logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Türk Hava Kurumu’nun Kuruluş Yıldönümü

Cumhuriyetin kuruluşundan 16 ay sonra 16 Şubat 1925’te, Türk Havacılığının büyümesi, gelişmesi ve ilerlemesi için Türk Milletinin bağımsızlığının ancak göklere hâkimiyeti ile gerçekleştirileceğinin bilinci ile Türk Tayyare Cemiyeti’nin ilk adımı ve temeli atılmıştır.

Dr. Cengiz TATAR
Dr. Cengiz TATAR

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 14.02.2022
  • Süre : 9 dk
  • 328 kez okundu

Cumhuriyetin kuruluşundan 16 ay sonra 16 Şubat 1925’te, Türk Havacılığının büyümesi, gelişmesi ve ilerlemesi için Türk Milletinin bağımsızlığının ancak göklere hâkimiyeti ile gerçekleştirileceğinin bilinci ile Türk Tayyare Cemiyeti’nin ilk adımı ve temeli atılmıştır.

Türk Tayyare Cemiyeti’nin ilk temeli atıldığı zaman havacılığın bugünkü büyük ve yaşamsal önemini kavrayan ve hava ordusu mensupları dışında uçağa binmiş insanlar yok denecek kadar azdır. Atatürk, Bolu Milletvekili Cevat Abbas’a; “Havacılık askeri bakımdan olağanüstü önemli, Avrupa, Amerika havacılığı ayrıca bir spor konusu olarak görmeye başladı, iyi düşünün. Biz de geç kalmayalım, bilgili, yürekli, kanatlı bir gençlik yetiştirelim. Hayalini geniş tut. Uçak yapmayı bile düşün. Derneği kur ve bana çalışmaya başladığınızı bildir”. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ellerinde şekillenen Türk Tayyare Cemiyeti, Batılaşmanın, çağdaşlaşmanın bir göstergesi ve batı emperyalizmine karşı mücadelenin bir kalesi olduğu düşüncesinin eseri olarak yönlendirmesi ve önderliğinde havacılığa yönelik çalışmalar yapması için kurulma çalışmalarına başlanmasını ve hayata geçirilmesini istemiştir. Bu bağlamda, 1919’da Yüzbaşı Fazıl ile birlikte 5 havacının kurduğu “Türkiye Münakalatı Havaîye Cemiyeti (Türkiye Hava Nakliye Cemiyeti)”, 16 Şubat 1925’te “Türk Tayyare Cemiyeti (TTC)” ismi ile kurulmuş ve başkanlığına Cevat Abbas getirilmiştir. Plt.Ütğm.Şakir Hazım, Plt.Astsb.Vecihi Hürkuş ve Rasıt Hasan İskender kurucu üyeleri olmuştur. Cemiyetin Tüzüğü bizzat Atatürk tarafından tespit edilmiş; Yzb.Fazıl, Ütğm.Şakir Hazım, Plt.Fehmi Yemenli, Mazlum Keyüsk ve Plt.Astsb.Vecihi Hürkuş tarafından hazırlanmıştır. Türk Tayyare Cemiyeti’nin 15 Mayıs 1925’teki açılış töreninde, Atatürk; “İstikbal Göklerdedir, çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlardan asla emin olamazlar. Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede, göklerde bizi bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Ey Türk Genci! Kısa zamanda gökte seni bekleyen yerini alacaksın. Yoksa o yeri başkaları istila eder ve işte o zaman bu ülke ve ulus elden gider.” gelecekte savaşların göklerde olacağını ve hâkimiyetin göklerdeki gücümüze bağlı olduğunu vurgulamıştır. Havacılığın önemine dikkat çekerek Türk gençliğini yönlendirmiş, havacılığın Türk İstiklal ve bağımsızlığının bekası için önemini belirtmiş ve Türk ulusuna günümüze kadar ulaşılması gereken hedefi göstermiştir.

