Site İçi Arama

ua-iliskiler

Kader Üçgeni'nin Gölgesinde Küresel Hesaplaşma ve Orta Doğu 

Noam Chomsky’nin "Kader Üçgeni" (Fateful Triangle) adlı anıtsal eserinde ele aldığı ABD, İsrail ve Filistinliler arasında kurulan adaletsiz güç asimetrisini öne çıkaran kuramsal çerçeve, bugün çok kutuplu dünyanın yeni aktörleriyle birlikte çok daha karmaşık ve tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır.

​Stratejik düşünce, sahadaki pratik gerçeklik ile teorik derinliğin harmanlanmasıyla olgunlaşır. Orta Doğu’nun kanlı tarihini ve bitmek bilmeyen jeopolitik kördüğümünü anlamak adına, sahada bombaların gölgesinde hakikati arayan Robert Fisk’in ardından, küresel hegemonyanın karar mekanizmalarını ifşa eden Noam Chomsky’nin "Kader Üçgeni" (Fateful Triangle) adlı anıtsal eserini incelemek, her araştırmacı ve stratejist için kaçınılmaz bir entelektüel ödevdir. Değerli bir emekli paşa arkadaşımın askeri vizyon ve derin bir birikimle bu eseri şahsıma sunması, konuya olan merakımı ve araştırma arzumu kamçılayan en büyük etken olmuştur. Onun bu kıymetli önerisinden hareketle, bahse konu aktörlerin görüş ve planlarını günümüz perspektifinden büyük bir ilgiyle incelemeyi bir görev addederek bu çalışmayı kaleme aldım. Chomsky’nin ABD, İsrail ve Filistinliler arasında kurulan adaletsiz güç asimetrisini ele aldığı kuramsal çerçeve, bugün çok kutuplu dünyanın yeni aktörleriyle birlikte çok daha karmaşık ve tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır.

​Günümüzde İsrail, Chomsky’nin yıllar önce deşifre ettiği yayılmacı ve mülksüzleştirme politikalarını en uç noktaya taşıyarak, Gazze ve Batı Şeria’yı tamamen insansızlaştırma ya da kontrol edilebilir gettolara dönüştürme hedefiyle hareket etmektedir. Kendi güvenlik doktrini doğrultusunda Hizbullah, Hamas ve Suriye üzerinden şekillenen bölgesel tehditleri askeri güçle bastırmaya çalışan İsrail yönetimi, uluslararası toplumun gözü önünde modern bir ırk ayrımcılığı rejimi uygulamaktadır. Bu pervasızlığın arkasındaki en büyük dayanak ise Chomsky’nin (2018) kitabında merkez faktör olarak işlediği ABD’nin koşulsuz askeri ve diplomatik koruma kalkanıdır. Washington’ın sağladığı bu dokunulmazlık, bölgede kalıcı ve adil bir iki devletli çözümün önündeki en büyük engeli oluşturmaya devam etmektedir.

​Bu kanlı statünün karşısında yer alan Arap dünyası ise tam bir bölünmüşlük ve felç hali yaşamaktadır. Chomsky’nin geçmişte dikkat çektiği, Arap rejimlerinin Filistin davasına dair riyakar tutumu, bugün "İbrahim Anlaşmaları" ve normalleşme adımlarıyla somut bir teslimiyete dönüşmüştür. Körfez sermayesi ve otoriter Arap liderleri, İran tehdidini çevrelemek ve kendi tahtlarını korumak adına Filistin davasını ikincil plana iterken, Arap sokaklarındaki güçlü öfke ve Filistin dayanışması rejimlerin duvarlarını aşamamaktadır. Bu teslimiyetçi iklimde, bölgede gerçek anlamda asimetrik bir direnç gösteren tek odak, Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye’deki vekil güçleri üzerinden bir "Direniş Ekseni" inşa eden İran’dır. Nükleer güç olma hedefi ve asimetrik savaş yeteneğiyle İran, bugün ABD ve İsrail’in bölgedeki mutlak hegemonyasına karşı en sert ve radikal cepheyi oluşturmaktadır.

Türkiye ise bu karmaşık denklemde, hem coğrafi yakınlığı hem de tarihsel bağları nedeniyle dinamik bir denge arayışı içerisindedir. Chomsky’nin eseri kaleme aldığı dönemden farklı olarak Ankara, bugün Doğu Akdeniz’deki enerji denklemlerinde ve bölgesel güvenlik mimarisinde kendi çıkarlarını optimize etmeye çalışan bir rasyonaliteyle hareket etmektedir. Retorik düzeyde Filistin davasına güçlü bir insani ve siyasi destek verilirken, bölgesel krizlerde "garantörlük" gibi diplomatik formüller öne sürülmektedir. Ancak Türkiye'nin yapısal gerçeklikleri; yani bir yandan Batı ittifakının (NATO) parçası olması ve küresel ekonomik sistemle olan derin entegrasyonu, diğer yandan bölgedeki enerji koridorlarında pay sahibi olma arzusu, Ankara'yı keskin angajmanlardan ziyade pragmatik ve çok boyutlu bir denge çizgisine zorlamaktadır. Bu durum, Türkiye'nin politikasını zaman zaman bölgesel iddialar ile küresel bağımlılıklar arasında hassas bir denge yönetimine dönüştürmektedir.

​Küresel ölçekte bakıldığında, Chomsky’nin Batı entelektüellerine ve medyasına yönelttiği "rıza imalatı" eleştirisi, bugün Avrupa’nın ikiyüzlü politikasında vücut bulmaktadır. Holokost’un tarihsel suçluluk psikolojisinden sıyrılamayan kıta Avrupası, İsrail’in insan hakları ihlallerine göz yumarak entelektüel ve ahlaki bir iflas yaşamaktadır. Buna karşılık, gücün ve ticaretin merkezinin kaydığı Doğu Asya, denklemi tamamen değiştirmektedir. Çin, "Kuşak ve Yol" (Modern İpek Yolu) projesinin güvenliği için Orta Doğu’da istikrar aramakta, Suudi Arabistan ve İran’ı barıştırarak büyük bir diplomatik hamle yapmaktadır. Çin ve Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin lehine tutum alarak, ABD’nin tek kutuplu dünyasına karşı küresel güneyin liderliğine soyunmaktadır.

​Sonuç itibariyle, Noam Chomsky’nin onlarca yıl evvel resmettiği "Kader Üçgeni", bugün sınırlarını aşarak küresel bir hesaplaşmanın mikro cephesi haline gelmiştir. Robert Fisk’in (2018) cepheden bildirdiği çıplak gerçekler ile Chomsky’nin masaya yatırdığı emperyal stratejiler yan yana koyulduğunda görülmektedir ki; Orta Doğu’daki kriz sadece bölgesel bir toprak kavgası değil, çöken Batı hegemonyası ile yükselen çok kutuplu dünya arasındaki varoluşsal savaşın tam merkezidir. Büyük güçlerin stratejik çıkarları uluslararası hukukun üzerinde tutulduğu müddetçe, bu üçgen coğrafyanın kaderi olmaya ve küresel bir yangını tetikleme riskini barındırmaya devam edecektir. 

Kaynakça:

1. ​Chomsky, N. (2018). Kader Üçgeni: ABD, İsrail ve Filistinliler (Çev. B. S. Şener). İstanbul: İletişim Yayınları.

2. ​Fisk, R. (2018). Büyük Medeniyet Savaşı: Orta Doğu'nun Fethi (Çev. M. Uyurkulak). İstanbul: İthaki Yayınları.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 14.06.2026
  • Süre : 1 dk
  • 72 kez okundu

Google Ads