Varoluşsal Tartışmaların Gölgesinde Bir Örgüt: NATO
Donald Trump’ın Ocak 2025’te tekrar ABD Başkanlığını devralması NATO’nun geleceğine ilişkin tartışmaları canlandırmıştır. Trump’ın 2017’de başlayan ilk başkanlık döneminde de “Önce Amerika (Amerika First)” ve “yalnızcılık (isolationism)” politikalarının bir sonucu olarak Kuzey Atlantik İttifakı’nın gerekliliği tartışılmaya başlanmıştı
Avrupa kıtasındaki ideolojik bölünme 1917 Bolşevik Devrimi'nden sonra ortaya çıkmıştı. Ancak, bu ideolojik ayrılık hemen rekabet veya çatışma şeklini almadı. Aksine, Batı’nın serbest piyasa ekonomisine dayalı demokrasileri ile komünizmle yönetilen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB); Almanya, İtalya ve Japonya'nın faşist rejimlerine karşı birlikte savaştılar. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle durum tamamen değişti. Savaş zamanının müttefiklerinin çatışan menfaatleri birlikte yürüdükleri yolun uzamasına izin vermedi. Çok geçmeden Sovyetler Doğu Avrupa ülkelerinin siyasetine müdahale etmeye, Norveç, Yunanistan ve Türkiye gibi Batı’nın kanat ülkelerini ise doğrudan tehdit etmeye başladı. Sovyet tehdidine kaşı ilk tedbir Mart 1948'de Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve Birleşik Krallık tarafından Batı Birliği'nin kurulmasıydı.
Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan görüşmeler 04 Nisan 1949'da imzalanan Vaşington Antlaşması’yla Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’nün kurulmasına yol açtı. On iki kurucu üye ile kurulan NATO, antlaşmanın 10’uncu maddesine uygun olarak yıllar içinde on genişleme safhasından geçerek 32 üyeden oluşan bir kuruluş haline geldi.
Vaşington Antlaşması'nın ön sözünde örgütün temel değerleri "demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü" olarak tanımlanmıştır. Antlaşmayı kabul eden üye ülkeler bu ilkeleri benimsemeyi ve Kuzey Atlantik Bölgesi'nde güvenlik ve istikrara katkıda bulunmayı taahhüt ederler. Vaşington Antlaşması’nda üç madde öne çıkmaktadır.
Dördüncü madde, herhangi bir üyenin, “toprak bütünlüğünün, siyasi bağımsızlığının veya güvenliğinin tehdit altında olduğunu” değerlendirmesi halinde diğer üye ülkelerle istişarelerde bulunmasına olanak vermektedir. Beşinci madde ortak savunma maddesidir. Buna göre; “Taraflar, Avrupa veya Kuzey Amerika'da bir veya daha fazlasına yönelik silahlı saldırının, hepsine karşı bir saldırı olarak kabul ederler…”
Onuncu madde İttifak’ın yeni üye kabul ederek genişlemesine imkân tanıyan maddedir. Burada, “Taraflar, bu Anlaşmanın ilkelerini ilerletme ve Kuzey Atlantik bölgesinin güvenliğine katkıda bulunma durumunda olan herhangi bir diğer Avrupa Devletini bu Anlaşmaya katılmaya davet edilebileceği” ifade edilmektedir.
NATO’nun Organizasyon Yapısı
NATO genelde askeri bir örgüt olarak bilinse de siyasi boyutu da olan bir kuruluştur. Bu nedenle daha çok siyasi-askeri bir örgüt olarak görülmelidir. NATO'nun sivil-askeri örgütsel yapısını anlamak için dört önemli unsuru üzerinde durmak gerekir. Bunlar Kuzey Atlantik Konseyi, Nükleer Planlama Grubu, Genel Sekreter ve Askeri Komite’dir. Bu yapıda Kuzey Atlantik Konseyi, Nükleer Planlama Grubu, Genel Sekreter sivildir ve örgütün sivil yapısını oluştururlar. Öte yandan askeri komite ve alt komutanlıklar askeri yapıyı oluşturur.