Bu bağlamda, Türk Tayyare Cemiyeti’nin kuruluş amacı; havacılık sanayisini kurmak, temellerini atmak ve geliştirilmesini sağlamak, havacılığın askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak; askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak; bütün bunlar için gerekli araç ve gereci hazırlamak; personeli yetiştirmek ve “Uçan Bir Türk Gençliği yaratmak olarak belirlenmiştir. Türk milletine ve özellikle Türk gençliğine havacılığın sivil ve askeri alanda sahip olduğu askeri, ekonomik, sosyal ve siyasi öneminin anlatılması, tanıtılması ve sevdirilmesi hedeflenmiştir. “İstikbal Göklerdedir” özdeyişiyle dile getirilen ileri görüş ve gerçek ulusça benimsenmiş, bu bir öngörü değil ulusal hedef olmuştur. Bu hedef fikir ve spor alanında kalmamış, geniş yatırımlar yapılarak çağdaş havacılık teknolojisi ile “Kendi Uçağını Kendi Yapacağı” seviyeye gelmiştir. Bu amaç ve hedef doğrultusunda personelin yetiştirilmesi ve malzemenin tedariki sağlanarak gençliğe amatör pilot, planör, model uçak ve paraşüt eğitimi verilmeye başlanmıştır.

Türk havacıları, Büyük Taarruz’un 1’nci yıldönümü olan 26 Ağustos 1923’ü ilk kez İzmir’de kutladığı “Türk Tayyare Bayramı”, Türk Tayyare Cemiyeti 1925’te 31 Ağustos gününde her yıl kutlanmasına karar vermiştir. Fakat bir yıl sonra Hava Kuvvetleri’nin ülke savunmasındaki önemi nedeniyle Bakanlar Kurulu’nun 25 Ağustos 1926 kararnamesiyle 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları ile birleştirilerek 1926 yılından itibaren “30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramı” Türk’ün büyük günü olarak ilan edilmiş ve kutlanmaya başlanmıştır. Türk Tayyare Cemiyeti ilk büyük kongresini 19 Ekim 1925’te yapmış, Fahri Başkanlığına seçilen Başbakan İsmet İnönü, kongrede; Biz uçak denildiği zaman uçağı düşünüp, uçağı meydana getirebilecek mühendisi, uçağı en hurda aksamından, en hassas aksamından en kaba aksamına kadar vatandan imal edecek tedbirleri, uçak üretimine yarayacak bütün temel maddelerin vatandan çıkarılması ve sağlanmasını amaçlıyoruz.” Konuşması ile cemiyetin önüne yaşamsal önemde gerçek hedefler koymuştur.  Mustafa Kemal Atatürk ise 1 Kasım 1925’te Meclisin açılışında; “Efendiler, ulusumuzun ülke savunmasına gösterdiği özel ilgiye şükran borçluyuz. Yurttaşların kendi girişimleriyle yarattıkları Tayyare Cemiyeti az zamanda verdiği ürünler ile geniş bir gelişme umut ettirmektedir” ve 8 Haziran 1926’da Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte; “Türk milletinin Hava Kuvvetlerimizin güçlendirilmesi gereğini idrak ederek takdire şayan fedakârlıklar göstermesi siyasi rüştünün ve medeniliğinin en büyük delilidir. Bu amaçla çalışan Tayyare Cemiyeti’nin faaliyetini takdir ederim.” Yine, 1 Kasım 1926’da Meclis açılışında; “Yurttaşların kendi çaba ve yardımlarının ürünü olan Tayyare Cemiyeti’nin bir yıllık çalışma ve başarısı övgüye değerdir.” Halkın destek olma ve yardım etme gayretlerini överek takdir etmiş, Türk havacılığına önem vermenin bir memleket ve millet için siyasi ve çağdaş insanlık görevinin gereği olduğunu belirtmiştir.

