Site İçi Arama

tarih

110. Yıldönümünde Çanakkale Savaşı ve Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, Çanakkale Savaşında savaşın kaderi ve insanlığın geleceği açısından önemli roller üstlenmiş ve Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak için düzenlenmiş en önemli askeri harekâtın seyrini değiştirmiştir.

Çanakkale Savaşı, sadece askeri ve stratejik açıdan değil, siyasal sonuçları bakımından da modern Türk ve dünya siyasal tarihinde önemli bir yer teşkil etmiştir. Türkiye’nin stratejik konumunun yanında Çanakkale’nin de stratejik olarak özel bir yeri bulunması nedeniyle tarih boyunca güçlü devletler boğazlara egemen olmak istemişler ve bu amaçlarına ulaşmak için savaşlar yapmıştır. Çanakkale boğazının en önemli özelliği, stratejik ve ekonomik önemine paralel olarak Karadeniz ve Akdeniz devletleri ile kısa yoldan bağlantıya geçmesidir. İtilaf Devletleri, Çanakkale Savaşı ile Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakarak Rusya ile doğrudan temasa geçip güçlerini arttırmak, Osmanlı Devleti’nin Süveyş Kanalı ve Hint yolu üzerindeki baskısını kaldırmak ve Orta Avrupa’daki Alman-Avusturya ordularını arkadan kuşatmayı amaçlamıştır. 

Yine, Çanakkale Savaşı ile I.Dünya Savaşı’nda Akdeniz ve Karadeniz’de harekâtı başarıyla sürdürebilmek için Çanakkale Boğazını ele geçirmeyi ve boğazları deniz yoluyla geçerek İstanbul’u işgal etmeyi hedeflemiştir. Çünkü Çanakkale Boğazı’nın İtilaf Devletleri’ne geçmesi ile Rusya’ya her türlü desteği kolaylıkla sağlayabileceklerini düşünmüşlerdir. Çanakkale Savaşı, savaşın kaderi ve insanlığın geleceği açısından önemli roller üstlenmiş ve Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak için düzenlenmiş en önemli askeri harekât olmuştur. İtilaf Devletleri, güçlü bir donanma kuvveti ile aşmayı planladıkları Çanakkale Boğazını, uçakların sağlayacağı destek sayesinde hızlı bir şekilde zafere ulaşacağını düşünmüşlerdir. 

Çanakkale Savaşı’na giden süreçte, Osmanlı Devleti’nin 11 Kasım 1914’te I.Dünya Savaşı’na girmesi ile Yarbay Mustafa Kemal Atatürk, Bulgaristan Sofya’da askeri ateşe görevindeyken Başkomutanlık Vekâletine başvurarak vatan ve millet borcunu ödemek için vatan topraklarının savunmasında yer almak amacıyla Çanakkale Cephesi’nde olmak istemiştir. Enver Paşa’ya; “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha önemli ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hattında bulunurken ben Sofya da ataşemiliterlik yapamam. Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz.” savaşa katılma isteğini belirtmiştir.

Atatürk; 20 Ocak 1915’te; 57, 58 ve 59’uncu Piyade Alaylarından oluşan Esat Paşa komutasındaki 3.Kolordu’ya bağlı Tekirdağ’da konuşlu 1 Ocak 1915’te yeni kurulmuş olan 19.Tümen Komutanlığına atanmıştır. 2 Şubat 1915’de Tekirdağ’a gelmiş ve 25 Şubat’ta ilave olarak Gelibolu Yarımadası ve Ege kıyılarını savunmak için kurulan Maydos Bölge Komutanlığı görevine getirilmiştir.

19.Tümen Komutanlığı Maydos’a (Eceabat) nakledilmiş ve görevi, Gelibolu Yarımadası’nın ortasından batı kıyısına, Ece Limanı’ndan boğazın giriş bölümündeki Morto Limanı’na kadar kıyı şeridini savunmak olmuştur. 4 Mart 1915’te İngiliz-Fransız Birleşik kuvveti, Seddülbahir ve Kumkale’ye çıkarma yapmıştır. Atatürk, bölgeyi savunmakla görevli 19.Tümen Komutanı olarak İngilizlerin Seddülbahir’e asker çıkarma girişimi üzerine 26.Alay Komutanı Binbaşı Kadri Bey’e; “Bizzat şimdi yanınıza hareket ediyorum. Benim oraya varışıma kadar sahile çıkmış olan düşman mutlaka denize dökülecektir.” emrini vermiştir. Bu emirden sonra karaya ayak basan düşman, Türk kuvvetlerinin süngü hücumuyla yok edilmiştir. 

18 Mart 1915’te, İtilaf Devletleri’nin asıl savunmanın başlamasından bir ay önce Boğazdaki mayınlı alanları temizlemesine rağmen saldırı başlamadan 10 gün önce gizlice mayın döşenmiştir. 7/8 Mart 1915 gecesi, Dz.Yzb.Hakkı Bey komutasında olan Nusret mayın gemisi, sabah saat 05.00’de demir alarak yola çıkmış, sisli ve yağmurlu havanın görüş alanını çok daraltmasından faydalanarak, duman çıkarmaması için makinelerinin dakika devrini 140’da tutarak her 15 saniyede bir mayın atarak 07.00’de Erenköy Koyu’na Karanlık Liman’a, kıyıya paralel şekilde 100 metre aralıklar ile denizin 4,5 metre altına 26 mayın döşemiştir.

Savaşın en hassas unsuru mayınlar ve bataryalar olması nedeniyle bölgedeki bunların tespiti için hava keşfi çok önemli olmuştur. İtilaf devletleri donanmasının savaş düzeninde Çanakkale Boğazı'na doğru yaklaştığını hava keşfi ile rapor edilmiş, böylece düşmanın saldıracağı kesinleşmiştir. 18 Mart 1915’te Türk uçakları, erken saatlerde yaptığı keşifler ile elde ettikleri istihbarat bilgilerini boğazın savunulmasından sorumlu Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na zamanında bildirerek harekâtın yönlendirilmesine etkili olmuştur.