NATO sivil yapısının ana unsuru Kuzey Atlantik Konseyi (KAK) örgütün başlıca karar alma organıdır. Daimi temsilciler, savunma bakanları, dışişleri bakanları ve devlet başkanları düzeyinde toplanabilir. Üye devletler için en önemli yönü oy birliğine dayalı olarak karar almasıdır. Başka bir deyişle, tüm üyeler eşit haklara sahiptir. Nükleer Planlama Grubu (NPG) NATO’nun nükleer politikasını gözden geçirme, değiştirme ve uyarlama konusunda en yüksek organdır. Her hafta düzenli olarak, yılda bir ise Savunma Bakanları düzeyinde toplanır.
Sivil yapının bu temel organlarının altında politika, plan ve programların oluşturulması, icra ve takibi için çeşitli alt komiteler oluşturulmuştur. Genel Sekreter, Kuzey Atlantik Konseyi ve diğer önemli organların en üst düzey diplomatı ve başkanıdır. Üye devletler tarafından dört dönem için atanır. Üye devletler tarafından kabul edilirse görev süresi uzatılabilir. Genel Sekreter’in altında faaliyetlerini destekleyen uluslararası sivil personelden oluşan bir karargâh bulunmaktadır. Bu karargâh, Genel Sekreter’in özel karargâhı ile işlevlerine göre ayrılmış yedi başkanlıktan oluşmaktadır.
NATO’nun askeri yapısının en üstünde Askeri Komite (AK) bulunmaktadır. Burası her üye devletinin daimi askeri temsilcilerinden oluşur. AK; KAK ve NPG’ye askeri önerilerde bulunur, iki stratejik komutanlığa stratejik direktifler verir. Daimi askeri temsilci ve genelkurmay başkanları seviyesinde toplanır. AK’ın faaliyetleri uluslararası bir askeri karargâh tarafından desteklenir. NATO'nun askeri yapısında iki stratejik komutanlık bulunmaktadır. Müttefik Harekât Komutanlığı Mons/Belçika'da bulunur. Komutanı Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR)’dır. Harekât Komutanlığı kuvvetleri emir, komuta ve kontrol eder; istihbarat desteği sağlar, muhabere ve bilgi destek faaliyetlerini planlar ve yürütür; tatbikatlar planlar, icra eder ve değerlendirir.
Müttefik Dönüşüm Komutanlığı Norfolk/ABD’dedir. Savunma planlaması; politika, konsept, ve doktrinler; kaynaklar; eğitim ve öğretim; deneysel çalışmalar, araştırma ve geliştirme başlıca sorumluluk alanlarıdır. NATO’nun bu iki stratejik komutanlığı faaliyetlerini operatif ve taktik seviyedeki çeşitli karargâh, birlik ve kurumlara emir komuta ederek yürütmektedir. Bu yapılanmada idari ve mali olarak NATO bünyesinde bulunan NATO Komuta Yapısı birlik, karargâh ve kurumlarıyla; üye ülkelerin millî askeri organizasyonu içerisinde bulunan fakat NATO’yla ilişkilendirilmiş veya tahsis edilmiş “NATO Kuvvet Yapısı” birlik, karargâh ve kurumları bulunmaktadır. Brunsum, Napoli ve Norfolk’da bulunan operatif seviyedeki Müşterek Kuvvet karargâhları ile Kara, Deniz ve Hava komutanlığı karargâhları NATO Komuta Yapısı’nda; 10 farklı müttefik ülkede konuşlanmış hızlı intikal edebilir yüksek hazırlıklı kolordu karargâhları ise NATO Kuvvet Yapısı’nda bulunmaktadır.
NATO’nun Stratejik Evrimi
NATO’nun kuruluşundan bu yana uluslararası sistemde meydana gelen köklü değişimlere rağmen varlığını sürdürebilmesinin ardında gerekli düşünsel, kavramsal, yapısal, organizasyonel esnekliği göstererek dönüşümünü gerçekleştirebilmesi yatmaktadır. Ortalama on yılda bir yayımlanan stratejik konseptler bu evrimsel dönüşümü şekillendiren ana dokümanlardır.
NATO'nun ilk konsepti 1950'de yayımlandı. Belgede NATO'nun öncelikli işlevinin saldırganlığı caydırmak olduğu, NATO kuvvetlerinin ancak bu işlevde başarısız olunursa ve kendilerine karşı bir saldırı olursa cevap verileceği belirtiliyordu.