Etkin ve güçlü Türk Tayyare Cemiyeti’nin oluşturulması amacıyla “Tayyare İanesi” bağış kampanyası başlatılmıştır. Bu bağışların toplanması ile bağımsızlığın ve bütünlüğün korunmasına yönelik modern bir hava gücüne sahip olmak için öncelikle uçak alınması ve gelecek dönemlerde uçak fabrikalarının kurulması hedeflenmiştir. Yapılan bağışlar ve uçak alımı için başvurular uçak sanayine yönelik atılımların temelini teşkil etmiş ve havacılığın gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. “Tayyare İanesi”, cemiyetin resmi yayın organı “Kartal” mecmuası ve el ilanları ile “Başınızın üstünde dolaşan, kalplerinizi iftihar ve gururla kabartan bu uçaklar, Tayyare Cemiyeti’ne vermiş olduğunuz paralardan doğmuştur. Unutmayınız ki; Türk semaları böyle daha binlerce uçağa muhtaçtır.” halktan bağış toplayarak savaş uçaklarının alınmasında finansal kaynak yaratılması ve masrafların karşılanması ihtiyacı belirtilmiştir. İlanın yayımlanması ile halktan ve milletvekillerinden büyük destek görmüştür. Türk halkının bağışları ile satın alınan ilk bağış uçağı, Adana-Ceyhan ilçesi halkının desteği ile İtalya’dan alınan Ansaldo A–300-4 model uçağı olmuş, “Ceyhan” ismi verilmiş ve 28 Mayıs 1925’te İstanbul’a getirilmiştir. Uçak, 21 Haziran’da Ceyhan’a Plt.Vecihi Hürkuş tarafından getirilmiş ve Ceyhan halkının coşkun tezahüratları arasında gösteri uçuşu yapmıştır. Kampanya sadece şehirler ile sınırlı kalmamış, esnaf grupları kampanyaya büyük destek vermiştir. Şehirlerin balıkçı, tütüncü, rençperleri, okul öğrencileri ve kadın birlikleri kendi isimlerine uçak alımı için bağışta bulunmuştur. İstanbul Hamallar Birliği kendi isimlerine uçak alınması için haftada bir gün bir saat fazla çalışarak, elde ettikleri kazancı uçak alımına bağışlamıştır. Erzurumlu iş adamı Nazif Kotan, Vehbi Koç, Naci Demirağ, 174.Piyade Alay personeli, Eskişehir, Niğde, Sivrihisar ve Gümüşhacıköy halkı, İzmir ve İstanbul’da yaşayan gayrimüslim vatandaşlar uçak alımına destek vermiştir. Sivas’ta yaşayan Ermenilerden oluşan bir grup uçak yardım için bağışta bulunmuştur. Ermeniler uçak satın almak için “Bir Numaralı Yardım Derneği”, Museviler ise iki numaralı “Tayyare Cemiyeti Türk Musevi Derneği” kurmuştur. İstanbul Hahambaşılığı, yayımladığı beyanname ile vatan ve memleket savunmasına hizmet eden Tayyare Cemiyeti’ne yardım edilmesinin milli bir ülkü olduğu belirtilmiştir. Musevi doktor, avukat ve tüccar gibi seçkinler bir komisyon oluşturmuş ve semt yardım dernekleri kurmuştur. Atatürk, bağış yapanlara telgrafla; “Bu ulus en zor zamanlarda memleket ödevlerine canla, başla koşmuştur. İstediklerinden daha fazlasını başaracaklardır. Tuttukları yol doğrudur.” Sözü ile takdirlerini belirtmiştir. Atatürk, bu dönemde Tayyare Cemiyeti’nden rahatsızlık duyan çevrelere; “Bizim Ulusumuz bir kere inanmaya görsün. Ona yaptıramayacağınız, benimsetemeyeceğiniz şey yoktur. Tayyare Cemiyeti’ni kurduğumuz zaman bunun ana gelir kaynağını bir yandan devlete, bir yandan ulusumuzun yardımsever duygularına yükledik. Fitre ve zekâtın yanı sıra kurban derilerinin kuruma verilmesi için Bakanlar Kurulu kararı çıkardık. Bu karara karşı çıkmak isteyenler yobazlarla, siyaset gereği bu uygulamadan vazgeçmemizi isteyenler oldu. Üstü kapalı ya da açık, gazetelerde yazılar bile çıktı. Oysa bu iki gelir de çok yanlış yerlere gidiyordu. Ülke yararına değil, kişilerin, grupların yararına hizmet eder hale geliyordu. Devletin erişemediği yerlere halkın erişmesi kadar doğal ne olabilir. Bu topraklarda yaşayan herkese düşen kutsal birtakım görevler vardır. Yoksul bütçesi olan ülkelerde devlet kadar halk da bazı sorumluluklar yüklenmelidir. Tayyare Cemiyeti, batıya yönelik hamlelerimizden biridir.” Onun için daima milletin kendi varlığından öz bir parça olarak kabul etmiş, güçlü olabilmek için sadece ulusun yardımseverliği ile yetinilmemesi ve yasal zemininin hazırlanarak sürekli gelir kaynakları sağlanması gerektiğini vurgulamıştır.

