Site İçi Arama

ua-iliskiler

İsrail’in Dış Politikasına İlişkin Belgeler Işığında Menderes-Gurion Görüşmesi

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ve İsrail Başbakanı David Ben Gurion arasındaki görüşme 1958 yılının Ağustos ayında gerçekleşti. Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülkeydi. Türkiye’nin bu süreçte aldığı kararlar Araplar tarafından bolca eleştirilmişti.

Adnan Menderes ve David Ben Gurion’un Gizli Görüşmesi 

2026 yılının yarısını bitirdik. Televizyonları açtığımızda İran, İsrail’i vuruyor, İsrail İran’ı vuruyor, ABD ise sözde orta yol bulmaya çalışıyor. İran Basra Körfezi’ni kullanarak ABD’nin bu bölgede petrol faaliyetlerine büyük bir darbe vuruyor ve ABD’de buna karşılık sevimli kimliğini bir kenara bırakıp İran’a karşı yaptırım tehditleri ve hava saldırısı tehditlerinde bulunuyor ve hatta uygulama yoluna gidiyor. 1950’li yıllarda da böyle başlamıştı. Günümüzde gördüğümüz bu olayların tıpatıp aynısının sadece aktörlerinin farklı olduğu bir olayın gerçekleştiğini söylesem çok mu iddialı olurum bilemiyorum. Fakat 1950’li yıllarda Ortadoğu yine bu haldeydi. Bu sefer hikâyenin ana karakterleri ABD ve İran değildi. 

Mısır ve İngiltere 1950’li yıllarda bu hikâyenin ana karakterleri olmuştu.

Ne yaptı Mısır? Ne yaptı İngiltere? Hadi beraber inceleyelim ve daha sonrasında Türkiye’nin, anlatacağım bu olaylardan sonra ki tutumunu değerlendirelim. 

I. Dünya Savaşı’nın hemen akabinde Mısır’da İngilizlere karşı ciddi protestolar başlamıştı. 1922 yılına gelindiğinde İngiltere Mısır’a bağımsızlık vermiş (!) ve Mısır’da monarşik bir yapı kurmuştu. II. Dünya Savaşı başladığında İngiltere bölgede ki menfaatlerini korumak amacıyla bölgeden askerlerini çekme konusunda direniyordu. İngiltere çıkarlarını tehdit eden her yönetime ve her ülkeye karşı şiddet, darbe ve sindirme politikası izlemiştir. Örnek vermek gerekirse Musaddık’ın Abadan petrollerini millileştirme hamlesi hem İran üzerinden hem de Mısır üzerinden güzel bir örnek olabilir. Musaddık da tıpkı Nasır gibi kendi ülkesinin kaynaklarını kendi ülkesine vermeye çalışmıştı. Fakat akıbeti İngiltere’nin Ajax Operasyonu ile belirlendi. İngiltere’nin operasyonları sayesinde Musaddık, yaptığı eylemin bedelini sert bir şekilde ödeyerek iktidardan düşürüldü.

Şimdi konuyu çok dağıtmadan Mısır’a gözlerimizi geri çevirmemiz lazım!

Cemal Abdülnasır’ın önderliğinde Hür Subaylar Grubu, ülkenin bu kaos ortamında yetişmiş ve bulundukları ortamı iyi analiz ederek bir darbeyle ülkenin iktidarını ellerine geçirmişlerdi. Fakat önlerinde çok büyük bir mesele durmaktaydı. Milliyetçi Hür Subaylar Grubu, bölgeden İngiltere’nin tamamen defedilmesi için çalışmalara başladılar. Nasır’ın iktidarı döneminde Mısır’ın geçirdiği süreç bir modernleşme süreci olarak görülebilir fakat Nasır’ın hamleleri Batı bloğu için haddini aşmak anlamına geliyordu. Nasır’ın tıpkı Musaddık gibi aldığı radikal bir karar ülkeyi kaosun içine sürüklemişti. İngiltere’nin İmparatorluk Yolu adı verilen ticari faaliyetlerini güvenli bir biçimde yürüttüğü bölgelerden bir tanesi Süveyş Kanalıydı. Bu kanalda hem İngiltere’nin hem de Fransa’nın imtiyazları vardı. Bu kanalın tıpkı Abadan Petrolleri gibi millîleştirilmesi İngiltere’nin çıkarlarına sert bir darbe vurmak anlamına geliyordu. Korkulan oldu ve Nasır bu radikal kararı uygulayarak 1956 yılında kanalı millileştirdi. Kanalın millileştirilmesi İngiltere ve Fransa’nın ticari çıkarlarına büyük bir darbe vurmuştu. Zaten Mısır, bölgeden İsrail gemilerinin geçişine izin vermiyordu bu da İsrail’in hikâyenin yardımcı karakterlerinden birisi olması anlamına geliyordu. İngiltere bir an önce kendisine bir bahane bulmalı ve Süveyş’i tekrar hakimiyeti altına almalıydı.

