Site İçi Arama

tarih

Kıbrıs Bir Türk Adası mıdır?

Her şeyden önce burası bir Türk Cumhuriyeti değil mi? Biz Kuzey Kıbrıs diyoruz, ama bir zamanlar ada tümüyle Osmanlı toprağıymış. Tamam, uluslararası ilişkiler, arada yaşanmış dünya savaşları falan, köprünün altından çok sular akmış.

Aklımı uzun süredir bir sürü konu kurcalıyor. Birçoğu da saçma sapan konular.

Mesela bunlardan biri Kıbrıs. Kıbrıs'la ilgili aklını kurcalayacak ne var demeyin. Bunca zaman Kıbrıs konusunun çözüme kavuşturulamamış olması bile insanın aklına takılıyor.

Her şeyden önce burası bir Türk Cumhuriyeti değil mi?

Biz Kuzey Kıbrıs diyoruz, ama bir zamanlar ada tümüyle Osmanlı toprağıymış.

Tamam, uluslararası ilişkiler, arada yaşanmış dünya savaşları falan, köprünün altından çok sular akmış.

Bugünün uluslararası konjonktüründe durum neyse o işte. Üstüne düşünecek ne var ki?

Açıp baktım biraz internete. Adanın bizim hakimiyetimizdeki tarihi oldukça eski.

Ada 1571 yılında Osmanlı tarafından Venedik'ten alındıktan sonra adada Venedikli yerleşikler kalmış mıdır bilmiyorum, ama olukça çok Türk nüfusun daha o günlerde adaya yerleştiği bir gerçek.

Bugünden hesaplarsak 450 seneden fazla olmuş, bu süre az bir zaman değil.

Tarih boyunca hangi toplumun olmuşsa olmuş, ama bu kadar süre Türklerin de yaşadığı bir toprak olduğuna göre, artık Türkler için bir vatan olmuş bu topraklar diyebiliriz.

En eski Türk aileleri kimlerdir acaba Kıbrıs'ta?

Adanın yarısında Rum topluluğu yaşıyor biliyorsunuz. Biz resmi olarak tanımıyoruz, ama dünya adayı bir Rum adası olarak tanımış durumda ve neredeyse tüm dünya burayı Rum toprakları olarak biliyor.

Halbuki 1821 yılında bir Yunan işgali oluyor ve bugün adada yaşayan Rumların bir çoğu aslında bu işgal sonrasında adaya yerleşiyorlar.

Adanın gerçek yerlileri kaynaşıp gitmişler herhalde Rum ve Türk kültürleri içinde.

Zaten tarih boyunca bugünkü Lübnan'dan karşıya geçen Fenikeliler dahil, antik Yunan, firavun zamanında antik Mısır, Makedonya kralı Büyük İskender zamanında Makedonya ve sonralarında Bizans ve Arap istilası. Venedikliler, Cenevizliler, daha kimler kimler adaya sahip olmamışlar ki.

Daha eskisi de var. Yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö. 9000 yıllarına kadar bile uzanan yaşam kalıntılarına rastlanmış adada.

Yani tarih boyunca ada birçok farklı kültürün ilgisini çekmiş anlaşılan.

Yine de 1571 yılından itibaren Kıbrıs aslında bir Türk toprağı olmuş.

Tam süresi ile bugüne kadar 452 senelik bir Türk hakimiyeti gerçekten çok uzun süre. Hiç kısa bir zaman aralığı değil bu kadar uzun bir süre.

Peki adada bunca yıldan kaynaklı Türk kültürü hissediliyor mu?

Bakın orasını bilmiyorum. Kıbrıslı olanlar varsa onlar söylesin ne gibi tarihi yapılar var Kıbrıs'ta diye.

Ada başta bir Türk adası olmuş olmasına, ama sonra da birden 1878 yılında II. Abdülhamid tarafından geçici (!) olarak İngilizlere hediye edilmiş. 

