Gerçek Milliyetçilik Nedir?
Biz doğrudan doğruya milliyetçiyiz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun bireyleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’un sonunda gençliğe hitabını, “Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diyerek bitirmektedir (Atatürk., s. 607). Atatürk’ün hitabındaki son cümlesinin ırka dayalı bir milliyetçiliğe işaret etmekten ziyade gençlerin, mensubu olduğu milletle ulvi bir bağ kurması, Türklüğüyle onur duyması için söylediği ileri sürülebilir. Zira, O’nun milliyetçilik anlayışı aşırıcı ve şoven bir anlayıştan tamamen uzaktır. Nutku’nda, farklı milletlerden toplulukları “eşit haklar ve şartlar altında” bir arada tutmayı öngören imparatorluk düşüncesinin yanıltıcı, “dünyadaki bütün Türkleri bile bir devlet olarak birleştirmeyi” ise, “varılması imkânsız bir hedef” olarak nitelemekte, “Panislamizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir. Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek bir dünya devleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır (A.g.e., s. 299)” demektedir. Onuncu Yıl Nutku’nu “Ne Mutlu Türk’üm diyene!” ifadesiyle bitmesi de onun Türklüğü ırki bir aidiyetten ziyade asırların biriktirdiği yüksek Türk kültüründen süzülüp gelen bir hissiyat, bir duygu özdeşliği olarak gördüğüne işaret etmektedir.
İmparatorluğun çöküşünü engellemek için verilen mücadelenin bizzat içinde yer alan bir Osmanlı subayı olarak Atatürk, çok milletli bir yapının bütün zafiyetlerini yaşayarak görmüş, kurucu ve asli unsur olan Türklüğün durumu kendisini derinden etkilemişti. Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı adlı eserinde Osmanlı’da Türkleri, Kudüs’te Kameme Kilisesi’nde cemaatler tarafından paylaşılamayan Kilise anahtarını elinde tutan Müslüman hocaya benzetmektedir: “Bütün bu kıtalarda biz işte bu hocanın görevini yapıyoruz. Ticaret, kültür, çiftlik, endüstri, binalar, her şey Arapların veya başka devletlerin… Yalnız jandarma bizim idi; jandarma bile değil, jandarmanın esvabı.” (Atay, s. 44). Ziya Gökalp’e göre ise Osmanlı’da “Türklük rençberlik demek oluyordu” (Gökalp, s.24). Atatürk, kurmaylık stajı için bulunduğu Hayfa’da bir Türk çavuşunun, kendisini Arap erlere davranışı nedeniyle azarlayan Bölük Komutanı Yüzbaşı karşısındaki hâlinin üzerinde bıraktığı etkiyi şu sözlerle ifade etmektedir: “Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askerî İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısraıyla başlayan şiirinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım (5).”
Bu nedenle, Atatürk’teki Türklük bilinci, siyasi saiklerle benimsenmiş bir ideoloji ile değil, İmparatorluğu yaşatmak için geri plana itilen bir olgunun farkına varılmasıyla ortaya çıkmıştı. İmparatorluğu oluşturan unsurlar içerisinde kurucu millet olan Türklerin düştüğü durumun üzerinde bıraktığı tesir Cumhuriyet’in dayanacağı milliyetçi düşüncenin oluşmasında önemli bir etken olmuştu. O, milliyetçilikle ilgili düşüncesini şu sözlerle ifade etmiştir: “Biz doğrudan doğruya milliyetçiyiz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun bireyleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur (5).”
Saltanat ve halifeliğin kaldırılmasının ardından, yeni kurulan Cumhuriyet’in millî hâkimiyet ve laiklik esasları ile Türk dili ve kültürü üzerine dayalı bir milliyetçilik üzerinde yükselmesi öngörülmüştü. Türk kültürü, Türklüğün Orta Asya’nın derinliklerinden Avrupa içlerine kadar ulaşan akışı içerisinde onu besleyen birçok kültürel öğeden beslenmiş, zenginleşmiştir. Yüksek Türk kültürüne dayanan Türk milliyetçiliği de Anadolu’da küllerinden yeniden doğan son Türk devletinin kurucu ilkelerinden biri olmuştur. Ancak, tarihsel akış içerisinde milliyetçilik düşüncesinin bazı siyasi ideolojilerle özdeşleşmesi, toplumun bir kesiminin bu düşünceyi sahiplenerek bayraklaştırmasına bir kesiminin ise araya mesafe koymasına neden olmuştur. Kutsiyet atfedilen her düşünce gibi milliyetçilik düşüncesi de istismara açıktır. Manevi duyguları kolayca harekete geçiren milliyetçi söylemler siyasi menfaatler için rahatlıkla kullanılabilmektedir. Sembol ve slogana indirgenen bir milliyetçilik anlayışı ile halkın bazı hassasiyetleri üzerinden kitleler kolaylıkla harekete geçirilebilmektedir. Nitekim tarihimizde, gerçeklikten uzak hayalperest yaklaşımlar, erişilmesi imkânsız vaatler uğruna maddi ve manevi kaynaklarımızın heder edildiği durumlar az değildir.
Atatürk Nutuk’ta düşüncelerini hayata geçirirken uygulayacağı ilkeyi, herhangi bir beynelmilel düşünsel kalıba sokmadan, “millî siyaset” olarak ifade etmekte, “Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.” (Atatürk, s.299) diyerek yaklaşımını “akıl, ilim ve mantığa” dayanan gerçekçi bir çerçeveye oturmaktadır. Atatürk millî siyaseti şu şekilde tanımlamaktadır: “Milli sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak… Genellikle milleti uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamak… Medeni dünyadan, medenî, insanî ve karşılıklı dostluk beklemektir (A.g.e., s. 299).
Bir insanın mensubu olduğu milletle gurur duyması, onun dünya milletleri arasında onurla yaşaması ve en üst seviyelere yükselmesi için çalışmasının en ulvi karşılığı milliyetçilik düşüncesindedir. Ancak, Cumhuriyetimizin kurucu ilkelerinden olan milliyetçiliğin kavramsal içeriğinin boşaltılarak siyasi menfaatler için kullanılmasının devletin bekasına tehdit oluşturacağı düşünülmektedir. Zira bu devlet, “…asırlardan beri çekilen millî felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedeli…(A.g.e., s. 607).” olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet’i kuran iradenin izlediği “akıl, ilim ve mantığa” dayanan “millî siyaset” doğrultusunda Cumhuriyet’i yaşatacak ve daha ileri taşıyacak gerçek milliyetçilik de akıl, bilim ve hayatın gerçekleri üzerinde yükselen gerçekçi milliyetçilik olmalıdır.
Kaynaklar:
(1) Mustafa Kemal Atatürk , Nutuk, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, 2004, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz.
(2) Onuncu Yıl Nutku, https://www.ktb.gov.tr/TR-96294/10-yil-nutku.html
(3) Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, 2012.
(4) Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak ve Doğru Yol, İnkilâp ve Aka Kitabevleri, 1976.
(5) https://atam.gov.tr/milliyetcilik-milli-birlik-ve-beraberlik/