 Temmuz'dan 10 Ağustos 2020'ye kadar süren bir dizi askerî tatbikat gerçekleştirmiştir. Eylül ayı başlarında Türkiye'nin de katılımıyla yeni bir tatbikat yapılmıştır. Bu tatbikatlar, savaşın çok yakın olduğunu herkese göstermiştir. Çünkü Türk ordusu, tatbikattan sonra kara birliklerini Türkiye’ye getirirken tatbikata katılan F-16 savaş uçaklarını Azerbaycan’da bırakmıştır. Bu durum, Azerbaycan’ın savaşa karar verdiğini ve Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği desteğin sadece sözden ibaret olmadığını, gerektiğinde fiili desteğe de hazır olunduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

Savaş tüm açıklığıyla kapıya dayanmasına rağmen Ermeniler gerçeklikten kopuk hayal dünyalarından çıkamadıklarından bunu görmemekte ve anlamamakta ısrar etmişlerdir. Bu durum Ermenilerin Birinci Karabağ Savaşı’nda elde ettikleri kolay başarının etkisinden kurtulamamalarının bir sonucudur. Kazandıkları ilk savaşı zihinlerinde o kadar abartmışlardır ki kendi ordularının çok güçlü olduğunu, Ermeni ordusunun yenilmez ordu olduğunu söyleyerek kendilerini kandırmaya ısrarla devam etmişlerdir. Bu yüzden savaş çıkarmak istermişçesine saldırgan tutumlarını artırmışlardır.

Ermenilerin yaptığı topçu ve füze atışlarıyla Azerbaycan ordusu, içlerinde bir generalin de bulunduğu çok sayıda subay ve asker zayiatı vermiştir. Bu durum bardağı taşıran son damla olmuştur. Verilen zayiatların ardından Azerbaycan halkı, sürekli yürüyüşlerle hükümeti bir an önce harekete geçmeye zorlamıştır. Zaten Türkiye’nin de açık desteğini alan ve taarruz için tüm hazırlıklarını tamamlayan Azerbaycan ordusu, bu uygun ortamı değerlendirerek harekete geçmeye karar vermiştir.

Bu sırada dünya konjonktürü de böyle bir harekât için uygundur. ABD, seçim telaşı içinde olduğundan daha çok iç kamuoyuna yönelik faaliyetlere odaklanmıştır. Türkiye, Suriye’de yaşanan olayların ardından Rusya ile ilişkilerini artırmış, hatta ABD’nin tüm karşı çıkmalarına rağmen Rusya’dan bazı stratejik silah sistemleri almıştır. Yani, Rusya’nın çatışmalara Ermenistan tarafında müdahale etmesinin önü alınmıştır. Üstelik Ermenistan hükümetinin ABD ve AB ile, özellikle de Fransa ile aşırı şekilde yakınlaşması Rusya’yı rahatsız etmiştir. Ermenistan’ın alacağı bir yenilgi ve bu sayede hükümetin düşmesi ihtimali Rusya için de tercih edilebilir bir seçenektir. Tüm bu gelişmeleri doğru bir şekilde değerlendiremeyen Ermenistan, Azerbaycan ordusunun, gerek eğitimli subay ve astsubay kadroları ile gerek satın aldığı son teknoloji silah ve teçhizat ile Ermeni ordusundan kat be kat daha güçlü hale geldiğini de gözden kaçırmıştır.

Ermenistan, 1992-1994 yılları arasında, yeterli subayı bulunmayan ve Rusya’dan koptuğu için Yeltsin tarafından cezalandırılmaya çalışılan zayıf Azerbaycan silahlı güçlerini Rus askeri birliklerinin fiili desteği ile kolayca yenmesi sebebiyle Azerbaycanlıların savaşma yeteneği olmadığı gibi bir saçma fikrin etrafından ayrılamamıştır. Bu yüzden saldırılarına fütursuzca devam etmiştir.