İngiltere, Mısır ve İsrail arasındaki bu sorunu iyice gözlemlemiş ve İsrail ile planlar yapmaya başlamıştı. İsrail, Mısır’a saldıracak, İngiltere bölgede huzuru ve güvenliği sağlamak için Süveyş’e asker çıkaracaktı! Öyle de oldu. İsrail, İngiltere ve Fransa’nın planları doğrultusunda Mısır’a karşı taarruza geçti. İngiltere bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyordu. Nasır’ın Sovyetler ile yakınlığı İngiltere’nin gözüne çarpmaya başlamıştı. Nasır ve Sovyetler ticari anlaşmalar imzalayıp siyasi ve ticari anlamda yakınlaşma yoluna gidiyorlardı. İngiltere bölgede hem Sovyet nüfuzunu tehdit edecek hem de aynı zamanda Süveyş’te kaybettiği haklarını geri kazanacaktı. İngiltere, Fransa ve İsrail’in ortaklaşa hareket ettikleri harekât başlamış ve planlandığı gibi ilerlemişti. Fakat ABD’nin tutumu hesaba katılamadığından, her şey planlandığı gibi devam etmemişti.

ABD bölgede bir çatışma çıkmasının önüne geçmeye çalışmıştı. ABD’nin bu tutumuyla beraber İngiltere uzunca süre devam eden siyasi çekişmelerin ve görüşmelerin ardından barışa yanaşmaya mecbur kalmıştı. Fakat olaylar İngiltere’nin planladığı gibi gelişmemiş ve İngiltere Ortadoğu bölgesindeki gücünü ve meşruiyetini büyük ölçüde yitirmişti. Savaş, Nasır’a zarardan çok fayda getirmişti. Hikâyenin devamında İngiltere’den boşalan koltuk yavaşça ABD’ye devrolmaya başlamıştı ve ilerleyen dönemlerde ABD bölgede İngiltere’nin rolünü üstlenmeye başlayacaktı. 

Peki Türkiye tam olarak bu sürecin neresindeydi ve ilerleyen süreçlerde Türkiye ve İsrail arasında neler yaşandı?

DP İktidarı ile beraber Türkiye NATO’ya dahil olmuş ve Soğuk Savaş döneminde Ortadoğu’da ABD’nin iş ortağı haline gelmişti. Türkiye’nin özellikle 1950’li yıllardan itibaren basılan gazetelerinde Sovyet Nüfuzunun tehlikeleri hakkında sayısız haber ve köşe yazıları gözden kaçmamaktadır. Nasır’ın faaliyetleri de Sovyetlerin faaliyetleri ekseninde değerlendirilmişti. 1948 yılında İsrail’in kurulmasından Türkiye’nin NATO’ya dahil olmasına kadar olan süreçte Türkiye ve İsrail ilişkileri normal bir biçimde seyretmişti. Türkiye artık bu dönemde İsrail ile bölgede çeşitli yakınlaşmalar yapma yoluna girmişti. Yazımıza konu olan görüşme ise 1958 yılının Ağustos ayında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ve İsrail Başbakanı David Ben Gurion arasında gerçekleşmiştir. Hatta Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştu. Türkiye’nin bu süreçte aldığı kararlar Araplar tarafından eleştirilmiş ve Türkiye’ye karşı kırgınlıklar başlamıştı. Türk basınında bazı gazetelerde, özellikle de hükümete yakınlığı ile bilinen Vatan gibi gazetelerde Türkiye’nin Nasır’a karşı tavrı net bir biçimde görülmektedir. Türk basınında çoğunlukla hükümet kanadında Nasır’ın eylemlerinin hukuksuz olduğu defalarca tekrar edilmiştir. 