Çanakkale'yi savunan ve taarruz bekleyen bütün birliklere harekâta hazırlanma fırsatı sağlamıştır. Türk Askeri Tarihi’nin en önemli savunma savaşlarından biri olan Çanakkale Savaşı’nda Hava Kuvvetleri’nin tarihte görev aldığı ilk harekât olmuştur. Harekâtın her aşamasında ön alıcı tedbirler kapsamında yapılan hava keşifleri ile istihbarat alanında başarılar elde edilmiştir. Çanakkale Savaşı’nda hava harekâtı zaferin kazanılmasında önemli bir rol üstlenmiş, varlığı deniz ve kara harekâtı öncesinde başlamış, düşmanın kesin olarak çekildiği Ocak 1916 sonrası da yoğun olarak devam etmiş ve düşmana karşı kayda değer bir üstünlük sağlamıştır. Özellikle bilgi toplama ve strateji belirleme açısından son derece değer taşıyan hava harekâtı sayesinde deniz ve kara unsurları harekâta yönelik tedbir alırlarken, harekât sonrası İtilaf güçlerinin durumunu keşif yoluyla öğrenmişlerdir.

İtilaf Devleti hava güçleri, 18 Mart’ta harekât öncesinde keşif uçuşu yapamadığı için mayınların döşendiğinden haberdar olamamıştır. 18 Mart 1915’te sabah saat 10.00 gibi İngiliz-Fransız Birleşik Donanması’nın Çanakkale Boğazı’ndan girmesiyle başlayan deniz savaşı, Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar ile Bouvet, Irresistible ve Ocean gemilerinin batmasına, Golva, Suffren, Agamemnon  ve Inflexible gemilerinin ise büyük hasar almasına sebep olmuştur. Çanakkale Boğazı’nı geçme teşebbüsü, kıyıdaki Türk topçularının isabetli atışları ve Nusret Mayın Gemisi’nin döşediği mayınlara çarpma sonucunda başarılı olamamıştır. 18 Mart 1915 saat 16.00’da, Türk havacıların gerçekleştirdikleri keşif ile düşmanın ağır zayiat vererek kesin olarak çekildiği belirtilmiştir. 

Dünyanın en güçlü donanmasına, “Nusret Mayın Gemisi”nin verdirdiği zararın önemini, İngiltere Denizcilik Bakanı Winston Churchill; “Nusret Dünyayı Değiştirdi.” ve “Türkler, Çanakkale’yi zorlayan, çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısında adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.” demiştir. Bu “Nusret” gemisinin tarihe geçen bir başarısı olmuş ve savaşın seyrini değiştirmiştir. Donanmasıyla Boğaz’ı geçemeyen ve denizden geçemeyeceklerini anlayan İngilizler, bu defa Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yaparak Boğaz’ı zorlamaya ve kara harekâtına karar vermiştir. Olaylar bu şekilde gelişirken, Genelkurmay Başkanlığı, 23 Mart 1915’te Çanakkale’nin savunulması için Gelibolu’da 5.Ordu’nun kurulmasına karar vermiştir. 24 Mart’ta komutanlığına Alman General Liman Von Sanders Paşa atanmış ve 25 Mart’ta Çanakkale’ye gelmiştir. 

Atatürk, I. Dünya Savaşı’nda komutanlık yetkilerinin Almanlara verilmesini; “Ben ordunun kayıtsız şartsız, bütün esrarı ile Alman askeri heyetine teslim edilmesinden çok teessür duymuştum. Daha karar verilmezden önce bu vakayı tesadüf eseri öğrendiğim vakit, sesimin erişebileceği makamlara kadar itirazlarda bulunmayı vazife saymıştım. İtirazlarıma hiç kimse cevap vermedi, cevap vermeye lüzum dahi görmedi. Bu bakımdan Almanları ve Alman askeri heyetini tenkit etmek istemem. Asıl tenkit edilecek olanlar bilhassa devlet adamlarımızdı. Türk ordusunun aciz ve kabiliyetsiz olduğu kanaati ile o heyeti ayaklarına kadar giderek ve rica ederek memleketimize davet eden onlardı. Bu heyete, Türk milletinin kabiliyetsizliğinden açıkça bahsedilmiş, kendilerine adeta gelip bizi adam etmeleri teklif olunmuştur.” Ordu komutanlıklarına, Alman askeri heyetinin getirilmesi kararını veren devlet adamlarını çok şekilde eleştirmiştir. Tarihin güzel bir ayna olduğunu, Tarih sinesine geçen büyük olaylarda, bu olayları yaratanların ve yapanların tavırları, hareketleri ve davranışları kişilerin ahlaki karakterini gösterdiğini belirtmiştir. 

25 Nisan 1915’te “Arıburnu Kuvvetler Komutanlığı’na” getirilen Mustafa Kemal Atatürk, düşmanın muhtemel hareket şekilleri üzerinde düşünmüş ve fikir üretmiştir. Liman Von Sanders, İngiliz çıkarmasının, Saroz Körfezi ve Anadolu kıyılarından, özellikle Bolayır’dan yapılacağını düşünmüş, bu nedenle savunmayı burada kurmayı önermiştir. Atatürk ise düşman çıkarması konusunda komutanlarının düşünce ve görüşlerine katılmamış, durumu yerinde inceleyerek kendi düşüncesi doğrultusunda savunmasını düzenlemiştir. Anılarında; “Düşman donanmasının Boğaz’dan geçmesine engel olan kıyı bataryalarımız denizden susturulamamıştır. Düşman bunları karadan ele geçirmek isteyecektir. Yarımadaya yapılacak çıkarmanın hedefleri, Alçıtepe ve Kocaçimen olacaktır. Buraları ele geçiren düşman, bataryalarımızı kolayca susturabilir. Bu iki tepeden en önemlisi ve tehlike yaratabilecek olanı, kıyı bataryalarımıza en yakın olan Kocaçimen’dir. Zaman kaybetmeden tümenimle oraya koşmalıyım.” Son derece zeki ve yetenekli bir subayın vereceği karar olmuş ve haklı çıkmıştır. Çünkü Boğazın Anadolu kıyısındaki Kumkale’ye Fransız birliklerine, Gelibolu Yarımadası’ndaki Arıburnu bölgesine Anzak (Avustralya-Yeni Zelanda) birliklerine ve Seddülbahir bölgesine ise İngiliz birliklerine çıkarma görevi verilmiştir. 