300 yılı aşkın süre koskoca ada direk Osmanlı hakimiyetinde kalıyor ve sen burayı İngilizlere hediye edebiliyorsun, ne kadar garip değil mi?

İngilizlerle yapılan anlaşmaya göre İngilizler 93 harbinde Ruslara yenilen Osmanlı'nın tarafını tutarak Anadolu'yu Ruslara karşı güya daha iyi koruyabilmek için Kıbrıs adasında geçici olarak yönetim hakkı isterler.

4 Temmuz 1878 tarihinde anlaşma yapılır.

Halbuki konu Anadolu'nun korunması falan değildir.

1869 yılında Kızıl Deniz ile Akdeniz’i bağlayan Süveyş kanalı açılmıştır ve Kıbrıs kanalın kontrolü açısından doğal bir üs konumundadır.

Bu yüzden İngilizler daha o yıllarda ada üzerinde sinsi planlar yapmaktadırlar.

II. Abdülhamid'in bunu bilmemesi mümkün mü?

Sanmıyorum.

Peki niye böyle bir anlaşmaya onay vermiştir öyleyse?

Çünkü padişah odur, canı ne isterse öyle yapar. Babasının malı değil mi? Sana bana mı soracak!

Gerçek ise Osmanlı'nın deniz aşırı topraklarda hakimiyeti o günlerde artık imkânsız hale gelmiştir.

Donanma Haliç'e demirlemiş ve padişahın korkuları yüzünden çürümeye terk edilmiştir.

Padişah ise kendi kellesinin derdindedir, ya da daha yumuşak haliyle koltuğunu koruma peşindedir.

Seni koruyalım diyen İngilizlere belki de istemeye istemeye adayı hediye etmek durumunda kalmıştır. 93 harbi diyoruz, Ruslar İstanbul'a, Yeşilköy'e kadar gelmişler. Kars ve çevresini de almışlar.

Zaten uzun süredir adanın peşinde olan İngilizler açısından da 93 harbi iyi bir bahane olmuştur.

23 Mayıs 1878 tarihinde İngiliz dışişleri bakanı adanın kendilerine verilmesi için resmen Osmanlı'ya başvurur ve 4 Haziran'da anlaşma imzalanır.

1 Temmuz 1878'de ise anlaşmaya ek bir anlaşma daha yapılır. Bu ek anlaşmada bir takım ilave detaylar belirlenmiştir.

Bu detaylardan biri mesela Kıbrıs için İngilizler Osmanlıya her yıl 22 bin 936 kese altın ödeyecektir. Bu bedel bir anlamda yıllık kira ödemesidir. Ancak adanın mülkiyet hakkı Osmanlı üzerinde kalacaktır.

Ne güzel değil mi? Bir taşla iki kuş. Hazine için para bile vermeye razı olmuş İngilizler.

Diğer bir detay da anlaşmaya göre eğer Ruslar Kars ve etrafında aldıkları topraklardan çıkarlarsa, 4 Temmuz 1878 anlaşması da sona erecek ve İngilizler adayı terk edeceklerdir.

Ne güzel, yaz kâğıda, nasıl olsa günü geldiğinde gereği düşünülür.

Zaten gereği de çok geçmeden İngilizler tarafından düşünülür.

Birinci Dünya savaşında Osmanlı Almanlardan yana savaşa dahil olunca, 5 Kasım 1914'de İngiltere adayı resmen ilhak ettiğini açıklar.

Artık 1878 anlaşması falan kalmamıştır.

Gücün varsa sen ne demek istiyorsun diye çıkart bakalım İngilizleri adadan.

Lozan'da ise zaten İngiliz hakimiyetinde olan adanın tümüyle İngiliz egemenliğine bırakılması genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından da mecburen kabul edilmiş olur.

Lozan'da Kıbrıs gündeme bile gelmez.

Fiili olarak Türklerin savaş sonrası elinde tuttuğu toprakların Türkiye Cumhuriyeti toprakları olarak kazanan taraflarca kabul edildiği anlaşmadır Lozan anlaşması.