Kuzey Kore birliklerinin 25 Haziran 1950'de Güney Kore'yi işgal etmesi NATO ve stratejik düşüncesi üzerinde önemli bir etki yarattı. NATO politik ve askeri liderleri İttifak’ın askeri gücü ile askeri yapısını acilen gözden geçirme ihtiyacı duydular. 26 Eylül 1950'de KAK, merkezi bir komuta altında bir askeri kuvvet yapısının kurulmasını onayladı. Bu yapısal değişiklik, Yunanistan ve Türkiye'nin katılımıyla birlikte, 1952'de yayımlanan İkinci Stratejik Konsept’te yer aldı. Konseptin ana teması SSCB’nin çevrelenmesiydi. Bunun sonucu olarak Sovyet tehdidini mümkün olduğu kadar Avrupa'nın doğusunda, Demir Perde'ye olabildiğince yakın bir yerde durdurmak amacıyla "ileri strateji" benimsendi ve uygulamaya kondu.
NATO'nun Üçüncü Stratejik Konsepti 1957’de yılında yayımlandı. Her iki tarafın füze ve nükleer yeteneklerde kaydettiği gelişmelere bağlı olarak bu konsept ilk kez “kitlesel misilleme" seçeneğini öne sürdü. Bazı üye ülkeler, kuvvet gereksinimlerini ve dolayısıyla savunma harcamalarını azaltacağı için kitlesel misillemeyi savunurken, bazı üye ülkeler buna karşı çıkıyordu. Bu nedenle, küçük çaplı saldırılara karşı konvansiyonel silahlar kullanılabilmesi yönünde esnekliğe de yer verildi. Zamanla SSCB'nin nükleer potansiyeli arttıkça NATO'nun nükleer caydırıcılıktaki rekabet avantajı azaldı. Nükleer ateş gücünde ulaşılan denge "Karşılıklı Garantili Yıkım (Mutually Assured Destruction)" olarak tanımlanmaya başlandı.
Kitlesel misilleme stratejisi büyük ölçüde Sovyet nükleer saldırısı durumunda Avrupa topraklarının ABD'nin nükleer silahlarıyla savunmasına dayanıyordu. SSCB’nin kıtalararası balistik füze kapasitesi geliştirmesi ABD’nin Avrupa için ne kadar risk alacağı sorusunu gündeme getirdi. Berlin Krizi ve ardından Küba Krizi ile Soğuk Savaş’ın zirveye ulaşmasıyla birlikte nükleer dışı seçenekler ve daha esnek bir stratejiye duyulan ihtiyaç gündeme geldi. Fransa'nın 1966'da NATO'nun entegre askeri yapısından çekilmesinin de süreci hızlandırmasıyla yeni konsept 1968'de yayımlandı. Yeni strateji “gerginliğin tırmandırılması” ve “esnek bir karşılık” esasına dayandırılmıştı.
Buna göre; NATO’nun kendisine yönelik saldırılara vereceği karşılık, saldırganın saldırısının, biçimi ne olursa olsun, kabul edilemez derecede risk içereceği sonucuna varmasına yol açacak bir esnekliğe sahip olacak şekilde, tasarlanacaktı. NATO’nun yeni strateji hazırlıklarının devam ettiği süreçte, 1967’de yayımlanan Harmel Raporu, NATO’nun önümüzdeki 20 yılı için stratejik güvenlik hedeflerini siyasi ve askeri ikili bir yaklaşıma dayandırıyordu. Rapor, Doğu-Batı ilişkilerindeki gerginliklerin hafifletilmesi ve Avrupa'yı bölen temel siyasi sorunlara çözümler bulunması için çalışılırken, yeterli askeri gücün de elde bulundurulması gerektiğini savunuyordu. Harmel Raporu caydırıcılık ve gerginliğin azaltılması kavramlarını ileri sürmüş, bu bağlamda, NATO'nun güvenlik sorunlarına yönelik daha işbirlikçi bir yaklaşım benimseyeceği 1991 yılına doğru giden yolun ilk taşlarını döşemişti.
SSCB’nin 1991’de dağılması NATO için çok farklı bir dönemin kapılarını açtı. Öyle ki bu dönemde, bir zamanlar rakip bir ideolojiyi benimseyen ve hasım olarak tanımlanan ülkelerin önemli bir kısmı NATO’nun ortağı, bir kısmı ise NATO üyesi oldu. NATO’nun Kasım 1991’de yayımlanan Beşinci stratejik konsepti önceki stratejik belgelerden önemli ölçüde farklıydı. Konsept ortak savunma ilkesini korurken, eski hasımlarla ortaklıklar ve iş birlikleri yoluyla Avrupa'nın güvenliğini bir bütün olarak artırmayı benimsiyordu.