Düşman, Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyince 25 Nisan 1915’te, 05.30 saatlerinde Gelibolu yarımadasında kara savaşı ile büyük çıkarma başlatmıştır. Ancak saat 09.45’te bu sefer de karşılarında Atatürk gibi bir savaş dehası ile karşılaşmış, dünya tarihinin en büyük savaşında siperde 57.Alayın askerleri ile en önde yerini almıştır. Atatürk, 1918’de Ruşen Eşref Ünaydın’a savunma düzeni hakkında; ”Benim kanaatime göre düşman çıkarma girişiminde bulunursa iki noktadan çıkardı. Biri Seddülbahir, diğeri Kabatepe civarı. Ve benim görüşüme göre düşman karaya çıkartmadan bu sahil bölgelerini doğrudan doğruya savunmak mümkündü. Dolayısıyla alaylarımı, böyle kıyıdan savunacak şekilde yerleştirdim.” Seddülbahir ve Kumkale’ye çıkan İngiliz kuvvetleri, Atatürk’ün bu kıyılardaki savunma düzeni karşısındaki Türk kuvvetleri tarafından geri püskürtülüp kıyıya atılmıştır. Kıyı savunma planı, düşmanı daha çıkarma yaparken kıyıda karşılayıp karaya çıkmadan veya karaya çıkarken imha etme esasına dayanmıştır.

19.Tümen Komutanı Mustafa Kemal Atatürk, çıkarmanın başladığını görür görmez, 57.Alay kuvvetlerini süratle Bigalı’dan Conkbayırı’na sevk etmiştir. Conkbayırı’nda 261 Rakımlı Tepe’de; 27.Alay’dan sahilin gözetlenmesiyle görevli müfreze erlerinin kaçmakta olduğunu gördüğünde, o an atından inip düşmandan kaçan erlerin önüne durarak; “Niçin kaçıyorsunuz, dedim. Efendim, düşman, dediler. Nerede, dedim. Elleriyle 261 Rakımlı Tepe’yi gösterdiler. Hakikaten düşmanın bir avcı hattı 261 Rakımlı Tepe’ye yaklaşmış, rahat bir şekilde ileri doğru yürüyordu. Vaziyeti düşünün. Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat istirahat etsin diye. Düşman da bu tepeye gelmiş. Düşman bana benim askerlerimden daha yakın. Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek. O zaman bir mantıkla mıdır, yoksa bir içgüdü ile midir, bilmiyorum; kaçan erlere bağırarak, düşmandan kaçılmaz, dedim. Cephanemiz kalmadı. Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim. Ve bağırarak onlara süngü taktırdım ve yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan 57.Alayın yetişebilen efradının marş marş ile benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki subayları cebel bataryasının gerisine saldım. Efrat süngü takıp yere yatınca düşman da yere yattı. Kolun başında bulunan bölük yetişti. Cephanesiz askerleri takviye ederek düşmana ateş açmalarını emrettim. 57.Alay’a: Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler alabilir. O anda herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı. Bu öyle sıradan bir taarruz değil, herkesin başarmak veya ölmek azmiyle harekete hazır olduğu bir taarruzdu.” 

İşte savaşı kazandığımız an, bu andır demiştir. Çünkü bu emir toptan ölüm emridir. Askerlerin, geri dönüşü olmayan ölüm emrine sorgulamadan uyması, emri veren komutan ile arasında kuşkuya yer vermeyecek bir güven duygusu ve iletişimin olmasıdır. Çünkü öteki komutanlardan ayıran en büyük özelliği bu öngörü yeteneği olmuş ve genç bir komutan olarak bunu başarmıştır. O, Türk ulusunun onurunu korumasını bilmiş ve askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" tarihe geçen emri ile cephenin kaderini değiştirmiştir. Strateji ve taktik dehası ile geleceğin başkomutanı olacak subayın doğuş anı bu cephe olmuştur. 25 ve 26 Nisan 1915’te, düşman Arıburnu ve Conkbayırı’na çıkarmalar yapmış, ancak Türk askerinin direnci ile karşılaşmış ve Kanlısırt-Kırmızısırt hattında düşmana ağır kayıplar verdirerek kıyıya çekilmeye zorlamıştır. 

Mustafa Kemal Atatürk, Conkbayırı’nda gördüğü tehlikeyi ortadan kaldırmak için büyük bir cesaretle inisiyatifini kullanarak, kolordu ihtiyatı olan 19.Tümen’i muharebeye sokmuştur. Bu kararı ile Osmanlı Devleti’nin kaderi bakımından tarihsel bir olaya imza atmıştır. Bu karar aynı zamanda olağanüstü bir durum olup, böyle bir kararı almak her komutanın harcı değildir. “Bazı kanaatler vardır ki, onların hesap ve mantıkla izahı çok zordur. Özellikle muharebenin kanlı ve ateşli safhasındaki duygulardan doğan kanaatler. Tabii ki kanaat ve karar içinde bulunulan durumu ve şartları incelemek ve bu incelemenin neticelerini sezmek ve değerlendirmek sayesinde doğar.” Onun kararları gerçekliğe ve önseziye dayanmıştır. Cephanesi tükenen birliğin Conkbayırı’na tırmanan düşman karşısındaki geri çekilme, onun ani bir emriyle askerin süngü takarak düşmanın hareketinin durdurulması ile bir zaman kazanılmıştır. Conkbayırı’na yardımcı kuvvetler gelene kadar ölümüne bir savaş yaşanmış ve müstahkem bir mevkii İngilizler tarafından ele geçirilememiştir. 

Arıburnu’ndan Conkbayırı’na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, Atatürk’ün dahiyane idaresi ve komuta ettiği 19.Tümen kuvvetlerinin azim ve dayanıklılığı karşısında, düşman aralıksız takviye edilmesine karşın ilerleyememiş ve sahile çakılmış kalmıştır. Türk askeri taarruzu ile Kocaçimen Tepesi’ne ve Conkbayırı’na yönelmiş, düşman birlikleri geri çekilmeye mecbur edilmiş ve Conkbayırı’nda durdurulmuştur. Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşmış ve tarihin en büyük kahramanlık sahnelerini sergilemiştir. Bilhassa Conkbayırı üzerinden düşmanın kanadına hareket ve çok tesirli taarruz eden Türk askerinin yiğitçe saldırısıyla bu taktiğin tesirini harikulade bir başarıya ulaştıran 57 ve 27.Alaylar fevkalade hizmet ve fedakârlıklarda bulunmuş, milli harp tarihine isimlerini yazdırmışlardır. Eğer o gün karaya çıkan düşman kuvvetler kritik araziyi ele geçirmeyi başarmış olsalardı, gerçektir ki tarih farklı yazılmış olacaktı. 