Peki bu gizli görüşmede Türkiye ve İsrail arasında nasıl bir iş birliği sağlandı, hangi noktalar üzerinde duruldu ve ne gibi önlemler alındı?

Görüşmelerde temel mesele olarak Nasır’ın yayılmacı politikası üzerinde durulmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun aldığı kararların Nasır’ın yayılmacı faaliyetlerinin önünde ona birer avantaj sağladığı ve Nasır’ın yayılmacı politikasını Ürdün, Lübnan ve Basra Körfezine kadar genişletebileceğinden şüphe edilmiştir. Bazı Avrupalı devletlerin Nasır’ın politikalarını yatıştırma faaliyetiyle hafifletmeye çalışması İsrail tarafından büyük bir hata olarak görülmüştür. İsrail, Nasır’ın bu denli yatıştırılmasının onun emellerini değiştirmeyeceğini bu raporda ifade etmiştir. Bu yayılmacı faaliyet durdurulmadığı takdirde ise Türkiye ve İsrail’in bu yıkıcı faaliyetler karşısında ciddi bir zarar göreceği söylenmekteydi. 

“Türkiye’nin bu konuda konumu önemlidir çünkü Türkiye’nin üzerindeki tehdit algısını İsrail özellikle Nasır’ın, Mısır ile Suriye’yi birleştirmesi üzerinden belirlemiş olabilir. O dönemde Türkiye’nin sınırlarına dayanan bir Sovyet Müttefiki olan Nasır’ın nasıl bir tehdit algısı olabileceğinin değerlendirilmesini sizlere bırakıyorum.” 

Belgenin devamında ise, İsrail’in Nasır’a karşı Türkiye ile birlikte bir denge unsuru oluşturmayı ve Komünist-Nasırcı etkinin bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmayı hedeflediği ifade edilmektedir. Bu iş birliği çerçevesinde İsrail ile Türkiye beraber çalışacaklar bölgede bağımsızlık ve özgürlük yanlısı güçleri etraflarında toplayacaklar ve bunu gerçekleştirirken ABD ile Batılı Devletlerin desteğini alacaklardı. Bu süreçte iki ülke temsilcilikleri arasında gerek somut gerekse de sözlü olarak görüşmeler yaşanmıştır. Görüşmelerde birçok konuda anlaşmaya varıldığı ve iş birliği adımlarının başlatıldığı iddia edilmiştir. Yakın bir zamanda yapılan Dışişleri Bakanları toplantısında ise iki ülkenin temsilcilerinin Batı başkentlerinde eşgüdümlü olarak çalışmaları kararlaştırılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan temsilcilerin ise siyasi, ekonomik ve halkla ilişkiler alanlarında işbirliği yapmalarına ilişkin usuller netleştirilmiştir.

Ağustos 1958’de yapılan görüşmede ise var olan bu siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Bu işbirliğinin geliştirilmesi konusunda devlet kurumları kendi aralarında doğrudan temas kuracaklardı. Genelkurmay Başkanlıkları, ekonomik kurumlar ve bilimsel kuruluşların aralarındaki ilişkinin bir an önce başlaması için gerekli düzenlemeler yapılacaktı. Daha yakın bir iş birliği arzusunun nişanesi olarak ise her iki ülkenin de büyükelçilerinin en kısa sürede görev yerlerine dönmesi ve bir an önce siyasi temsilin başlaması kararlaştırılmıştır.

Bu görüşmede Türkiye’nin NATO üyesi olmasının etkileri de ayrı bir araştırma konusu olarak ele alınabilir. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi olarak yeniden şekillenmeye başlayan Ortadoğu’da ABD’nin belirgin bir oyun kurucu olarak sahneye çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır. 

Kaynak

Israel Documents, תעודות למדיניות החוץ של ישראל (İsrail’in Dış Politikasına İlişkin Belgeler), 2001, ירושלים (Kudüs-Yerushalayim), s.s. 819-820.

Araştırmacı Yazar Borahan Ertuğrul KARAÇAM
Araştırmacı Yazar Borahan Ertuğrul KARAÇAM
Tüm Makaleler

  • 10.07.2026
  • Süre : 2 dk
  • 67 kez okundu

Google Ads