logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Erzurum Kongresi'nin Milli Mücadele'deki Yeri

Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ardından I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Mondros Mütarekesi’nin imzalanması başlangıçta tüm ülkede olumlu bir hava yaşanmasına sebep oldu.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 16.10.2021
  • Süre : 3 dk
  • 171 kez okundu

Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ardından I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Mondros Mütarekesi’nin imzalanması başlangıçta tüm ülkede olumlu bir hava yaşanmasına sebep oldu. Çünkü Wilson Prensipleri denilen ve ABD başkanı tarafından savaş sırasında yayınlanan bildirinin 12. Maddesi Osmanlı Devleti’nin Türklerle meskûn bölgelerinin Türklere bırakılacağı belirtiliyordu. İngiltere başbakanı Lloyd George’da Osmanlı Devleti henüz savaştan çekilmeden önce İstanbul ve Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerin Osmanlı Devleti’nden alınmayacağına dair bir konuşma yapmıştı. Bu sebeple, Türk ve Müslüman nüfusun tartışmasız şekilde çoğunlukta olduğu Anadolu ve Doğu Trakya topraklarının işgal edilmeyeceği düşünülüyordu.

Bununla birlikte, bu beklentiden o kadar da emin olmayanlar da vardı. Örneğin mütareke maddeleri açığa çıktıktan sonra ordu komutanları bazı maddelerin ülkeyi yok olmaya götürebilecek ifadeler içerdiğini fark edip hükümeti uyardılar. Fakat hükümet bu uyarıları dikkate almadığı gibi hızla orduları lağvederek askerleri terhis etmeye ve ordu komutanlarını İstanbul’a çağırmaya başladı. Bundan kısa süre sonra da henüz işgal edilmemiş olan Osmanlı toprakları Trakya, boğazlar, Kafkasya, Irak ve Suriye istikametinden ilerleyen İtilaf Devletleri orduları tarafından işgal edilmeye başlandı.

Bu durum, işgal edilen ve edileceği söylentileri dolaşan bölgelerdeki halkı endişelendirdi. Çünkü işgalci orduların gelmesiyle birlikte, Ermeni ve Rum azınlıklar silahlı çeteler kurarak harekete geçtiler. Savaş resmen sona erip Paris’te barış konferansı toplayınca da bu azınlıklar hemen Paris’e temsilciler göndererek istedikleri toprakları bildirmeye, ellerindeki uydurma belgelerle bu bölgelerde çoğunlukta olduklarını iddia etmeye başladılar.

Bunun üzerine, işgal edilen bölgeler ve bu bölgelere yakın yerlerde yaşayan Türk ve Müslümanlar da bazı örgütler kurmaya ve yaşadıkları bölgelerin nüfusunun çoğunun Türk ve Müslüman olduğuna dair belgeler hazırlamaya başladılar. Bunun üzerine birçok cemiyet ortaya çıktı. Bu cemiyetlerin çoğunun merkezi İstanbul idi. İşgal altındaki bölgeleri temsil eden dernekler bir süre daha İstanbul’da kaldılar ama henüz işgal edilmemiş olan bölgelerdeki dernekler kendi bölgelerinde de şubeler açmaya başladılar.

Bu derneklerden biri de Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti (Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) idi. 4 Aralık 1918’de İstanbul’da kurulmuş olan Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin bazı üyeleri, 10 Mart 1919’da cemiyetin Erzurum şubesini kurdular. Bu şube, Millî Mücadele içinde çok önemli bir rol oynayacaktı.

Bunda, o sırada Erzurum’daki 15. Kolordu’ya tayin olan ve İstanbul’da veda görüşmeleri yapan Kazım Karabekir’in de çok büyük etkisi olacaktı. Yaptığı veda görüşmelerinin ardından 12 Nisan 1919’da vapurla İstanbul’dan yola çıkan Kâzım Paşa, 19 Nisan’da Trabzon’a vardı ve bazı görüşmeler yaptıktan sonra 30 Nisan’da Erzurum’a hareket etti.

Kazım Paşa, İstanbul’dan ayrılmadan önceki veda ziyaretleri sırasında, bir kurtuluş mücadelesi yapmak için planlar yapan Mustafa Kemal Paşa ile de görüşmüştü. Bu görüşmede Mustafa Kemal Paşa’ya İstanbul’da bir şey yapılamayacağını, derhal Anadolu’ya geçmek gerektiğini, kendisinin Erzurum’da ülkenin kurtuluşu için halkla birlikte çalışmaya karar verdiğini söylemişti. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa; onunla aynı fikirde olduğu, Anadolu’ya geçmek için yollar aradığı ve kısa süre sonra kendisinin de Anadolu’ya geleceği cevabını vermişti.

Mustafa Kemal Paşa, Kazım Paşa’ya da söylediği gibi kısa süre sonra Anadolu’ya geçmenin bir yolunu buldu. Yeni kurulan ordu müfettişliklerinden biri olan 9. Ordu Müfettişliği’ne atandı. 9. Ordu Müfettişliği emrine 3. ve 15. Kolordular verilmişti. Yani Kazım Paşa onun emrinde çalışacaktı.