Eski Yugoslavya’nın dağılması sürecinde yaşanan etnik çatışmalar, 1990’larda Avrupa’daki barış ve istikrar ortamına önemli bir tehdit oluşturmuştu. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından ortaya çıkan istikrarsızlık zeminin yaratabileceği problemler karşısında NATO, kuruluşunun ellinci yılında, 1999’da, Altıncı Stratejik Konsept’ini yayımladı. Yeni konsept Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ortaya çıkan terörizm, etnik çatışma, insan hakları ihlalleri, politik istikrarsızlık, ekonomik kırılganlık ve nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların ve bunların teslimat araçlarının yayılmasını içeren yeni riskleri tanımlıyor; savunma boyutuna ek olarak politik, ekonomik, sosyal ve çevresel faktörlerin önemini kabul eden geniş bir güvenlik politikasının çerçevesini çiziyordu.
İttifak liderleri, NATO kuvvet yapısının ortak savunma görevlerini yerine getirmeye devam ederken kriz mukabele görevlerini de yerine getirecek yetenekleri edinmesini öngörüyor, konvansiyonel ve nükleer tehditleri karşılayacak bir askeri yapının korunması gerektiğini vurguluyordu. Yeni risk ve tehditlere karşı hem ortak savunma hem de barış destekleme ve diğer kriz mukabele görevlerini yerine getirebilmek için Birleşik Müşterek Görev Kuvveti Konsepti ile NATO Hızlı İntikal Edebilir Kolordularına komuta edecek Yüksek Hazırlık Seviyeli Birlik Karargâhları 1990’lı yıllarda oluşturuldu. NATO’nun krizlere hızlı bir şekilde müdahale ederek kontrol altına almasını sağlamak maksadıyla 2002’de NATO Mukabele Kuvveti Konsepti hayata geçirildi.
11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik terör saldırıları, Kuzey Atlantik bölgesindeki tehdit algısında önemli değişikliklere neden oldu. NATO, tarihinde ilk defa Beşinci Madde’yi hayata geçirirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’nin yetkilendirdiği Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF)’ın komutasını da üzerine aldı. Böylece İttifak, güvenliğine yönelik tehditleri coğrafi sınırlarının dışında kontrol altına almak için fiili bir askerî harekâtı üstleniyordu. Bu dönemde NATO, yeni risk ve tehditlere karşı koyabilmek için askeri yapı ve yeteneklerini dönüştürecek tedbirler aldı. Örneğin, Müttefik Dönüşüm Komutanlığı NATO’nun iki stratejik komutanlığından biri olarak 2003 yılında kuruldu. Bu çerçevede, NATO’nun güvenliğine yönelik tehditleri hem coğrafi alan hem de çeşitlilik açısından daha geniş bir perspektifte değerlendirdiği Yedinci Stratejik Konsepti, “Aktif Angajman, Modern Savunma” başlığı altında Kasım 2010'da Lizbon Zirvesi'nde yayımlandı. Konsept, İttifak’ın güvenliğin temin etmenin üç temel görevini “Ortak Savunma, Kriz Yönetimi ve İş Birliğine Dayalı Güvenlik” şeklinde belirledi.
Rusya’nın Ukrayna’ya önce 2014’de kısmi, 2022’de ise geni çaplı başlattığı saldırılar Avrupa’daki süregelen çatışmasızlık durumunu ortadan kaldırdı. Rusya’nın, Avrupa’da AGİK’den bu yana tesis edilen uzun erimli güvenlik yapısını temelinden sarsan saldırgan eylemleri, İran’ın vekilleri yoluyla yürüttüğü güç mücadelesi, Çin’in önemli bir askeri güç olarak ortaya çıkması ve devam eden küresel terörizm tehdidi İttifak’ın stratejik bakışını güncellemesini gerektirdi.