Bu amaçla, çağdaş ve modern hava gücüne sahip olmak için bağışlar; Fitre ve zekât ile kurban derileri, Tayyare piyangosu, bir kuruşluk dilekçe pulu, her sigara paketine isabet eden bir tek sigara farkı ücreti, Ödemiş ilçesindeki Balyanbolu bucağının Küre ve Bağcılar köylerindeki 2 cıva madeninin işletilme gelirleri, Askeri terhis tezkere çizelgelerinin basılması ve satılmasından elde edilen gelirler, Eski pulların devri, el ve duvar ilanlarından alınacak paylar, Üye aidatları, tutkallı makbuz, iştiraklerin gelirleri, faiz gelirleri, özel ve genel bütçeden yapılan yardımlar, Uşak Şeker Fabrikası’nın her yılki ilk ürünü, Bulgaristan’dan kışlamak üzere Trakya’ya geçecek koyun-keçi sürü sahiplerine verilecek kefaletnamelerin telif hakları, Makara ve İplik Tesis Hakkı’nın verilmesinden elde edilen gelirler olarak belirlenmiştir. Bu bağışlara ilave olarak Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk”un telif hakkı gelirini kuruma bağışlaması ile havacılık idealine tutku düzeyini göstermiştir. Bağışlar, en zengin illerden, en fakir illere kadar yardım için yarışa girişilmiş ve bağış artarak devam etmiş, ilkokul öğrencilerinin harçlıklarından, kefen paralarına kadar geniş bir kitlede yardımlar gerçekleşmiştir. 9 Ocak 1926’da “Tayyare Piyangosu” düzenlemek ve çekiliş yapmak için kanun çıkarılmış ve dünyada mevcut emsali piyangoların en zengini olmuştur.  Atatürk, Cuma hutbelerde bağış yapmanın ve Tayyare Piyangosuna katılmanın dini açıdan sakıncasının olmadığını ve “dini bir vecibe” olduğunu belirtmiştir. 1927’de yayınlanan Türkçe hutbede; “Allah’ın emrine göre gizli aşikâr düşmanlara karşı bizim hazırlayabileceğimiz kuvvetin en ehemmiyetlisi bugün tayyaredir, tayyareciliktir. Bu uğurda meydana atılan tayyare cemiyetimize yardım etmek boynumuzun borcudur. Böylece tayyareciliğin ilerlemesine sebep olun. Tayyare filolarımız olsun. Bizim de gökyüzünde çarpışacak kahramanlarımız bulunsun. O zaman hiç kimse bize fena gözle bakamaz.” Bağış yapılmasının caiz olduğu anlatılmış ve Müslüman halkın aydınlatılması hedeflenmiştir. Gazetelerde ve dergilerde; fitre, zekât ve kurban derilerinin verilmesinin dinsel açıdan doğru ve faydalı bir davranış olduğu yazılmıştır.