Mustafa Kemal Paşa hazırlıklarına devam ettiği sırada yolda olan Kâzım Paşa, 3 Mayıs 1919’da Erzurum’a vardı ve İstanbul’da Mustafa Kemal Paşa’ya söylediği minvalde çalışmaya başladı. Fakat bu çalışmalar, bölgenin Ermenilere verilmemesi için Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile birlikte ve silahlı çatışmayı öngörmeyen tedbirlerden ibaretti. Öte yandan, 15. Kolordu’yu ileride caydırıcı bir unsur olarak elde tutmak, mütareke gereğince teslim edilmesi gereken silah ve mühimmatı çeşitli bahanelerle İngilizlere teslim etmemek için de büyük bir çaba gösteriyordu.

Bu sırada ordu müfettişliği görevine başlamak için denizyolu ile Samsun’a gitmeye hazırlanan Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan hareket etmesinden bir gün önce, yani 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusunun İzmir’e çıkması ve şehre ayak basar basmaz sivil halka karşı büyük bir katliam yapması her şeyi değiştirdi.

Bu işgal ve katliam, bütün ülkede büyük bir infiale sebep oldu. Her yerde yeni örgütler kurulmaya ve protesto mitingleri düzenlenmeye başlandı. İstanbul’daki mitingler katılanların sayısı ve yarattığı etki açısından en önemlileriydi. Mesela 23 Mayıs’ta yapılan Sultanahmet mitingine 200 000 kişi katılmıştı. 

İzmir’in işgalinden önce ülke, genel olarak üç fikir arasında bölünmüş durumdaydı. Birinci gruptakiler, eğer güçlü bir devletin mandasına veya himayesine girilirse savaş sırasında işgal edilmemiş olan toprakların Osmanlı Devleti’ne bırakılacağını ve hatta savaş sırasında işgal edilen bölgelere özerklik verilerek 1914 sınırlarına dönülebileceğini umuyorlardı. 

Bunlar, İngiltere, Fransa veya İtalya himayesini savunanlar şeklinde bölünmüşlerdi. Bu devletlerin emperyalist devletler olduğunu ve bunlara güvenilemeyeceğini düşünen bazıları da Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kurmuş ve ABD manda veya himayesini savunuyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa’nın da içinde olduğu ikinci grup, Mütareke’den sonra koşulların değiştiğini, İtilaf Devletlerinin hem ekonomik hem de askeri olarak zayıfladığını, askerlerin terhis edildiğini, bu ülkelerin yeni bir savaşa girişemeyeceklerini, bu sebeple ülkenin bu devletlere karşı direnerek kurtarılabileceğini düşünüyordu.    

Bu grup arasında iki farklı görüş vardı. Birinci görüşün temsilcisi olan Kâzım Paşa’ya göre öncelikle İtilaf Devletlerinin ulaşamayacağı doğu bölgelerinde bir hareket başlatılmalı ve bu hareket zamanla tüm ülkeye yayılmalıydı. Diğer görüşün temsilcisi olan Mustafa Kemal Paşa ise hareketin tüm ülkede aynı anda başlatılması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü, parça parça yapılacak girişimler, parça parça imha edilebilirdi. 

Üçüncü grubu, yerel çareler peşinde koşanlar oluşturuyordu. Bunlar, ülkenin farklı bölgelerinde kurulan cemiyetlerce temsil ediliyordu. Bu yerel cemiyetler, iki alt gruba ayrılıyordu. Birinci alt gruptakiler, kendi bölgelerinin Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kalmasını sağlamaya çalışıyorlardı. İkinci alt gruptakiler ise Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kalmalarına izin verilmeyeceğini düşünerek kendi bölgelerinde bağımsız bir cumhuriyet kurmayı düşünüyorlardı.

Yunanlıların İzmir’i işgali, bu gruplara mensup çoğu kişinin düşüncesini değiştirdi. Böylece, silahlı bir direniş olmadan kurtuluşun mümkün olmadığı görüşü ağırlık kazanmaya başladı. Fakat fikirler değişse de eylemler bir süre daha aynı şekilde devam etti. Çünkü eyleme geçmek için güçlü bir lidere ihtiyaç vardı. İhtiyaç duyulan bu lider, İstanbul’dan hareket etmiş fakat henüz ne yapmayı planladığını çok az kişi biliyordu.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıkar çıkmaz durum tespiti yapmaya ve kurtuluş için planlar hazırlamaya başladı. Bu kapsamda 29 Mayıs 1919’da kendisine bağlı kolordulara gönderdiği bir telgrafta ülkenin nasıl savunulması gerektiğine dair ilk fikirlerini bildirdi. Buna göre Anadolu’nun kuzey ve güneyindeki sıradağlardan iç kesimlere herhangi bir işgalci kuvvetin geçirilmemesi, kale duvarı gibi yükselen bu sıradağların iç kısmında güvenli bir bölge oluşturulması, bunun için halkın da desteği ile kolorduların bu güvenli bölgeyi savunmak için çepeçevre tertiplenmesi öngörülüyordu. 

