Site İçi Arama

tarih

Sevr'den Lozan’a Uzanan İhanet Süreci

Sevr gereği antlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra Kürtler bağımsızlık talebinde bulunursa ve Milletler Cemiyeti bu talebi uygun görürse, Osmanlı Devleti bu karara uyacağını ve bölge üzerindeki tüm haklarından vazgeçeceğini kabul etmişti.

Son dönemde siyasî iktidarın attığı adımlar ve PKK ile ilgili söylemler, kamuoyunda ciddi yankılar uyandırmaya devam ediyor!

Bu sürecin temelleri, Osmanlı'nın son dönemlerine kadar uzanmaktadır. Yapılmak istenen veya gidilmeye çalışılan yol, Lozan Anlaşması ile feshedilen Sevr’in yeniden hayata geçirilmesidir.

Ne yazık ki yıllardır siyasilerimiz bu konuda doğru bir tavır ortaya koyamamışlar, Atatürk’ün yaşamı döneminde bir gerçekleştirdiği çözümler göz ardı edilmiştir. Üstelik yakın tarihimizden ders çıkarılmadan sözde yeni çözümler üretilmeye çalışılmıştır!

Osmanlı’nın güç kaybetmesiyle birlikte, asırlardır aynı kültür ve medeniyeti inşa eden, birlikte bu topraklarda kardeşçe yaşayan insanlar bir anda ayrıştırılmaya başlanmıştır. Bu manada 10 Ağustos 1920 tarihinde Osmanlı yönetiminin bir şekilde imzalamak zorunda kaldığı Sevr Antlaşması önemlidir. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta bu antlaşmayı, “Türk milletini yüz yıllardır yok etmek için yapılan büyük suikastın son halkası” olarak tanımlamaktadır.

Bilindiği üzere Nutukta; Sevr Antlaşması’nın 62, 63 ve 64. maddeleri, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeler için yerel özerklik öngörmekteydi. Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra Kürtler bağımsızlık talebinde bulunursa ve Milletler Cemiyeti bu talebi uygun görürse, Osmanlı Devleti bu karara uyacağını ve bölge üzerindeki tüm haklarından vazgeçeceğini kabul etmişti. Ayrıca, bağımsızlık gerçekleşirse Musul’daki Kürtlerin de bu yeni devlete katılmasına izin verilecekti.

Osmanlı’nın parçalanması ve köklü Anadolu medeniyetinin yok edilmesi süreci bir yönüyle böylece tamamlanmıştı. Ancak tam bu noktada, Türk, Kürt, Çerkes, Laz demeden bir araya gelen Türk halkı, Kuvâ-yi Milliye Hareketi ile Sevr’i reddetti. Kanı ve canı pahasına verilen bu mücadele, Atatürk’ün önderliğinde Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunu Lozan Antlaşması ile tescillemiştir!

Jeopolitik özellikleri nedeniyle tarih boyunca hâkim olunmak istenen Anadolu’dan, Sevr Antlaşmasından bugün de emperyalistlerin vazgeçmeyeceğini düşünmek zor olmasa gerek. Bu yüzden bulunduğumuz bölgede güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı hiçbir zaman istenmemiştir. Her fırsatta üniter yapımıza saldırılmıştır. Ermeni Soykırımı iddiaları ve PKK terörü, bu saldırılarda kullanılan en önemli iki argüman olarak milletimizin karşısına çıkarılmıştır. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren bu iki konu ülkemizi fazlasıyla meşgul etmiştir. PKK’nın terör saldırıları sonucunda on binlerce vatandaşımız şehit olmuştur. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üstün mücadelesiyle terör örgütüne karşı önemli güvenlik bağlamında başarılar elde edilmiştir.

Ne var ki, ABD tarafından yürütülen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında bölgemizdeki ülkelerin sınırları ve yapıları zamanla 2.000’li yılların başından itibaren tek tek değiştirilmiştir. Bu sürecin adım adım Türkiye’ye doğru ilerlediği açıktır. Oyun kurucular, farklı taktikler uygulayarak hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır. Bu noktada, siyasilerimizin aldıkları veya alacakları kararlar büyük önem taşımaktadır.

