Türk Birliği: Ulusal Egemenlik ve Uluslararası Egemenlik
Türk Devletleri Birliğinin, yani Türk Birliğinin, amaçları, tarihsel kökler ve kültürel bağlam açısından bakıldığında çok daha geniş bir kapsamı içermekte olduğu görülmeli, ulusal ve uluslararası egemenliğin yurtta sulh, cihanda sulh sözüne dönüşmesinin anlamı iyi idrak edilmelidir.
“Tarih, kurduğun uygarlıkların övgüleriyle doludur. Varlığına kasteden siyasi ve toplumsal etkenler birkaç yüzyıldır yolunu kesmiş, yürüyüşünü ağırlaştırmış olsa da, on bin yıllık fikir ve kültür mirası, ruhunda eskimemiş ve tükenmez bir güç halinde yaşıyor. Belleğinde binlerce ve binlerce yılın anısını taşıyan tarih, uygarlık safında lâyık olduğun yeri, sana parmağıyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu, senin için hem bir hak, hem de bir görevdir."
Mustafa Kemal ATATÜRK
Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik kurdukları ve yüzyılları beraberce yaşadıkları görülmüştür. Bizim, kurmak istediğimiz birliğin tarihte geçmişi olan birliklerin en üstünü olmasını isteriz” diyen Atatürk, bu fikri vicdanında bir sır gibi saklıyor bütün hareketlerini o noktayı hedefleyerek gerçekleştirmeye çalışıyordu.
İşte bu husus Atatürk’ün gözünde gerçek "Milli Misak’tı". Bunu sağlamak amacıyla da mali bütün olanaksızlıklara karşın bütçeden 1924 yılında 200.000 altın karşılığı bir ödenek ayrılmış ve Türkiyat Enstitüsü kurulmuştu. Türk Birliğinin bir gün mutlaka hakikat olacağına inanan Atatürk, Finlandiya’da yayın yapan “TURAN“ isimli bir gazete çıkarttırmış ve bizzat el altından bu gazetenin finansını devlet bütçesinden sağlamıştır. Bu gazete Atatürk’ün ölümüne kadar yayınlanmış, Atatürk’ün ölümünden sonra devlet bütçesinden ayrılan tahsisata son verildiğinden yayın hayatına son vermiştir. Bu gazete Rusça, Fince ve Türkçe dahil dört dilde yayın yapmakta ve çoğunluğu Rusya’da dağıtılmaktaydı.
Türk Devletleri Birliğinin, yani Türk Birliğinin, amaçları, tarihsel kökler ve kültürel bağlam açısından çok daha geniş bir kapsamı içermekte olup, ulusal ve uluslararası egemenliğin yurtta sulh, cihanda sulh sözüne dönüşmesidir. Atatürk’ün “Bir gün mutlaka tüm Türk devletleri ile Çin Seddi'nde buluşacağız” sözü, Türk devletleri birliğinin yeniden inşası ile Turan idealine dair önemli bir yol göstericidir. Bu ifadede görünmeyen,arka planda kalan kısım ise Gazi Paşa’mızın bize tarihin tekerrür olduğunu hatırlatmasıdır. Türkler için gelecekte asıl tehdidin Çin olacağını ve bu tehdidin bertaraf edileceğini bize haber vermiştir. Bu bağlamda, Türk devletleri birliği, sadece bir örgütlenme değil, aynı zamanda ulusal egemenliğin ve uluslararası saygınlığın,güvenliğin teminat altına alınmasıdır.
Türkiye’yi geleceğe taşırken, ulusal egemenlik değerlerimiz ile uluslararası işbirlikleri arasındaki hassas dengeyi gözetmek, elzem bir sorumluluktur. Bu çerçevede, egemenliğin teminatı, devletimizin bağımsızlık ve bütünlüğünün mihenk taşıdır fakat bölgemizdeki jeopolitik karmaşıklıkların artışı ve işbirliklerine duyulan ihtiyaç, uluslararası entegrasyonların kaçınılmaz bir gerçek haline gelmesine yol açmaktadır. İşte bu ikili yapıya uyum sağlamak adına, Türkiye’nin hem egemenlik haklarını kararlılıkla savunması hem de yeni işbirliği yollarını keşfetmesi gerekmektedir.
Özellikle Türk Devletleri Birliği, tarihsel bağlar ve ortak kültürel değerler ışığında güçlenirken, bu birliğin yeni uluslararası normlar ve hukuki çerçeve içerisinde meşruiyet kazanması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte, egemenlik alanlarını ihlal etmemeye özen gösterirken, ortak güvenlik ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda kolektif bir hareket sergilemek gerekmektedir. Ayrıca, bölgesel ve küresel güç dengelerinin değişimi doğrultusunda esnek ve dinamik politikalar izlemek de elzemdir.
Türkiye, hem bölgesinde hem de uluslararası platformlarda aktif ve etkili politikalar geliştirerek, yeni nesil devletlerarası işbirliği modelleriyle ulusal bağımsızlığını korumayı ve ortak kalkınma ile güvenliği sağlamayı hedeflemelidir. Bu çerçevede oluşturulan stratejik yönelimler, Türkiye’nin bölgedeki liderlik iddiasını pekiştirirken, uluslararası arenada saygınlığını artırma yolunda önemli bir adım olacaktır.
Sonuç olarak, geleceğin Türkiye’si için, egemenlik haklarının kutsallığı ve değişmezliği ilkesinin benimsenmesi, bölgesel entegrasyon ve uluslararası işbirliği arasındaki dengenin sağlanması, ülkemizin istikrar ve gelişim hedeflerine ulaşmada temel unsurlar olacaktır. Bu anlayışla, Türkiye, milli egemenliğini koruyarak, bölgesel ve küresel güçlerle uyum içinde sürdürülebilir bir kalkınma ve barış ortamını inşa etme yolunda kararlılıkla ilerleyecektir.
Türkler, yeniden Orta Asya’nın hakimi olma vizyonuyla hareket ederken, bu hedefe ulaşmak için bölgesel ve küresel güç dengelerini dikkate almak büyük önem taşır. Türk Birliği Çin tehdidini tersine çevirecek ve bölgesel engelleri aşarak Türklerin dünya sahnesinde eşit ortaklar olarak yer almasını sağlayacak stratejik vizyonun merkezinde yer alacaktır.