Bu emirden sonra; halk, ordu, yerel cemiyetler ve sivil idarecilerle temasa geçen Mustafa Kemal Paşa, halkı harekete geçirmek için her yerde yeni cemiyetler kurulması ve protesto mitingleri yapılması için çağrılarda bulundu. İngilizlerin kontrolündeki bölgeden uzaklaşmak için önce Havza’ya, oradan da Amasya’ya geçti. Hükümet bu faaliyetleri üzerine onu geri çağırdı ama o geri dönmek yerine faaliyetlerine hız verdi. Bu sırada İstanbul’dan ayrılarak Ankara’ya gelmiş olan Rauf Bey de 19 Haziran 1919’da Ali Fuat Paşa ile birlikte Amasya’ya geldi. 

Bu kişilerin fiilen, Kazım Paşa ve Konya’da bulunan Mersinli Cemal Paşa’nın ise telgrafla katılımıyla Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı bir taslak üzerinden 19/20 Haziran 1919 akşamı görüşmelere başlandı. Bu görüşmeler sonucunda alınan kararlar 21 Haziran akşamı Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Rauf Bey ve Refet Bey tarafından imzalandı. Kazım Paşa da telgrafla kararları onayladı fakat bu kararlara göre Sivas’ta yapılması öngörülen kongreden önce Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’a gelmesini ve yakında Erzurum’da yapılacak olan kongreye katılmasını istedi. Bu isteği kabul edildi.

Bundan sonra, Amasya Tamimi olarak bilinen bu kararlar 22 Haziran günü duyuruldu. Böylece, Millî Mücadele’nin fiili olarak başladığı ilan edilmiş oldu. Bu kararlarda vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklalinin tehlikede olduğu, İstanbul hükümetinin üzerine düşen görevi yapamadığı, bunun milleti yok olmuş gibi gösterdiği, milletin istiklalinin yine milletin azim ve kararıyla kurtarılacağı, bunun için Sivas’ta bir kongre toplanacağı belirtiliyordu.

Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ve beraberindeki heyetle birlikte Erzurum Kongresi’ne katılmak üzere 26 Haziran 1919’da Amasya’dan ayrıldı. 3 Temmuz’da vardığı Erzurum’da derhal çalışmalara başladı. Yeterli miktarda delege toplanınca, 23 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın konuşması ile Erzurum Kongresi açıldı.

Kongre, 7 Ağustos 1919’a kadar devam eden görüşmelerin ardından Millî Mücadele’nin temel esaslarını oluşturacak olan çok önemli kararlar aldı. Bu kararlar, Amasya Tamimi’nde belirtilen esasları bir program haline sokuyordu. Kongre, bölgesel bir kongre olmakla birlikte aldığı kararlar tüm ülkeyi ilgilendiriyordu.

Alınan kararlara göre tespit edilen temel hedef, yani milli hedef; Osmanlı vatanının bütünlüğü, milletin istiklali, Saltanatın ve Hilafetin korunması idi. Milli hedefin gerçekleştirilmesi için yapılacak mücadele Kuvâ-yı Milliye (millî kuvvetler) tarafından gerçekleştirilecekti. Bu ifadeler Millî Mücadele’nin genel stratejisini de ortaya koyuyordu. Yani stratejinin temel unsurlarından olan; neyin elde edileceği, kimin elde edeceği ve nasıl elde edeceği belirtiliyordu.

Ayrıca, alınan kararlarla askerî stratejinin temel esasları da belirlenmiş oluyordu. Çünkü mütareke imzalandığı sıradaki sınırların ele geçirilmesi ve korunması bir askeri hedef olarak ortaya konuluyordu. Bunu yaparken her türlü işgal ve müdahaleye karşı topyekûn savunmaya yapılacağı ve karşı konulacağı belirtiliyordu. Böylece askerî hedefin ele geçirilmesi için kullanılacak kuvvetlerin milli kuvvetler, uygulanacak yöntemin ise topyekûn savunma olduğu belirtiliyordu. Böylece, askerî strateji açısından da neyin elde edileceği, kimin elde edeceği ve nasıl elde edileceği saptanıyordu. 

Bu sebeple Erzurum Kongresi’nin, aldığı kararlarla Millî Mücadele’nin temellerini attığını söylemek mümkündür. Ama kongre yerel bir kongre olduğu için alınan kararların Tüm ülkeye mal edilmesi gerekiyordu. Bu sebeple, 4-11 Eylül tarihleri arasında ülkenin tümünü temsil eden delegelerin katılımıyla Sivas Kongresi yapıldı. Kongrede, Erzurum Kongresi kararları ülke geneline şamil olacak şekilde düzeltilerek aynen kabul edildi.

Bu sebeple, Erzurum Kongresi’nin Millî Mücadele’nin en önemli olaylarından biri, belki de en önemlisi olduğunu söylemek mümkündür. 102 yıl önce içinde bulunduğumuz günlerde düzenlenen bu kongreye katılan ve aldıkları kararlarla Millî Mücadele’nin temellerini atan başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere herkese tanrıdan rahmet diler, şükranlarımı sunarım.


Google Ads