Misakı Milli sınırlarına dahil olan Musul ve Kerkük bile Lozan'da daha sonra İngiltere ile ikili olarak anlaşmaya varılacaktır denilerek anlaşma dışında bırakılmıştır.

Musul - Kerkük konusu 1926 yılında yapılan Ankara anlaşmasıyla karara bağlanır. İngiliz oyunlarına girmeyeyim şimdi o petrol zengini topraklardaki.

1974 Barış Harekâtı detaylarına da girmeyeceğim.

Ancak İngiltere'nin Zürih ve Londra anlaşmaları ile 11 Şubat 1959 ve 19 Şubat 1959 tarihlerinde adadaki haklarından feragat etmiş olduğunu belirtmeliyim.

Böylece İngiltere'nin 1878 yılından itibaren adadaki mutlak hakimiyeti görünüşte sona ermiş olmuştur.

Bu anlaşmalarla adadaki Rum ve Türk toplumları arasında anayasal ilişkiler düzenlenmiş, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye de bu ilişkilerin garantörü olarak anlaşmalara imza koymuşlardır.

Ancak bildiğiniz gibi bu anlaşmaların devamındaki gelişmeler rahmetli Ecevit'in tarihi kararıyla Türkiye'nin adaya 1974 yılında Barış Harekâtı yapmasını zorunlu kılmıştır.

Ayşe tatile çıksın!

Yazının devamında biraz daha güncel konularla devam edeyim istiyorum.

Yeterince anlaşılır oldu sanırım adanın aslında bir Türk adası olduğu.

Yavru vatan değil mi Kıbrıs bizim için?

Ya da sadece bizim egemenliğini tanıdığımız bağımsız bir Türk devleti değil mi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti?

Eğer öyleyse, peki mesela niye halen daha trafik düzeni Türkiye'ye göre terstir adada? Niye İngilizlerden kalma trafik düzeni devam ettirilir?

Yavru vatan demiyor muyuz adına?

Siz hiç yavrusu anasından bu kadar farklı olan bir şey gördünüz mü?

Bunca yıl geçmiş adada Türk hâkimiyetinin tekrar kurulduğu. Daha doğru söylemle adanın kuzeyinde hakimiyeti ele aldığımız.

Sizce niye adadaki bağımsız Türk meclisi en azından trafik sistemini Türkiye ile uyumlu hale getirmez?

Çok mu zor bunu yapmak?

Haydi bir şey daha söyleyeyim.

Adada gerçekten Türk kültürü hissediliyor mu?

Yoksa Rum kültürü mü daha baskın?

Eh, 452 yıl diyoruz, her halde bu kadar sürede şöyle çok tarihi bir cami falan yapmışızdır adada!

Lefkoşa'daki tarihi Selimiye camii bile eski bir Katolik katedralinden camiye çevrilmiş. 1209 yılından kalmaymış katedral.

Neyse, tarihi yapıları daha sonra inceleriz.

Gelin ben bir başka konuya değineyim.

Biliyorsunuz İngiltere ile Fransa arasında 1802 yılında gündeme gelen Manş tüneli iki devlet arasında oldukça uzun bir anlaşma süresi sonrasında 1880 yılında resmen yapılmaya başlar ve inşaat aşaması birkaç defa durdurulup tekrar başlatılma aşamaları sonrasında nihayet 1994 yılında tamamlanarak tünel açılır.

Tünelin uzunluğu 50.42 km'dir.

O günlerin teknolojisi ile denizin altından bunca uzunluğu olan bir tünel yapabilmiş İngiltere ve Fransa birlikte.

Tünel demişken daha uzun tünel de var aslında.

İtalya ve İsviçre arasında 57 km uzunluğunda da tünel var.

Tamam, tünel kazmak zor olabilir. Üstelik su altından kazacaksınız.