Her koşulda Arıburnu noktasındaki tepeleri elde tutmaya çalışan 57.Alay, neredeyse tamamı şehit olarak Çanakkale Savaşı’nın en kahramanca savunmasını yapmışlardır. Alan Moorehead; “Mustafa Kemal sahneye bu sırada çıkar. Kemal’in komutanlık yaşamının o gün başlamış olması muhtemeldir. Conkbayırı güney yarımadanın anahtarı olmuştur. Dahi bir Türk komutanın o anda o noktada bulunması tüm seferin en acımasız rastlantılarından birisidir. O sırada olmasa Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar Conkbayırı’nı belki de o sabah ele geçirecekler, savaş daha o anda sonuçlanmış olacaktı.” sözleri ile Atatürk’ün komutanlık dehasını anlatmıştır. Ani ve isabetli kararları ve coğrafyayı ezbere bilmesiyle göze batmış, bu özellikleri nedeniyle temayüz etmiş ve Liman Von Sanders’in takdirini kazanmıştır. Atatürk; “Diyebilirim ki benim için en kritik durum 26 Nisan günü idi.” Çünkü Tümen cephesinin asıl yükünü çeken 57. ve 27.Alay, düşmanla savaşmaktan yorgun, aç, uykusuz ve güçsüz kalmış, birlikler çok hırpalanmıştır. Çanakkale’de, Atatürk’ün doğuşuna tanık olunmuş, O, “Çanakkale Geçilmez” diye tüm dünyaya haykırmıştır. Çanakkale’nin “Sarı Paşası” büyük komutanın kısa bir süre sonra ülkenin kurtuluşunu sağlayacağını ve Türkiye Cumhuriyetini yaratacağını, Türk halkının gönlünde ve gözünde yakın bir gelecekte ülkenin kurtarıcısı olacağını müjdelemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu’nda tarihin akışını değiştirmiştir. 3.Kolordu Komutanı Esat Paşa, 30 Nisan 1915’te kutlama telgrafında; “Geceli gündüzlü devam eden harbi başarı ile yöneterek her an bir başka surette belirmekte olan fedakâr hizmetlerinizin devamını bekler, sizi yürekten kutlarım.”sözleriyle takdirini belirtmiştir. 30 Nisan 1915’te “Gümüş İmtiyaz Madalyası” almıştır. 

Atatürk, 5.Ordu Komutanı Sanders’in savunma düzenine müdahalesinden çok rahatsız olmuş ve 3 Mayıs 1915’te Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya yazdığı mektupta; “Maydos (Eceabat) bölgesi kuvvetlerine komuta ettiğim zaman aldığım düzen ile düşmanın karaya çıkmasına izin verilmeyebilirdi. Von Sanders Paşa, bizi, bizim orduları ve bizim memleketimizi tanımadığı ve yeterince araştırma yapacak kadar bir zamana sahip olmadığından, sahilde çıkarma noktalarını tamamen açık bırakacak düzen almış ve bugün düşmanın karaya asker çıkarmasını kolaylaştırmıştır. Ben, Arıburnu arazisine düşmanın dört tugayı çıktığı zaman haberdar edildim. Bu kuvvetin sol kanadına taarruz ettim. Hepsini denize döktüm. Fakat düşman aynı derecede kuvveti aynı mıntıkaya tekrar çıkardı. Bunu defettim. Tümenime katılan kuvvetlerle, tekrar üstün kuvvete taarruz etmekten başka bir çare bulamadım. Vatanımızın savunmasında kalp ve vicdanları bizim kadar çırpınmayacağına şüphe olmayan başta Von Sanders olmak üzere bütün Almanların fikirlerinin üstünlüğüne güvenmemenizi kesin şekilde istirham ederim.” sözleriyle düşüncesini gerekçeleri ile iletmiş ve Enver Paşa’nın cepheye gelerek birlikleri sevk ve idare etmesini istemiştir. 
Atatürk, düşman askerlerini Arıburnu’nda durdurmayı başarmış ve 10 Mayıs’ta Arıburnu Muharebelerini yönettiği tepeye “Kemalyeri” ismi verilmiştir. 16 Mayıs 1915’e kadar bu görevi yürütmüş ve 17 Mayıs 1915’te, Arıburnu muharebelerindeki başarısından dolayı padişah adına “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” verilmiştir. 

İngilizler, Gelibolu çıkarmalarının başarısızlığı sonrasında Türk kuvvetlerini kuzeyden kuşatarak, boğaz için çok önemli olan Kocaçimen ve Conkbayırı Tepelerini ele geçirip, Tuzla gölü güneyinde karaya çıkıp, Anafartalar üzerinden Kilya Limanı istikametinde kuşatma yapmayı planlamıştır. Yeni bir çıkarma harekâtına girişme haberinin alınması ile beraber 28 Temmuz sabahı Anafartalar Hava Harekâtı bir deniz uçağı keşfi ile başlamıştır. Limni Adası ve Mondros Körfezi hava keşfinde, Mondros Koyu’nda 13’ü savaş gemisi olmak üzere 87 gemi tespit edildiği, gemi sayısında eskiye oranla bir azalma ve ordugâhlarda da küçülme gözlemlendiği belirtilmiştir. 

Arıburnu Cephesi’ni tutmuş olan Kuzey grubunun sağ yanını Suvla Koyu’ndan kuşatmak ve bu grubun gerisinden Marmara’ya ulaşmak amacıyla yapılan ilk İngiliz takviye çıkarması, 6-7 Ağustos 1915’te Suvla (Anafarta) Koyu’na yapılmıştır. Çanakkale’de sıkışan ve başarı sağlayamayan İngilizlerin, Suvla körfez kıyılarına çıkarma yapmaları ve Arıburnu’ndaki Türk kuvvetlerinin kuzey kanadını kuşatmak amacıyla harekete geçmeleriyle “Anafartalar Muharebeleri” başlamıştır. 

Liman Von Sanders, İngilizleri çıkarma planı ile ilgili olarak Conkbayırı’ndaki durumun iyice kötüye gitmesi üzerine Atatürk’ü telefonun başına çağırarak durumu nasıl gördüğünü sorduğunda, Atatürk o günü;“İngilizler Anafartalar’a çıkmıştı. Vaziyet buhranlı ve çok tehlikeli idi. Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya kadar doğrudan doğruya müracaat mecburiyetinde kaldım. Karargâhı Yalova’da bulunan Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa telefonla beni aradı. Vaziyeti nasıl görüyorsunuz ve nasıl bir tedbir tasavvur ediyorsunuz? Vaziyeti nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Tedbire gelince, bu dakikaya kadar çok elverişli tedbirler alma imkânları vardı. Fakat bu dakikada alınabilecek tek bir tedbir kalmıştır. O tedbir nedir diye sordu? Bütün kumanda ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur. Alaylı bir cevap aldım: Çok gelmez mi? Az gelir dedim. Telefonu kapadı. Az mı gelir, çok mu gelir? Buna karar vermek için aradan bunca facialarla 4 sene geçmesini beklemek mi lazımdı? O gün benim dediklerim dinlense idi mi daha iyi olurdu, yoksa 4 senelik felaket derslerinin sebep olduğu uyanışla, harp kaybolduktan sonra Liman Paşa komutasındaki kuvvetlerin bana teslim olunmasında mı fayda vardı? Osmanlı Devleti felakete uğrayıp sarsıldıktan ve her şey çamurlar içine battıktan sonra dahi yapılan bu işlerde müspet hiçbir mana ve maksat yoktu. Esasen devirleri ayıran bir çizgi olmak gerekir. Şimdi çok memnunum ki beni geçmiş işlere karışmaktan menetmişlerdir.

