Site İçi Arama

ua-iliskiler

İsrail’in Orta Doğu Politikaları Gölgesinde Türkiye'nin NATO Üyeliğinin Önemi

İran’ı destekleme ihtimali olan Pakistan’ın da yakın zamanda Hindistan ile arasında çıkan çatışmalar da coğrafi olarak bölgeye oldukça uzak olsa da stratejik olarak İsrail’in çıkarına olan bir olaylar zinciri olarak görülmelidir.

Türkiye'nin 1952 yılından günümüze kadar Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olması, hem bölgesel hem de küresel ölçekte birçok stratejik avantajı beraberinde getirmektedir. Soğuk Savaş döneminden günümüze uzanan bu yapı, Türkiye'nin savunma ve güvenlik stratejilerinde merkezi bir rol oynamasının yanı sıra, uluslararası arenadaki konumunu da güçlendirmektedir.

NATO üyeliğinin en temel avantajı, kuşkusuz, kolektif savunma garantisidir. NATO Antlaşması'nın 5. Maddesi, bir üye ülkeye yapılan silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını ve bu saldırıya karşı kolektif bir yanıt verileceğini öngörmektedir. Bu madde, Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği için hayati bir güvence sağlamaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Orta Doğu gibi jeopolitik açıdan kritik ve istikrarsız bölgelere komşu olan Türkiye için bu caydırıcılık unsuru büyük önem taşımaktadır.

Olası bir dış tehdit karşısında NATO'nun askeri ve siyasi desteğini arkasında bilmek, Türkiye'nin savunma kapasitesini önemli ölçüde artırmaktadır. Her ne kadar son dönemlerde bazı yaşanan münferit olaylarda NATO’nun çekingen tavırlar sergilediği görülmüş olsa da günümüzde özellikle NATO üyesi olmayan ülkelere karşı bu caydırıcılık halen canlılığını korumaktadır. Ayrıca NATO ortalamasına bakıldığı zaman özellikle son 10 yıldaki atakları ile Türk Silahlı Kuvvetleri NATO’da Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından en güçlü operasyonel güç haline gelmiştir.

Askerî perspektiften ayrı ancak onu tamamlayacak şekilde siyasi platformda da NATO önemli bir diplomatik avantaj sağlamaktadır. Türkiye, bu platform aracılığıyla Batılı müttefikleriyle düzenli diyalog kurma, ortak güvenlik sorunlarına çözüm bulma ve uluslararası politikaları etkileme ve yönlendirme imkânı bulmaktadır.

Bu özet bağlamında günümüz Orta Doğu savaşlarını ve bu savaşların öncesi ve sonrasında oluşturduğu küresel çaptaki etkilerini inceleyelim.

Ortadoğu: Küresel Çatışmaların Odağı

Ortadoğu'nun çalkantılı siyasetinde, İsrail'in çevre ülkelerin hava sahalarını serbestçe kullanma ve istediği ülkeye noktasal operasyonlar düzenleme hakkını kendinde görmesi ve de bu kabiliyette bir askerî güce sahip olması bölgedeki güç dengelerinin en çarpıcı göstergelerinden biridir. Özellikle Suriye ve Irak'taki durumu ele aldığımızda, İsrail'in bu konudaki "serbestliği" daha da belirginleşmektedir. Bu durum, sadece askeri bir mesele olmanın ötesinde, uluslararası hukuk, bölgesel egemenlik ve jeopolitik çıkar çatışmalarının karmaşık bir değişkenidir.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını izinsiz kullanması ve o ülkenin topraklarında askeri operasyonlar düzenlemesi açıkça egemenlik ihlali anlamına gelir. Ancak İsrail, bu tür operasyonları sıklıkla gerçekleştirirken, uluslararası toplumdan kendisine gelen tepkiler genellikle cılız kalmaktadır. Bu durumun arkasında yatan nedenler çok boyutludur:

ABD'nin Desteği: İsrail'in en büyük müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri'nin tam desteği, İsrail'in uluslararası alanda hesap verme baskısını azaltmaktadır. ABD'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisi, İsrail aleyhindeki kararların çıkmasını engellemektedir.