Türk Tayyare Cemiyeti, 1925’te havacılık faaliyetlerinin dünya çapında gelişmesini sağlayan ve sportif havacılık konusunda uluslararası boyutta en üst düzeyde organ olan Uluslararası Havacılık Federasyonu (FAI) konferansına davet edilmiş, 1927’de üye olmak için başvurmuş ve 1929'da tam üye olmuştur. Bu bağlamda, ülkeyi hava sporları konusunda yurt içinde ve dışında temsil yetkisine kavuşmuştur. 28 Kasım 1926’de yapılan Tayyare Cemiyeti’nin 2’nci Genel Kurulu’nda başkanlığa getirilen Fuat Bulca; “Tayyare Cemiyeti, Türkiye hava sahasının hâkimiyeti ve masuniyet arzusu milli bir ihtiyaçtır. Gelecekte yapacağı faaliyet sahaları olarak ülkede Türk havacılığı oluşturmak, gereksinim duyulan pilot yetiştirmek için sivil bir okul açmaktır. Diğer faaliyet sahaları ise aerodinamik ve malzemeye ait kontrolleri yapabilecek, uçak motorlarından ve arızalarından anlayacak gerektiğinde teknik resim ve planları çizebilecek mühendis seviyesinde eleman yetiştirmektir. Makinist Okulu açmak, uçak üretimi için özel laboratuvar yapmak, askeri ve ulusal bir gözlem örgütü kurmaktır. Hava yollarını kurup ve işletmek ve spor kulüpleri açmak öncelikli hedefleri olacaktır.” Cemiyetin gelecek yıllarda ulaşılacak hedefini göstermiştir. 16 Kasım 1928’de yapılan 3’ncü Genel Kurulu’nda kabul edilen “Nizamnamesi”nde; umumi merkezi, merkezi idare heyeti ve kanuni ikamet yeri Ankara olmuştur. Tayyareciliğin askeri, iktisadi, içtimai ve siyasi ehemmiyetini tanıtmayı, tayyareciliğe lüzumu olan insanları ve malzemeyi çoğaltmayı, Türk gençliğinde tayyarecilik aşkını uyandırmayı amaçlamıştır. Bu amacını gerçekleştirmek maksadıyla 23 Nisan 1926'da havacılığın gereksinimi olan teknik personelin eğitilmesi için "Tayyare Makinist Mektebi" hizmete açılmış. 2 yıl içerisinde 172 makinist yetiştirilmiş ve 10’u makinist ustabaşı öğrenimini için Fransa’daki Hanrio Okuluna gönderilmiştir. 25 Kasım 1930’da yapılan 4’üncü Genel Kurul’da; 150 uçak alındığı, uçaklara bağış yapan illerin, ilçelerin, dernek, meslek grupları ve şahıs adları verildiği belirtilmiştir. Şehir isimleri, uçağın gövde ve dikey kuyruklarına yazılmıştır. “Ad Koyma Merasimi” törenleri, 29 Ekim Cumhuriyet, 30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramları’nda yapılmıştır. Hâkimiyeti Milliye’de Aka Gündüz; “30 Ağustos, Türk’ün büyük günüdür. Bu millet sıkıntılara düşer, hatta ağır yenik acılarını tadar, birçok yoksulluklara katlanır, fakat iş uçak noktasında her şey hemen değişir. O zaman kayıtsız şartsız fedakârlık vardır. Gelecek senelerde bu sayı artacaktır”. Milletin fedakârlığı ve hayranlığını belirtmiş, çalışmalarından övgü ile bahsetmiştir.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk; “Bütün milletlerin tayyareciliği ileri götürmek ve hava tehlikesinden korunmak için büyük fedakârlıklara katlanarak çalıştıkları, Türk milletinin bu yolda düşen vazifeler çok ehemmiyet almıştır. Milli tayyareciliği kurmak için nasıl çalışılacağını, millete rehberlik ederek öğretmek vazifesini üzerine almış olan TTC her şahıs ve müessesenin yardım göstermesini, milli düşünceler arasında yer tutan bir borç telakki etmesi lazımdır. TTC’nin gelirini artırmak için her vatandaşın ve her devlet memurunun bu milli davaya zahir olarak gücü yettiği kadar halkı teşvik ve tenvir etmesi gerekmektedir.” Türk havacılığının gelişmesi için maddi ve manevi yardımın esirgenmemesini belirtmiştir. Türk Tayyare Cemiyeti’nin 27 Kasım 1932’deki 5’inci Genel Kurulu’nda İnönü; “Hava savunması ve bir hava filosu yaratmak için ülkenin sarf ettiği gayretlerin bilançosunu göstermeye değerdir. Uçak aynı zamanda büyük bir medeniyet vasıtasıdır. Yalnız silah vasıtası olarak değil asrın mütemadiyen tekâmül eden vasıtası olarak da Türk milletini uçak ile yakından alakadar etmek borcumuzdur”. Havacılığın, milletin ilgisi ve tedarik etmesi ile yüceldiğini belirtmiştir. Atatürk yanından ayırmadığı havacı evlatlarına 10’uncu Yıl balosunda; “Şunu unutmayın ki yarının en büyük tehlikeleri semalardan gelecektir. Bu sebeple sizler ani gelebilecek olan tehlikelere karşı koymak için daima hazır bulunmaya ve o şekilde yetişmeye gayret edeceksiniz. Bir milletin havacılığı yalnız askeri havacılığa inhisar etmez. Milli kudreti sivil havacılıkla da takviyesi için milli çapta havacılığın lüzumu bugün açıkça belirmiştir. Milletçe havacılığa hazırlanmalıyız” İnsanlığın hizmetine girecek büyük gelişmenin havacılık ve uzay alanında olacağını görmüş, gün gelecek insanoğlunun uzaya gideceğini, Ay’ı ve başka gezegenleri bile fethedeceğini hissetmiştir. 3 Mayıs 1935’te Atatürk’ün son derece coşkulu ve heyecanlı olduğunu belirten Sabiha Gökçen, o günkü ruhsal coşkusunu; “Haydi, bakalım Gökçen dedi. Gidiyoruz. Bugün bizim için bir bayram günüdür. Hem de ileri de çok öğüneceğimiz bir kuruluşun açılışını yapacağımız bir bayram. Tayyare Cemiyeti’ne bağlı olarak Türkkuşu’nu açıyoruz. Orada binlerce, yüz binlerce havacı genç yetiştireceğiz. Zehra’yı al, birlikte gelin” şeklinde anlatmıştır.