Gerçekten insan yaşadığı, bulunduğu ve çalıştığı muhit içinde o devri sevk ve idare edenlerle hemhal ve bir kanaatte olursa aynı muhit ve devrin adamı olmaktan çıkamaz. Beni bu felaketten uzak tutmak için ellerinden gelenleri yapanlara teşekkür etmeyi vazife sayarım. Onların bu hareketlerinin şuurlu failleri olmadıklarını zikretmek şartıyla.” Sözleri ile anlatmıştır. Liman Von Sanders,  Anafartalar bölgesindeki bütün birliklerin komutasının Atatürk’e vermesini; ”İlk başarısını Trablusgarp’ta kazanmış olan Mustafa Kemal Bey, sorumluluk almasını seven, görevine bağlı bir komutan karakterine sahipti. Kendisi 25 Nisan sabahı, 19.Tümen ile kendi kararıyla muharebeye müdahale ederek düşmana sahile kadar direnç göstererek şiddetli taarruzlara başarıyla karşı koymuştu. Kararlılık ve çalışkanlığına tamamen güvenebilirdim.” sözleri ile belirtmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, Anafartalar Muharebelerini; “7 Ağustos günü saat 4’ten önce düşman topçusunun şiddetli ateşleri başladı. 45 dakika sonra, düşman bütün cephe boyunca hücuma kalktı. Askerimizin metaneti sayesinde tümüyle ve pek büyük telefatla derhal düşman bertaraf edildi. Düşmanın maksadı, Kocaçimen silsilesine 19.Tümen’i de ezerek ulaşmaktı. Bütün mevcut kuvvetlerin komutam altına verilmesinden başka çare kalmadığını söyledim. Anafartalar’a çıkmış ve çıkmakta olan büyük düşman kuvvetlerini dikkate almak ve ona göre umumi tedbirler alarak sevk ve idareyi birleştirmek ve sağlamak lazımdı. Kurmay Başkanı’nın çare kalmadı mı sorusuna verdiğim cevapta tüm askeri yetkinin tarafıma verilmesini istediğimde, fazla gelmez mi? dedi. Az gelir dedim. “sözleri ile anlatmıştır. 

Türk Kuvvetleri başlangıçta hazırlıksız yakalansa da, bölge yakınındaki Albay Atatürk’ün komutasındaki 19. Tümen, duruma kısa sürede el koymuştur. İngiliz kuvvetlerini, bölge ve Gelibolu Yarımadası için çok önemli olan Conkbayırı-Kocaçimen bölgesinde 7 Ağustos gecesi boyunca küçük bir kuvvetle durdurmayı başarması harekâtın gidişini hızla değiştirmiştir. Liman Von Sanders komutasındaki kuvvetlerin kendisine teslim edilmesinde haklılığını göstermiş ve Atatürk, 8 Ağustos 1915 saat 21.45’te Anafartalar Grup Komutanlığı’na getirilmiştir. Liman Von Sanders, o akşam Anafartalar bölgesindeki bütün birliklerin komutanlığını kendisinin emrine vermiştir. Atatürk;“8/9 Ağustos gece yarısından bir iki saat önce aldığım ordu emrinde, Anafartalar Grup Komutanlığı’nı üzerime almak üzere hemen Çamlıtekke’ye hareket ettim. Büyük iftiharla bu sorumluluğu kabul ettim.”görevi ciddi şekilde hasta olmasına rağmen hiç çekinmeden ve duraksamadan kabul etmiştir. Anafartalar Grubu Komutanlığı’na atanması ile zor şartlarda kendisine verilen görevin başına koşan bir komutan ruhu, Çanakkale’nin adeta ruhu olmuştur. Anafartalar Grubu Komutanı olarak 9-10 Ağustos'ta bizzat komuta ettiği 8.Tümen’in saldırısıyla Kocaçimen Tepe ile Conkbayırı’nı İngilizlerin elinden almayı başarmış ve “I.Anafartalar Zaferini” kazanmıştır. 

10 Ağustos 1915’te, Conkbayırı Taarruzu ile Çanakkale’yi geçilmez yapan “Anafartalar Kahramanı” Atatürk taarruz öncesi yaşadıklarını; “Tümen Conkbayırı’na taarruza hazırlanmıştı. Gün doğmak üzereydi. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görecekti. Hemen ileri koştum. Tümen Komutanı’na rastladım. Hücum hattının önüne geçtik. Gayet seri ve kısa bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: Askerler. Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız. Hücum safının önünde bir yere kadar gittim ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim. Düşman, silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele neticesinde ilk hatta bulunan düşman tümüyle imha edildi. Dört saat süren mücadeleden sonra, Conkbayırı tümüyle düşmandan temizlenmişti. Muharebe meydanında cereyan eden hali izlerken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma giremedi. Yalnız derince bir kan lekesi bıraktı. Bu saat enkazını daha sonra bugünün hatırası olmak üzere Liman Paşa’ya verdim.” 

Savaş, düşman ordusunun mağlubiyetiyle ve İngilizlerin yarımada üzerindeki emellerine son vermesi ile sonuçlanmıştır. Düşmanın çok büyük kayıplar verdiği Conkbayırı’nda kalbini hedef alan bir şarapnel parçası, cebindeki saate çarptığı için mutlak bir ölümden kurtulmuştur. Lord Kinross, “Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuş” kitabında; “Mustafa Kemal korkusuzca ateş altında durarak emirler veriyor ve askerlerini cesaretlendiriyordu. Bir ara bir şarapnel parçası tam göğsüne isabet etti. Yaverlerinden biri dehşet içinde, "Vuruldunuz efendim!" diye bağırdı. Mustafa Kemal başkaları duymasın diye eliyle yaverinin ağzını kapayarak "Yok öyle şey!" diye cevap verdi. Şarapnel parçası, göğüs cebine çarparak cebin içindeki saati parçalamış ve göğsünde yalnız büyükçe bir çürük bırakmıştı. Sonradan, Harbiye'deki günlerinden beri kullandığı saati çıkardı ve, “İşte bir saat ki bir hayat değer!" diye felsefe yürüttü.