İran Tehdidi Algısı: İsrail, Suriye ve Irak'taki operasyonlarını genellikle İran'ın bölgedeki nüfuzunu kırma ve Hizbullah gibi taşeron gruplara silah transferini engelleme gerekçesiyle meşrulaştırmaktadır. Bu "İran tehdidi" argümanı, bazı Batılı ülkeler tarafından da kabul görmektedir. Ayrıca birkaç gündür İran’a düzenlenen operasyonlar da İran’ın nükleer silah üretme aşamasında olduğu gerekçesi ile meşru gösterilmeye çalışılmaktadır.

Suriye, İsrail'in hava operasyonlarının ve hava sahası ihlallerinin en yoğun olduğu ülkelerden biridir. 2011'den bu yana süren iç savaş, Suriye'nin hava savunma sistemlerini zayıflatmış ve ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirmiştir. İsrail, Suriye hava sahasını kullanarak; İran'a ait askeri hedefleri ve İran destekli milislerin tesislerini hedef almaktadır. Hizbullah'a silah sevkiyatını engellemeye çalışmaktadır. Bazen de doğrudan Suriye ordusuna ait hedeflere saldırılar düzenlemektedir.

Bu saldırılar, Suriye'nin egemenliğini defalarca ihlal etmesine rağmen, Suriye'nin Rusya ve İran gibi müttefiklerinden gelen tepkiler genellikle diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmaktadır. Rusya'nın Suriye'deki hava savunma sistemlerini modernize etmesine rağmen, İsrail jetleri hala belirgin bir dirençle karşılaşmadan operasyonlarını sürdürebilmektedir.

Bölgesel ve Küresel Yansımalar

İsrail'in Orta Doğu politikasının günlük ya da kısa vadede planlanan operasyonlar olmadığı, uzun vadeli planlarının parçası olduğu artık neredeyse tüm dünya otoriteleri tarafından kabul görmüş bir gerçekliktir. Ayrıca İsrail küresel çapta ciddi maddi ve siyasi güce sahip olmasına rağmen ülke olarak sahip olduğu toprakların yüzölçümü Ankara’dan daha küçüktür. Bu da hem güçlü bir gelecek hem de savunma anlamında İsrail’in önünde ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Orta Doğu coğrafyasında hayatta kalabilmek için İsrail’in topraklarını genişletmek zorunda olduğu gerçeği ülkenin yakın tarihine bakıldığında da açıkça görülmektedir.

İsrail topraklarını genişletme politikasının gerek stratejik olarak gerek siyasi olarak gerekse askeri olarak kolay bir iş olmayacağı da aşikârdır. Bu bağlamda günümüzde başlamış olan operasyonlar bir yandan mevcudiyetine tehdit oluşturduğunu düşündüğü hedefleri yok etme bir yandan da topraklarını genişletme yolunda bir adım olarak düşünülmelidir. Ayrıca bu operasyonlar özellikle politik ve istihbarat açısından çok önceleri iç ve dış cephelerde planlanan ve birbirlerine bağlantılı olan küresel bir operasyonlar zinciridir.

Bu yolda kendisine engel olabilecek bazı güçleri ise açıkça askerî güç ile caydıramayacağı için stratejik ve manipülatif yollarla bölgeden uzak tutma konusunda çalışmaları olduğu da şüphe edilebilir sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin Suriye’deki siyasi boşluk sebebi ile neredeyse serbest bölgeye dönen topraklar ve hava sahasında rahat hareket edebilmek için birkaç sene öncesine kadar Suriye’de söz sahibi olan Rusya’nın bölgeden uzaklaşmasını gerektirmiştir. Bu da küresel çapta istihbarat yönlendirmeleri ve stratejik hamleler ile Ukrayna Rusya geriliminin tırmanması ve yakın dönemde taraflar arasında barış sağlanacak gibi gözükse de Ukrayna cephesinden özellikle batı destekli saldırıların artması tesadüf olarak görülmemelidir.

Benzer olarak; İran’a yapılacak büyük bir müdahale sonrasında çıkabilecek ve orta-uzun vadediki çatışmalar için İran’ı destekleme ihtimali olan Pakistan’ın da yakın zamanda Hindistan ile arasında çıkan çatışmalar da coğrafi olarak bölgeye oldukça uzak olsa da stratejik olarak İsrail’in çıkarına olan bir olaylar zinciri olarak görülmelidir.

