Bir Otelin Enkazı Altında Kalan Saltanat: King David Oteli Saldırısı (1946)
Filistin bölgesinin İngiliz manda yönetimine dahil olmasıyla birlikte hem Yahudi kesimden hem de Arap kesiminden yoğun tepkiler almıştır ve İngiliz Hükümeti, ortaya çıkan bu tepkileri yumuşatmak amacıyla Haziran 1922’de bir açıklamada bulunmuştur.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı topraklarının paylaşımı çerçevesinde imzalanan 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması ile İngiltere, Ortadoğu topraklarını parsel parsel paylaşım planlarını yapmıştı. Filistin bölgesi birçok dine ev sahipliği yaptığından dolayı Uluslararası bir yönetim altında yönetilmesi planlanırken planda bazı değişiklikler yaşanmış ve savaş sonunda Filistin bölgesinde İngiliz kontrolünde bir Filistin Mandası oluşturulmuştur.
2 Kasım 1917 tarihinde yayınlanan, Yahudi halkına “Ulusal bir yurt” vaat eden Balfour Deklarasyonu, Filistin bölgesinde siyasal ve toplumsal krizlere neden olmuştur. Filistin bölgesinin İngiliz manda yönetimine dahil olmasıyla birlikte hem Yahudi kesimden hem de Arap kesiminden yoğun tepkiler almıştır ve İngiliz Hükümeti, ortaya çıkan bu tepkileri yumuşatmak amacıyla Haziran 1922’de bir açıklamada bulunmuştur. (1) Söz konusu açıklamada belirtilen kısımlarda, İngiliz hükümeti yayınladığı Balfour Deklarasyonunun yanlış yorumlandığını belirtmekteydi. Yayınlanan deklarasyonun Filistin içinde bağımsız bir Yahudi Devleti kurmayı amaçlamadığını ve Arap halklarının endişelerinin yersiz olduğunu belirtmekteydi. Arap halkının dilini ve dinini hedef alan bir politikanın izlenmediğini, Filistin’in tamamının bir Yahudi yurduna dönüştürülmeyeceğini sadece Yahudi yurdunun bu topraklarda kurulması gerektiğini açıklamaktadır. Filistin Manda Taslağının IV. Maddesine bir atıfta bulunarak Siyonist Komisyona verilen yetkilerin Yahudi halkına yönelik tedbirleri kapsamakta olduğu ve bölge yönetiminde direkt olarak söz sahibi olmadığını açıklamaktadır. (2) Bu açıklamalar İsrail’in kuruluş tarihine kadar olan süreçte İngilizlerin, sadece tek bir deklarasyonu yayınlamasıyla oluşan şiddet dolu günlerin başlangıç halkasını oluşturmaktadır.
1933 yılında Avrupa’da Yahudi karşıtı eylemlerin artmasıyla ve Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte Filistin bölgesine Yahudi göçleri artmıştır. İngilizlerin, Araplara verdiği sözlerden cayması ve daha sonrasında Balfour Deklarasyonu ile bölgeyi Yahudi göçüne açık hale getirmesi, özellikle Yahudilerin 1933 sonrasında yoğunlaşan göç dalgaları sebebiyle Araplar bir direniş hareketi sergilemeye ve göçleri durdurmaya yönelik çeşitli örgütler kurmaya başlamışlardı. Bu kapsamda faaliyet gösteren Arap örgütleri, hem bölgeye göç eden Yahudileri hem de sözünde durmayan İngiltere hükümetini hedef almaya başladılar. 1920’den 1933 senesine kadar devam eden Arap-Yahudi çatışmaları daha çok mahalli boyutta yaşanırken, 1933 sonrası ve özellikle Nazi Almanya’sının uyguladığı politika sayesinde Pan-Arabizm hareketi bölgede gittikçe güç kazanmaya başlamıştır. Yahudiler de Arapların örgütlerine karşılık kendi örgütlerini kurmuşlardır.