Çin'deki Danyang-Kunshan Grand köprüsü dünyanın en uzun köprüsü olma rekorunu halen daha elinde tutuyor.

Bu köprünün uzunluğu 164,8 km.

Kıbrıs'ın Türkiye'ye mesafesi 65 km'dir.

Mesela günümüz tünel teknolojisi ile bu mesafede bir tünel kazılarak Kıbrıs'ın Türkiye'ye bağlanması niye düşünülmez?

Ya da köprüyle de olur. Bunca yıl geçmiş aradan, Kıbrıs adası Türkiye'ye bağlanamaz mıydı şimdiye kadar?

Çinliler yapmış, biz niye yapamayalım? İngilizler, Fransızlar, Almanlar İtalyanlar, İsviçreliler yapmış, bizim neyimiz eksik? Japonya'da bile onca uzun köprüler var. Japonya tümden sallanıyor biliyorsunuz.

Teknolojik olarak mümkün değil mi zannediyorsunuz bu dediklerim?

Günümüz teknolojisi ile her ikisini de yapmak mümkün!

Su ve elektrik zaten ulaştırıldı adaya. Bir de yol bağlantısı yapılırsa, ada tamamen ana karayla entegre olacaktır.

Alın size altın mega projeler!

Seçin beğenin hangisini yapacaksanız yapın.

Yeter ki Kıbrıs'ı ana vatana karayolu ile bağlayın. Hatta yanında demiryolu bağlantısı da yaparsanız daha iyi olur bence.

Çünkü bunu yapabilirsek Kıbrıs'ın bir Dubai olmaması için bir sebep yok!

Hepsini geçtim, Kıbrıs konusu artık uluslararası arenada bir çözüme kavuşturulmaz mıydı bugüne kadar?

Niye gücümüz yok bizim?

Adeta nasıl bir zamanlar adayı İngilizlere bırakmışsak, bugün de sırtımızı dönmüş gibiyiz adaya.

Trafik düzenini bile İngilizler rahatsız olmasın diye belki de değiştirmeye cesaret edememişiz.

Ondan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir diyoruz. Dünya kabul etmiyor diye de hayıflanıp duruyoruz.

Kıbrıs'ın egemenliğini bir biz tanıyoruz ya, bunca Türk devleti var, kaç sene oldu, en azından Türk devletleri tanıyamaz mıydı Kıbrıs'ı?

Eğer egemenliği tanımak buysa, bir tek biz tanıyarak bu işi biraz yanlış anlamışız gibi geliyor bana.

Bana göre mesela şimdiye kadar adadaki tüm sistemin Türkiye'ye uyumlu hale getirilmiş olması gerekiyordu.

Tanıma konusu ise tabii ki bu işler biraz da sizin uluslararası arenadaki sözünüzün geçerliliği ile orantılı.

Sözünüzün geçmesi için ise hem kendi gücünüzün olması önemli, hem de diplomatik ilişkilerinizin gücü.

Ekonomik güç de önemli tabii ki.

Her şeyden önemlisi ise kararlılığınız önemli.

Bugüne kadar birtakım girişimler yapıldı, biliyorum. Ancak yine de ben Kıbrıs ile yeterince ilgilenilmediğini düşünüyorum.

Eğer siz adayı bir takım şahsi emelleriniz uğruna kullanmayı tercih ederseniz, hatta yeraltı dünyasına peşkeş çekerseniz, gazinolar ve yeraltı dünyasının aktörlerince bir takım kirli işler için bir merkez haline getirilmesine müsaade ederseniz, bu demek oluyor ki gerçekte sizin yerli ve milli planlarınız yok ada üzerinde.

Bu dediklerimin bir kısmı muhalefet açısından da geçerli.

Belki yazmışlardır bir şeyler ortak mutabakat metnine, ama muhalefetinin Kıbrıs konusunu yüksek sesle gündeme getirdiğini ben henüz duymadım.

Bu işler öyle her iktidara gelindiğinde adayı ziyaret etmekle olmaz.

