İngiltere’nin Yunanistan Yıllık Raporları (Bölüm 1)
İngiliz yıllık raporları, 1900'lü yıllarda Yunanistan’ın Türkiye ve Bulgaristan ekseninde uyguladığı politikalar ve Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı bakış açısının İngilizlerin gözünden nasıl göründüğünü aktarırken, günümüze de ışık tutan derinlikte değerlendirmeler içermektedir.
Son dönemde Türkiye ile Yunanistan arasında, özellikle Adalar üzerindeki güç mücadelesinin yeniden yoğunlaştığı görülmektedir. Konunun tarihsel gelişimine açılmak istediğim zaman, karşıma oldukça işime yarayan bir eser çıktı. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Satan ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Resul Yavuz’un birlikte hazırladığı bu eser (*) günümüzde yaşanan olayların tarihsel arka planına ışık tutar niteliktedir. Konuyla ilgili kısa bilgilendirmeler yapmadan önce kendime sorduğum üç soruyu sizlere aktarmak istiyorum.
Bu çatışmanın temel sebepleri nedir?
Bu iki toplum neden askerî ve siyasi alanlarda sürekli bir rekabet içerisinde bulunmaktadır?
18. yüzyıldan itibaren Doğu Akdeniz ve Ege siyasetinde etkili olan İngiltere’nin de bu gerginliğin oluşumunda ve sürdürülmesinde bir rolü var mıdır?
Bu soruların cevabını almamız için hazırlanan bu eser bize nelerden bahsediyor haydi gelin hep birlikte kısa bir biçimde inceleyelim!
Tarihte İngiltere’nin, Yunanistan üzerindeki etkisini hiçbir tarihçi inkar edemez. Ortodoks Rumlar yıllarca Osmanlı yönetimi altında kalmış bir topluluk olarak 1789 Fransız ihtilaliyle birlikte yaygınlaşan Milliyetçilik akımlarından etkilenmişlerdir. Dönemin İngiltere Rusya ve Fransa gibi süper güçleri ise hali hazırda parçalanma aşamasına giren Osmanlı Devleti’ni, Yunanistan’ın bağımsızlığını garanti ederek daha da hızlandırmışlardır. Yunanistan doğuşundan itibaren sayısız askeri ve ekonomik yardım ile kendini geliştirmiştir ki bu destek Türk Kurtuluş Savaşı sürecinde de devam etmiştir. Bu nedenle Yunanistan ve İngiltere’nin ilişkileri tarihçilik açısından asla geri plana atılmamalıdır. İncelemesini yapacağım bu eserde bulunan İngiltere’nin Yunanistan’a Ait Yıllık Raporları bulunmaktadır. Çoğu belgenin üst kısmında “Confidential” ibaresi yer aldığından, bu raporlar kamuoyuna gazeteler aracılığıyla duyurulan klasik raporlarla karıştırılmamalıdır.
Eser 3 cilt halinde basılmış. Birinci cildinde 1906-1913 arası raporlar yer almaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte raporların İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından işlenmediği işlense dahi kayıtlara geçmediği düşünüldüğünden 1914-1919 arası dönem maalesef eksik kalmıştır. Eserin ikinci cildinde ise 1920-1923 arası dönem üzerine raporlar bulunmaktadır. Eserin ikinci cildi şahsi kanaatimce önemlidir çünkü İstiklal Harbinin verildiği döneme denk gelmekte ve Yunanistan’ın yaptığı sivil katliamları gözle görülür biçimde ortaya koymaktadır. Yunanistan’ın çekilmesi ve arkasında büyük bir enkaz bırakması ise yine bu dönem içerisinde gerçekleşmiştir. Fakat eserin hacmi göz önünde bulundurulduğundan 1920-1923 arası dönemi yazının ikinci kısmında ele alacağım. Yunanistan savaş sonrasında normal yaşantısına kaldığı yerden devam edememiş ve 1923 ile 1927 yılları arasında ülkede “Küçük Asya Faciasının” yol açtığı krizler gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Ortaya çıkan bu krizler gerek siyasi gerekse de ekonomik olarak eserin 3. cildinde ele alınmıştır.
Eserin detaylı olması nedeniyle belli başlı dikkat çekebilecek önemli noktaları sizlerle paylaşacağım. Aktaracağım bilgiler genellikle Yunanistan’ın Türkiye ve Bulgaristan ekseninde uyguladığı politikalar ve Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı bakış açısının İngilizlerin gözünden nasıl göründüğü olacaktır.