İkinci Karabağ Savaşı

Ermenilerin 27 Eylül 2020 sabahı askeri mevziler ve sivillerin yaşadığı köyleri bombalaması üzerine Azerbaycan ordusu, Ermenilerin saldırılarına karşı taarruzla cevap vermiştir. Çatışmaların başlaması üzerine Ermenistan ve Dağlık Karabağ rejimi sıkıyönetim ve topyekûn seferberlik ilan ederken, Azerbaycan da 28 Eylül'de kısmi seferberlik ilan etmiştir.

Bayraktar TB 2 SİHA’ları ve Harop kamikaze dronları yoğun bir şekilde kullanan Azerbaycan, Ermenistan’ın hava savunma sistemlerini kısa süre içinde etkisiz hale getirmiştir. Azerbaycan ordusu, çatışmaların ilk üç gününde güneyde sınırlı da olsa ilerlemeyi başarmıştır. Ermeniler çatışmaların dördüncü gününde bazı bölgelerde genel bir karşı taarruza geçmeyi denemiş ancak Azerbaycan'ın SİHA’lar ile düzenlediği saldırılar sonucunda zırhlı ve topçu birlikleri ağır kayıplara uğrayınca bu taarruz başarısız olmuştur.

Bundan sonra, savunma durumunda kalan Ermeniler, muharebe sahasında başarısız olunca topçu, havan ve füzelerle Azerbaycan’ın sivil yerleşim yerlerine saldırılarda bulunmuşlardır. Böylece Azerbaycan halkını korkutacaklarını ve savaşı destekleme azim ve iradesini kıracaklarını düşünen Ermeniler, bunun tam tersi bir sonuç verdiğini görmelerine rağmen sivil yerleşim yerlerini bombalamaya devam etmişlerdir.

Bu saldırılar Azerbaycan ordusunun daha inançlı bir şekilde taarruz etmesinden başka herhangi bir işe yaramamıştır. Bu taarruzlar sonucunda her gün birçok köy ve kasaba Azerbaycan ordusunun eline geçmeye başlamıştır. Bunun üzerine Rusya ile olan ittifak antlaşmasını öne süren Ermenistan, Rusya’dan olaylara müdahale etmesini istemiş ancak Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın yasal toprağı olduğunu, bu sebeple çatışmalar Ermenistan topraklarına sıçramadıkça antlaşmanın yürürlüğe girmeyeceğini söylemiştir.

Bununla birlikte, Azerbaycan ordusu güneyden hızla ilerlemeye başlayınca, 9 Ekim'de tarafları masaya oturmaya zorlamış ve on saatlik kesintisiz görüşmelerin ardından 10 Ekim'de insani ateşkes kararı alınmasını sağlamıştır. Ancak bu ateşkes yürümemiştir. Rusya’nın baskısıyla kararlaştırılan ikinci ateşkes de 17 Ekim gece yarısı bozulmuştur. 26 Ekim'de ise ABD aracılığı ile yapılan yeni bir ateşkes yürürlüğe girmiş ancak Ermeniler sivil hedeflere saldırılara devam edince çatışmalar yeniden başlamıştır. 

Kasım ayının ilk haftasına kadar devam eden şiddetli muharebelerde Azerbaycan ordusu birçok bölgeyi ele geçirmiş ve Ermenilerin neredeyse tüm zırhlı araçlarını imha etmiştir. Ermenilerin insan kaybı da çok yüksek olmuştur. 8 Kasım’da Şuşa Azerbaycan ordusunun eline geçince Ermenilerin savaşma azim ve iradesi tamamen kırılmıştır. Bunun üzerine, Putin başkanlığında yapılan görüşmelerin ardından taraflar savaşın sona erdirilmesine karar vermiş ve yapılan anlaşma 10 Kasım gecesi imzalanmıştır.

Not: İkinci bölümde muharebelerin askerî açıdan genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.


Google Ads