Çarpışmanın sonunda Liman Von Sanders'in isteği üzerine bu saati, bir hatıra olarak ona armağan etti. Liman Von Sanders de karşılığında, üzerinde aile arması işlenmiş olan güzel bir kronometre verdi.”sözleri ile anlatmıştır. 9 ay 13 gün Gelibolu Yarımadası’ndaki muharebe alanında kalmış ve savaş süresince gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek komuta kudreti, kendisinin memleket içinde ve dışında “Anafartalar Kahramanı” olarak ün kazanmasını sağlamıştır. Sadece Çanakkale’de değil, tüm ülkede Anafartalar kahramanı olarak tanınmasına yol açmış ve kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez" dedirtmiştir. 

10 Ağustos 1915’te icra edilen taarruzda, bir komutanın cesareti ve örnek davranışını, Lord Kinross; “Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuş” kitabında; “Mustafa Kemal’in bulunduğu sipere düşman bataryası ateş açar. Mermilerden biri siperin ilerisine düşer, ikincisi yirmi metre kadar yakına ve üçüncüsü daha yakına. Dördüncü merminin tam siperin kenarına, Mustafa Kemal’in oturduğu yere isabet edeceği kesin şekilde bellidir. Subaylardan birisi kaçması için yalvarırsa da o; artık çok geç, askerlerime kötü örnek olamam der ve sigarasını içmeye devam eder. Siperdekiler dehşetten donakalmış bir halde dördüncü merminin düşmesini beklerler. Fakat hiçbir şey olmaz. Düşman üç mermi atmış, dördüncü atışı yapmamıştır.” komutan olarak Çanakkale’de her an “ölümü göze alarak” hareket etmiş ve tüm personelinde aynı davranışı göstermesini istemiştir. 

17 Ağustos'ta Kireçtepe ve 21 Ağustos’ta Anafartalar düzlüğünde sıkışan İngilizler, son ve şiddetli bir saldırıya geçmiş, özellikle 12.Tümen’in direnişiyle bir kez daha püskürtülmüş ve bir daha saldırmayı göze alamamış ve “II. Anafartalar Zaferi” kazanılmıştır. 19-20 Aralık 1915 gecesi İtilaf Devletleri, Çanakkale topraklarını Anafartalar’ı ve Arıburnu’nu terk etmeye başlamıştır. Düşmanın elindeki insan, silah, cephane ve malzeme açısından çok üstün olmasına rağmen Türk askerinin kadim askerî tarihi, tecrübeleri, kahramanlığı karşısında Çanakkale’yi boşaltmaktan başka çare olmadığını anlayarak, 8-9 Ocak 1916’da son askerlerini de çekmek zorunda kalmıştır.

9 Ocak 1916’da kazanılan zaferde en büyük pay kahraman Türk askeriyle birlikte en kritik zamanlarda doğru kararları alıp ve yönlendirerek düşmanı mağlup etmeyi başaran Atatürk faktörü etkili olmuştur. 

Mustafa Kemal Atatürk, Ağustos’un ikinci yarısında Anafartalar’da zorlu çatışmalar yaşandığı sırada sıtmaya yakalanarak hasta olmuştur. Conkbayırı’na gelerek siperleri gezen Enver Paşa’nın Anafartalar Grubu Karargâhı’na uğramaması Atatürk ile Enver Paşa’nın ilişkilerini gerginleştirmiştir. Buna tepki göstermiş ve Ordu Komutanı’na istifa ettiğini bildirmiştir. Liman Von Sanders Paşa, Enver Paşa’ya 17 Eylül 1915’te yazıyla;“Albay Mustafa Kemal Bey’in hizmetten ayrılması dilekçesini destekleyemem.  Çünkü Mustafa Kemal Bey’i, vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak suretle muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanımayı ve takdir etmeyi öğrendim. 5 ay önceki ilk karaya çıkış hareketinden beri 19.Tümen’in başında parlak şekilde savaşmış ve İngilizlerin Anafarta kanadında son büyük çıkarma hareketleri esnasında müşkül bir anda komutayı üzerine almak zorunda kalmıştır. Albay Mustafa Bey burada da görevini büyük cesaret, iyi ve açık tertibat alarak ifa etmiştir.” sözleriyle istifasının kabul edilmemesini istemiştir. 
Bu gelişme üzerine Enver Paşa, Atatürk’e; “Rahatsızlığınızı işittim, müteessir oldum. Son defadaki Çanakkale ziyaretimde muhtelif mevzileri görmek istediğimden sizi ziyarete vakit kalmamıştı. İnşallah yakında tamamen sağlığına kavuşur ve bugüne kadar olduğu gibi yine kıtalarınızın başında başarıyla vazife yaparsınız.” mektubunu göndermiştir. Atatürk, mektuba 4 Ekim 1915’te verdiği cevapta; “Rahatsızlığımdan dolayı göstermiş olduğunuz yüksek övücü sözlerinize ve sevginize özel olarak teşekkür ederken, bendenizi yakında meydana gelmesi muhtemel olaylar için hazırlanan kuvvetin başında da bulundurarak, zat-ı devletlerine daha büyük hizmetler verilmesiyle onurlandıracağınızdan eminim.” demiştir. 

Atatürk, 11 Ekim 1915’te Salih Bozok’a yazdığı mektupta; “Karşımızdaki düşman artık mecalsiz bir hale gelmiştir. İnşallah yakında tümüyle def edilir. Her durumda vatanımız bu taraftan emindir. Arkadaşların size söyledikleri terfinin henüz gerçekleşmemiş olması hayret vericidir. Bilirsin ki bizim maksadımız vatana büyük ölçüde hizmet etmektir. Maksat olan hizmeti yerine getirebilecek maddi rütbedir. Tabii zamanı gelince, kaderde varsa o da olur. Bir aralık canım sıkıldı. Emekli olup bir köşeye çekilmeyi de düşündüm. Olmadı. Şimdi Cenab-ı Hakkın büyüklüğüne, himaye ve yardımına sığınarak çalışıyorum.” sıkıntılarını, üzüntülerini ve kızgınlığını belirtmiştir. 