İngiltere’nin Atina Büyükelçisi Sir F. Elliot, Atina’dan İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey’e 21 Ocak 1907’de gönderdiği raporu 1906 yılının genel değerlendirmesini içermektedir. Raporda Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren çeşitli antlaşmalar yoluyla gittikçe büyümesi belirtilmektedir. 24 Mayıs 1881 tarihinde Yunanistan’ın sınırlarının genişletilmesi ve bu sınırlar üzerinde yaşayan Türklerin haklarının Yunanistan tarafından korunacağı taahhüt edilmekteydi. Raporun içeriğinde en dikkat çekici kısım ise Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik bakış açısı olmuştur. Sir F. Elliot raporunda: “Duygusal, yarı tarihsel ve ekonomik değerlendirmelerin hepsi tek bir olası dış politikaya işaret ediyor: “genişleme.” Coğrafi koşullar, genişlemenin yalnızca tek bir ülkenin, yani Türkiye’nin zararına gerçekleşeceğini öngörmektedir.” Diyerek Yunan genişlemesinin Türkiye’nin aleyhine tezahür edeceğinin sinyallerini vermiştir. O dönemlerde, Yunanistan’ın milli idealleri (Megali İdea) doğrultusunda karşısındaki en güçlü ve başlıca rakibin Türkiye olması, Yunanistan’ın gerçekleştirdiği eylemlerin arka planını ve taşıdığı anlamı açıklamaktadır.
Ancak Yunanistan yalnızca Osmanlı ile değil, Bulgarlarla da çatışmıştır. Bu nedenle Osmanlı’yı tek doğal düşman olarak görmek doğru değildir!
Bu paragrafı okuyan kişinin böyle bir çıkarımda bulunması gayet doğaldır. Fakat raporun devamında Sir Elliot, Yunanlıların dini ve milli kimliği karıştırdığını ifade etmiştir. Yunanlılar Ekümenik Patrikhanesinin her temsilcisini dili ve ırkı ne olursa olsun Yunan olarak kabul etmektedirler. Eksharlık yanlısı (Bulgar Hükümeti Yanlıları) kişilerin ise kendilerini din ve milli kimlik ile değil sadece dil ve kültür ile birleştirdikleri ve kendilerini Bulgar olarak tanımladıkları belirtilmiştir. Elliot, 1906 yılının değerlendirmesini yaparken tam tamına 2 sene sonra gerçekleşecek Girit’in ilhakını önceden öngörü olarak Edward Grey’e bildirmiştir: “Girit, Yunan Krallığı’nın yakın gelecekte Türkiye’ye rağmen genişlemesinin beklendiği yöndür.” Ama o dönemde Yunanistan’ın askerî gücünün Türkiye’ye karşı yeterli olmadığı, büyük çaplı bir savaşta gerilla taktikleri dışında etkili olamayacakları söyleniyordu. Ayrıca savaş durumunda en fazla 70.000 asker çıkarabilecekleri ve bu ordunun bile 1907 yılına kadar Mannlicher-Schoenauer tüfekleriyle (1) tam olarak donatılamayacağı ifade ediliyordu.
Bu yıllarda devam eden Bulgar ve Yunan anlaşmazlığı İngilizler tarafından yoğun bir şekilde incelenmiş ve olası sonuç olarak 1912 yılında Balkan harbinde Yunanistan ve Bulgaristan’ın gerçekleşmesi olası ittifakı göz ardı edilmiştir. Raporlarda ismi tam olarak geçmeyen Askeri Ateşenin öngörüsünde ise Yunanistan’ın şu an için Osmanlı’ya karşı tek başına bir savaşa girişemeyeceği bunun sadece başka bir ülkenin Osmanlı ile savaşa girdiğinde gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Sir F. Elliot, bu kısımda bir yanılgıya düşerek Yunanlılar ve Bulgarlar arasındaki rekabetten dolayı böyle bir iş birliğinin gerçekleşme olasılığına pek ihtimal vermemiştir. (2)
1907 yılı raporlarında, Türkiye’nin çeteleri kontrol altına alma faaliyetlerinde ağırlıklı olarak Bulgar çetelerine odaklandığı ve Yunan çetelerinin nispeten daha az önemsendiği kaydedilmiştir. Ancak Türkler, Yunan çetelerini tamamen serbest bırakmamış Atina’da etkili bir diplomatik faaliyet yürüterek Teselya bölgesinde çete oluşumlarının önüne geçmeye çalışmıştır. Elliot’un raporuna göre, Yunanistan’ın Bulgaristan’a karşı attığı adımlar Türkiye ile Yunanistan arasında bir işbirliği ihtimali doğurabilir ama bu kalıcı bir ittifaka dönüşemezdi. Çünkü aradaki tarihsel düşmanlıklar buna fırsat vermemişti. Elliot’un tahmin ettiği gibi Yunan hükümeti ve Türk hükümeti arasında ortak bir düşmandan doğan ittifak düşüncesi hiç gerçekleşmemiştir. Bu üç ülke arasında yaşanan çatışma, Balkan Harbine kadar üç ülke arasında kalmıştır. Balkan Harbinde ise bu ortaklık düşüncesinin tam tersi ortaya çıkmıştır. Türk ve Yunan hükümetleri yerine Bulgar ve Yunan hükümetleri bir araya gelmişlerdir.
