Site İçi Arama

tarih

Atatürk Milliyetçiliği, Felsefesi Nedir?

Atatürk, dünyadaki ve Avrupa’daki ulus devlet modellerini, Machiavelli’den Rousseau’ya kadar tüm devlet felsefelerini satır satır okumuş, tahlil etmiş dahi bir liderdi.

​Kelimelerin arkasına saklanmadan, tarihin ve sosyolojinin amansız gerçekleriyle bu meseleyi masaya yatıralım. Bugün dünyada ve Avrupa’da ulus devlet dediğimiz yapı hangi temeller üzerine kuruldu, biz bu yapının neresindeyiz ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu fikri bu topraklara nakşederken Batı’dan neleri aldı, neleri elinin tersiyle itti? Gelin benim penceremden hep birlikte bakalım.

​Avrupa’da modern ulus devlet fikrinin doğuşu, sanıldığı gibi öyle insancıl bir aydınlanma masalı değildir. Batı’da ulus devlet; feodalizmin çöküşü, kilisenin dünyevi gücünü kaybetmesi ve ardından gelen kanlı din savaşlarının neticesinde, 1648 Vestfalya Antlaşması ile bir zorunluluk olarak doğmuştur. İşte bu dönemde, modern devlet felsefesinin babası sayılan Niccolo Machiavelli, devletin bekasını ve gücünü her şeyin üstünde tutan o seküler anlayışıyla ulus devlete zemin hazırlamıştır. Machiavelli’ye göre devlet, teolojik ya da ahlaki kaygılarla değil; kendi varlığını koruma, sınırlarını tahkim etme ve gücü elinde tutma dürtüsüyle hareket ederdi. Batı bu mantığı aldı ve üzerine sanayi devrimini, ardından da sömürgecilik yarışını ekledi. Avrupa’daki ulus devletlerin karakteristik özelliği; içeride homojen, yani tek tipleştirilmiş bir ırk yaratmak, dışarıda ise ekonomik ve askeri bir üstünlük kurma çabasıydı. Fransa’dan Almanya’ya, İtalya’dan İngiltere’ye kadar Batı’nın ulusçuluk anlayışı; ekseriyetle kan bağına, şovenizme ve nihayetinde ötekini ezerek bencil bir refah üretmeye dayandı. Bu bencil felsefenin dünyayı 19-20. yüzyılda nasıl bir kan gölüne çevirdiğini, Hitler ve Mussolini gibi canavarları nasıl doğurduğunu hepimiz gördük. İşte tam bu kırılma noktasında, küllerinden yeniden doğmayı bekleyen bir imparatorluk coğrafyasında tarih sahnesine Mustafa Kemal Atatürk çıktı.

​Atatürk, dünyadaki ve Avrupa’daki ulus devlet modellerini, Machiavelli’den Rousseau’ya kadar tüm devlet felsefelerini satır satır okumuş, tahlil etmiş dahi bir liderdi. Atatürk, Machiavelli’nin devlet felsefesindeki o rasyonel, seküler ve devletin bekasını her şeyin üstünde tutan gerçekçi damarı çok iyi kavramıştı. Çöken bir imparatorluktan yeni ve zinde bir devlet çıkarmak için romantik hayallerle değil, Machiavelli gibi katı ve yalın bir realizmle hareket etmek gerekiyordu. Devletin temeli din veya ümmet bağı olamazdı; devlet, çağdaş ve seküler bir ulus bilinci üzerine kurulmalıydı. Ancak Gazi, Batı’nın bu güç ve beka anlayışını aynen kopyalamadı.

​Batı ulus devletinin o karanlık, ırkçı, sömürgeci ve saldırgan genetiğini elinin tersiyle itti. O, Machiavelli’nin beka fikrini aldı ama içerisine Türk milletinin adalet, bağımsızlık ve insaniyet ruhunu üfledi. Ziya Gökalp gibi düşünürlerin kültürel milliyetçilik temellerini, ayakları yere basan stratejik bir Misak-ı Millî gerçekçiliğiyle sentezledi. Bizim kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet modeli, dünyadaki diğer örneklerinden tamamen farklı bir ahlaki eksene sahiptir. Bizimki bir istila, sömürge veya başkasının toprağında gözü olma hareketi değildir; bizim ulus devletimiz anti-emperyalist, asil ve meşru bir müdafaanın neticesidir.

​Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin harcı olan Atatürk milliyetçiliği; Avrupa’nın kan bağına dayalı şovenist ulusçuluğuna bir reddiyedir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde var olan tüm topluluklara anayasal olarak "Türk" denilmesi, her şeyden önce hukuki ve milli bir haktır. Bu çatının altında herkes ırkı, dili, dini ne olursa olsun vatandaşlık bağıyla birbirine eşittir ve bu devletin eşit birer ferdidir. Hal böyleyken, bugün kendilerini adeta bu topraklarda yabancıymış gibi hisseden ve mikro milliyetçilik, özellikle de "Kürt" milliyetçiliği üzerinden siyaset devşirerek devletin bölünmez bütünlüğünü parçalamak isteyen bazı aymazlar türemiştir. Bu yıkıcı ve etnik ayrılıkçı çabalara vatansever hiç kimsenin kayıtsız kalması mümkün değildir, çünkü bu gaflet, doğrudan bu devletin temeline dinamit koymak demektir. Biz devleti ayakta tutmak için içeride düşmanlar yaratıp ırkçılık yapmadık; aksine, ümmetten millete geçerek herkesi eşit vatandaşlık potasında erittik. Batı’nın ulus devleti dışarıda sömürge ararken, Atatürk’ün kurduğu ulus devlet "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini bayrak yaptı. İşte bu yüzden bizim milliyetçiliğimizin başına "Atatürk" ifadesini koymak, onu Batı’nın o faşizan, dünyayı kana bulayan sömürgeci devlet felsefesinden ve her türlü etnik bölücülükten kalın bir çizgiyle ayırmak demektir.

​Bugün dünyada devlet felsefeleri hala bencil ekonomik çıkarlar ve gizli sömürgecilik konuları üzerinde döne dursun, bizim 1923'ten beri bu topraklarda kurduğumuz ulus devlet yapısı, çağdaşlaşmayı hedefleyen, insanı yaşatmayı esas alan ve anayasal vatandaşlığı savunan en ileri modeldir. Bu devleti, onun kurucu felsefesini ve milli bütünlüğünü faşizmle itham edenler ya da etnik fitneyle baltalamaya çalışanlar dönüp Batı’nın kanlı tarihine baksınlar. Bizim milliyetçiliğimiz vatan sevgisidir, bizim devletimiz ise o vatanın ve milletin ebedi kalkanıdır. 

​KAYNAKÇA:

1. ​Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, Türk Tarih Kurumu Yayınları. (Atatürk'ün milli mücadele, beka, tam bağımsızlık ve ulus devletin inşasına dair rasyonel ve stratejik adımlarını ilk ağızdan ortaya koyan temel eser).

2. ​Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları, Ötüken Neşriyat. (Metinde bahsedilen, ümmetten millete geçiş süreci ile etnik kökene değil, kültürel ve hars birliğine dayalı milliyetçilik anlayışının teorik altyapısını oluşturan kaynak eser).

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 17.06.2026
  • Süre : 1 dk
  • 46 kez okundu

Google Ads