Ya da Barış Harekatının yıl dönümlerinde adayı ziyaret etmekle de olmaz.

İktidar tarafında bu yüzden dediğim gibi yapılanlar yetersiz gibi görünüyor bana.

Maksat her yerde olduğu gibi Kıbrıs'ta da pastayı paylaşmak olunca, ya da pastadan pay almak olunca, olunmuyor işte milli ve yerli.

Biliyorsunuz, çok olmadı, daha geçenlerde Kıbrıs'ta ünlü kumarhanelerin sahibi olan kişi öldürüldü ve bu suikastın üzeri de neredeyse kapatıldı. Kim bilir şimdi adamın mirasına kimler kimler kondu. Adamın hayırlı biri olduğunu söylemiyorum. O da yeraltı dünyası ile ilişkili biriydi.

Böyle şeyleri gördükçe, diyeceğim iktidar cephesinden zaten hiç ümidim yok benim.

Muhalefet cephesi ise Kıbrıs konusunda ne düşünüyor gerçekten çok merak ediyorum.

Eğer bu seçim arifesinde Kıbrıs konusunda en azından somut olarak muhalefet ne düşünüyorsa kısa da olsa bir açıklama yaparsa, benim de merakım giderilmiş olur.

Sanırım merak eden de bir tek ben değilimdir.

Şahsen ben artık cumhuriyetin bu yüz yılında Kıbrıs sorununun kesin bir çözüme kavuşturulması için ne gerekiyorsa yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Bu gerekiyorsa siyasal çözüm olur, gerekiyorsa siyaset dışı. Ama çözüm olur.

Bu kadar şey yazdım, ama ben adaya hiç gitmedim bu arada.

Gidenlerden duyduğum kadarıyla yazdım bir şeyler artık diyeyim. Ve tabii ki izlediğim videolardan.

Muhteşem bir yer olduğunu gayet iyi biliyorum. Hem turistik potansiyeli çok yüksek hem de iklimi çok iyi.

Yavru vatan diyorlar ya, ne yavrusu, Kıbrıs bana göre ana vatanımızın bir parçasıdır. Yavru falan değildir yani.

Bence Kıbrıs da en az Hatay kadar bu ülkenin toprağıdır.

Atatürk'ün biraz daha ömrü yetseydi, nasıl zamanında Hatay'ı ülke topraklarına katmasını bilmişse, bence Kıbrıs'ı da vatan toprağı yapardı.

Onun ömrü yetmemiş, ama büyük yol göstericimizin ardından gelenlerin de gereğini yapmasını bilmeleri gerekliydi bence.

Rahmetli Ecevit zamanının kısıtlı imkanları ile Barış Harekâtı yapabilmişse, günümüzün siyasileri de rahmetlinin yaptıklarının devamını getirmeliler.

Bir inşaat mühendisi olarak benim naçizane katkım Kıbrıs tüneli projesi olmuş olsun. Ya da Kıbrıs köprüsü de olur. Benim için fark etmez.

Her iki yapı tipi üzerine zamanında proje çalışması yapmışlığım olmuştu benim. O yüzden bence her ikisi de olur.

Fena fikir değil aslında değil mi? Bizden geçti ama genç mühendislerce üzerinde düşünülmeli bence bu projelerin.

Büyüklerimize ise Kıbrıs sorununun çözümü kalıyor olsun. Biz mühendislere nazaran onların işi çok daha zor sanırım. Ama artık bu konunun çözüme kavuşması gerçekten zorunlu hale gelmiş durumda.

Nasıl derler, azimle şey eden taşı bile derlermiş ya, bence bir şeyleri becerebilmek için önce azmetmek gerekiyor!

Kıbrıs'a sahip çıkmamız lazım. Kurda kuşa yem edilecek bir yer değil Kıbrıs.

Moskova'dan  herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 24.04.2023
  • Süre : 7 dk
  • 1102 kez okundu

Google Ads