1908 yılının ilk aylarının raporlarında Osmanlı sınırları içerisindeki çetecilik faaliyetlerinin bir önceki yıla nazaran daha da arttığı aktarılmıştır. Fakat Meşrutiyet’in ilanı sonrasında şiddet olaylarının tamamen bitmediği fakat gözle görülür biçimde azaldığı tespit edilmiştir. Özellikle Türkiye ve Bulgaristan arasındaki düşmanlık net biçimde ortaya çıktığından dolayı bazı Yunan çetecilerin Selanik’e giderek hizmet teklifinde bulunduğu belirtilmiştir. Bu kısım önemlidir çünkü Yunanistan’ın iki düşmanı arasında uyguladığı denge politikasını işaret etmektedir. Raporda Bulgaristan’ın bağımsızlığı ve ardından Türkiye ile Bulgaristan ilişkilerinin düşmanlığa evrilmesi durumu Yunan ve Türk ittifakının gerçekleşme ihtimalini arttırdığını düşündürmüş fakat Yunanistan Başbakanı, Girit’’in Osmanlı’dan kopması karşılığında bir ittifaktan söz edilebileceğini savunmuştur. Bulgaristan ile Türkiye arasındaki düşmanlık durumunun hafiflemesi ise Yunanistan ve Türkiye ittifakının bir daha konuşulmamasına sebebiyet vermiştir.
Eserin tam halinde Yunanistan’ın, Türkiye ve Bulgaristan hariç diğer ülkelerle olan ilişkilerine, Yunanistan’ın ekonomik durumuna, vergilendirme sistemine, ticari ilişkilerine, ithalat ve ihracat grafiklerine, tarım arazilerinin durumuna, ulaşım ağlarına, askeri durum raporlarına, donanma durumlarına, iç işleri ve basın kısımlarına ve daha bir çok konuya ulaşabilirsiniz. Ben şu anlık sadece kısa bir özet geçerek Yunanistan’ın ağırlıklı olarak Türkiye ve Bulgaristan arasındaki denge politikası üzerinde bir anlatım yaptım. Yunanlıların tehdit algısı ilk başlarda İngilizler tarafından sadece Osmanlı üzerine yoğunlaşmış olsa da Yunanlıların kimi durumlarda Türklerle birlikte Bulgarlara karşı bir ittifak yapabilme ihtimali göz önünde kalmaya devam etmiştir. Kaldı ki zaten Mondros Mütarekesi sonrasında gerçekleşen Yunan işgalinin İngiliz destekli bir işgal olduğu herkes tarafından bilinmekte ve belgelerle kanıtlanmaktadır. Askerî açıdan yalnızca 12 yıl önce sahaya en fazla 70.000 asker çıkarabileceği ve ordusunu 1907 yılı sonuna kadar Mannlicher-Schoenauer tüfekleriyle dahi tam olarak donatamayacağı belirtilen bir devletin, kısa bir süre sonra Anadolu’nun içlerine kadar ilerleyebilecek bir harekâta girişmesi dikkat çekici bir dönüşümü bizlere göstermektedir.
(*) Ali Satan - Resul Yavuz, İngiltere’nin Yunanistan Yıllık Raporları Cilt 1, Türk Tarih Kurumu, https://ttk.gov.tr/ingiltere-nin-yunanistan-yillik-raporlari-cilt-i/
(1) “Mannlicher-Schoenauer tüfeği 19. yüzyılın sonlarında Ferdinand Mannlicher ve Otto Schönauer tarafından geliştirilen, döner şarjör sistemine sahip olan ateşli bir silahtır. 1900 senesinde Paris sergisinde tanıtıldıktan sonra büyük ilgi uyandırmıştır. Büyük bir maliyeti olmasına rağmen 1903 yılında Yunan ordusu tarafından askeri anlamda kullanıma açılmıştır.” Rose and Scroll – The History and Mastery of the Mannlicher, Erişim Tarihi: 11 Haziran 2026, https://roseandscroll.substack.com/p/the-history-and-mastery-of-the-mannlicher.
(2) “Tarih, bizlere her daim imkansız denilenlerin gerçekleşebileceğini göstermiştir. Dönemin siyasi konjonktüründe Yunanistan ve Bulgaristan’ın birlikte Osmanlı’ya karşı hareket etmesi beklenmeyen bir gelişmeydi.”