Tüm bu gelişmeler ışığında ateşin güney sınırlarına yaklaştığı ülke olarak Türkiye de kendini güvenceye almak için mutlaka adımlar atmış ve atacaktır. Türkiye ile İsrail’in ciddi çapta ticari ilişkileri olmasına rağmen halk bazında pek de sıcak duyguların olduğu söylenemez. Ayrıca özellikle Suriye ve Irak sınırındaki gerek silah gerekse maddi olarak desteklendikleri zaman her şeyi yapabilecek potansiyele sahip küçük taşeron grupların varlığı ve komşu ülkelerdeki siyasi boşluklar sebebi ile Türkiye'nin özellikle Suriye, Irak ve İran sınırlarına yığınak yapacağı açıkça görülebilen ve doğal olan bir savuma tepkisidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hava savunma, istihbarat, vurucu güç unsurlarının tehdide göre konuşlandırılması ve harbe hazırlık seviyesinin en üst düzeye çıkarılması bağlamında alınan/alınmakta olan tedbirler bölge ülkelerinin dikkatini çekmektedir. İşte tam da burada Türkiye’nin bölgedeki gücünü ve askeri-stratejik hamlelerini kendi gelecek planları önünde engel olarak görebilecek güçler aynı Rusya ve Pakistan’ı başka cephelerde meşgul etmeleri gibi Türkiye’yi de farklı cephelere çekmek isteyebilirler. Bu durumda NATO üyeliğinin ne kadar önemli olduğu çok açık ve güçlü bir şekilde karşımızda bir gerçek olarak görünmektedir.

Geçmişte de Yunanistan ile yaşanılan bazı gerginlikler, Kardak krizi ve hatta Ege’de bir F-16 uçağımızın kasıtlı olarak düşürülmesi bile ciddi gerginliklerin ortaya çıkmasına sebep olmuş ancak hiçbir zaman iki ülke arasında bir savaş boyutuna taşınmamıştır. Aslında bunun esas sebebi her iki ülkenin de NATO üyesi olması, NATO platformunun sağladığı danışma, temas ve genel NATO politikasına iki ülkenin de uyma konusunda sergiledikleri kararlılıktır.

Günümüzde Orta Doğuda bu olaylar yaşanırken özellikle komşu ülkelerle siyasi ve askeri ilişkiler konusunda çok dikkatli ve akılcı davranmak Türkiye’nin lehine olacak önemli bir hareket tarzı olacaktır. Bir Arap atasözü der ki: “Ben, kardeşim ve amcaoğlum düşmana karşı savaşırız. Düşmanı yenince ben ve kardeşim amcaoğluma karşı savaşırız. Amcaoğlumu yenince de ben kardeşimle savaşırım.” Buradan hareketle, tarihin ışığında gerçekçi bir bakış ile bakıldığında görülüyor ki bu coğrafyada savaşlar maalesef hiç bitmeyecek. Bu güne kadar bitmediği gibi bugünden sonra da bitmeyecek.

Sonuç olarak Türkiye özellikle yerli üretim hava savunma sistemleri, erken uyarı uçakları, BVR hava hava füzeleri, güdümlü hava yer mühimmatları, silahlı-silahsız insansız hava araçları ve de özellikle elektronik harp konusunda gelişmiş, bağımsız ve sürdürülebilir bir sektöre sahip olmasını önemli görüyorum. Bu çerçevede, Türkiye’nin 73 yıldır üyesi olduğu NATO gibi küresel anlamda kendini güvende tutacak oluşumların içinde kalması, bu konularda siyasi veya toplumsal kışkırtmalara karşı tetikte olması ve komşuları ile taviz vermeksizin iyi geçinmesi hayati önem taşımaktadır.

Yazar, İnşaat Mühendisi Kıvanç ŞENGÖZ
Yazar, İnşaat Mühendisi Kıvanç ŞENGÖZ
Tüm Makaleler

  • 23.06.2025
  • Süre : 4 dk
  • 1139 kez okundu

Google Ads