İngiltere’nin Çanakkale Savaşı, çabuk bitirmeyi düşündüğü bir harekât olmuş, ancak kendileri açısından beklenmedik ama itiraf ettikleri gibi “iyi yönetilmiş, cesur bir savunmayla” önce duraklamaya, sonra bir faciaya dönüşmüştür. Çanakkale Zaferi ile İngilizlerin “yenilmez armada”nın müttefikleriyle birlikte ağır bir yenilgiye uğramasıyla sonuçlanmıştır. Çanakkale Boğazı’nın geçilmemesi İstanbul’un işgalini önlemiş, İtilaf Devletleri’nin Marmara ve Karadeniz üzerinden Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştür. Bu gelişmeler, I.Dünya Savaşı’nın akışını etkilemiş ve dünya tarihinin yönünü değiştirmiştir.

Çanakkale savaşı, olmuş bitmiş bir destan değildir. Çünkü bu destan akıl, kan, ruh ve inançla yoğrulmuştur. Bu savaş stratejik açıdan en hayati bölgesinin işgal edilerek Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşı’nda saf dışı bırakılmasını engellemiştir. 

Limon Von Sanders, Çanakkale’de Türk askerinin yüksek niteliklerini; “Türk askerlerinin tahammül kudreti, cesareti, metaneti övgüye değer bir şey. Muazzam bir filonun ateşi ile desteklenen haset bir düşmanın sık sık tekrarladığı sayısız saldırılarına karşı savaş alanının egemenliğini korudular.”Bu kahraman askerlere komuta eden Atatürk’ün yüksek askeri meziyetini; “Anafarta kesimindeki bütün birliklerin komutasını Arıburnu Cephesi’nde en kuzeyde bulunan 19.Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal Bey’e verdim. Savaş meydanındaki ilk büyük başarılarını Bingazi’de göstermiş olan Mustafa Kemal, sorumluluk almaktan kaçınmayan bir kumandandı. 25 Nisan sabahında kendiliğinden 19.Tümen ile kararlı bir şekilde müdahale etmiş, ilerlemekte olan düşmanı sahile kadar geri atmış ve sonra üç aydan fazla bir süre bütün şiddetli hücumlara inatla ve ara vermeksizin başarıyla karşı koyarak Arıburnu Cephesi’nde bulunmuştu. Azmine kesinlikle güvenebilirdim.” 

Çanakkale’de kazandığı zafer ile başkahraman ve Avrupa’da tanınmış bir komutan olarak askeri dehasını kanıtlamıştır. Bu başarı, savaşın en önemli kırılma noktasından biri olarak büyük etkisi olmuştur. Atatürk, Ocak 1916’da Anafartalar Grup Komutanlığındaki üstün başarılarından dolayı “Altın Liyakat Madalyası” ile taltif edilmiştir. Dünya savaş tarihine geçmiş muharebelerin bir komutanı ve daha sonra siyaset adamı olarak Atatürk’ün en yakın yol arkadaşı İsmet İnönü;“Çanakkale-Gelibolu civarındaki Mustafa Kemal kumandasındaki cephenin askeri tarihte, “Anafartalar Cephesi” adıyla nam saldığını, Çanakkale seferinden Albay Mustafa Kemal Bey’in bir şan ve şeref abidesi olarak milletin karşısına çıktığını” Atatürk’ün siyasi kudretinin askeri kudretinden daha fazla olduğunu belirtmiştir. 

Çanakkale Savaşı, dünya tarihinin akışını değiştirmiş, yeni bir Rusya ve Türkiye Devleti’ni ortaya çıkışın yolunu açmıştır. Bu savaşta, bir vatan ve millet olduğumuz ispat edilmiş, çünkü vatan için savaşan, millet için ölen insanlar olmuştur. Savaşta, gençler, zanaatkârlar, sporcular, çiftçiler, öğrenciler, eli ayağı tutan herkes şehit olmuştur. Çanakkale Savaşı, ülkemizin varoluş mücadelesinin temelini oluşturan en büyük savunma savaşı olması nedeniyle hem savaşma sanatının ustası hem de daha fazlasıyla siyaset dehası olan bir önderin milletin başına geçip liderlik yapması, Türk ulusunun en büyük şansı olmuştur. İtilaf Devletleri’nin nicelik ve nitelik olarak Osmanlı Ordusuna kıyasla çok daha üstün bir deniz, kara ve hava gücüyle geldikleri Çanakkale Savaşı’nda ağır yenilginin hezimetiyle ayrılmışlardır. Çanakkale Savaşı, gelişme aşamasında olan Türk havacılığının ilk ve önemli başarılarından biri olmuştur. Bu savaşta, tarafların karada ve denizde olduğu gibi havada da karşılaşmaları nedeniyle dünya havacılık tarihinin önemli savaşlarından birini teşkil etmiştir. 

Yaklaşık 9 ay süren savaş sırasında, üstün deniz güçleri tarafından korunan adalara, emniyet içinde konuşlanan düşman tesislerine ve havaalanlarına ulaşabilen tek güç Türk hava gücü olmuştur. Türk havacılık tarihinde en yoğun hava harekâtının yaşandığı ve hava unsurunun görev aldığı ilk harekât olmuştur. Türk havacılığı bünyesinde görev yapan pilotların insanüstü gayret ve üstün yetenekleri ile yaptıkları keşif uçuşlarıyla harekâtın başarılmasına büyük katkı sağlamıştır. İtilaf Devletleri’nin kesin yenilgisi ile sonuçlanan savaşta Türk havacılığı, savaşın başlarında az sayıdaki uçak, yetersiz donanım ve kısıtlı imkânlar ile genel olarak keşif ve bombardıman amaçlı olarak görev yapmış sınırlı olarak yakın destek ve psikolojik harekât icra etmiştir. Gerçekleştirdikleri keşif, taarruz, muharebe ve gözetleme uçuş görevleri ile üstün başarılar elde etmiş ve zaferin kazanılmasında büyük katkı sağlamıştır. İtilaf güçlerinin çekilme emareleri havadan tespit edilmiştir.

Özellikle Türk havacılığı, istihbarat verilerinin elde edilmesinde ana aktör olmuş ve kendisine verilen her türlü görevi büyük bir cesaret içerisinde yapmış ve bu gücü etkili bir şekilde kullanarak askeri havacılık tarihinin bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Düşman taarruzlarında uçuşa hazır Türk uçakları, alanda dağılma, gizlenme ve aldatma önlemleri alınarak korunmaya çalışılmış ve herhangi bir zayiat vermemiştir. 