1920’de kurulan Haganah, Yişuv’un yani Filistin Yahudilerinin kendilerini savunması için kurulan bir organizasyon olmuştur ve Yişuv’un siyasi organları tarafından yönetilmiştir. (3) Fakat karıştığı eylemler ve yaptığı saldırılar ile bir savunma organizasyonu olmadığını, silahlı bir terör örgütü olduğunu kısa süre içinde kanıtlamıştır. 1930’lu yılların başında Haganah’ın pasif tutum sergilemesi ve Arap ayaklanmalarının artmasıyla birlikte Haganah örgütünden ayrılanlar tarafından 1931 yılında Irgun Zeva’i Leumi (Irgun) örgütü kurulmuştur. Irgun, özellikle İngiliz varlığına karşı radikal bir mücadele yürütmüş ve sembolik olarak Filistin Mandası haritası üzerinde bir tüfeğin yer aldığı logosuyla İngiliz yönetimine doğrudan bir meydan okuma sergilemiştir.
Irgun örgütünün en ses getiren eylemi King David Oteli saldırısı olmuştur. King David Oteli 1940 yıllarında eşsiz güzelliğe sahip ünlü bir oteldi. Bu otel, mimari olarak Sami geleneğini yansıtan ve dönemin elit kesimi tarafından sıklıkla tercih edilen bir yapıydı. Arap isyanının en yoğun olduğu günlerde otel, İngiliz hükümeti için bir askeri üs konumuna getirildi ve otelin güney kanadı İngiliz hükümeti tarafından kapatıldı. Otel misafirlerini ağırlamaya devam ediyor olsa da kuzey ve merkez kanadı hariç tamamen bir İngiliz harekât üssüne dönüşmüştü. Bu arada Begin’e göre ise Yahudilere düzenlenen operasyonlar neticesinde Haganah ve Yahudi ajansının İngilizlere karşı direniş hareketiyle doğrudan bağlantılı olan bazı belgelerin İngilizlerin eline geçmişti ve bu belgeler King David Otelinde tutuluyordu. (4)
22 Temmuz 1946 tarihinde sabah 07.00’da Irgun militanları toplandılar ve kendileri verilecek görevi beklemeye başladılar. Hedef Kral Davud Oteliydi. Saldırı eylemini gerçekleştirecek olan grup yedi adet süt güğümünü yanına alarak her birinde 50 kilo fünyeli patlayıcıyla toplamda 350 kilo patlayıcıyı otelin içine yerleştirmek için harekete geçtiler. Araç otelin bodrum katında bulunan malzeme deposunda durduktan sonra militanlar bu noktadan otelin içine girdiler ve taşıyıcı kolonların yanına güğümleri teker teker yerleştirdiler. (5) Bundan 30 dakika sonra otelde patlamayla birlikte büyük bir ses meydana geldi ve otelin güney kanadı yedi katıyla birlikte bir anda yıkılıverdi.
Patlamadan önce otel aranıp bombalı bir eylem gerçekleştirileceği otele haber verildi. Otel haricinde Fransız Konsolosluğuna ve aynı zamanda Palestine Post gazetesine de bu bilgi iletildi. Fransız Konsolosluğuna verilen haberde patlamadan zarar görmemeleri için camların açılması bilgisi yer almaktaydı. Otelde bulunan Yahudilerin can kaybının önlenmesi için Otele yapılan aramalarda Menachem Begin’in aktardığına göre bir otel görevlisinin “Biz Yahudilerden emir almayız.” dediği öğrenildi. (6)
Patlamadan sağ kurtulan Tümgeneral Dudley Sheridan Skelton, barda bulunan subaylara verilen uyarıyı duymuş fakat kendisi hariç diğer subaylar bunun Yahudi Teröristlerin blöfü olduğunu düşünmüşlerdi fakat kendisi bu düşünceye katılmadığı için otelden ayrılmış ve patlamadan sağ kurtulmayı başarmıştı. (7)
Gerçekleştirilen terör saldırısı Yahudi Ajansı ve Britanya Basını tarafından sert bir şekilde eleştirildi. 23 Temmuz’da Haganah’ın basın organı “Kol İsrael” saldırıyı kınadı ve sert eleştirilerde bulundu. Haganah lideri Yısrael Galili ile 23 Temmuz günü buluşan Menachem Begin’in aktardığına göre: “Bu ne anlama geliyor? Ağır kaybın sebebini ve failini bilmiyor musunuz? Neden bizi kınıyorsunuz? Planlar üzerinde anlaşmıştık. Adamlarımız talimatları aynen uyguladı ve uyarı verildi. Neden gerçeği açıklamıyorsunuz?” diye sormuştur.