3 Mayıs 1935’te Etimesgut’ta Türkkuşu kurulmuş ve açılış töreninde Atatürk; “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, kara ordumuzun yanında, donanmamızı kurarken hava filolarımızı da, en son hava araçları ile düzenlemekten geri kalmadı. Şahısları ile onur duyduğumuz, hava subaylarımız ve komutanlarımızda yetişmiş bulunuyorlar. Uçmanlarımız, her zaman ve herhalde, ulusun yüzünü ağartacak yüksek değerdedirler. Bu kadarını yeter görmek doğru olamazdı. Hava işine, onun bütün dünyada aldığı önem derecesine göre genişlik vermek lazımdır. Bunu göz önünde tutan Cumhuriyet Hükümeti; havacılığı bütün ulusun işlevi yapmak kararındadır. Türk, yurdun dağlarında, ormanlarında, ovalarında, denizlerinde, her bucağında nasıl bir bilgi ve kendine güvenle yürüyor, dolaşıyorsa, yurdun semalarında da aynı suretle dolaşmalıdır. Türk çocuğu, her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek düzeyde gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Bundan hakiki dostlarımız sevinecek, Türk ulusu mutlu olmuştur”. Türk gençliğine görev vermiş ve gelecek kuşakların ulaşacağı hedefi göstermiştir. Türkkuşu, sportif havacılık teşkilatı olarak Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü kanıtlayan önemli bir simge olarak Türk havacılık tarihindeki onurlu yerini almıştır. Türk sporundaki büyük kehaneti olan havacılık sporu yolunda çalışmalarını başlamış, planörcülük ve paraşütçülük alanında büyük işler başarmıştır. Hızlı ve bilinçli gelişim süreç içerisinde, havacılığın temel unsuru olan personeli yetiştirmek ve eğitmek, gençliğe havacılık sevgisini aşılamak amacıyla “Türkkuşu Havacılık Okulu” kurulmuş ve dönemin ileri atılımı olmuştur. Başbakan İnönü; “Türkkuşu’nun açılmasını yalnız bir spor kulübünün açılmasındaki sevinç ile karşılamamalıyız. Türkkuşu’nun büyük bir ulusu, havanın engin dünyası ile tanıştırıp alıştıracak bir teşebbüs olarak alkışlamalıyız. Türkkuşu’nda yüce yeteneklerini geliştirecek sportmenler, Türk havasını medeniyetin birleşme ve buluşma alanı haline getireceklerin öncüleridir. Türk hava sahasını da yeni temellere dayamak için önayak olacaklardır.” Ülkede havacılık ilgisini uyandırmak ve gençliğe uçmak sevgisini vermek hedeflenmiştir. Türkkuşu, Cumhuriyet ile birlikte hızlı adımlarla büyümüştür. Sabiha Gökçen, Sabiha, Muammer Öniz, Sait Bayav, Tevfik Aytan, Ferit Orbay, Hilmi Hüseyin. Emrullah Ali Yıldız, Nurettin Demirsoy ve Mustafa İrkin, Rusya’dan gelen öğretmenler tarafından eğitilmiştir. A ve B brövesi alan 8 öğrenci yüksek planörcülük eğitimi için Temmuz 1935’te Sovyetler Birliği’ndeki, “Koktobel Planör Okulu”na gönderilmiş ve eğitim sonucunda Türkkuşu kadrosunda öğretmen olarak görev almıştır.

