Hegemonya Mücadelesinde Türk Ekseni: Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı
Büyük resme baktığımızda, Avrasya’da beklenen gelişmeler Üçüncü Dünya Savaşı öncesinde Türkiye ve Türk dünyasının birleşmesi için bazı fırsatlar doğurabilir. İran’da rejim değişikliği, Rusya’nın dağılması ve Çin’in batı sınırlarında yaşanacak savaşlar sonucunda Doğu Türkistan’ın özgürlüğüne kavuşması bu fırsatlar arasında yer almaktadır.
ABD-İsrail ve arka planda İngiltere dahil olmak üzere kurulan ittifaka karşı Türkiye-Rusya-Çin ittifakı konusu değerlendirilirken, öncelikle üzerinde durulması gereken temel gerçeklik şudur: Türk’ün Türkten başka dostu yoktur. Dolayısıyla kurulacak herhangi bir ittifak, Türk Devletlerinin kendi aralarında kuracağı organik ve kimlik temelli birliklerden farklı bir karakter taşıyacaktır.
27 Şubat 2020’de İdlib’de 33 askerimizi şehit eden Rusya ve Uygur Türklerine yönelik baskısı, zulme varan politikaları ile öne çıkan Çin gibi aktörlerle kurulacak ilişkinin doğası gereği Türk dünyası veya Türklük ekseninden bakıldığında mutlaka sınırlı olacak, sadece birtakım pragmatik gerçeklere dayanmak zorunda kalacaktır. Bu durum, “Türk’ün Türkten başka dostu yoktur” ilkesinin jeopolitik düzlemde neden hâlâ geçerliliğini koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ortak tarih bilincimizden çok iyi biliyoruz ki, konu Türklük ve Türkiye olduğu zaman muhasımların dahi birbiriyle dost olabildiği bir gerçeklik söz konusudur. Dolayısıyla olası bir Türkiye-Rusya-Çin hattı, klasik bir müttefiklikten ziyade, stratejik olarak Türkiye’nin Turan’a açılan kapısı olarak hizmet ettiği oranda Türkiye ve Türk dünyası için değerli bir açılım olarak görülebilir.
Tek kutuplu dünya düzenini sürdürmekte kararlı olan ABD; Türkiye’nin liderliğinde, Türk Devletleri ile kendi silahlı gücü ve ortak para birimi olan, Avrupa Birliği ve NATO benzeri bir yapının kurulmasını kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak görecektir. ABD’de güçlü olan Yunan ve Ermeni lobilerinin, Türkiye ve Azerbaycan’ı küresel siyasette daha etkili bir konuma taşıyacak bir birliğin kurulmasını engellemeye çalışmaları beklenmelidir. ABD, dışarda yapacakları saklı kalmak üzere, herşeyden önce Türkiye’deki siyasi çıkar gruplarını kullanarak siyasi partiler içinde yükselecek olası Pantürkist fikirleri zayıflatmayı yeğleyecektir.
Çin açısından baktığımızda; Pekin bir yönüyle Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar’da istikrarın sağlanmasından memnuniyet duyacak olsa da, Şangay İşbirliği Örgütü’ne bağlı ve Çin ekonomik nüfuzu altına girmekte olan ülkelerin birleşerek güçlenmesinden ve alternatif bir kutup oluşturmalarından, bunu kendi çıkarlarına aykırı göreceğinden rahatsızlık duyacaktır. Pantürkist düşüncenin Türk Birliği şeklinde başarıya ulaşması, Çin açısından Uygur meselesi bağlamında bir çekim etkisi oluşturabilir. Güçlenen ve birleşen Türk dünyası, Uygur Türklerinin haklarını daha yüksek sesle savunacaktır. Bu durum, Çin’in “Xinjiang” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan bölgesindeki hakimiyetini sürdürme politikasını haliyle tehdit edecektir. Bu nedenle Çinli yetkililerin, böyle bir senaryonun gerçekleşmesini engellemek için Türk Birliği’ne karşı çeşitli adımlar atması beklenmelidir. Çin’in bölgede Rusya kadar kültürel etkisi olmasa da ekonomik gücünü kullanarak birlik ülkelerini hedef alması muhtemeldir.
İran’daki molla rejimi ise en başından beri Türkiye ile gerçek anlamda dostane bir ilişki kurmamış, açık düşmanlık sergilemese de bu coğrafyada sürece ket vurma politikası güden büyük hasımlardan biri olmayı sürdürmüştür. 1990’lı yıllarda Türkiye’ye yönelik ideolojik faaliyetler gerçekleştirmiş, Türkiye aleyhine Yunanistan ve Ermenistan ile savunma anlaşmaları yapılmış, KKTC başta olmak üzere dış politika konularında Türkiye karşıtı tutum sergilenmiştir. Hazar Denizi geçişi başta olmak üzere Türkistan’dan gelen enerji ve ulaştırma projeleri engellenmeye çalışılmış, Güney Azerbaycan’da demografik yapı baskı ve göç yoluyla değiştirilmiş, Karabağ Savaşı’nda Ermenistan desteklenmiş ve Türkistan ile bağlantı sağlayacak Zengezur yolu projesine karşı çıkılmıştır.