İrgun örgütünün İngilizlere yönelik en kapsamlı ve sert saldırısı olarak tarihe geçen King David Oteli saldırısında 92 kişi hayatını kaybetti. King David Saldırısı sonrasında Siyonizm radikal kararlar almaya ve eylemlerini terörize etmeye başladı. İngiliz subaylarının bulunduğu kulüplere ve karakollara saldırılar düzenlenirken İngiltere tepkisini her defasında daha da sertleştirmekteydi. Yakalanan teröristler İngilizler tarafından idam ediliyor fakat gerçekleştirilen idamlar neticesinde misilleme saldırıları yapılmaya devam ediliyordu. King David Oteli saldırısı ile Filistin’de meşruiyetini yitirmiş olan İngiltere en sonunda 2 Nisan 1947 tarihinde BM Genel Kuruluna başvurarak, bir sonraki olağan yıllık oturumunda konunun ele alınmasını talep etti. (8)
Nitekim İngiltere, 1920 yılında üstlendiği Filistin Manda yönetimini, artan siyasal ve toplumsal baskılar karşısında sürdüremez hâle geldiğini kabulleniyordu. II. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan ciddi ekonomik yıpranma, savaşın mali ve askerî yükü ile birleşmiş; aynı dönemde Filistin'de faaliyet gösteren Siyonist yeraltı örgütlerinin giderek artan şiddet eylemleri, İngiltere’nin bölgedeki otoritesini ciddi biçimde zayıflatmıştı. Özellikle 1946 yılında gerçekleştirilen ve İngiliz Manda yönetiminin kalbi konumundaki yapıyı hedef alan King David Oteli saldırısı, bu örgütlerin İngiltere'ye karşı yürüttüğü silahlı direnişin dönüm noktalarından biri olmuştur. Saldırının ardından İngiliz makamları Irgun militanlarına yönelik idamlar ve sert askerî tedbirlerle karşılık vermiş olsa da süregelen sabotajlar, karakol baskınları ve bombalı eylemler karşısında durumun İngilizler açısından artık kontrol edilemeyecek bir boyuta ulaştığı kısa sürede anlaşılmıştır.
Tüm bu gelişmelerin sonucunda, Birleşik Krallık hükümeti, Filistin sorununa dair çözüm üretme kabiliyetini kaybettiğini resmen kabul ederek, meseleyi 1947 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na taşımıştır. Böylece sorumluluğu uluslararası toplumun omuzlarına bırakmayı tercih etmiş ve nihayetinde, 14 Mayıs 1948 tarihinde manda yönetimini resmen sona erdirerek Filistin topraklarından İngiltere çekilmiştir.
Dipnotlar
(1) Churchill, W. (1922, June 3). British Policy in Palestine: The Churchill White Paper. The Avalon Project, Yale Law School.
(2) Churchill, W. (1922, June 3). British Policy in Palestine: The Churchill White Paper. The Avalon Project, Yale Law School.
(3) Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap İsrail Savaşları (1948-1988), Kasım 2023, İstanbul
(4) Hoffman, B. (2020). Bombing the King David Hotel: Terror, tactics and truths, S. 5.
(5) Lapidot, Y. (1992). THE ATTACK ON THE KING DAVID HOTEL.
(6) Menachem Begin, The Revolt, S. 285
(7) Lord Greville Janner, Address In Reply To Her Majesty's Most Gracious Speech, (May 22, 1979).
(8) Yearbook of the United Nations, 1946-1947, s. 276-277.