Değişen taktik ve strateji açısından hava harekâtı ana aktör olmasa da savaşın gidişatında önemli bir rol oynamış ve hava harekâtının göz ardı edilemeyecek başarısına sahne olmuştur. Savaşın başlaması ile beraber havacılık faaliyetlerinin birinci amacı hava keşfi olmuştur. Düşmanın stratejilerini belirleme amacıyla yapılan Türk havacılığı tarafından önceden yapılan keşif uçuşları ile düşmanın yer, yön ve nicelik tespitleri yapılmış, harekâtın her safhasında hazırlıkların takip edilmesi ile düşmanın gemi hareketleri, sahip olduğu gemi tipleri ve sayıları hakkında detaylı bilgiler edinilmiştir. Kara ve deniz birliklerinin düşmanı çok iyi tanımaları sağlanmış, elindeki silah miktarı ve tipleri, asker sayıları tespit ederek ilgililere aktarılmıştır. Düşman kuvvetlerinin hangi bölgeleri kullandıkları, nereden taarruz edeceği tahminleri ve mayınların mevcut durumu elde edilen istihbarat raporları ile göz önüne alınarak askeri harekâtlar yönlendirilmiştir. Kara ve deniz savaşının etkili yaşandığı Çanakkale Savaşı’nda, diğer aşamalarda olduğu gibi hava harekâtında da İtilaf Devletleri yenilgiye uğratılmıştır. 

Savaşta, düşmanın üstünlüğüne rağmen tarafların havada karşılaşması sınırlı olmuş ve gerçekleşen hava muharebelerinde üstünlük sağlanmıştır. Türk havacılığı harekâta, 8 adet hava ve 1 adet deniz uçağı aktif olarak katılmış, bölgede bulundurduğu uçak sayısı en iyi dönemlerde 7 civarında olmuş ve cepheye kısıtlı sayıda uçak sevk edilebilmiştir. Başlangıçta 1/14’lük bir eşitsizliğe sahip olmuş, dönem içerisinde bu oran İtilaf devletlerinin aleyhine 1/7’lik bir seviyeye düşmüştür. İtilaf Devletleri’nin toplam 60 uçağı; hava-hava muharebeleri, topçu atışları ve piyade atışları ile düşürülmüştür. Türk havacılığı ise 4 uçak kaybederek havacılık tarihi açısından önemli bir yer teşkil etmiş ve Türk havacılardan hiçbiri hayatını kaybetmemiştir. Bu savaş Türk havacılığı açısından önemli sonuçları olmuş ve yeni bir kuvvet çarpanını oluşturmuş, yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Çanakkale Savaşı’nda İtilaf güçlerinin; kara, deniz ve hava kuvvetleri açısından üstünlüğü olmasına rağmen savaşın galibine bakıldığında Türklerin 3 savaş unsuru kara, deniz ve hava birliklerini ortak, etkin ve neticeli olarak kullandıkları ilk müşterek harekât olması bakımından tarihi önemi olmuştur.

Çanakkale Savaşı’nın en önemli sonucu, Türkiye’nin geleceğine etkili olacağı, bağımsızlığını, kurtuluşunu ve kuruluşu sağlayacağı 100.Yılın lideri Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanın ortaya çıkması olmuştur. Atatürk; "Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur." Çanakkale Zaferini gururla tarihe altın harflerle kazıyan, 25 Nisan 1915 Arıburnu, 9 Ağustos I.Anafartalar ve 21 Ağustos II.Anafartalar zaferleri, 10 Ağustos Conkbayırı taarruzu ile Çanakkale’yi geçilmez yapan “Anafartalar Kahramanı” olarak abideleşmiştir. 

İngiliz yazar Alan Moorehead “Gelibolu” kitabında; “O genç ve dahi Türk şefi Mustafa Kemal’in o esnada orada bulunması, müttefikler bakımından, talihin en acı darbelerinden biridir.” Winston Churchill de, Çanakkale’deki başarısızlığın ana nedenini; “Kaderin seçtiği kişi” olarak belirtmiştir.” Şu an mağlubiyeti bütün damarlarımda hissetmekteyim. Çok üzgünüm. Oldukça mutluydum, umutluydum. Daha düne kadar Çanakkale bizimdir diyordum. Çünkü bu savaşı kazanmak için askeri, parayı, cephaneyi her şeyi hesaplamıştım. Hepsinde çok üstündük. Mutlaka yenecektik. Yalnız bir şeyi hesaba katmamışız. Mustafa Kemal’i. Bağrımda İngiliz gururu olmasa Türkleri alnından öpmek, onları ayakta alkışlamak isterdim.” 

İngiliz Generali Aspinal Oglander; “Bir Tümen Komutanı’nın üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pak nadirdir.” sözleriyle övgü ile anlatmıştır. Türk Milleti’nin tarihi destanı “Çanakkale Zaferi”; vatanseverlik, fedakârlık, cesaret gibi yüksek faziletlerin kahramanca sergilendiği, büyük Türk Milleti’nin dirilişinin destanlaştığı büyük günün ismi olmuştur. Türk ulusal kimliğinin ve vatan duygusunun sağlamlaştırıldığı, dünya tarihinde kendi anısına dikilen abide kadar kalıcı ve destansı olmuş ve son yüzyılın en çarpıcı kahramanlık örneğini oluşturmuştur. Hatta Avrupa tarihinde I.Dünya Savaşı açısından vatan savunmasının en asil örneğini barındıran güvenli bir bölge teşkil etmiştir.

1918’de Atatürk, Ruşen Eşref’e Çanakkale Ruhunu;“Karşılıklı siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkinciler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. İşte bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrik edilecek bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.” Çanakkale Zaferi, çok kolay organize olan, direnebilen, tahammül edebilen ve belirli bir hedef etrafında ısrar eden bir ordu, komuta heyeti ve toplum olduğunu göstermiştir.

Cumhuriyeti, işte bu maya kurmuştur. Çanakkale Zaferi’nin 110.Yıl dönümünde, zaferin verdiği gururla kahramanlık destanını tarihe altın harflerle kazıyan başta Ebedi Başkomutan Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahramanlarımızı saygı, rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun. Türk Milleti’nin yazdığı Tarihi Destanı Çanakkale Zaferi’ni unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Dr. Cengiz TATAR
Dr. Cengiz TATAR
Tüm Makaleler

  • 18.03.2025
  • Süre : 9 dk
  • 6700 kez okundu

Google Ads