Örneğin, 1990’lı yıllarda Irak’ta yaşanan gelişmelerde Türkiye, gerekli tepkiyi gösteremediği için BOP kapsamında Kuzey Irak’ta bir Kürt özerk bölgesi kurulmasına engel olamamıştır! Bugün ise biz, Abdullah Öcalan’ın (terörist başı) açıklamaları ile meşgul edilirken, aynı süreç Suriye’de de işletilmektedir. Görünen o ki, Irak ’ta kaybettiklerimizi şimdi de Suriye’de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. İlerleyen zaman içinde, her şey daha bir netlik kazanacaktır.

Türkiye’nin anayasa değişikliği sürecinde, PKK ile ilgili yapılan açıklamalar ve perde arkasında yürütülen görüşmeler, kamuoyunda büyük soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştur. Silah bırakma süreci gerçekten Türkiye’nin bütünlüğüne hizmet eden bir adım mı, yoksa bölgesel ayrışmanın hukuki temelinin atılması mı?

Geçmişte yapılan hatalar, gelecekte daha büyük sorunlara yol açabilir mi?

Bu sorular, önümüzdeki günlerde daha fazla tartışılmaya devam edecektir. Buraya kadar Sevr’den Lozan'a giden yolda, şimdiki zamanda olanların kısa bir özetini yaptım. Çok yakın zamana kadar koro halinde Lozan anlaşmasına saldırılar devam etmekteydi, şimdi bu saldırılar başka bir boyut kazanarak devam ettiriliyor. Bu konunun daha iyi anlaşılması için Sevr'den, Lozan'a giden sürece bir daha bakmayı bir aydın duyarlılığı gereği önemsiyorum!

Peki biz Sevr’de neler kaybetmiştik?

433 madde, Osmanlı'nın siyasi, askeri ve ekonomik egemenliğini fiilen yok eden hükümler şunlardır.

*Trakya ve İzmir dâhil Batı Anadolu, Yunanistan’a bırakılıyordu.

*Güneydoğu’daki Antep, Urfa, Mardin ve Cizre, Fransız mandasına geçiyordu.

*Musul İngiltere’nin denetimine veriliyordu.

*Doğu Anadolu ’da “Ermenistan” ve “Kürdistan” kurulması öngörülüyordu.

*Osmanlı ordusu 50 bin asker ile sınırlandırılıyor, ağır silah ve donanma tamamen elden çıkarılıyordu.

*İstanbul ve Boğazlar uluslararası komisyonun yönetimine bırakılıyor, Türk askerinin girmesi yasaklanıyordu.

*Kapitülasyonlar tüm yabancı devletlere geniş yetkilerle yeniden veriliyor, Osmanlı maliyesi yabancı kontrolüne giriyordu.

Sevr’in öngördüğü parçalanma planı, Türk milletinde büyük öfke yarattı. TBMM, anlaşmayı imzalayan heyeti “vatan haini” ilan etti. Kurtuluş Savaşı’nda ise ağır kayıplar verildi.

Sonuç: Sevr Lozan'la Tarihe Gömüldü

Sevr, uygulanamadan tarihin çöplüğüne atıldı. Yerini, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesiyle kazanılan 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması aldı. Lozan, Sevr’in getirdiği ölüm fermanını yırtıp atan belge olarak tarihe geçti. Öte yandan ABD Lozan antlaşmasını tanımamıştır. Bunun nedenlerini başka bir yazımda detaylarıyla anlatacağım. Bu topraklarda entrika, hainlik hep ola gelmiş, bundan sonra da aynı hızla devam edeceğini değerlendiriyorum. Bugün Lozan'a koro halinde saldıranlara dikkat edin! Bugün Türk'e, Atatürk’e ve ulus devlete saldıranlar aynı kaynaktan beslenenlerdir...

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 16.08.2025
  • Süre : 4 dk
  • 535 kez okundu

Google Ads