İttifak ülkelerinin 29 Haziran 2022'de Madrid Zirvesi'nde kabul ettiği NATO’nun Sekizinci Stratejik Konsepti, “caydırıcılık ve savunma, kriz önleme ve yönetimi ve iş birliğine dayalı güvenlik” şeklinde üç temel görev benimsedi. Yeni Konsept güvenlik ortamının karakteristik özelliklerini, "stratejik rekabet, yaygın istikrarsızlık ve tekrarlayan şoklar" olarak tanımlarken, tehditlerin küresel boyutta ve birbirine bağlı olduğu ifade ediyor; Rusya Federasyonu’nu, “İttifak ülkelerinin güvenliğine ve Avrupa-Atlantik bölgesindeki barış ve istikrara yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak niteliyordu. Konsept ayrıca, Çin’in giderek artan iddialı politikalarının İttifak güvenlik ve çıkarlarına önemli bir meydan okuma ortaya koyduğunu tespit ediyor, Rusya ve Çin’in derinleşen stratejik ortaklıklarının kural tabanlı uluslararası düzene ve İttifak güvenliğinin aleyhine bir durum olduğunu vurguluyordu.
Rusya’nın 2014’ten bu yana ortaya koyduğu askeri tehdit NATO’nun askeri hazırlık seviyesinde ve kuvvet yapılanmasında önemli değişikliklere neden oldu. Bu çerçevede, İttifak liderleri Haziran 2022 Madrid Zirvesi’nde, harekâta hazır NATO birliklerinin kapsamını genişleten yeni bir kuvvet modeli üzerinde mutabakata vardılar. Buna göre NATO kuvvet yapısının, hazırlık seviyelerine göre üç kademeden oluşa bir yapıya dayanması öngörülmektedir. Birinci kademe, 0-10 günlük hazırlık seviyesinde yaklaşık toplamı 100.000 kadar, hafif teçhiz edilmiş birliklerden; ikinci kademe 10-30 günlük hazırlık seviyesinde, yaklaşık toplamı 200.000 kadar, imkân ve kabiliyetleri daha çeşitli birliklerden; üçüncü kademede 30-180 günlük hazırlık seviyesinde yaklaşık toplamı en az 500.000 kadar birliklerden oluşacaktır. Bu üç kademeli yapıya ilave olarak, Çok Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev Kuvvetinin [Very High Readiness Joint Task Force (VJTF)] yerine Müttefik Mukabele Kuvveti [Allied Reaction Force(ARF)] hayata geçirilmektedir. ARF’nin VJTF’den farklı olarak sadece müşterek değil siber ve uzay harekât alanlarını da kapsaması planlanmaktadır. Kuvvet yapısında, hızlı intikal edebilir yüksek hazırlıklı kolordu karargâhı sayısının ise 11 adet olması öngörülmektedir (7).
NATO’nun Geleceği
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı bir yandan İsveç ve Finlandiya’nın katılımıyla NATO’nun daha da genişlemesine neden olurken, diğer yandan da, yukarıda belirtildiği gibi, stratejisinde ve askeri yapılanmasında da değişikliklere neden olmuştur. İttifak ülkeleri askeri harcamalarını arttırmış, birliklerin hazırlık seviyeleri ile konuş ve görev durumları yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır. Diğer taraftan, Donald Trump’ın Ocak 2025’te tekrar ABD Başkanlığını devralması NATO’nun geleceğine ilişkin tartışmaları canlandırmıştır. Trump’ın 2017’de başlayan ilk başkanlık döneminde de “Önce Amerika (Amerika First)” ve “yalnızcılık (isolationism)” politikalarının bir sonucu olarak Kuzey Atlantik İttifakı’nın gerekliliği tartışılmaya başlanmıştı (8).
Öyle ki, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini ifade etmişti. O dönemde Trump’ın söylemleri İttifak içinde bir huzursuzluk yaratsa da, ABD Kuzey Atlantik İttifakı’nın gerektirdiği yükümlülüklerini yerine getirmeye devam etmiştir. Hatta, Aralık 2017’de yayımlanan Trump’ın ilk Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde; “NATO’nun, rakiplerine karşı ABD’ye büyük bir avantaj sağladığı ve ABD’nin Vaşington Antlaşması Beşinci Maddesi’ne bağlı olduğu” belirtilmişti (9). Neticede NATO İttifakı, Trump’ın ilk dönemini büyük bir hasar almadan atlatmış, ardından gelen Biden’ın, ittifaklar politikasına önem veren “uluslararasıcı (internationalist) - kural tabanlı (rule based) uluslararası sistem” yaklaşımı sonucu yeniden bir toparlanma dönemine girmişti.