24 Mayıs 1935 Cuma günü saat 14.00’de yapılan 6’ncı Genel Kurul’da; “Türk Tayyare Cemiyeti”nin ismi “Türk Hava Kurumu (THK)” olarak değiştirilmiş ve Başkanlığına Fuat Bulca getirilmiştir. Bağış toplamak, orduya uçak satın almak ve gençlerin havacı olarak yetiştirilmesi için yaptığı tüm görevleri THK’na devretmiş ve sportif havacılık faaliyetini organize edip yürütmekle görevlendirilmiştir. Kurultay’ın ayırt edici özelliği, “İstikbal Göklerdedir” sözü o yılların coşkusu içerisinde söylenen sadece bir çift güzel sözden ibaret kalmamış, aynı zamanda bir hedefi olmuştur.  Türk Hava Kurumu, Millî Mücadele’den yorgun ve yoksul çıkan bir halkın, inanılmaz büyüklükteki maddi-manevi desteğiyle can bulmuştur. Bu destekle 1925-1939’da 344 uçak Hava Kuvvetleri'ne bağışlamış ve 1940’a kadar bağışlanan uçaklar ile birlikte Hava Kuvvetleri bünyesinde uçak sayısı yaklaşık 500’e ulaşmıştır. Türk halkı, dişinden tırnağından artırdığı bağışlar ile güçlü ve etkin bir Türk havacılığı yaratmıştır. Paraşüt, planör ve model uçak okulları açılmıştır. 10 Temmuz 1936'da “İnönü Planör Kampı” kurulmuş ve 1937'de açılan “Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı” aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt kuleleri binlerce gencimizi bir araya getirmiştir. Türkkuşu Öğretmenlerinden Plt.Ali Yıldız, 12 Haziran 1938’de 14 saat 20 dakika planör uçuşuyla dünya rekoru kırmıştır. THK'nin eğitimleri için gerekli olan planörler, Akköprü Atölyesi'nden sağlanmıştır. Etimesgut Uçak Fabrikası'nda, THK-1, 3, 4, 6, 7, 8, 9 ve 13 planörleri ile THK-2, 5, 10, 11, 12, 14 ve 15 tiplerinde 1952 yılına kadar 172 adet eğitim, sağlık ve nakliye uçağı ve 106 adet planör üretilmiştir. “Mehmetçik” adı verilen THK-16 jet tipi eğitim uçak projesi üretilmeden proje bazında kalmıştır. 1940’lı yıllarda havacılıkta devlet ve özel sektör olarak Balkan Devletleri arasında en güçlü, Avrupa'da ise 3’üncü büyük Hava Harp Sanayine ulaşmıştır. Uçak teknolojisini ülkesine getirmeyi ve Hava Harp Sanayini kurma idealini canlı tutan Atatürk, bugünün havacılığının ve ulaşabileceği seviyeyi öngörmüş ve geleceği okumuş, yönelttiği hedefe köylüsünden kentlisine herkes tek yürek olmuştur. Kuruluşundan bugüne başarılı çalışmaları ile asra sığmayacak işler yapmış, hava gücüne büyük katkı sağlamış, yurt savunmasında büyük etkinlik ve verimlilik oluşturmuş, havacılık ve eğitim faaliyetlerini gerçekleştirmiştir. Ulusal gereksinim olarak ortaya çıkan ve Türk havacılığının temeli olan Türk Hava Kurumu’nun 96. Yılını, büyük gurur ve onur ile kutladığımız bugün gelişmesi için milli bütçeden hiçbir pay almadan Türk milleti her türlü destek ve katkıyı vermiş, mantığı ve önemini günümüze kadar korumuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği “İstikbal Göklerdedir” sözüne uygun yoluna devam etmek ve hedefine ulaşmak için gençlerimizin; milletini ve ülkesini seven, çevre bilinci yüksek, sosyal sorumluluk anlayışı gelişmiş, iyi vatandaşlar olarak yetişmesini sağlamıştır. Türk milleti, büyük önderine ve onun kurduğu Türk Hava Kurumu’nun inanmış ve onun varlığı ile kıvanç duymuş, güveni, inancı, destek ve katkısı artan bir biçimde devam etmiş ve gelecek yıllarda da devam edecektir.

KAYNAKÇA;

TATAR Cengiz, “İstikbal Göklerdedir” Mustafa Kemal ATATÜRK ve Türk Havacılığı, Galeati Yayıncılık, 2021.


Google Ads