Bunun yanında Urumiye Gölü’nün su kaynaklarının kurutulması yoluyla Azerbaycanlı nüfus göçe zorlanmış, Türkiye’nin GAP projesine karşı çıkılmış ve su politikaları üzerinden Türkiye suçlanmıştır. Terör örgütlerinin faaliyet ve geçişlerine göz yumulmuş, Afganistan üzerinden gelen düzensiz göç desteklenmiş, Türkiye’nin Irak ve Suriye’de terör örgütü ile mücadelesi engellenmeye çalışılmıştır. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyonlarına karşı çıkılmış, Irak’taki Kalkınma Yolu projesine muhalefet edilmiş ve Irak ile Suriye’deki Türkmenlere baskı uygulanmıştır.
Büyük resme baktığımızda, Avrasya’da beklenen gelişmeler Üçüncü Dünya Savaşı öncesinde Türkiye ve Türk dünyasının birleşmesi için bazı fırsatlar doğurabilir. İran’da rejim değişikliği, Rusya’nın dağılması ve Çin’in batı sınırlarında yaşanacak savaşlar sonucunda Doğu Türkistan’ın özgürlüğüne kavuşması bu fırsatlar arasında yer almaktadır. Bu fırsatların değerlendirilmesi halinde, yaklaşık bin yıldır Çin ve Rusya arasında sıkışmış olan Türkistan coğrafyası, İran engelinin ortadan kalkmasıyla Türkiye ile daha yakından bir ilişki kurma imkanı bulabilir. Rusya’nın dağılması durumunda ise Tataristan, Tuva, Başkurdistan, Altay, Saha (Yakut), Balkar, Karaçay, Kumuk, Nogay ve Adige gibi birçok Türk topluluğunun bağımsızlık kazanarak bu birliğe katılması mümkün olabilir.
Bu nedenle Türkiye’nin geleceği açısından Türk dünyası ile birlikte hareket etmek oldukça mantıklıdır. Bu çerçevede hayata geçirilmesi gereken en önemli stratejik boyutlar şunlardır:
Siyasi işbirliği var ancak “tek ses” henüz yok. BM, İİT, AGİT gibi uluslararası platformlarda TDT üyeleri hâlâ ayrı oy kullanmaktadır. “TDT+” formatı üçüncü ülkelerle geliştirilmiş olsa da kendi içimizde zorunlu ortak tavır (en azından kritik konularda veto hakkı veya blok oyu) bulunmamaktadır. Bu eksikliği giderdiğimizde Türk dünyası küresel güneyde yeni bir çekim merkezi hâline gelecek ve ABD ile AB’nin klasik “böl-yönet” politikası ortaklaşa bir çabanın sonucunda kendiliğinde etkisiz hale getirilebilecektir.
Bunun yanı sıra diaspora ve demografik güç de stratejik olarak birleştirilmelidir. Mevcut diaspora merkezi vardır fakat yeterli stratejik koordinasyon sağlanamamaktadır. Avrupa, ABD ve Rusya’daki milyonlarca Türk’ün ortak lobisi, beyin göçünün tersine çevrilmesi ve “stratejik nüfus artışı” politikası (örneğin Türk Cumhuriyetleri arasında serbest dolaşım ile vatandaşlık kolaylığı) henüz hayata geçirilmemiştir. Bu adımlar atıldığında uzun vadede demografik üstünlük sağlanacak ve Yunan-Ermeni lobilerine karşı asimetrik bir güç ortaya çıkacaktır.
Ekonomik ve siyasi işbirliğinin yanı sıra hukuki alanda da acil uyumlaştırma şarttır. Vatandaşlık, yatırım koruması, suçluların iadesi ve tarihsel mirasın ortak korunması gibi konularda standart bulunmamaktadır. Pantürkist fikirlere karşı iç hukuki engellerin kaldırılması ve “Türk kimliği”nin yasal koruma altına alınması mümkündür. Bu uyumlaştırma birliği kalıcı kılacak ve Çin ile İran’ın asimilasyon politikalarına karşı güçlü bir hukuki kalkan oluşturacaktır.
Son olarak ekonomik yaptırımlara karşı ortak bir direnç mekanizması kurulmalıdır. Ekonomik işbirliği derinleşiyor olsa da Batı yaptırımlarına karşı ortak rezerv fonu veya takas sistemi henüz mevcut değildir. Enerji ve lojistik alanındaki mevcut işbirliği bu çerçevede “olası yaptırımlara karşı dirençli ve etkilenmeyecek” hale getirilmelidir. Böylece Rusya-Çin pragmatizmi sona erdiğinde veya ABD ambargosu uygulandığında Türk dünyası ayakta kalmayı başaracaktır.
Belirttiğim üzere, Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri iş birliği artırılmalı, bu dinamikler hızlandırılmalı ve bir Türk NATO’su kurulmalıdır.
Küresel güç mücadelesinde Çin, ABD ve Rus hegemonyasına karşı Türkiye’nin liderliğinde yükselen bir güç olarak Türk Devletleri Teşkilatı’nın önemi büyüktür. Büyük resimde Türkistan bağlamında Türkiye, kendisi için asıl tehdidin Çin olduğunu unutmamalıdır ve işbirliklerini bu yönde geliştirmelidir.
Kaynakça:
NATO. Strategic Concept 2022. NATO Official Publications. https://dergipark.org.tr/en/pub/susbed/issue/79611/1219408?utm_source
Avrupa Birliği. EU Global Strategy for Foreign and Security Policy. Brussels.
Şanghay İşbirliği Örgütü. Official Documents and Declarations. Beijing.
https://dppa.un.org/en/shanghai-cooperation-organization
Türk Devletleri Teşkilatı. Zirve Bildirgeleri ve Resmi Belgeler. İstanbul.