Trump ikinci Başkanlık dönemine hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesinin sonucu olarak daha güçlenerek başladı. Trump’ın ilk dönem politikalarının en önemli özelliği tutarsız ve çıkar odaklı (transactional) olmasıydı. Bu durum, güçlü bir şekilde ileri sürdüğü iddialarından keskin dönüşler yapmasına imkân veriyordu. Nitekim, NATO’yla ilgili İtifak’ta tedirginlik yaratan söylemlerini tam olarak uygulamaya koymaktan geri durmuştu. Ancak Trump, ikinci Başkanlığının ilk iki ayında, hem ABD hem de uluslararası kamuoyunu sarsan politikalarını birer birer uygulamaya koymaya başladı. Kayıtsız göçmenlerin sınır dışı edilmesi, üst düzey kamu görevlilerinin görevden alınması, Elon Musk’ın liderliğinde Hükümet Verimlilik Birimi (DOGE)’nin yürüttüğü toplu işten çıkarmalar gibi ABD içi politikalar yanında; Grönland ve Kanada’nın ilhakı söylemi, birçok mal için gümrük tarifelerinin yükseltilmesi kararlarının alınması, Ukrayna’ya askeri yardımlar ve istihbarat desteğinin durdurulması gibi dış politika uygulamaları ABD ve yurt dışında şaşkınlık yarattı. Özellikle, 28 Şubat 2025’te Beyaz Saray’da Trump’ın Başkan Yardımcısı Vance ile birlikte, Ukrayna Başkanı Zelensky’e karşı takındığı küçük düşürücü tavır ve ardından aldığı kararlar Kuzey Atlantik coğrafyasında büyük endişe yarattı. Trump’ın Zelenski’ye karşı tavrı, Kanada ve Grönland konusundaki iddiaları ile birleşince İttifak’ın diğer üyelerindeki tedirginliği daha da artırdı. Bu durum karşısında Fransa, Almanya ve İngiltere’nin başını çektiği ülkeler, Avrupa savunma kabiliyetlerinin artırılması yönündeki çalışmalarını hızlandırmışlardır. Ayrıca Avrupa Birliği ve İngiltere, Ukrayna’ya askeri ve ekonomik yardımları artırarak Ukrayna’nın Rusya karşısında direncini artırmaya çalışmaktadır.
NATO’nun geleceğinde ABD’nin tavrının belirli olacağı açıktır. Trump ilk iki ayında izlediği, ilk dönemine göre daha cüretkâr, çıkar odaklı yaklaşımı devam ettirecek olursa bunun Kuzey Atlantik İttifakı’na büyük zarar vereceği öngörülebilir. Zira, ABD’nin Rusya ile anlaşıp Rusya-Çin blokunu bozmak veya dünyayı ABD, Rusya, Çin arasında etki alanlarına ayırmak gibi güç dengesine dayalı senaryolarda İttifak’ın diğer üyelerini dcvre dışı bırakması Avrupa/Kanada ile ABD ayrışmasını artıracaktır. Diğer yandan Cumuhuriyetçi ve Demokratlar içinde NATO’yu kural tabanlı uluslararası sistemin ve "demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü" gibi değerlere adaylı Kuzey Atlantik güvenlik topluluğunun vazgeçilmez bir unsuru gören çok sayıda bürokrat ve Kongre üyesi vardır. Trump’ın bunlara rağmen ABD’nin NATO politikasını köklü bir şekilde değiştirmesi zor olacaktır. Bu nedenle, NATO’nun geleceğinde ABD dış politikasındaki çıkar odaklı-yalnızcı ve değer odaklı-uluslararasıcı yaklaşımlar arasındaki mücadelenin belirleyici olacağı iddia edilebilir.
Kaynakça
1. “Strategic Concepts”, 18.07.2022, https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_56626.htm, erişim tarihi: 22.03.2025.
2. Kuzey Atlantik Antlaşması
3. NATO’nun 1991 Stratejik Konsepti
4. NATO’nun 1999 Stratejik Konsepti
5. NATO’nun 2010 Stratejik Konsepti
6. NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti
7. John R. Deni, “The new NATO Force Model: ready for launch?, 04 May 2024, https://www.ndc.nato.int/news/news.php?icode=1937, erişim tarihi: 20.05.2024.
8. Adem Çakır (2020), “Rise of Isolationism in The USA Foreign Policy and Implications For NATO”, International Journal of Political Studies, 6, no. 3, pp. 15-28.
9. National Security Strategy of the USA (2017), sf. 47-48, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2017/12/NSS-Final-12-18-2017-0905.pdf.